Affetmek zor zanaattır, ama getirisi boldur.

3000075-ferahlama[1]

 

En kolayı suçlamak, zor olan ise affetmek…

Zor zanaat, karlı zanaat : Affetmek

Affetmek zor geliyor insana. Ne kadar uğraşsanız da, öfkenizi yenmeye çabalasanız da, nefretin size zarar verdiğini bilseniz de, affetmek güç bir iş. Bir kez haksızlığa uğradığınıza inanmışsanız, derinden kırıldıysanız ya da öfkenizin alev alev devam etmesi gerektiğine karar verdiyseniz, “affetmek” mümkün olmuyor. Aslında bu, affetmediğiniz kişinin sizinle bir ömür geçirmesine izin veriyorsunuz anlamına geliyor, ama olsun!

O kişinin davranışı hala içinizi acıtıyor mu? Daha ne kadar acıtmasını istiyorsunuz? Öfke ya da korkularınızın yalnızca affetmek ile geçeceğini biliyor musunuz?

Affetmek… Çocukluğumuzda affetmeyi “ barışmak” ile karıştırıyoruz. Affetmeyi “onaylamak” ile karıştırıyoruz, ya da “kaybetmek, teslim olmak” hatta “aynı acıtan davranışı o kişinin yeniden yapmasına izin vermek” ile fena halde karıştırıyoruz!

Oysa, affetmek insanın ruhunu temizleyen, özgürleştiren ve olgunlaştıran bir eylem. Birkaç ana adımda gerçekleşiyor

Oysa, affetmek insanın ruhunu temizleyen, özgürleştiren ve olgunlaştıran bir eylem. Birkaç ana adımda gerçekleşiyor.

• Önce kırgın ya da kızgın olmanızın büyük sorumluluğunu, hatta tüm sorumluluğunu üstleniyorsunuz. Çünkü bunlar sizin verdiğiniz tepkiler, sizin duygularınız. Size maddi ya da manevi bir zarar veren kişi “hatalı” da olsa, geçmişi yorumlama şeklinizin sorumluluğu size ait.

• Karşınızdaki kişiyi, kendine özgü niyetini ve davranışlarını anlamaya çaba gösteriyorsunuz. Ona bir bebekmiş gibi bakıp, ailesini ve eğitimini göz önünde bulundurarak , içsel konuşmalarını dinlemeye çalışıyorsunuz. Empati kuruyorsunuz.

• Onu da insan olarak kabul etmeye kadar giden alışılmadık bir zihinsel yolda yürüyorsunuz, hata yapabileceğini anlıyorsunuz. Belki de kendisini korumak için böyle davrandığını düşünebiliyorsunuz, belki de hasta olduğunu, dengesiz davrandığını kabul ediyorsunuz. Alışkanlıklarını, geçmişindeki acılarını, inançlarını, değerlerini… hepsini algılamaya gayret ediyorsunuz. Kendine ait iyi niyeti, amacını keşfediyorsunuz.

• Sonra da onu hoşgörüyorsunuz.. . Affediyorsunuz. Bu olayı geçmişe bırakıyorsunuz.

• Bunu yaparak, kendinize acıtıcı duygularla ve iri zincirlerle bağladığınız bu kişiyi serbest bırakıyorsunuz ve özgürleşiyorsunuz. Kendiniz için affediyorsunuz. Yarınlarınıza bu duyguları bulaştırmamak için, belki ruh ve beden sağlığınızı korumak için, belki kocaman bir manevi tatmin elde etmek için, ya da basitçe, bu kişiden ebediyen kurtulmak için affediyorsunuz.

• Bu olaydaki kendi hatalarınızı görmeye başlıyorsanız kendinizi de affetmenin tam sırasıdır ve hayalinizde konuşarak bu kişiden af dilemeyi akıl edebiliyorsanı z, işlem tamam demektir!

• Artık dilerseniz bu kişiyi hayatınızdan çıkarabilirsiniz, ya da dilerseniz barışabilirsiniz. Sizin seçiminiz, size kalmış.

