İÇİMDEN BİR SES DİYOR Kİ;“VAZGEÇEBİLME” YETENEĞİN yoksa Sen bir KÖLESİN!

images[4]

Özgürlüğüne, mutluluğuna sağlığına
Ve başarına,
Sahip çıkmanın yollarından biri de,
Bazen bir şeylerden vazgeçmektir!
Sahip çıkmaktan vazgeçmek!
Ve geride bırakmaktır!
Sen daha çok annen, baban
Ya da çevren tarafından
Elde ettiğin ve öğrendiğin
Her şeyi korumak
Ve onları asla bırakmamak düşüncesiyle
Yetiştirildin.
Sen sıkı bir “stokçu” olmayı öğrendin.
Böylece
Bulduğun her şeyi biriktirmeye
Ve asla elden çıkarmamaya
Alıştırıldın.
Ve eğer öyle kalmaya devam edersen,
Hayatının geri kalanında da
Tıpkı evindeki eski eşyaları
Elden çıkaramayan
İnsanlar gibi olacaksın.
Ve Taylor Durden’in dediği gibi
”sonunda sahip olduklarımız bize sahip olacak!”
Durden, der ki
“Sahip olduğun şeyler sonunda sana sahip olur!”
Ya da
Cioran söylediği gibi
”Özgürlüğün Yolu Vazgeçebilme Yeteneğinden Geçer!”
Sözünü HAYATINA uygulayacaksın
Senin KANATLARIN
İnanç ve düşüncelerindir..
Onlar seni ya uçurur,
Ya da düşür..
Sen hala uçamıyorsan..
Düşüncelerini KONTROL ET..
Vazgeçmen gerekenlerden
VAZGEÇ
”Bazen çok küçük şeyler ayaklarımıza dolanır.”
Bu bazen çalıştığın iş yerinde
Elde ettiğin
Bir pozisyondur;
Mutsuzsun ama onu kaybetmekten
Korkarak,
Risk almaz ve kendi kaderini
Belirlemekten
Çekinirsin.
Bu bazen sana zarar veren
Bir arkadaş
Yahut başka bir yakınındır;
Düzeleceği de, değişeceği de yok
Ama sen umut edip durur.
Onu hayatından çıkarmazsın.
Bu bazen paradır.
Elinden kaçırırsan yeniden
Elde edemeyeceğinden korkar,
Ondan yararlanmayı bile unutur,
Sadece bir köşeye atarsın.
Kısacası!
Vazgeçemediğin fikirler,
Vazgeçemediğin alışkanlıklar,
Vazgeçemediğin ilişkiler,
Vazgeçemediğin bir ton şey
Sonunda yaşam alanını daraltır.
Bir bakmışsın hiçbir yere,
Hiçbir şekilde hareket edemiyor,
Adım atamıyorsun,
Zaman hızla akıp geçerken
Sen öylece kalakalmış.
KÖLELEŞMİŞSİN.
Onlarca fırsat kaçmış,
Sen HEP aynı yerde sayıyorsun…
Ve görüyorsun ki, tüm biriktirdiklerin,
Hayatını devasa “bir çöplüğe ” dönüştürmüştür!
Yani anlayacağın sahip olduğun her şey
Sana SAHİP olmuş!
VE şimdi vazgeçemediklerin yüzünden
Özgürlüğüne,
Mutluluğuna,
Başarına
Sağlığına
Ve dahası
Kendine
Sahip çıkamıyorsun.
EĞER sahip çıkmak istiyorsan
Bir şeylere bazen sahip ÇIKMA!
Koy ver gitsinler!
Vazgeç!
Hastalıklar,
Ruhunla bedenine,
Gösterdiğin saygısızlığa
Bir başkaldırıdır.
İyileşme ise
Bu saygısızlığı ortadan kaldırmak için
Kendine doğru yapacağın
Yolculukla başlar.
Hastalıklar bir sonuçtur.
Nedensiz olmazlar.
Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.
Mutlaka nedenleri var.
Yalnızca Sonuçları YOK ederek
Köklü çözüm BULAMAZSIN.
Tekrar tekrar aynı sorunu
Farklı şekillerde YAŞARSIN
Ancak
NEDENLERİ yok edersen.
SONUÇLAR da kendilerini
Kendiliğinden BERTARAF ederler.
Tutunduğun kör inançlardan
Korkulardan, önyargılardan
VAZGEÇERSEN
SEN de mutlaka
MUCİZELER yaşayacaksın
İşte tam da bu yüzden
Sen Kendi Sevgine Layıksın..
Kendini SEV
Kendine SAYGI göster
Şimdi öz değerine sahip çık.
Öfke, Endişe, Korku
Her yerde var
Rahatsızlığının sebebi
Zaten BU…
Bir küçük KIRINTI bile olsa
Sevgin var mı? SEVGİN
Bana ondan HABER ver
EĞER sevgin varsa
KURTULUŞ umudun da VAR..
Diğerlerini serbest BIRAK
VAZGEÇ
SEN her zaman
SEVGİYLE ol
Sevgi içermeyen her şeyden
VAZGEÇ
SEVGİ ŞİFADIR
Bilmelisin ki
Sen İZİN vermedikçe
Hiç bir FIRTINA yüreğindeki
YAŞAMA AZMİNİ SÖNDÜREMEZ
BEN daima seninleyim.
Ne kadar küçük olursa olsun
İlk adımı isteyerek at.
İyileşmeyi ve öğrenmeyi
Tüm içtenliğinle iste,
MUCİZELER mutlaka gerçekleşecektir.
KENDİNLE BARIŞ, DÜNYA SENİNLE BARIŞMAYA HAZIRDIR

__ ALINTI __

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

’Roseto Etkisi’’ bize, sağlıklı yaşamın, sadece yediğimiz içtiğimizden ibaret olmadığını göstermesi nedeniyle çok önemli.

11073923_1034500253231186_5630566275790081751_o[1]

 

Bütün bu kaos içerisinde, gözden yiten çok önemli bir şey var!

O şeyin ne olduğunu bulmak için, sizi biraz uzaklara, Pennsylvania’nın Roseto kasabasına götüreceğim.

Roseto, Amerika’da, İtalyan göçmenlerin yaşadığı bir yerleşke.

Roseto’yu farklı kılan, hatta onu ‘’Roseto Etkisi’’ adlı bir çalışmayla tıp tarihine kazıyan önemli bir özelliği var.

Bu özellik, 1961 yılında, kasaba doktorunun, Oklahoma Üniversitesi‘nden Prof. Dr. Stewart Wolf’la yaptığı sohbet sırasında ortaya çıkıyor.

Roseto’nun doktoru, kasabada yüksek risk grubu olan 55 ile 64 yaş arasında hemen hiç kimsenin kalp krizi geçirmediğini, 65 yaş üstündeyse kalp krizine bağlı ölüm oranının yalnızca %1 olduğunu anlattığında, Dr. Wolf şaşırıyor.

Ortalamalar, Amerikan ortalamalarıyla kıyaslanmayacak ölçüde mükemmel!

‘’Çok sağlıklı besleniyor ve spor yapıyor olmalılar, değil mi?’’ diye soruyor.

Kasaba doktorunun cevabı, beklediğinden çok farklı.

Bu yoksul İtalyan yerleşkesinde insanlar, bol bol şarap tüketiyor, filtresiz sigara içiyor, gaz ve toz dolu taş ocaklarında çalışıyor…

Hmmm, neden Akdeniz diyeti olmalı!

O da değil!

Çünkü kasabadaki yoksul İtalyanların, ülkelerinden zeytinyağı getirtecek ya da satın alacak paraları olmadığı için, köfte ve sosislerini, en ucuz yağ olan domuz yağında kızartıyorlar.

Çoğu iri yarı, bugünün ölçülerine göre obez…

Ama kalpleri sağlıklı, krize öyle kolay teslim olmayan türden…

Dr. Wolf, bu durumun şaşırtıcılığını, bilim adamı meraklılığıyla çözmeye karar veriyor.

Araştırmalarında farklı bulduğu en önemli şey, kasabalıların kurduğu çok güçlü sosyal bağlar.

Halkın arasında gelir uçurumu yok.

Paylaşımcı, kederde ve kıvançta tek yürek olabilen bir halk, Roseto halkı.

Yaşlılar, toplumda büyük saygı görüyor.

Sofralar sadece mideleri değil, ruhları da besliyor.

Güven duygusu yüksek ve stres düzeyi düşük.

Kasabanın tek bir tabusu var:

Zenginlik gösterisi, gösteriş budalalığı…

Giysilerle, evlerle, arabalarla kendisini diğerlerinden farklı ve üstün kılmaya çalışmak, Roseto’da çok ayıp kabul ediliyor…

‘’Roseto Etkisi’’ bize, sağlıklı yaşamın, sadece yediğimiz içtiğimizden ibaret olmadığını göstermesi nedeniyle çok önemli.

Başka şeyler de olmalı!Şimdi gelin, bir kez daha Roseto’ya dönelim!

Yıllar geçiyor…

Roseto’nun gençleri, yavaş yavaş kasabayı terk edip, büyük kentlere okumaya ve çalışmaya gidiyorlar…

Çoğu iyi paralar kazanıp geri döndüklerinde, Roseto’nun merkezinin dışında, yüzme havuzlu, lüks evler inşa ediyorlar…

Artık üç nesil bir arada değil…

Çocuklara, engin yaşam denizinde fener olan yaşlılar yok…

Ortak sofralar dağılıyor, ortak ruhlar da…

Sonra ne mi oluyor?

Roseto’lular da şimdi, başkaları gibi yaşıyor, onlar gibi ölüyor…

Kıskanılacak pek bir şeyleri yok artık…

Doç. Dr. Şafak Nakajima

İnsanların kalplerini kırdığında da bu çitlerdeki gibi delik açmış olursun

images[5]

 

Bir zamanlar çok sinirli ve hırçın bir çocuk vardı.Birgün hırçınlığının ardından öfkesi yatışıp üzüntü hissetmeye başladığında, babası bir torba çivi verdi çocuğa. Ve, ne zaman sinirlenip hırçınlık yapar ise, bu çivilerden birini arka bahçedeki çitlere çkmasını söyledi.
Çocuk, ilk gün 37 çivi çaktı. Daha sonraki günlerde çakılan çivi sayısı git gide azaldı. Çocuk, öfkesine hakim olmanın arka bahç…eye gidip çivi çakmaktan daha kolay olduğunu zamanla fark etmişti.
Sonunda çocuk öfkesine hakim olur hale geldi. Gidip durumu babasına sevinç içinde anlattı. Babası, bu defa , kendisini tutabildiği her ün için çivilerden bir tanesini çitlerden sökmesini istedi oğlundan.
Günler, haftalar geçti ve en sonunda çocuk babasına tüm çivilerin bittiğini haber verdi. Bunun üzerine, babası:
“Aferin oğlum! iyi iş becerdinm ve öfkene hakim olmayı başardın” dedi ve çocuğun elinden tutup onu çitlerin yanına götürdü. Eliyle çitlerdeki delikleri göstererek:
“Delikleri görüyor musun? İşte bu çitlerdeki bu delikler tamamen kaybolmayacaktır. İnsanların kalplerini kırdığında da bu çitlerdeki gibi delik açmış olursun. Ardından özürde dilesen bile, o yaranın izi orada kalır.

Bilmeniz Gereken 16 Türk Ressam ve Tabloları

Osman Hamdi Bey, Fikret Mualla, Abidin Dino, İbrahim Çallı başta olmak üzere ünlü Türk ressamların en önemli tablolarını sizler için derledik.

1. Hoca Ali Rıza (1858 – 1930) – Göl Kenarı

Hoca Ali Rıza, Türk resminde manzara resmi yapan ilk ressam değildir ama saray bahçelerinden çıkıp bir empresyonist gibi kırlarda ve sahillerde resim yapan ilk Türk ressamıdır. Ayrıntılara gösterdiği özen ve renk bilgisi onun üslubunu farklı kılan noktalardır. Resimde şiirsel bir üslup vardır. Bu resimde olduğu gibi tüm manzara resimlerinde maviler ve yeşiller ağırlıktadır. Resimlerinde figürü boyut belirleyici olarak kullanır.

Hoca Ali Rıza, hiç Avrupa’ya gitmemiş olmasına ve empresyonizmi görmemesine karşın resmine batılı bir tarz katmıştır.

hoca ali riza göl kenarı

2. Şeker Ahmet Paşa (1841 – 1907) – Narlar ve Ayvalar

Geometrik açıdan sepetteki ayva ve narların dizilişi, birbirleriyle oluşturduğu kompozisyon resmin en dikkat çekici özelliğidir. Ayrıca, resmin gerçekçi duruşu, renklerin birbiriyle uyumunda önemlidir. Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerindeki renk zenginliği, doğadaki gerçekliği verme kaygısı, onu doğa lirizmi diyebileceğimiz bir üsluba yaklaştırdı.

Paris’te Louvre Müzesi’ne hayatta iken resmi kabul edilen ilk Türk ressamıdır. Resimlerinde değişik bir perspektif anlayışı vardır. Daha çok natürmort resimleri ile bilinir.

seker ahmet pasa narlar ve ayvalar

3. Osman Hamdi Bey (1842 – 1910) – Kaplumbağa Terbiyecisi (1906)

Kaplumbağa Terbiyecisi’nin 1906 ve 1907 olmak üzere iki farklı versiyonu vardır. Bu yazıda gördüğünüz 1906 versiyonudur. İki versiyon arasındaki temel fark, 1906 versiyonunda 5, 1907 versiyonunda 6 kaplumbağa olmasıdır.

Osman Hamdi Bey’in bu tablosu, özellikle ilham kaynağına dair net bilgilerin olmadığı dönemde, geri kalmış bir toplumu çağdaşlaştırmaya çalışan bir aydının yorgun hâlini anlattığı şeklinde yorumlanmıştır. Kaplumbağaların esin kaynağının, Lale Devrindeki Sadabad eğlenceleri sırasında, hava karardıktan sonra sırtlarına mum dikilerek serbest bırakılan kaplumbağalar olduğu öne sürülmüştür. Bu yoruma göre, Sanay-i Nefise, Asar-ı Atika Müzesi, Duyun-u Umumiye gibi birçok kurumu kurmak ve yönetmek görevini üstlenen Osman Hamdi Bey, tabloda kendini terbiyeci, kendi iş yapış biçimine uyum gösteremeyen astlarını ise yemeğe ulaşmaya çalışan kaplumbağalar olarak göstererek, onları hicvetmektedir.

Başka yorumlara göre, düşünceli biçimde dikilen adam, sabır gerektiren zor bir iş olan kaplumbağaları terbiye etme işini, elindeki ney ve sırtındaki nakkareyi çalarak başarmayı ummaktadır. Bu yoruma göre de terbiyeci Osman Hamdi Bey’in kendisidir. Terbiyecinin zorlu işi elindeki müzik aletleriyle halletmeye çalışması, Osman Hamdi Bey’in de değişime direnen bir toplumu sanat yoluyla çağdaş seviyeye getirmeye çalıştığını, bu yüzden sanat okulu ve müze açma girişiminde bulunduğunu vurgular.

osman hamdi bey kaplumbağa terbiyecisi

4. İbrahim Çallı (1882 – 1960) – Üsküdar

Ressam Roben Efendi’den de resim dersleri alan Çallı, Şeker Ahmet Paşa’nın önerisi üzerine 1906 yılında şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi. Altı yıllık okulu üç yılda bitirdi.

Türk resminde, İbrahim Çallı ve arkadaşları, “1914 Kuşağı Türk Ressamları”, “Türk İzlenimcileri” ve  “Çallı Kuşağı” olarak anılırlar. Çallı, resim alanında batı anlayışına yönelik bir sürece girilmesinde önemli itici güçlerden birisi olmuştur. Çalışmalarının tümünde gözlemlenen izlenimci anlayış, Avrupa’nın resim uygulamalarında görülen izlenimcilik akımının kurallarını sıkı sıkıya uygulamaktan çok, kendine özgü bir karakter sergilemiştir. Bu karakter Çallı’nın kompozisyonu oluşturan unsurların seçiminde ve resimsel dili oluşturmasındaki tavrı ile ortaya çıkmaktadır.

Üsküdar tablosunun önemi, ressamın paletindeki tüm renkleri ustalıkla kullanmasıdır. Resme baktığınızda, kendinizi Çallı ile beraber Üsküdar’da o yıllarda dolaşır gibi hissedersiniz.

ibrahim çallı üsküdar

5. Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911 – 1973) – Tophane

Bedri Rahmi Eyüboğlu, görsel sanatların farklı dallarından pek çok eser bıraktı. Bu tablo, ressamın izlenimcilik etkisini net olarak ortaya koyar.

Avrupa kültürünü takip eden İstanbul’da modernizmin simgesi olmayı amaç edinen kalabalığı, sanat yakınlığı, gece yaşamı, kahve kültürüyle 1900-1950 arasında semt kültürüne sahip olan Tophane, Bedri Rahmi ve arkadaşlarının uğrak yeri. Canlı ve parlak renkleri tercih eden ressam, sağ tarafa yerleşip, oval cephesi ve açık rengiyle eserin kırılma noktasını direkt vererek dikkat çekmek istemiştir.

bedri rahmi eyüboğlu tophane

6. Mahmut Cûda (1904 – 1987) – Sara (1929)

Mahmut Cûda’nın az sayıda nü çalışmasından biri olan resme, pembe elbise giydirmesinin öyküsü ilginçtir. 1929 yılında yaptığı üç nü tablodan birine pembe volanlı elbise, 1931’de evlendiği eşi Nazıma Hanım’ın Akademi Balosu’nda giydiği elbisedir.Cûda, çok sevdiği eşiyle ilk karşılaşmasında üzerinde gördüğü bu elbiseyi nü tablosunun üzerine giydirir. Peki nü tablosunu yaptığı Sara kim? O dönemde, Akademi’de çalışan modellerden biri. Aslında ressamın natürmortları çokça bilinse de, bu tablosu çok etkileyici.

mahmut cuda sara

7. Feyhaman Duran (1886 – 1970) – Celaleddin Arif Bey (1907)

Türk resim sanatında portre sanatının ilk ve en önemli temsilcisidir. İzlenimci bir anlayışı yansıtan eserlerinde renk ve desen uyumu dikkat çekicidir. Aynı zamanda, en güzel Atatürk portrelerini yapan ressamdır.

Portresini yaptığı Celaleddin Arif Bey, son Osmanlı Meclis Başkanı’dır. Feyhaman Duran’ın Avrupa’da aldığı resim eğitiminin baskın özelliklerini ortaya koyduğu yapıtıdır. Elinde kitap okuyan Arif Bey, isminin şöhretine yakışan sert bir poz veriyor.

feyhaman duran

8. Fikret Mualla (1903 – 1967) – Caz Orkestrası

Kendi hayatı her ne kadar acı, hüzün, hastalık, alkol gibi zorluklarla dolu olsa da bütün yapıtlarında yaşama sevinci hakimdir. Resimde, Fikret Mualla coşkulu bir müzikal ortamı yakalamayı başarmıştır. Desen ve gözlem ustası Mualla, Paris’te Henry Matisse’nin renk kullanımından etkilendi, dışavurumcu akımın etkisi altına girdi. Öznelliğe ağırlık verip gerçekliğe bağlı kalmamak. Renkli kağıtlar üzerine guaj ile yaptığı resimler onun imzasıdır adeta. Cazcıları resmettiği çok sayıda resmi vardır. Neticede bir ressamın bir dönemi, bir kenti, bir tarzı nasıl belleklerde iz bırakacak şekilde işleyebileceğini gösteren ilginç temalardandır.

Fikret Mualla Caz Orkestrası

9. Nazmi Ziya Güran (1881 – 1937) – Sokak Manzarası

Empresyonizmi en üst seviyede temsil eden ressamın bu eseri başyapıtları arasında gösteriliyor. Resimde İstanbul insanının bu doğal ve kentsel ortam içinde akıp giden yaşamını ele almıştır. Sanatçı, tipik tarzı olan değişken ışık anlayışını bu resmine de aktarmış.

nazmi ziya güran

10. Nuri İyem (1915 – 2005) – Üç Güzeller

Nuri İyem, mahur, güzel, çekingen, melankolik, utangaç kadınlarla bizi sarmalar. Bu kadın yüzleri, hem çocukken kaybettiği ablasının hayali imgesi hem de zamanı aşan ikonik bir sembol olarak Nuri İyem sanatının önemli bir örneğidir. Üç Güzeller teması, Yunan ve Roma mitolojisinde karşımıza çıkar. Bu üç tanrıça, neşe, görkem, övünç adlarıyla güzellik, doğa, cazibe, yaratıcılık ve doğurganlığı temsil eder. İyem’in de Anadolu kadınına övgü dolu gözlerle baktığı bellidir bu resmiyle.

nuri iyem üç güzeller

11.  Namık İsmail (1890 – 1935) – Sedirde Uzanan Kadın (1917)

Namık İsmail daha ziyade nü tablolarıyla bilinir. Bu resim, Osmanlı’da elit tabakaya ait batıya özgü giysileri olan bir kadın figürünün resmedilmesi ve arka planda kitaplarla dolu kitaplık, batılılaşma dönemi sonrası üst tabakadan kitap okuyan kadını simgeler. Yerdeki hat levhası, vazo, sehpa, yastıklar, kadının yüzündeki hüzün, düşünceli görünümü, resimdeki objeler resmin duygu atmosferine göre seçilmiş. Kullanılan pastel tonlar, duygu atmosferini bütün resme yaymış. Resimdeki ışık kadının yüzüne odaklanmış, bu kadının duygulu, zarif kişiliğini öne çıkarmıştır. Kadının eli aynı ışık içinde kullanılarak narin duruşuna katkı sağlamıştır.

namık ismail

12. Hale Asaf (1905 – 1938) – Otoportre

Hale Asaf, kısacık yaşamında bir taraftan hastalıklarla mücadele etmiş, bir taraftan resim tutkusuyla Avrupa – İstanbul arasında mekik dokumuş önemli bir kadın ressamdı. Asaf, aynı zamanda ilk Türk kadın ressamlardan Mihri Müşvik’in yeğeniydi.

Bu portre, Paris’teki hocası Andre Lhote’nin ona kazandırdıklarıyla kübizm etkisinde yaptığı otoportredir. Tekniğinin güzelliği kadar, kendini bir Türk kadını olarak tasviri de çok önemlidir. Kadınsı yönlerini geride bırakmış, ayağı sağlam basan, kendinden emin genç Türk kadınlarını bu otoportre vesilesiyle yansıtmıştır.

hale asaf otoportre

13. Abidin Dino (1913 – 1993) – Uzun Yürüyüş (1956)

Abidin Dino, sanatın her dalında gösterdiği çalışmalarla çağdaş kültürün gelişmesinde çok çaba harcamış bir sanatçıdır. Dino, aslında hayatı boyunca çizdiği, bir nevi kartvizit işlevi gören el ve parmak çizimleriyle bilinir. Picasso’nun deyimiyle en düzgün el ve parmak çizen iki kişiden biridir.

Bu tablosu için, Nazım Hikmet şiir yazmıştır.

Bu adamlar, Dino,
ellerinde ışık parçaları,
bu karanlıkta, Dino,
bu adamlar nereye gider?
Sen de, ben de, Dino,
onların arasındayız,
biz de, biz de, Dino,
gördük açık maviyi.

abidin dino yürüyüş nazım hikmet

14. İbrahim Balaban (1921 – ) – Harman (1958)

Anadolu insanının yaşamından ve halk efsanelerinden yola çıkarak toplumsal gerçekçi yapıtlar üreten 94 yaşındaki usta ressam Balaban, bugün hâlâ Nâzım’dan Şair Baba” diye bahsediyor ve O bir güneşti, beni ışığıyla aydınlattı.” diyor. Nazım Hikmet, onun Harman tablosu için şu şiiri yazmıştır.

Seçköyü’nden Feyzioğlu Ali’nin kızı,
harman yerinde su döküyor dombaylara.
Dombaylar kızgın tuğladan
dombaylar kırmızı kara.
Ben de dombaylar gibi,
eydim kafamı toprağa.
Su dök!
serinleyeyim!

ibrahim balaban

15. Nurullah Berk (1906 – 1982) – Ütücü Kadın

Resimde konturlar değişmeyen bir unsur olarak yer almış. Bu resimde, biçimler öteki resimlerde olduğu gibi çok parçalı değildir. Parçalanmalar formu bozmayacak şekilde yer yer kontur kullanmadan renkler ve tonlarla yapılmıştır. Önceki resimlerinde merkezi olan konpozisyon burada değişmiş, figür bu sefer resmin ortasında değil sol tarafta yer almıştır. Geleneksel biçimlerin üzerine bu resimde daha önemle durulmuş. Konu olarak yine gündelik hayatlardaki insan motifleri işlenmiştir.

nurullah berk

 16. Avni Arbaş (1919 – 2003) – Atlı (1986)

Dostu Nazım Hikmet’in de gördüğünde “Avni’nin Atları” adlı şiirini yazdığı “Atlar” serisi bir panelde tartışılırken, “Bazen kendimi at gibi hissediyorum” demiş Avni Arbaş. Panel yöneticisi can havliyle araya girmiş “Aman efendim, estağfurullah” diye karşılık vermiş. “Halbuki”, diyor “at olmak güzel bir şeydir”.

avni arbaş kuvayı milliye nazım hikmet

Kaynak

Günde 1 Resim

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duygularımı Kucaklıyorum

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Kışın nasıl baharın geleceğini biliyorsak, yazın da sonbaharın geleceğini biliriz. Ve hiç birine direnmeyiz. Kabule geçer ve kendimizi şartlara göre hazırlarız…

O zaman üzüntüyü, kederi, ağlamayı, yalnızlığı niye dışlıyoruz ki…

Neşe, sevinç ve mutluluk gibi onlar da yaşanmayı haketmiyor mu? Tüm duygularımızın bize öğrettiği başka bir şey vardır. Ben tüm ama tüm duygularımı gönülden kucaklıyorum, iyi ki hepsini hissedebileceğim bir hayata sahibim…

İyi ki varlar… İyi ki varsınız…

Anette İnselberg

Allah Allah Manyak Mıdır Nedir?

11120043_989681017717991_6963042033236964081_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bitter çikolata ye sağlığını koru…!

10572039_439968256169792_9206620079268748540_o[1]

Bitter çikolatanın kolesterolü düşürdüğünü söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Cihangir Akça, bitter çikolatayla ilgili bilgiler verdi.

Bitter çikolata ye sağlığını koru
Kakao oranı yüksek çikolata tüketimi, sanıldığının aksine sağlığınız için faydalıdır. Kalp sağlığınızı korumak, kendinizi daha iyi halde hissetmek, spor yaparken yağ yakımınızı hızlandırabilmek ve cilt sağlığınızı koruyabilmek için günde 20 gram %80 kakao içeren bitter çikolata tüketimi en tatlı kaçamak için idealdir.

Ancak doymuş yağ ve yüksek kalori içermesi nedeniyle yeterli miktarda tüketilmesi önemlidir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Cihangir Akça, bitter çikolatanın faydaları ile ilgili şu bilgileri verdi…

Yapılan araştırmalar sonucu günde 20 gram %80 kakao içeren bitter çikolata tüketimi ile kalp sağlınızı koruyabilir, kan basıncınızı dengeleyebilir, kanser nedeni olan oksidasyonlar ile savaşabilir. Ayrıca cildinizi güneşin zararlı etkilere karşı koruyucu etki gösterebilir, cildinize ışıltı katarak güzelleştirebilir ve mevsim geçişlerinde oluşabilecek yorgunluk ve stres durumu için ruhunuzu besleyen lezzetli bir tatlıdır.

Bitter çikolota kolestrolle savaşıyor
%70-80 kakao içeren çikolatalarda, polifenoller bakımından zengin olması nedeniyle lipit peroksidayonunu engelleyebilir ve kalp damar rahatsızlıklarını en aza indirebilir. Sigara içmeyen gönüllü kişilerde yapılan çalışmaya bakıldığında, düzenli olarak 3 hafta bitter çikolata tüketen kişilerde %11,4 oranında HDL (iyi kolesterol) kolesterolün yükseldiği, serum LDL (kötü kolesterol) değerlerinde %11,9 oranında azaldığı görülmüştür. Bu sayede kakao polifenolleri ile HDL kolesterol artması ve LDL kolesterolün azalmasına bağlı olarak oksidatif hasara karşı daha dirençli hale geldiği ve bu sayede kalp sağlığınızı koruyabileceğini söyleyebiliriz.

Dengeyi tutturmak gerekiyor
Düzenli ve yeterli miktarda bitter çikolata yemek kan basıncınızın düzenlenmesine yardımcı olabilir. Flavonoidlerden zengin olması nedeniyle düzenli bitter çikolata tüketimi nitrik oksit üretimini uyarır. Nitrik oksit bu sayede kan basıncını azaltır, kanın damarlarda rahatça akmasına ve genişlemesine yardımcı olabilir ve kan basıncını düzenleyebilir. Fakat çikolata doğmuş yağ oranı ve kalorisi yüksek olması nedeniyle yeterli tüketilmesi önemlidir.

Bitter çikolata yükselişte
Bitter çikolata diğer tatlıların ve şekerin aksine glisemik indeksi düşüktür. Bu durum diğer tatlıların aksine kan şekerinizin hızlı yükselmesi değil, bitter çikolata tüketim sonrası kan şekerinizin yavaş akımını sağlaması demektir. Bitter çikolatadaki antioksidanlar insülin hormonun doku duyarlılığını arttırır, flavanoidler içermesi ile kan şekerinizi düzenler ve diyabet riskinizi azaltmaya yardımcı olabilir.

Psikolojik etkileri yüksek
Etrafı saran kokusu bile mutluluk nedeni olan bitter çikolata, yeterli miktarda tüketildiğinde yapılan araştırmalar stresi azalttığı, mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin hormonun arttırmasına yardımcı olabileceği kanıtlamıştır.

Kakao oranı yüksek olan bitter çikolatanın mutluluğun besinlerdeki ismi ve vücudun üretmediği elzem amino asit çeşidi olan triptofan içermesi ile ruhunuzu beslemesine yardımcı olabilir.

Mevsim geçişlerinde artan stresinizi azaltmak istiyorsanız eğer; 10 gram bitter çikolatayı benmari usulü eritip, 1 yemek kaşığı yaban mersini ilave edip ve buzdolabında dondurduktan sonra stres yönetimi için light süt ile tüketebilirsiniz.

Kramp önleyici etkisi mevcut
Bitter çikolata polifenollerden zengin olmasıyla, spor öncesi tüketimi ile yağ yakımınızı hızlandırabilir. Yağsız süt ile hazırlanan filtre kahvesine yarım muz ve benmari usulü eritilmiş bitter çikolata karışımı potasyumdan zengin olması nedeniyle kas kramplarını engeller ve yağ yıkımını hızlandırabilir.

Cildinizi güzelleştirin
Bitter çikolatanın antioksidan yüksek oranda içermesi nedeniyle yeterli miktarda düzenli tüketildiğinde cildinizi güneşin zararlı etkilere karşı koruyucu etkisi vardır ve ışıltı katmasına yardımcı olabilir

Karadut yorgunluk ve halsizliğe birebir…!

11150397_440369412796343_1466304021321017155_n[1]

Kendinizi yorgun hissettiğinizde taze sıkılmış karadut suyu size enerjinizi geri kazandırabilir. Tam bir enerji deposu olan karadut, ayrıca yaşlanmayı da geciktiriyor.

Karadut yorgunluk ve halsizliğe birebir
Sağlıklı yaşamın vazgeçilmezleri arasında yer alan meyve ve sebzeler, birçok hastalığa da iyi geliyor. Sağlıklı beslenmenin vazgeçilmezlerinden olan ve tadı da oldukça lezzetli olan karadut meyvesi de bunlardan biri.

Yaşlanmayı geciktiriyor
Uzmanlar, taze sıkılmış karadut suyunun, yorgunluk ve halsizliğe son verdiği, bunun yanı sıra yaşlanmayı da geciktirdiğini belirtiyor.

Bağışıklığı güçlendiriyor
Eğer sizde kendinizi sürekli yorgun ve halsiz hissediyorsanız, hareket etmeye enerjisiniz yoksa tam bir enerji deposu olan karadut suyu içebilirsiniz. Uzmanlar, içeriğinde oldukça fazla antioksidan olan karadutun ayrıca bağışıklık sisteminin güçlenmesine de destek olduğunu belirtiyor.

Bağırsakların çalışmasına yardımcı oluyor
Metabolizması yavaş olan ve kabızlık sorunu yaşayan kişilere de karadut tüketmeleri öneriliyor. Bağırsakların düzenli çalışmasına yardımcı olan karadut, mide hastalıklarında da son derece faydalı olan bir meyve. İçeriğinde şeker, organik asitler, pektin ve C vitamini bulunan karadutun kan yapıcı özelliği olduğu da belirtiliyor.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gribe ve faranjite evde doğal çözüm…!

11072768_440425866124031_2299214343375924963_n[1]

Kendinizi antibiyotiklerin ellerine teslim etmek istemiyorsanız kendi ilacınızı kendiniz hazırlayın. İşte grip ve faranjit için doğal çözümler…

Bitkisel ürünler konusunda deneyimi olan Dr. Mustafa Eraslan, kış aylarında ortaya çıkan hastalıklardan korunmanın doğal yolları için pratik tavsiyeler verdi.

Soğan-bal karışımı

Gribe ve faranjite karşı doğal ev formülleri hakkında açıklamalarda bulunan Dr. Mustafa Erarslan, şöyle konuştu:

“Orta boy bir soğan iri iri doğranır, üzerine bir yemek kaşığı bal ilave edilerek cam kavanozda 3 saat sulanması beklenir, daha sonra, küçük çocuklarda günde 3 defa 1 tatlı kaşığı, büyüklerde günde 3 defa 1 yemek kaşığı kullanılır. Karışım, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve antibakteriyel ve öksürük kesici olarak kullanılabilir.”

Adaçayı ile gargara

Dr. Eraslan’ın verdiği diğer formül ise “2-3 gram adaçayı yaprağı üzerine taze kaynatılmış ve bir miktar soğumaya bırakılmış bir fincan su ilave edilir, üzeri kapatılır ve 10 dakika demlenir. Gün içinde 5-10 kez dolu dolu gargara yapılırsa faranjit de son derece etkili olacağı görülecektir. Yapılan bilimsel çalışmalarda ekinezya ile birlikte gargara şeklinde kullanıldığında etkisini arttığı belirtilmektedir” şeklinde oldu.

KAYNAK: HERŞEYDEN ÖNCE SAĞLIK

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çin Tıbbına Göre İç Organlardaki Zehirli Maddeler Nasıl Boşaltılır?

wuzangpaidu100524[1]

 

İnsan vücudundaki iç organlarda zehirli maddeler var mı? Bedensel sorunlara bu zehirli maddeler mi yol açar?

Çin tıbbına göre, insan vücudundaki beş iç organda zehirli maddeler birikir, bu zehirli maddelerin birikmesi, vücutta belirtiler bırakır. Şimdi zehirli maddelerin saklandığı yerleri bulalım ve bu zehirli maddeleri yok etme yöntemleri öğrenelim.

Eğer dalakta zehirli maddeler birikirse, yüzde benekler görülür. Yüzünde benekler olan bir kadının sindirim sistemi nisbeten zayıflar; beyazımtırak akıntısı fazla olur; yağ birikir.

Çin tıbbına göre, dalaktaki sindirim iyi olmadığı takdirde, zehirli maddeler zamanında dışarı boşaltılmaz. Bu nedenle kilo vermek isteyen bir kişi, öncelikle dalağının ve midesinin işlevini normalleştirmeli; dalağında zehirli maddeler bulunan kişide ağız kokusu olur, ağız ülseri görülür.

Şimdi dalaktaki zehirli maddeleri boşaltma yöntemlerine geçelim.

1. Dalaktaki zehirli maddelerin boşaltılmasına ekşi yemekler iyi gelir. Ekşi yemekler, bağırsak ve midenin sindirim işlevini pekiştirir, yemeklerdeki zehirli maddelerin en kısa sürede boşaltılmasını sağlar; ayrıca ekşi yemekler dalağı güçlendirir.

2. Dalaktaki zehirli maddelerin boşaltılması için Shangqiu adlı akpunktur noktasına basılabilir. Bu akpuntur noktası, iç topuk kemiğinin altındaki çukurun ortasında bulunur. Bir parmakla bu noktaya, azcık acı hissetecek şekilde basabilirsiniz. Bu basma bir defasında üç dakika sürerse, yeterli olur.

3. Yemekten sonra yürüyüş yapmak. Spor, dalağa ve mideye yardımcı olur. Bu yöntem azimle uygulanmalı.

Yemek sonrası, zehirli maddelerin en kolay oluştuğu zaman dilimidir. Yemeklerin zamanında sindirilmemesi veya emilmemesi halinde zehirli maddeler birikir. Bu nedenle yemekten sonra yürüyüş tavsiye edilir. Ayrıca yemekten bir saat sonra bir meyve yenebilir.

******

Karaciğer, insanın diğer önemli iç organlarından biridir. Karaciğerde zehirli maddeler birikirse, tırnak üzerine çıkıntılı çizgi veya tırnak çökmesi görülür. Çin tıbbına göre, kirişler karaciğere bağlıdır, tırnak ise kirişlerden bir bölümüdür. Bu nedenle karaciğerde zehirli maddeler biriktiği takdirde, tırnak üzerinde belirgin işaret olur.

Karaciğerde zehirli maddeler bulunursa, kadında mastit görülür; deprasyon başgösterir. Çünkü karaciğer insan vücudunda duyguları ayarlayan iç organdır. Eğer içindeki zehirli maddeler zamanında boşaltılmazsa, Qi dolaşımı engellenir, bu da depresyon duygusuna neden olur. Ayrıca yarım baş ağrısı ve aybaşı ağrıları gibi belirtiler görülür. Yüzün iki yanağı ve göbek, karaciğer ve safra kesesinin “etki alanı”dır. Eğer karaciğerde zehirli maddeler varsa, yüzde ve göbekte mutlaka belirti gözükür.

Karaciğerdeki zehirli maddelerin boşatılması için, yeşile çalan mavi renkli yemekler tüketilmeli. Örneğin portakal veya limon suyu, karaciğere iyi gelir; karaciğerle bağlantılı akpunktur noktasına basmak iyi gelir. Basılacak nokta, birinci ve ikinci ayak parmaklarının buluştuğu noktanın önündeki çukurun ortasında yer alır. Ağlama, zehirli maddelerin boşaltılmasına yardımcı olur. Kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının gözyaşlarına bağlı olduğu, hem Batı tıbbınca, hem de Çin tıbınca doğrulandı. Gözyaşları gerçekten insan vücuduna zararlı maddeler içerir. Bu nedenle istediğiniz zaman ağlayabilirsiniz.

******

İnsan kalbinde zehirli maddeler birikirse, dil ülseri olur, alnında kabarcıklar oluşur, uykusuzluk ve kalp rahatsızlığı meydana gelir.

Çin tıbbına göre, kalple en yakın ilişkili organ dildir. Bu nedenle ülser dilde görülür. Alın, kalbin “nüfuz alanı”dır. Eğer kalpte “ateş” varsa, alın “yanar”, kabarcıklar ortaya çıkar.

Kalpteki zehirli maddelerin boşaltılması için, nilüfer tohumları gibi, acı yemekler tavsiye edilir; kalbi simgeleyen Shaofu adlı akpunktur noktasına basılır. Shaofu, insanın yumruğunu sıktığı zaman, avuçta yüzük parmağı ve küçük parmağının tırnaklarının değdiği yerdir. Bu noktaya güçlü bir şekilde basılır. Yeşil fasülye, zehirli maddelerin idrar yoluyla boşaltılmasına yardımcı olur.

Çin’de yaz mevsiminde hemen hemen her ailede yeşil fasülye suyu içilir. Siz de deneyebilirsiniz.

******

Akciğerde zehirli maddeler birikirse, insanın cildi pas renginde olur, kabızlık çekilir, duygusal durumunda hassasiyet meydana gelir.

Çin tıbbına göre, akciğer, tüm cildi yönetir. Cildin iyi olup olmaması, akciğerin sağlıklı olup olmamasına bağlıdır. Akciğerdeki zehirli maddelerin miktarı fazla olursa, bu zehirli maddeler akciğerin çalışmasıyla cilde yansır; ayrıca akciğer ve kalın bağırsak tek bir sistemdir. Yukarıda akciğerde zehirli maddeler varsa, aşağıdaki bağırsak içinde de anormal birikim olur, kabızlık çekilir; akciğerdeki zehirli maddeler de Qi ve kan dolaşımını engeller.

Turp, akciğere en iyi gelen yiyecektir. Çin tıbbına göre, kalın bağırsak ile akciğer arasında yakın ilişki vardır. Akciğerdeki zehirli maddelerin ne kadar boşaltılacağı, kalın bağırsağın iyi çalışıp çalışmamasına bağlıdır. Turp kalın bağırsağın dışkıyı boşaltmasına yardım eder. Turp çiğ de yenir.

Ayrıca akciğeri temsil eden akpunktur noktasına basmak da yararlıdır. Hegu adlı nokta, el sırtında, parmakların arasında bulunur.

Terlemek, akciğere iyi gelir; çünkü terle vücuttaki zehirli maddeler atılır; sıcak duş ve derin nefes da benzer sonuç verir.

Akdiğerdeki zehirli maddelerin boşatılması için en uygun zaman dilimi sabah 7:00 ile 9:00 arasıdır. Bu zaman içinde bol oksijen almayı sağlayan spor yapılırsa, çok iyi olur.

******

Böbrek içinde zehirli maddelerin biriktiği zaman, aybaşı miktarı az, süresi kısa ve rengi koyu olur. Aybaşının oluşması ve kaybolması, böbrek işlevinin güçlü olup olmamasına bağlıdır; böbrekteki zehirli maddeler, hidronkusa neden olur, altçenede kabarcıklar oluşur, yorgunluk çekilir.

Böbreği simgeleyen akpunktur noktası Yongquan’dır. Bu nokta, insan vücudundaki en alçak akpunktur noktasıdır. Yongquan, ayak tabanının üçte birinin ilerisinde bulunur. Bu nokta hassas olduğu için fazla güçlü basılmamalıdır. Beş dakika yeterlidir.

Böbrekteki zehirli maddelerin boşaltılması için en iyi zaman dilimi sabah 5:00 ile 7:00 arasıdır. Bu nedenle sabah kalkınca bir bardak su içilmesi çok iyi olur.

KAYNAK:turkish.cri.cn

Çok Kritik Bir An: Eski Erkek Arkadaşla Karşılaşma Anı…

imagesGD6EIZ65

Erkek arkadaşını ilişkin boyunca seversin, güvenirsin, özelini paylaşırsın, derdini dinlersin, ilişki bitince de dokuz kat yabancıdan fazla yabancı olur ya hiç alışamıyorum bu duruma ama başka çaresi de kalmıyor insanın.

Geçen gün bir yazı okudum: Eski erkek arkadaşıyla arkadaş kalanlar ya birbirlerini hiç sevmemişlerdir ya da biri hala barışma umudu taşıyordur ondan diyordu. Doğrusu katılmamak elde değil.

O aşktan, o tutkudan sonra medeni şekilde selamlaşmayı bir yere bırakıyorum ama “aaa ne güzel yeni kız arkadaşın mı var çok sevindim” yalanını sallayacağıma, bir miktar (aşkının boyutuna göre) yaram sızlayacağına hiç görüşmem daha iyi. Daha iyi tabi daha iyi olmasına da dünya çok küçük, mutlaka bir yerlerde hatta hiç ummadığın yerlerde karşılaşıyorsun (hele şimdi facebook varken hayli küçükJ).

Aslında bu karşılaşma anındaki duruma bakmadan önce ilişkinin nasıl bittiği ve kimin içinde kaldığı da önemli. Eğer ilişkiyi biz bitirdiysek ve içimiz de rahatsa, ne durumda ne ortamda karşılaşırsan karşılaş pek de sallamazsın. Buna “en rahat karşılaşma anı” denebilir.

Eğer ilişki ortada bitmişse, yani bazen sen, bazen o bitirmek istemişse, böyle kör topal da olsa bir müddet gitmişse, sonunda yine böyle ortada bitmişse, karşılaşma anı önemlidir. Yine o ortada durumun ilişkiye dönme şansı vardır. O yüzden iki taraf da yalnızsa, tekrar flörtleşmeler, cilveleşmeler, konuşmalar, yakınlaşmalar doğabilir. İlişki gene gel git doğasına geri dönebilir. Buna “umut vaat eden karşılaşma” diyoruz.

Fakat taraflardan biri hala tek diğeri ise yeniden çift olmuşsa, tek olan tarafın birkaç gün içinde hırsından çiftleşeceğine bahse girerim. Karşı tarafa da sık sık bu benden iyi mi, iyi halt ettin salak bakışı da atılacaktır.

İki tarafta çiftleşmişse, sen buldun ama bak ben de buldum karşılıklı nispeti rahatça yapılacaktır. Sonra gel git ilişkilerinin alışkanlığı gereği birkaç yazışma da beklemek gerekir bence. Buna ‘’bekle gör ne olacak karşılaşması’’ diyoruz.

Şimdi giderek zurnanın zort dediği yere geliyoruz. Biri diğeri için yanıp tutuşurken, hayatının merkezi haline getirmişken, ne dediyse yapıyorken karşı taraf bu tek hakim benim durumundan sıkılıp terk ettiyse eyvah ki ne eyvah.

Terk edilen taraf olur da bir ümit doğar diye, sürekli diğer tarafın karşısına çıkmaya çalışıp işleri önce bir güzel daha beter hale getirir. Sonra biraz kendi başına kalmayı

 

 

 

becerip cidden tesadüf karşılaşırlarsa eyvah ki ne eyvah. Mutlaka terk eden koluna birini takmıştır. Diğeri bunu görünce yandım anam diye diye oradan kaçar. Gelsin sonra uykusuz geceler ağlamalar. Tekrar adamın peşine düşmeler, ne istersen yaparım ne olur bana dönler. Tabi ki boşuna çaba, boşuna perişanlık…

Bir de ayrılırken pişmanlıklar, keşkeler, şunu böyle yapaydım, bunu böyle yapaydım durumundakiler içinde aynı şeyler geçerli. Her karşılaşma hem sonuçsuz kalmaya, hem de yeni bir acı selini peşinden getirmekten başka hiçbir şeye yaramayacaktır. Buna ‘’ acıların kadınıyım karşılaşması’’ diyoruz.

O zaman ne yapıyoruz ayrıldıktan sonra sorunlu bir durumdaysak, kendimize yeni bir hayat, yeni bir arkadaş çevresi, yeni hobiler bulup kendimizi kurtarıyoruz. Naçizane benden söylemesi: Hayat sizin, acı çekmeyi seçmek sizin, yeniden hayata günaydın demek yine sizin kararınız…

Sağlıklı kararlar vermeniz dileğiyle,

Anette İnselberg

Mart 2015

 

Sevmediğimiz biri için dua etmenin dünyayı iyileştirebileceğini düşündünüz mü hiç?

603818_709744595801844_582376660780481229_n[1]

Sevmediğimiz biri için dua etmenin dünyayı iyileştirebileceğini düşündünüz mü hiç?

Bir katil için, bir hırsız için, bir tecavüzcü için; o bilinçlerin şuurlanması için tüm samimiyetimizle dua etmek…

Bugün felsefe dersinde zevk ve acı kavramlarının ötesine geçmekten, içsel mutluluktan söz ederken “birlik bilincinin” ötekileştirmemek olduğunu daha iyi kavramaya başladım.

Yoga felsefesine göre doğumlara ve ölümlere tabiyiz. Yoğun arzularımız yaşamlar boyu bizi takip ediyor. İstekleri sakinleştirmenin en şifalandırıcı yolu bilgiden geçiyor. Bilinçlerin yükseltilmesinde “kadim bilginin” rolü yadsınamaz.

Birbirimize görünmeyen iplerle bağlı olduğumuzu düşünüyorum, eğer bu gezegenin şifalanmasını istiyorsak tepkilerimizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz. Daha ileri seviyede iyinin ve kötünün ötesinde yüksek bir anlayışa sahip olmak için peygamberlerin yaşamlarından ilham alabiliriz. Onların anlayışı kötüyü dışlamaz, her zaman öyleleri için dua ederler.

Kızdığımız, öfkelendiğimiz, birinin cezasını bulmasını istediğimiz anlarda onlar için dua etme seçeneğini de göz önünde bulunduralım. Yolunu kaybettikten sonra topluma kazandırılmış bir kişi bile dünyanın ve insanlığın geleceği için çok değerli.

nazlı akın heart ifade simgesi

Lütfen devam ettiremeyeceğimiz sorumlulukları üstümüze almayalım…

images[2]

 

Lütfen devam ettiremeyeceğimiz sorumlulukları üstümüze almayalım…

Anette

 

Çalakalem Laflarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Niye Geyik Yakalayıp parçalamıyoruz…

11041911_10153160667283433_803700681356656247_o[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kim ne derse desin, aynanın karşısına geç ve gülümse…Sivilcene, kilona ve en önemlisi kendine küsme..

images[7]
Kim ne derse desin, aynanın karşısına geç ve gülümse
Sivilcene, kilona ve en önemlisi kendine küsme..
Çık, dolaş, sev, ağla. Her türlü duyguyu tat.
… Açık sözlü ol ama asla kırma. Sev ama abartma. ♥
En çok kendine değer ver, başkalarını değil kendini sahiplen.
Kendini odana kapatma, kilitleme çünkü hayat dışarıda.
Annenden veya babandan nefret etme, bil ki sana en çok onlar değer veriyor. Onlara  kızmak yerine onları mutlu etmeye çalış. Unutma ki onlar da bir gün gidecek.
Sevdiğin insanlara sevdiğini hissettir, onlara onları ne kadar sevdiğini söyle. Yarın belki çok geç olabilir.
Geçmişe takılıp kalma. Hep geleceğe bak. Hayaller kur. Hayallerinden kimse için asla vazgeçme.
Kimseyi küçümseme gözünde ve kimseyi büyütme. Yeni insanlarla tanış mesela, onların hikayelerini dinle.
Kendine güven, kimse senden üstün değil.
Evet, belki berbat bi hayatın var veya kendini çok yanlız hissediyorsun seni kimse anlamıyor olabilir ama unutma ki senin gibi milyonlarca insan var dışarıda.
Seni değersiz hissettiren insanlara gül geç. Seni tanımıyorlar, sen kusurlarınla mükemmelsin. Senden bir tane daha yok bu dünyada.
Şimdi kaldır o başını ve gülümse. Gülümsemek herkese yakışır çünkü, en çok da sana…
KAYNAK: gELİŞİMSEL oLumlama
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »