1. “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”
2. “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”
Her gün ne kadar aptal olduğumu daha iyi anlıyorum. Aptal olmak normaldir. Ama ben 18 yaşındayken kendimi bir dâhi sanıyordum. Şimdi ise tam bir ahmak olduğumu fark ediyorum.”
<style type=”text/css”> .wpb_animate_when_almost_visible { opacity: 1; }</style>

Bir gün adamın biri zamanının Sufi üstadlarından birini ziyarete gelmiş ve ona şu soruyu sormuş:
“Ön yargılarımdan ve bağımlılıklarımdan nasıl kurtulabilirim?”
Üstad ona cevap vermek yerine ayağa kalkmış ve yakında bulunan bir sütuna kollarını dolayarak bağırmaya başlamış:
“Beni bu sütundan kurtarın!!! …
Adam şaşkınlıkla bakarak, Üstadın deli olduğunu düşünmüş ve ona şöyle demiş:
Neden böyle yapıyorsun?
Ben senin akıllı birisi olduğunu düşünerek ruhsal bir soru sormaya geldim. Ama görüyorum ki sen delinin tekisin, sütunu sen tutuyorsun, sütun seni tutmuyor! Bırak gitsin!”
Üstad sütunu bırakmış ve şöyle demiş: “Bu söylediğini gerçekten derinlemesine anlayabilirsen, kendi cevabını vermiş olacaksın. Bağımlılıkların seni tutmuyor, sen onları tutuyorsun! Bırak gitsin!”
Kendini değiştirmeli insan..Yaşananlara bakış açısını değiştirmeli..Özeleştiri yapabilmeli
Önce kendini yargılayabilmeli..
Sonrasını BIRAK GİTSİN….

OKUMAYA DEĞER …Paradigma..
–
Önemli bir toplantıda cep telefonuyla bağıra bağıra konuşan bir kişi garibinize gidiyorsa, paradigmanızı değiştirmeden onu değerlendirdiğiniz için, siz yanılıyorsunuzdur.
Örneğin; trende giderken, bir baba, 3… evladıyla oturup, sürekli ağlayan çocuklarına hiç, susun, demeden yolculuğa devam ettiğinde ; siz ona ne gamsız adam, diyebilirsiniz. Ama sorsanız, belki de onlar hastaneden geliyorlardır ve bir saat önce çocukların anneleri ölmüştür ve eve dönüyorlardır.
Prof.Covey’in konuşmasını dinlemeye gelen annesi, arka sırada oturan 2 kişinin toplantı boyunca sürekli konuştuklarını görerek, çok öfkelenmiş ve oğlumu küçümsüyorlar diyerek te çok üzülmüş. Yemek molasında oğluna, şunların kafasına çantamı indiresim geliyor, demiş. Oğlu; “anne o adam Finlandiyalı, burada simultane tercüme yok, mecburen tercümanı yanına oturttuk” demiş.
Havaalanında aktarma yapmak isteyen yaşlı bir hanım, uçağının 2 saat gecikmeli olduğunu öğrenince, dergiler ve bir kutu kurabiye alarak bekleme salonuna geçmiş. Yanındaki sehpaya da dergileri ve kurabiye kutusunu bırakarak, okumaya dalmış. Bir ara bakmış ki, yanındaki koltuğu oturan bir adam, sehpadaki kurabiye paketini açıyor ve yemeye başlıyor. Kurabiyelerin kendisine ait olduğunu hissettirmek isteyen kadın, adama dik dik bakmış. Hatta canı o an istemediği halde, kutudan bir kurabiyeyi ağzına atmış. Her halde kurabiyelerin sahibinin kim olduğunu artık anlamıştır diye düşünürken, adam bir tane daha ağzına atmaz mı? Hemen kadın da bir tane daha atmış ve bir yarışma başlamış, adam bir tane, kadın bir tane. Sonuçta kutuda tek kurabiye kalmış, adam onu hızlıca kaparak ortadan bölmüş ve gülerek kadına ikram etmiş. O sırada, kadının uçağının alana indiği anonsu duyulmuş ve işlemler için kadın bankoya gitmiş. Pasaportunu çıkartmak için çantasını açtığında, ne görsün ; kendi kurabiye paketi, hiç açılmamış olarak çantasında durmuyor mu?
Meğer, bunca zamandır adamın kurabiyesini yiyormuş. Tabii çok utanmış ama, artık iş işten çoktan geçmiş.
Başkalarının düşünce ve davranışları hakkında hüküm verirken, elimizdeki veriler çoğu zaman yeterli olmuyor. Davranışların nedenini bilmeden çok yanlış yargılara varabiliyoruz.
Covey bu örnekleri ; “aynı enformasyona farklı bakış, bizim davranışlarımızı belirler” diye özetliyor. Buradan yola çıkarak çözemediğimiz sorunlar için, paradigma (zihin haritası) değiştirmenin gereğini vurguluyor ve Einstein’in bir sözünü anımsatıyor:
Karşılaştığınız sorunları, o sorunları yarattığınız düşünce düzleminde kalarak çözemezsiniz.
Çoğumuzun zaman zaman yaptığı gibi, “sorunların içinde kaybolmak” yerine, paradigma değiştirmeyi başarıp, sorunlara farklı biçimde yaklaşabilenler, o sorunu asma şansını da yakalıyorlar. Zaten sorunlarımızı dostlarımızla paylaşmamızın nedenlerinden biri de, farklı bir bakışın, bize farklı davranabilme kapısı aralama ihtimali değil midir?
ÇÖZÜMSÜZ gibi gördüğünüz sorunlar konusunda PARADİGMA değiştirmenin önemi çok büyüktür. Aslında hayatımızı, başarımızı, mutluluğumuzu belirleyen bizim kendi davranışlarımızdır. Başımıza gelen her şeyle onlara verdiğimiz tepki ve yanıt arasında geniş bir hareket alanı vardır…”
Stephan R. Covey – Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı

Çinli bir soylunun dördüncü hanımı olarak hayatına devam etme kararı alan filmin kahramanı, rekabet, dostluk, sevinç, acı, kapris, suçluluk, kıskançlık, intikam gibi bir çok duygu yelpazesini deneyimliyor…
Soylunun evi simetrik görüntülerle aktarılıyor, kırmızı fenerler, karlar altındaki bahçe muazzam…
Mutlaka seyredin…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg
Doğduk…
Önce isimler takıldı bize,
Sonra lakaplar ve takma adlar eklendi bu isimlere.
Büyümeye başlarken sıfatlar eklediler takılan isimlerimizin önlerine.
Daha da büyüdük…
Bu sefer tanimlarla cevrelediler hayatımızı. Sonra birseyler oldun, birseyler başardın dediler, bizde inandık
Birsürü şey olduk.
Sonra baktık, birtek kendimiz olamamisiz
Ve öylece bakakaldık bu halimize…
Dilvin Tekson

Okumuş olduğum bir kitapta yaşamımızdaki her şeyi, çevremizdeki herkesi hayatımıza kendimizin çektiğinden bahsediyordu. Hayatımıza giren her şeyi kendimiz çekiyorsak hastalıkları da mı biz çekiyoruz? Yok artık dedim, daha neler. Kim hasta olmak isterdi ki? Kim ağrılar çekmek, ilaçlarla yaşamak, hastanelerde yatmak ister ki? Ama gel gelelim şimdi çekim yasasının da…ha çok içine girdikçe, daha çok okudukça ve daha çok gördükçe büyük resmi daha kolay görebiliyorum. Evet ister inanın, ister inanmayın ama hastalıkları hayatımıza biz çekiyoruz.
Belki bunu bilinçli zihinlerimizle yapmıyoruz ama hastalıkları çağırıyoruz. Hayatınızda neye anlam yüklerseniz onun enerjisini ve dolayısıyla frekansını artırırsınız. Biz bunu fark etmesek de o kadar çok yapıyoruz ki… Bugün başım ağrıyor örneğin, sabah uyanıyorum. ‘Ahh çok başım ağrıyor’ diye güne başlıyorum, önce sabah eşime anlatıyorum ne kadar da çok ağrıdığınıdiye güne başlıyorum, önce sabah eşime anlatıyorum ne kadar da çok ağrıdığını, sonra ağrı kesicilere söylüyorum, sonra iş arkadaşlarıma, en çok da kendime tekrar tekrar anlatıyorum, bu arada da ağrı kesicinin hiçbir işe yaramadığını da anlatıyorum devamlı. Israrla ağrının ne kadar fazla olduğunu anlatıyorum, bana neler yaptığını anlatıyorum. Siz kendinizi baş ağrısının yerine koyun, sizi bu kadar seven, herkese sizden bahseden, sizi bu kadar yücelten birini bırakıp gider miydiniz?
Bedeniniz o kadar itaatkar bir sistemle yaratılmıştır ki, siz ne derseniz ona evet der hem de hiç sorgulamadan. Çoğu zaman düşüncelerimizle, konuşmalarımızla hastalıklara davetiye çıkartırız: ‘Çok soğuk, ben bu havada kesin hasta olurum’ hay hay der vücudumuz, emriniz olur. ‘Her sene bu zamanlar kesin ben bir yatağa düşerim’ hay hay hemen. ‘Çok meyve yedim kesin karnım ağrıyacak’ hay hay. ‘Hava böyle kapalı olunca migrenim tutuyor’ Hay hay. ‘Ayakta çok durdum varislerim ağrır bugün’ hay hay hemen ağrırım sen yeter ki iste. ‘Ay o tatlı bende ishal yapıyor’. Ne demek efendim lafı mı olur? ‘Bizim ailede bütün erkekler kalp hastalığından öldü bende de kesin kalp hastalığı çıkacak.’ -’Ne dedi ne dedi? Kalp dedi, hey kalp sana diyor, hasta olman lazımmış’.
Hay hay hemen emriniz olur. Siz de bence bir düşünün, ne kadar çok bunlara benzer cümleler kurduğunuzu, bazen ısrarla nasıl hastalıkları çağırdığınızı, hatta gelmezsen küserim dediğinizi. Hastalıklarla ilgili düşüncelerim değişmeye başladığından beri daha bir dikkati bakıyorum etrafıma, sabahları hastaneye girerken bir dinliyorum çevremi. Nasıl da bayılıyoruz hastalıklarımızı anlatmaya. Yanımızda sıra bekleyen hastaya bile anlatıyoruz. Kaç gündür nasıl yattığımızı, hangi ilaçları aldığımızı, hangi doktora kaç defa gittiğimizi. Sonra merak ediyoruz acaba onun hastalığı neymiş, belki de benimkinden daha değişiktir, ona neler yapmış acaba. Hatta bazen hastalarıma şikayetlerini sorduğumda başından başlayıp ayağa kadar her organındaki hastalığı tek tek sayan bile var. Hatta kendini bitirip akrabalarına, yakın çevresindekilere geçen. Anlattıkça, onun hayatımıza daha çok aldıkça, daha çok içselleştirdikçe, daha çok inandıkça, daha çok onunla yaşamayı öğrendikçe daha çok o oluyoruz.
O hasta insan oluyoruz. Hatta o kadar o oluyoruz ki birbirimizden faydalanmaya bile başlıyoruz. Hasta olunca çevremizden daha bir ilgi görüyoruz, başımız sıkışınca ona dayanıyoruz, o bizim bazen iş yerinden izin alabilme bahanemiz oluyor, bazen gitmek istemediğimiz toplantı nedenimiz. Hasta olunca daha bir ziyaret edilir, daha bir hali hatırı sorulur oluyoruz. Sonra da seviyoruz bu hali, biz onu seviyoruz o da bizi. Bazen de belli düşünce kalıplarını o kadar çok tekrar ediyoruz ki bilinçaltımıza atılmış çapalara dönüşüyor ve o anda bilinçli zihnimizle düşünsek de düşünmesek de bizi hastalıklara doğru götürüyor. Çocukluğumuzdan bugüne, (özellikle 0-7 yaş aralığında maximum olmak koşuluyla) yaşadığımız, duyduğumuz, gördüğümüz her şeyi, doğru yanlış, güzel çirkin ayırt etmeden kaydediyoruz.
Sonra da kayıtlarımıza, yaşadıklarımıza göre belli anlamlar yüklüyoruz. Hastalıklarla ilgili de bilinçaltı kayıtlarımız, bilinçaltı çapalarımız var. Tıpkı biraz önceki örnekler gibi. Bilinçli olarak o anda düşünmesek bile bilinçaltı hemen devreye girer. ‘Aralık ayı geldi, hani sen her sene bu zamanlar hasta oluyordun ya’ hadi bakalım. ’4 Yaşındayken de bu meyveden çok yemiştin, hani karnın ağrımıştı ya’ yine aynı şeyi yaptın hadi bakalım. ‘Hani geçen de hava böyleydi ve senin migrenin başlamıştı, bak hava yine kapalı’ hadi bakalım. ‘Babaannenin de varisi vardı, ayakta kalınca ağrıyor diye sızlanırdı ya’, “eee sende de var, sen de bugün çok yoruldun’ hadi bakalım! Bu tip hastalıklarla ilgili, iyileşme için bilinçaltına inmek gerekiyor bazen, bazı hastalıklarla ilgili o kadar acayip, o kadar çarpıcı veriler çıkıyor ki gerçekten inanılmaz.
Küçükken baharın ilk geldiği anı yaşayan, ağaçların çiçek açtığını gördüğü gün dedesini kaybeden minik çocuk, büyümesine rağmen her bahar ağaçlar çiçek açtığında depresyona girer çünkü bahar onda birini kaybetmek, onun acısını yaşamak demektir. Kaybetse de kaybetmese de fark etmez bilinçaltı kaybetmiş gibi onu depresyona sokar. Yola çıkıp geri dönemeyen yakınını kaybeden o küçük çocuk bilinçaltı, her yola giden birini eşini, çocuğunu hep kaybedeceğini sanır. Bundandır panik atak geçirmesi, bundandır onu yolun tutması, mide bulantıları. Bazen yaşadığımız şeyleri hafife alırız, geçti gitti zannederiz ama unutmayan bir yerimiz var. Ona sadece hatırlatan bir şey olması yeterli olur. Hastalıkları bazen isteyerek, bazen istemeyerek ama her iki durumda da biz hayatımıza çekiyoruz. Gelin bugün bir değişiklik yapalım sağlığımızın frekansını yükseltelim. Tüm hastalıklarımızı, acılarımızı bırakalım bir kenara. Sadece ve sadece şükredelim. Yürüyebiliyor musunuz? Bacaklarınız için şükredin. Sarılabiliyor musunuz sevdiğinize, kollarınız için şükredin. Görebiliyor mu gözleriniz ağaçları gözlerinize şükredin. Duyabiliyor musunuz kuşların seslerini kulaklarınız için şükredin. Hatırlayabiliyor musunuz çocuğunuzu ilk gördüğünüz anı, hafızanıza şükredin. Her organınız için ayrı ayrı şükredin sizi siz yaptıkları için. Size bu ana kadar koşulsuz hizmet ettikleri için. Göreceksiniz, siz teşekkür ettikçe, şükrettikçe, sağlığınızın frekansını yükselttikçe sağlığınızı hayatınıza daha çok çekeceksiniz.
* Kaynak:Indigo Dergisi

Tesadüfen 30.000 yıl önceki insanlık tarihine ışık tutacak bir mağara keşfedilir. Ve mağaranın dokusunu bozmamak için insanların içeri girmesi yasaklanır.
Herzog ve ekibi bu mağaraya özel izinle girerek içerde çekim yaparlar. Mağaranın duvarına yapılan çizimleri mutlaka görmeniz gerekiyor. Atlar, leoparlar, gergedanlar inanılmaz. El izi birakan 30.000 yıl öncesinin insanıyla karşılaşıyorsunuz.
Bilim adamlarının mağaradan nasıl etkilendiklerini yapılan söyleşilerden anlıyorsunuz.
Müthiş bir görsellikle bezenen bu belgeseli mutlaka seyredin…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Öykü, yüzyıllar önce gözlemlenen bir olayı nakletmektedir.
Bir keşiş araştırma yapmak için bir köye gitmişti. Önce o köyün mezarlığına girdi. Çünkü kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde gizli olduğuna inanıyordu.
Gözleri birden mezar taşlarının üzerindeki rakamlara takıldı. Mezar taşlarında 5, 867, 900, 20003, 4293, 8, 183 gibi birbiriyle hiç de bağlantısı olmayan rakamlar vardı. Uzun uzun düşündü, fakat bu rakamların anlamını çözemedi. Köyün en bilge kişisine gitti, ona sordu:
“Nedir bu rakamlar Tanrı aşkına” dedi. ‘Bu rakamların gösterdikleri ay mıdır, yıl mıdır, saat midir?”
Bilge kişi gülümseyerek yanıtladı:
“Biz, bebeklerimiz doğduğu zaman bellerine bir ip bağlarız” dedi. “Yaşamı boyunca her güldüğü an, o ipe bir düğüm atarız. Öldükten sonra, bellerindeki düğümleri sayar, düğümün sayısını mezar taşına yazarız.”
Bilge kişi, karşısındaki keşişin bir şey anlamadığını görünce açıklamasını sürdürdü:
“Böylece onun, ne kadar YAŞAMIŞ olduğunu anlarız.”
* ALINTIDIR.
Daima gülümsemeniz dileklerimle
1. Öfke ve kin duygusu bağışıklık sistemini zayıflatır. Neşeli ve bol kahkaha atan kişilerin bağışıklık sistemi daha güçlüdür.
2. Güldüğümüzde yüzümüzde 15 kas birden çalışıyor
3. Güldüğümüz zaman vücudumda tümor ve virüslerle savaşan hücrelerimizin sayısı artıyor.
4. Özellikle ruhsal bazı hastalıkların tedavisinde gülme terapileri kullanılıyor, gözlemlere dayanılarak o hastalar daha hızlı iyileşiyor.
5. Çocuklar günde 300 kere, yetişkinler 17 kez gülümsüyor (İçimizdeki çocuğu öldürmeyelim).
Tiroid bezi boynun ön tarafında bulunur ve küçük bir kelebek görüntüsüne sahiptir.
Küçük olmasına rağmen bu bez vücudun işleyişinde önemli bir role sahiptir. Bu organın işleyişindeki herhangi ufak bir aksama sağlığınıza çok ciddi zarar verecek sonuçlar doğurabilir.
Bu kadar küçük bir organın vücudumuzun tümünde bu kadar büyük bir etkiye sahip olduğuna inanmak güç. Bu bez hormonları gereğinden fazla ya da yetersiz miktarda salgıladığında vücudunuz bu değişikliklerden doğabilecek tehlikeleri haber veren bir çok uyarı gönderir.
Aşağıda size tiroid bezinizdeki problemlerden kaynaklı olabilecek yedi uyarıcı tepkiyi sıraladık.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu bez boyunda boğaza yakın bir yerde bulunur. Bu yüzden eğer bir sorun varsa bunu boğazınızda hissedersiniz:
Eğer bu semptomları sürekli olarak fark etmeye başlarsanız bir an önce doktorunuzla görüşmeniz tavsiye edilir. Reçetesiz satılan ilaçları kullanarak rahatsızlığınızı yatıştırıyormuş gibi hissetseniz de bu uzun vadede asıl sağlık sorununun daha kötüye gitmesine neden olur.
Kaçırmayın: Meme kanseri ve 10 uyarıcı işareti
Beynimiz yaşlandıkça daha fazla kafa karışıklığı yaşamaya başlar. Fakat bu sorun aniden daha kötü bir hal alırsa ve günlük yaşantınızdaki şeyleri unutmaya başlarsanız aynı zamanda konsantre olmakta da zorlanıyorsanız doktorunuza mutlaka danışmanız gerekmektedir.
Bir çok kadın bu semptomları menopozun etkileriyle ya da diğer yaşlılıkla ortaya çıkan durumlarla ilişkilendirir.
Ancak tiroiddeki hormonal değişiklikler de konsantrasyon sorununa sebep olabilir.
Hipotiroidizme sahip hastalar doğru tedavi uygulandığında hafızalarının ne kadar hızlı normale döndüğüne şaşırırlar. Kendi kendinize herhangi bir teşhis koymadan önce her zaman doktorunuza danışmayı unutmayın. Menopoz döneminden geçiyor olsanız bile semptomlarınızı her durumda buna bağlamanız doğru olmaz.

Saç dökülmesi özellikle bahar ve kış aylarında belli bir miktara kadar normaldir. Eğer bu dökülme fazlasıyla belirginse ve mevsimsel dökülmenin sonrasında da devam ederse tiroid bezinden kaynaklı bir soruna işaret ediyor olabilir.
Bir diğer belirti ise cilt yapısındaki değişikliklerdir. Kuru ve kaşıntılı cilt yavaşlayan metabolizma ve azalan terlemenin sonucunda ortaya çıkabilir. Bu semptomların bir diğer sebebi ise tiroidin hormon salınımındaki değişim olabilir.
Bu semptom saçların uzama döngüsündeki kesintileri de beraberinde getirebilir.
Belirli bir sebep olmaksızın ani gelişen kilo alımı veya verimi endişe uyandırır ve hipotiroidizmin en sık görülen belirtilerinden biridir.
Bu tüm vücudun yavaşlamasından sorumlu düzgün çalışmayan bir tiroidin sebep olduğu bir durumdur. Aynı zamanda yiyeceklerden aynı tadı alamama gibi tad almada yaşanan değişiklikler de görülür çünkü düzgün çalışmayan bir tiroid duyularımızı da altüst eder (sadece tat almak değil, dokunmak ve koklamak da etkilenir).
Uyuşukluk ve her gece uyku saatlerindeki artış da tiroid bezinden kaynaklı bir problemden ötürü olabilir. Tiroid bezi yeterince hormon salgılamadığında vücudun işleyişi yavaşlar. Bu durum geçmeyen bir yorgunluk hissine sebep olur.
Açıklanamayan kas ağrıları ve kramplar da bir diğer işarettir.
Tiroid hormonlarındaki eksiklik beyinden vücuda iletilen uyarılardan sorumlu sinirleri de etkileyeceğinden kramplara ve vücudun bir çok bölgesinde hassaslığa neden olabilir.
Fakat bu problemler diyabetlerini kontrol altında tutamayan diyabet hastalarında da görülmektedir. Her durumda semptomlarınıza karşı duyarlı olmanız ve doktorunuzla konuşmanız gerekir.

Tiroid hormonlarının fazlalığı ya da yetersizliği huzursuzluk, gerginlik ve tedirginlik gibi ruh hallerine sebep olabilir. Beyindeki serotonin hormonunun dengesini bozacağı için de sürekli mutsuz ve depresif hissetmeniz de mümkün.
Bu da yetmezmiş gibi tiroiddeki bir sorun dengeli beslenme ve fiziksel egzersiz ile çözümlenemeyen sindirim güçlüğü ve mide baskısı gibi problemlere de neden olur.
Boyundaki nabızda hissedilen düzensiz kalp atışı tiroidin düzgün çalışmadığının bir göstergesi olabilir. Yüksek tansiyon çarpıntıyı da beraberinde getirdiği gibi kötü kolesterol düzeyinde artışa da sebep olur.
Tiroid problemleri mutlaka tıbbi bir uzman tarafından tedavi edilmelidir. Egzersiz ve sağlıklı beslenme yeterli olmaz.
Vücudunuzun size anlatmak istediklerine kulak verin
Gördüğünüz gibi tiroid kilo değişiminden daha ciddi semptomlara kadar vücudunuzda bir çok değişime neden olur. Eğer bu uyarılar göz ardı edilirse bu sorun daha kötüye gider.
Tiroid bezindeki sorunlar 35 yaş sonrasında daha yaygın bir hal alır ve ağırlıklı olarak kadınlarda görülür.
Dünyada 300 milyondan fazla insanın hipotiroidizme maruz kaldığı tahmin ediliyor. İlaç kullanmak bu rahatsızlığa sahip kişilerin normal bir hayat yaşayabilmesini mümkün kılar.
Kaynak: Sağlığa Bir Adım
Bağırsak gazı, yiyeceklerin sindirimi sırasında oluşan çok rahatsız edici ve utandırıcı bir belirtidir.
Mide ve bağırsağın yaptığı bu hareketler, sindirime katılan bakteriler ile beraber bu rahatsız edici gazların oluşmasına ve karın bölgesinin ağır ve şişkin hissetmesine sebep olur.
Bu rahatsızlık herkesin deneyimleyebileceği yaygın bir durum olduğu için, bir çok insan bunu olabilecek en çabuk şekilde tedavi etmeye çalışır, çünkü bu durum aynı zamanda karın ağrısına ve şişkinliğe neden olur.
Şanslıyız ki sindirim kabiliyetimizi geliştirmek ve çabuk rahatlama sağlamak için doğal özellikler taşıyan doğal çaylar hazırlamak mümkün.
Bunlar hakkında bilgi almak ilginizi çekiyor mu? O zaman okumaya devam!

Anason çayı bağırsak gazını kontrol altına almak için bilinen en popüler içeceklerden biridir. Bu çay şişkinliği alır ve vücudun daha iyi bir sindirim süreci deneyimlemesine yardımcı olur.

Rezenenin sindirim özellikleri bir çok gastrointestinal problemde kullanılır. Bunların bazıları bağırsak gazı, karında şişkinlik ve mide ile bağırsak kramplarıdır.
Bu çayın içine biraz kakule ekleyerek bağırsak gazından çabucak kurtulabilirsiniz.

Zencefil bir çok sindirim sistemi problemi için yüzyıllardır kullanılan şifalı bir bitkidir.
Zencefilin içinde bulunan gingerol, anti-emflamasyon ve gaz ile şişkinlik yüzünden oluşan rahatsızlığın giderilmesinde kullanılan güçlü aktif bir bileşendir.

Papatya da anti-emflamasyon ve gaz giderici özellikleri olan bir bitkidir. Sindirim sistemi yollarında biriken gazın azaltılmasına yardımcı olur.
Bu çay zor sindirimi daha iyi hale getirir ve ağrı ve şişkinlik belirtilerini azaltır.

Nane anti-emflamasyon özelliği olan bir bitkidir. Aşırı tokluk, mide bulantısı, kramp ve bağırsaklarda biriken gazı giderir.

Bu doğal içecek vücutta biriken aşırı gazı çıkarmaya yardımcı olur ve mide sinirlerini rahatlatır.

Boldo doğal bir gaz gidericidir, birikmiş gazı dışarı iter ve sindirimi geliştirir.
Ayrıca karaciğer sağlığı için muhteşem bir destektir ve atıkların vücuttan atılmasına yardımcı olur.

Bu doğal çay sindirimde zorluk yaşayan ve bağırsak gazı yüzünden sıkıntı duyan insanlara önerilir.
Unutmayın! En iyi sonuçları elde etmek için, beslenme alışkanlıklarınızı geliştirmeniz ve bağırsak gazına neden olan yiyeceklerden kaçınmanız gerekir.
Bu çaylar arasından en çok hoşunuza gideni seçin ve sindirim sistemi sağlığınız için faydalanın.
Sonuçlar sizi kesinlikle şaşırtacak!
Kaynak: sağlığa bir adım

Evinden geçici süreliğine ayrılmak zorunda kalanlar veya tatile çıkacaklara harika bir önerim var. Dondurucuya içi su dolu bir
kupa yerleştirin. Donduktan sonra dondurucudan alın ve üstüne bozuk para koyup dondurucunuza geri koyun. Böylelikle ailenizle beraber uzun soluklu bir tatilden yeni döndüyseniz, buzdolabınızdaki yiyeceklerin bozulup bozulmadığını
anlayabilirsiniz.
Eğer bozuk para, ortadan aşağıya doğru düşmüşse
yiyecekleriniz bozulmuş demektir. Eğer bozuk para olduğu
yerde yani kupadaki buzun üstünde duruyorsa, yiyeceklerinize
bir şey olmamış demektir. Bu ipucunu, evinizden bir süreliğine uzaklaşacaksınız denemekte fayda var. Böylelikle siz evde
yokken elektriklerin kesilip kesilmediğini ve dolayısıyla yiyecekleriniziz bozulup bozulmadığını anlayabilirsiniz.
Atina Okulu “The School of Athens” – Raffaello
Resimde yer alan 59 figür rastgele yerleştirilmiş değildir. Sol kısımda müzik ve aritmetik ile ilgilenenler, sağ tarafta geometri ve astromonomi ile ilgilenenler, orta kısımda ise bu bilim dalları ile erişilmiş yüksek seviye bilgi üzerine çalışan bilim adamları/filozoflar bulunmaktadır. Eserdeki tüm figürlerin anlamı ve hikayesi vardır, fakat burada sadece önemli figürleri inceleyeceğiz. Bunun için de yukarıdaki numaralandırılmış versiyondan faydalanacağız:
1 & 2) İlk iki figür Klasik Yunan Felsefesinin iki çok önemli karakteri Platon ve Aristoteles’tir. Platon yaşlı görünümlü, çıplak ayaklı bir bilge görüntüsünde resmedilmişken; öğrencisi Aristoteles, Platon’dan bir adım daha önde resmedilmiş ve iyi giyimli, olgun bir adam olarak gösterilmiştir. Platon’un elinde eseri Timaeus’u, Aristoteles’in elinde ise meşhur Ethics eserini görebiliriz. Bu iki karakter basit hareketlerle kendi felsefeleri olan fikircilik “idealism” ve gerçekçilik “realism”e işaret etmektedirler. Platon yukarıyı gösteren eli ile bilginin tüm kaynağı olarak gökleri (Platon’a göre çevremizde gördüklerimiz sonsuz ve değişmez bir gerçekliğin yansımasıdır), Aristoteles ise yere dönük eli ile bilginin tüm kaynağı olarak yeryüzünü (Aristoteles’e göre asıl gerçeklik görüp dokunabildiğimiz gerçekliktir) göstermektedir. Platon figürü Raffaello’nun yaşadığı dönemde çok meşhur olan Leonardo da Vinci’nin yüzünü temel alarak tasarlanmıştır.
3) Zeytin yeşili tunik içinde görülen bilgin Sokrates’tir. Sokrates’in hemen yanında dinleyicilerine felsefesini açıklayan el işaretleri yaparken görürüz.
4) Resmin sağ alt kısmında yer alan figür Pisagor’u temsil etmektedir. Elindeki deftere yazmakta olan Pisagor’un hemen önünde yer alan küçük tabloda ise Pisagor’un müzik ve matematik üzerine teorilerini görebiliriz.
5) Merdivenlerin hemen ucunda masasına dayanmış düşünen adam Heraklit’tir. Bu figürün özellikle Michelangelo’dan esinlenilerek oluşturulduğu düşünülmektedir. Raffaello’nun Papalık Odaları’nı boyadığı dönemde Michelangelo da hemen yakındaki Sistin Şapeli tavanı üzerinde çalışmaktadır. Tavan fresklerinin bir yarısı tamamlandığında seyircilere gösteri amaçlı açılır. Bu fırsattan yararlanarak eseri görmeye giden Raffaello, gördükleri karşısında hayrete kapılır. Michelangelo’nun üstün yeteneğinden çok etkilenen Raffaello, tamamlanmış eserine sonradan bu Heraklit figürünün eklemeye karar verir, ve onu da Michelangelo’nun görüntüsünde resmeder.
6) Merdivenlere gelişigüzel uzanmış elindekini inceleyen kişi Diyojen’dir. Bilindiği üzere Diyojen Atina sokaklarında içinde yaşadığı bir fıçıdan başka bir varlığa sahip değildir; ve kendisi ile karşılaşan Büyük İskender’e güneşini kesip gölge etmemesinden başka bir lütuf istemediğini belirtmiştir.
7) Eserde tam solda yer alan Pisagor’un tam sağdaki dengeleyici figürü Öklid’dir. Öklid çevresindeki öğrencilere yerdeki tablo üzerine eğilmiş şekilde teorisi açıklamaktadır. Öklid figürünün dönemin en ünlü mimari Bramante’nin görüntüsünü yansıttığı düşünülmektedir.
8 & 9) Bu iki figür Zerdüşt “Zoroaster” ve Batlamyus’u “Ptolemy” simgelemektedir. Zerdüşt gökyüzü (astronomi) ile, Batlamyus ise yerbilimleri (coğrafya) ile ilgilenmiştir. Ellerindeki küreler gökyüzü ve yeryüzüne simgelemektedir. Batlamyus’un Raffaello zamanına kadar yapılmış herhangi bir büstü olmadığı için arkadan görünür şekilde resmedilmiştir.
Diğer figürleri ise kısaca özetleyecek olursak:
10) Protogenes (Il Sodoma, Perugino veya Timoteo Viti)
11) Apelles, Antik Yunan ressamı (Raphael’in kendi portresinin görüntüsündedir ve resimde seyirciye doğru bakan tek figürdür)
12) Plotinus (ünlü heykeltıraş Donatello’dan esinlenerek resmedildiği düşünülmektedir)
13) Aeschines veya Xenophon
14) Antisthenes, Xenophon veya Timon
15) Alcibiades veya Büyük İskender
16) Citium’un Zenosu
17) Epicurus
18) Boethius, Anaximander veya Empedocles
19) Averroes
20) Hypathia – İskenderiye’de felsefe, matematik ve astronomi profesörü olan Hypathia, resimdeki tek kadın figürdür. Papa’nın resimde bu figüre karşı çıkacağına inanarak Raffaello bu koyu tenli Mısırlı figürü açık tenli ve yüz hatları Papa’nın yeğenine benzeyecek şekilde çizmiş ve figürlerin arasına yerleştirerek bir miktar kamufle etmiştir.
21) Parmenides
Eserin en çarpıcı noktası Rönesans’ın çıkış noktalarından biri olan Klasik Yunan Felsefe/Bilim/Sanat’ına dair birçok önemli ismi/kavramı bir araya getirmedeki başarıdır. Resimle ilgili geride kalan hiç bir açıklayıcı belge olmamasından dolayı figürlerin büyük kısmı üzerinde yüzyıllarca kesin yargılara varılamamıştır. Fakat, eser konusunda varılacak en kesin yargı, Raffaello’nun hem döneminde hem de sonrasında yüzyıllar boyu sürecek bir etki yaratan tekniği, anlatım tarzı ve özgün yeteneğini en güzel yansıtan yapıtlarından biri oluşudur.
Tarih: 1509-1510
Konum: Stanza della Segnatura – Papalık Odaları “Apostolic Palace”, Vatikan
Dönem: Rönesans
Alt Grup: Yüksek Rönesans “High Renaissance”
Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına ” Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?” demiş.
” Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş.
Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.
Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.
Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.
Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.
Usta ressam şöyle demiş:
“İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.
İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.”
– Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.
– Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
– Asla bilmeyenle tartışma.