Aslında, bu işin başlangıcında onu hiç suçlamasaydınız herşey nasıl olurdu? Suçlamayı bırakarak iletişim kurmayı deneseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Çözüme ve uzlaşmaya yönelmek, kendi başınıza veya işbirliği ile sorunu sorun olmaktan çıkarmak nasıl olurdu? Bir sonraki anlaşmazlığınızda bunu deneyebilir misiniz? Taciz, cinayet, dolandırıcılık, aldatma, kefalet borcu… Hepsinde “suçlu” “onlar” olabilir, kabul ediyorum. Bu söylediklerimi geçersiz kılmak için örnekler yağdırabilirsiniz. Hepsini kabul ediyorum. Suçlasanız ne olur, suçlamasanız ne olur, ona bakın derim.

Bunun da öncesinde, klişeleşmiş beklentilerimizi gözden geçirmemiz ne iyi olur! Olumsuz duygulara ve hormonlara olan bağımlılıklarımızı, düşünce alışkanlıklarımızı ve körü körüne yapıştığımız haklı çıkma isteğimizi silkeleyip atmak bizi gerçekten özgürleştirecek. Kolay değil, ama hepinize kolay gelsin!

Affetmek zor zanaattır, ama getirisi boldur.

Affetmek için gereken sabır, hoşgörü ve şefkat damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur!

* Gülcan Arpacıoğlu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hiç BİRşey göründüğü kadar değildir______

13627232_10153875409421799_3816029710172469935_n[1]

 

öğretmen, hikayeyi anlatmaya başlar.
gemi, denizin ortasında aniden batmaya başlar. gemideki bir çift cankurtaran botuna yaklaşırken sadece bir kişilik yer kaldığını görür. o an adam, karısını geride bırakır ve bota atlar. batmak üzere olan gemideki kadın eşine bakar ve son cümlesi şu olur:
öğretmen bir an durur ve öğrencilerine “sizce kadın, kocasına ne demiş olabilir?” diye sorar.
öğrencilerinin çoğu: “senden nefret ediyorum. nankör herif!” demiştir diye cevap verir.
öğretmen, köşede sessizce oturan bir çocuk görür ve aynı soruyu ona da sorar. çocuk, “öğretmenim bence ‘’çocuğumuza iyi bak.. demiştir’’ diye cevap verir.
öğretmen şaşırarak çocuğa sorar, “daha önce bu hikayeyi duymuş muydun?”
çocuk kafasını sallar ve “hayır ama annem, babam vefat etmeden önce aynı şeyi söylemişti.” der.
öğretmen suratında üzgün bir ifadeyle, “cevabın doğru” der. gemi batar, adam evine gider ve kız çocuğunu tek başına yetiştirir. yıllar sonra çocuk vefat eden babasının günlüğünü bulur. meğerse, çift gemi seyahatine çıktıklarında kadına ölümcül hastalık teşhisi konmuş. o kritik anda, baba ölmek üzere olan eşi yerine kendini bota atmış. baba günlüğünde, “denizin dibine beraber batmayı o kadar isterdim ki… ama çocuğumuz için, tek başına denize batmanı izlemek zorunda kaldım.” yazmış.
hikaye biter ve sınıf sus pus olur …
hiç BİRşey göründüğü kadar değildir______miryam şulam

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kadınlar Şeytana Pabucunu Ters Giydirir…

13939404_10154397612248794_6498336514100999461_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dünyayı Onlar Kurtaracak: Dört Yıl Boyunca Sadece Bir Kavanoz Çöp Çıkaran Kadınla Tanışın!

s-778b76e0f6a417b3bfea18f065ea8e8138f41615

Çocukluğumuzdan beri plastik gibi maddelerin doğada yüzlerce yıl kaybolmadığını biliyoruz. Aynı şekilde bu ürünlerin üretiminin nasıl bir enerji kaybı olduğunu da…

Bir gün içerisinde ne kadar çöp çıkardığınızı, küçük bir matematik hesabıyla bu miktarın nasıl da arttığını ve nasıl devasa boyutlara ulaştığını hayal edebiliyor musunuz? Hele bir düşünün… Dehşet verici, değil mi?

Bu tüketim çılgınlığına bir “dur” demek, gerçekten mümkün. Bunu kanıtlayan kişi işte bu genç kadın…

Bu kadının ismi Lauren Singer, New York Üniversitesinde bir öğrenci ve genç bir girişimci.

Parlak gözleri, güzel gülüşü ile gayet mutlu ve sıradan bir insan gibi duruyor, değil mi? Oysa hayat tarzı biraz alışılmışın dışında!

Ondan bahsediyor olmamızın sebebi son 4 yılda çıkardığı çöpün minik bir kavanoza sığacak kadar az olması…

Lauren çevre bilinciyle oluşturduğu hayat tarzıyla insanlara imkansızı mümkün kılmaya hazır!

Evet, inanması zor fakat Lauren’in yıllar içinde çıkardığı çöp sadece bu gördüklerinizden ibaret!

Lauren bu yola ilk kez üniversitede çevre bilimi çalışmaya başladığında girmiş.

Yaptığı çalışmalar, öğrendiği ve gördüğü istatistikler sonuncunda dünyayı nasıl bir kadere sürüklediğimizi fark ettiğinde, “çöpsüz hayat tarzı” projesini başlatmış.

Değişime kendi hayatından başlaması ve bu şekilde insanlara örnek olması gerektiğini düşünen genç kadın, “çöpsüz yaşam” projesini öncelikle kendi günlük hayatına taşıdı.

Bir gün içerisinde çıkardığınız çöpleri düşününce, bunun imkansız olduğunu düşünüyorsunuz, değil mi?

Bu hayat tarzının imkansız olmadığını kanıtlamak için sizi Lauren’in günlük hayatında kısa bir geziye çıkarıyoruz.

Hayır, Lauren tahmin ettiğiniz gibi dağ başında bir çiftlikte tek başına yaşamıyor. O şehirli bir kadın, meslek sahibi; sizden bizden farksız bir insan!

Evi için yapacağı alışverişe kendi çantası ve kavanozlarıyla çıkıyor; örneğin pirinç mi alacak? Ambalajla değil, kiloyla satan yerel işletmelerden alıp kavanozuna dolduruyor.

Aslında büyükannelerimizin, bundan çok uzak bir geçmişte değil, yaklaşık 30-40 yıl önce hayatları böyleydi!

Tüketim çılgınlığına kapılmadan önce, her yerden sanki bir “olmazsa olmaz” gibi sunulan plastik ve naylona muhtaç değiliz ve değildik!

Ekmeğini poşete ya da kağıda değil, yanında getirdiği beze sarıyor.

Bu tarz ufak detaylar gözünüze önemsiz görünmesin!

Evinizde biriken poşetleri bir düşünün hele! Onların doğada yüzyıllarca kaybolmadığını da! Bunca artık nereye gidecek?!

Diş macunu, şampuan, çamaşır deterjanı gibi ürünlerini de evde kendisi yapıyor! Hem çevreye, hem de cilde zararsız tamamen organik ürünlerle!

Lauren sadece kendisi için bu ürünleri yapmakla kalmıyor, aynı zamanda öğretici Youtube videoları çekerek tariflerini dünyayla paylaşıyor. Buraya tıklayarak Lauren’in Youtube kanalına ulaşabilirsiniz.

Diş macununu dahi evde yapmanın çok zaman ve para gerektireceğini düşünmeyin! Oldukça pratik ve ucuz çözümleri var! Hele bir deneyin!

Lauren, pek çok insanın aklında oluşan “çevreci manyak hippi” kalıbının dışında biri: Güzel ve temiz bir apartman dairesinde, yaşıyor, sosyal hayata karışıyor.

Evini temizlemek için kullandığı deterjanlardan kendi kişisel bakımı için kullandığı kozmetik ürünlerine kadar her şeyi ev yapımı, evet. Fakat tüm vakti bunlarla geçmiyor.

Çünkü Lauren, bu değişimi kendi hayatına değil, herkese denetmek istiyor. Bu sebepten de The Simply Co. isimli şirketini kurdu!

Umuyoruz ki şimdi bu hayat tarzının tüm vaktinizi alacağını düşünmüyorsunuzdur!

 

Lauren henüz 25 yaşında ama hayranları çok! “Çöpsüz Yaşamı Yayma Derneği Başkanı” misali, her yerden konuşma yapması için teklifler alıyor.

Elinden geldiğince, özellikle de okulların etkinliklerine katılarak, çevreci bilinci aşılamaya çalışıyor.

Zira bu konu sadece “çevre” açısından değil; çevre yani doğa sayesinde hayatta kalabilen insan hayatı için de çok önemli…

Pet şişeler, karton bardaklar, poşetler kullanıyor olmamızın tek kötü yanı dünya üzerinde işe yaramaz dev bir çöp yığını bırakacağımız yönünde değil; bünyemize verdiği zararlar ve sağlığımıza tehditleri yüzünden de oldukça tehlikeli.

Yani Lauren, gittiği her yere götürdüğü cam bardakları ile sadece çevreyi değil, kendisini de kanserojen plastiklerden koruyor.

Çok da zor olmasa gerek, çantana bardağını at ve çık!

Bu “imkansız” görünen hayat tarzında, dışarıda bir sandviç yemek işte böyle…

Bu da çöpsüz bir buzdolabının görüntüsü: Poşet yok, kağıt yok, plastik, naylon ambalajlar yok! Bezler var, camlar ve dönüştürülebilir ekolojik karton var! Çiçek gibi!

Bir duşa girdiğinizde, bir posta çamaşır yıkadığınızda, kaç litre su harcadığınızı ve bu suyun ne kadarının kimyasallarla kullanılmaz hale geldiğini düşünün…

kaynak: sosyal kadınlar

s-778b76e0f6a417b3bfea18f065ea8e8138f41615

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BİLİM ADAMLARI İÇİN BAŞKA BİR ŞOK: BİRİLERİ DÜNYAYI KORUYAN GÖRÜNMEZ BİR ALAN YERLEŞTİRMİŞ

1417126256693[1]

 

Bu koruyucu alan gezegenimizi direkt olarak Dünyaya doğru gelen güneş dalgalarından korurken, Dünyayı zararlı kozmik radyasyondan koruyan bir bariyer olarak davranıyor.

MIT’teki bilim adamları gezegenimizi koruyan görünmez bir alan olduğunu keşfettiler. Bu gizemli görünmez alan bilim kurgu filminden bir şeye gibi görünüyor.

Atmosferimize giren zararlı kozmik radyasyonu engelliyor ve ilk kez Dünyanın 11,000 km üzerinde Van Allen radyasyon kuşağı yörüngesinde olan iki NASA uzay aracı tarafından fark edildi.

Bu görünmez kuvvet alanı Dünyanın atmosferinin en yüksek katmanından gelen son derece radyoaktif elektronları bloke ediyor. NASA’dan gelen bilgiye göre, bu “yüksek enerjili” elektronlar çok saldırgan ve uzayda ışık hızına yakın hızda hareket ediyor. Bunlar çok tehlikeli, çünkü uydudan uzay aracına kadar temas kurdukları her şeyi kızartabilirler.

Bu alan hakkında daha fazla bilgi edinmek için, NASA iki uzay roketi fırlattı, bu elektronları araştırmak ve uzaya gönderilen astronotların ve ekipmanın güvenliğini artırmak istiyorlar.

NASA, Dünyanın manyetik alanının bu parçacıkları gezegenimize doğru çektiğini ifade ediyor. Ancak, daha önce hiç belirlenmemiş olan görünmez koruyucu alan sayesinde gezegene 10,000 kilometreden daha yakın yaklaşamıyorlar.

Bilim adamları bu esrarengiz alanın düşük frekanslı elektromanyetik alanlar prensibinde işlediğine inanıyorlar, ama kaynağı hala bir gizem.

MIT’teki bilim adamları bu gizemli kutunun kaynağı ile ilgili bir kaç teoriyle geldiler. İlk düşünce bunun Dünyanın manyetik alanı ile ilişkili olduğu idi, ama daha sonra bariyerin Dünyanın manyetik alanı %30’a düştüğü zaman bile var olduğunu buldular.

Örneğin, Güney Amerika üzerinde Dünyanın manyetik alanının bariyerinin önemli miktarda düşük olmasına rağmen, Dünyayı zararlı kozmik radyasyondan eşit derecede koruduğunu not ettiler.

Araştırmacılar devam ettiler ve en muhtemel olarak bariyerleri kaynağının gezegende uzun – menzilli radyo dalgalarının varlığına bağlı olduğunu buldular. Ama, dalgaların nötr elektronlar ile reaksiyona girmeye eğilim gösterdiklerini ve ultra göreli parçacıklara karşı savaşta faydalı olmadıklarını kavradıktan sonra yine yanıldılar. Araştırmalarına devam ettiler ve engelin muhtemelen gezegenimizin üst atmosferinde gerçekleşen “plazmasferik tıslama” olarak bilinen fenomenden dolayı yaratıldığını buldular.

Bu fenomen tehlikeli şekilde hızlı hareket eden parçacıkların hareketini geri püskürtür, onları gezegenimizin manyetik alanının hatlarından birine paralel yola yönlendirir, bu nedenle bunlar atmosfere düşer ve nötr yüklü parçacıklar ile çarpışır, en sonunda yok olurlar.

(Çeviri: Saffet Güler)

kaynak:http://www.kosulsuz-sevgi.com/

ABD’nin Colarado Boulder Üniversitesi bilim insanları, dünyayı radyoaktif etkili katil elektronlardan koruyan bir görünmez kuşağın varlığını keşfetti

ABD’nin Colorado Boulder Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı dünyayı ‘katil elektron’ denilen ve radyasyon içeren ölümcül madde geçişlerinden bir kalkan gibi koruyan görünmez bir yapının varlığını keşfettiklerini duyurdu. Ünlü ‘Uzay Yolu’ film serisinde Atılgan gemisini dış tehditlerden koruyan yansıtıcıya benzetilen bu kuşak yapı dünyanın 11 bin kilometre dışında yer alıyor.

ELEKTRONLARI DEPO GİBİ STOKLUYOR
Aslında dünyayı saran manyetik kuşağın varlığının keşfi tamamen yeni değil.1958’de ABD’li bilim insanı James Alfred Van Allen, güneşteki patlamalar ve radyasyon dengesine göre değişen ve daha sonralı kendi isminin verildiği bir manyetik kuşaktan bahsetmişti. 2012’de Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi’nin Van Allen A ve Van Allen B ismiyle uzaya gönderdiği iki uydu bu manyetikm kuşakla ilgili araştırmalar yaparken ışık hızına yakın bir hızda hareket eden radyasyon içerikli elektronların yeryüzüne geçişinin nasıl engellendiği konusu cevapsız kalmıştı. İşte yayımlanan son rapor Van Allen kuşağı dışında görünmez bir kuşağın katil elektronları adeta bir depo gibi bünyesinde toplayarak geçişini engellediğinden bahsediyor.

NASIL OLUŞTUĞU BİLİNMİYOR
Bu keşif, katil elektronların manyetik alanlar ya da radyo sinyalleri tarafından tutulduğu tezini çökertmiş oldu. Bilim insanları bu kuşağın nasıl oluştuğuna ise şimdilik “Bu büyük bir fenomen. Bilmiyoruz” cevabını verebiliyor.

kaynak:sabah.com.tr

kaynak: e-mistik.com

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Cafe Society

193937.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx[1]

1930 larda geçen film o dönemim caz müzikleri ve kıyafetleriyle ayrı bir hava kazanmış . Naif bir şekilde işlenmiş iç içe geçiş aşk üçgenleri düşündürücü…

Benim gibi Woody Allen hayranları zaten gitsin, diğerleri de hayata dair gerçekçi seçim ve düşünceleri izlemekten zevk alacaklardır.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg