Yaptığınız bütün hatalar, pişmanlıklar, abuk subuk hareketler, utanç duymalar NEDEN OLDU BİLİYORMUSUNUZ

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Yaptığınız bütün hatalar, pişmanlıklar, abuk subuk hareketler, utanç duymalar NEDEN OLDU BİLİYORMUSUNUZ?  İŞİN DOĞRUSUNU ÖĞRENMEK İÇİN ÖNCE O KARANLIK DEHLİZLER DE YÜRÜMENİZ GEREKİYORDU DA ONDAN…

gÖZÜNÜZ aYDIN! aRTIK gÜZELLİKLER sİZİ bEKLİYOR !

aNETTE

 

Çalakalem Laflarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Google: Ben her şeye sahibim…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendi Doğal Enerji İçeceğinizi Hazırlayın

yeşil-içecekler[1]

 

Günümüzde “enerji içecekleri” olarak bilinen içecekler oldukça moda. Bunlar kafein veya torin gibi belirli uyarıcıların yanı sıra yorgunlukla mücadele etmenizi sağlamak için şekerler içeren alkolsüz içeceklerdir. Ama bunlar sağlığınızı nasıl etkilerler? Bu makalede size yan etkisi olmayan bazı doğal enerji içeceklerini hazırlamayı öğreteceğiz.

Bu içecekler gazlı içeceklere göre de oldukça farklıdır. Bunlar uyarıcı görevi görür ve aynı zamanda çeşitli yan etkileri vardır. Aşırı tüketilmeleri durumunda bazı hastalıklara da neden olabilir. Şimdi bu içecekleri biraz daha yakından inceleyelim.

Enerji İçeceklerinin Sağlık Riskleri

içecek-1

  • Yakın bir süre önce EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu), yürüttüğü araştırmanın sonucunda, enerji içeceklerinin doğru şekilde tüketildiği sürece tehlikeli olmadığını belirtti.
  • Enerji içeceklerinde risk oluşturan iki madde var: torin (beyninizi etkileyebilir) ve böbreklerinizi etkileyebilen d-glukoronolakton. Yukarıda anılan rapora göre riskler bu ürünleri her gün tükettiğinize görülmeye başlar. Eğer sıkça enerji içeceği tüketiyorsanız, o zaman günde 125 ml üzerinde tüketmemeye özen göstermek gerekir. Ancak bu miktarı kendinize göre ayarlamanızda da yarar var.
  • Enerji içecekleriyle ilgili başlıca sorunlardan biri onların içerisindeki aşırı kafein ve kalori miktarıdır. Örneğin, bu içeceklerdeki kalori miktarı kola içeceklerinden daha yüksektir. Sürekli olarak kafein tüketimi de sinir sistemini aşırı uyarır ve baş ağırlarına neden olur.
  • Eğer sıkça enerji içeceği tüketiyorsanız, aritmi ve bağırsak sorunlarıyla da karşılaşırsınız.
  • Bazen bu içecekler içerlerinde doğal maddelere sahip olduklarını belirtirler. Uzmanlara göre gerçekte bunlar aslında güçlü idrar söktürücüleridir ve bu nedenle çok dikkatli olmak gerekir.
  • Torin, eferdin, guanin ve arjinin bazlı bir bileşim özellikle kalp sorunu olanlar için oldukça tehlikelidir.
  • Araştırmalara göre, eğer günde iki veya üç kutu enerji içeceği içiyorsanız sıkça baş ağrısı, anksiyete, konsantrasyon eksikliği ve ruh hali değişiklikleriyle karşılaşırsınız.

Kendi Doğal Enerji İçeceğinizi Hazırlayın

Hindistan Cevizi ve Spirulina

hindistan-cevizi-1

Malzemeler:

  • 500 ml Hindistan cevizi suyu
  • 1 kapsül toz spirulina (Bu kapsülleri bitki ürünleri satan doktorlarda, eczanelerde ve hatta bazen marketlerde bile bulabilirsiniz. Kapsülün üzerinde miktarı yazacaktır).

Hazırlama:

Hindistan cevizi suyunu içeceği içeceğiniz şişeye boşaltın. Ayrıca, spirulina tozu ekleyin ve ardından şişeyi kapatın çalkalayın. Bu oldukça yüksek enerjili bir içecektir çünkü hindistan cevizi suyu bolca potasyum içerirken, spirulina magnezyum, aminoasitler ve B vitaminleri (B1, B2 ve B6) içerir.

Portakal ve Keten Tohumu

portakal-suyu

Malzemeler:

  • İki adet portakalın suyu
  • 2 çorba kaşığı keten tohumu yağı

Hazırlama:

İlk olarak, iki adet portakalı sıkın. Ardından portakal suyunu iki çorba kaşığı keten tohumu yağı ile karıştırın. Bunun sonucunda daha homojen bir karışım elde edilir. Bunun ardından bunu eğer soğuk içmek istiyorsanız karışımı on dakikalığına buzluğa koyun. Bu içecek yüksek miktarda magnezyum, potasyum ve C vitamini içerir. Keten tohumu yağı da portakalın kandaki şeker içeriğini azaltma yeteneğine sahiptir ve bu nedenle sağlığınız için çok yararlıdır.

Muz ve Ispanak

muz-ve-ıspanak-içeceği

Malzemeler:

  • 1 adet muz
  • 3 adet ıspanak yaprağı
  • 1 bardak soğuk su

Hazırlama:

İlk olarak ıspanakları bir güzel yıkayın. Ardından muzları soyun ve bunları ıspanak ve bir bardan soğuk su ile birlikte blendırdan geçirin. Homojen bir karışım elde etmeye çalışın. Aruz etmeniz durumunda birkaç adet buz küpü ve hatta bir çay kaşığı bal da ekleyebilirsiniz. Bu içecekten çok iyi miktarda potasyum, fosfor ve magnezyum elde edersiniz.

Zencefil ve Zerdeçal

zencefil-3

Malzemeler:

  • 1 dilim taze ve kıyılmış zencefil
  • 1 tutam zerdeçal
  • 1 çay kaşığı bal
  • 1 bardak soğuk su

Hazırlama:

İlk olarak zencefili yıkayın ve kıyın. Ardından zencefil ve zerdeçalı bir infüzyon elde etmek için bir bardak kaynar suya atın. Bunun on dakika pişmesine izin verin ve ardından süzün. Daha taze bir içecek elde etmek için arzu ederseniz buna bir bardak taze su ve buz küpleri ekleyebilirsiniz. Bu baharatlar bolca enerji içerir ve çok sağlıklıdır. Bu içecek ilginç bir tada sahip olacaktır ve kan dolaşımınızı iyileştirerek size doğal bir şekilde enerji sağlayacaktır.

alıntı

 

Yeşil Çayın Harika Faydaları

yesil-cayin-faydalari[1]

Yeşil çay, siyah çayla aynı familyaya ait camellia sinensis yapraklarından üretilmektedir. Yeşil çay mayalanma işleminden geçmediği için yararlı polifenol oranı yüksektir.

Yeşil Çayın Faydaları

  1. Yeşil çay zengin ve doğal bir antioksidan kaynağıdır.
  2. Şeker ilave etmeden tüketilmelidir.
  3. Yeşil çay insan ömrünü uzatır.
  4. Diyet yapanlar ve kilo sorunu yaşayanlar rahatlıkla tüketebilir.
  5. Yediğimiz yemeğin üzerine hemen yeşil çay içilmemelidir. Aç olarak içilmesi tavsiye edilmektedir.
  6. Kalori yakımını hızlandırdığı için kilo vermeye yardımcı olur.
  7. Düzenli yeşil çay tüketenlerde kanser görülme riski daha azdır. Kansere karşı koruyucu etkisi kardır.
  8. Kalp hastalıklarını önlemeye yardımcı olmaktadır.
  9. Vücutta biriken ödemi atar. İltihabı engeller.
  10. Obeziteyi engellemede kullanılır. Obezite ile savaşır.
  11. Alerjiye karşı etkilidir.
  12. Diş çürüklerini engelleyici etkisi vardır.
  13. Vücuttaki mineral yoğunluğunu arttırır ve bundan dolayı kemiklere iyi gelir.
  14. Şeker hastalığına iyi gelmektedir.
  15. Migreni hafifletir.
  16. Vücutdaki yağların yakılmasına yardımcı olur.
  17. Damar sertliğine karşı korumaktadır.
  18. Parkinson ve Alzheimer rahatsızlıklarında fayda sağlar.
  19. Deriyi besleme özelliği vardır.
  20. Vücuda zindelik verir. Yorgunluğu önler. Vücuda direnç verir.
  21. Kan basıncını düzenler.
  22. Ağız kokusunu giderir. Ağza ferahlık verir.
  23. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
  24. Berberi hastalığının tedavisinde kullanılır.
Sponsorlu Bağlantılar

Yeşil Çayın Zararları Nelerdir?

  1. Fazla içilen yeşil çay sık idrara çıkarır.
  2. Bulantı ve kusmaya neden olur.
  3. Yeşil çayın içinde kafein olduğu için çok içildiğinde uykusuzluk yapabilir.
  4. Yeşil çay asla çok sıcak içilmemelidir. Yemek borusu kanserine neden olabilir.

Yeşil Çayı Kimler Tüketmemelidir?

  1. Hamilelerin ve çocuk emziren annelerin yeşil çay tüketmemesi gerekir.
  2. Sağlık sorunları olan kişiler doktora başvurduktan sonra yeşil çay tüketmelidir.

Yeşil Çay Nasıl Tüketilmelidir?

  1. Yeşil çay günde en fazla 2-3 bardak içilmelidir.
  2. Hazır yeşil çay kullanmak yerine, attarlarda bulunan yaprak halindeki yeşil çay tüketilmelidir.
  3. Yeşil çayı hazırlarken, 1 büyük fincan içine kaynar suyu koyalım ve üzerine 1-2 tatlı kaşığı yeşil çay ilave edelim.
  4. Daha sonra demlenme süresi 6 dakikayı geçmeyecek şekilde çayımızı demleyelim ve ılık olarak tüketelim.
  5. alıntı
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Makyajımı Silmeden Yatmışım…

makyaş[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Seni Seviyorum Buket Benimle Çıkar Mısın?

bunasıl-ilişki[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nanenin 10 farklı kullanımı…!

11074307_435659546600663_7996539839813386254_o[1]

Araba tutmasından güneş yanıklarına, akne ve sivilcelerden hıçkırığa kadar pek çok soruna karşı naneden faydalanabilirsiniz.

Nanenin 10 farklı kullanımı
Salatalarınıza, içeceklerinize ve yemeklerinize tat katan naneyi başka nerelerde kullanabileceğinizi biliyor musunuz?

Nanenin böylesine farklı yerlerde kullanılabileceği aklınızın ucundan geçmeyebilir ancak gerçekler böyle!

İşte nanenin farklı kullanım alanları…

– Akne ve sivilcelerden kurtulmanızda yardımcıdır: Yarım su bardağı şekerin içine 1 yemek kaşığı nane yağı ekleyin. İyice karıştırdıktan sonra yüzünüze uygulayın. 10-15 dakika beklettikten sonra durulayın ve nemlendiricinizi sürmeyi unutmayın.

– Güneş yanıklarını rahatlatır: Şekersiz soğuk çay hazırlayıp buzdolabında soğuyana bekletin. İçine 1-2 damla nane yağı ekleyin. Hazırladığınız karışımı soğukken temiz bir pamuk yardımıyla güneş yanıklarının üzerine sürün. Bu işlem cildinizin ferahlamasına yardımcı olacak.

– Sinüslerinizin açılmasını sağlar: Yarım litre suyu kaynatın ve içine nane yaprakları atın. Ardından hazırladığınız bu suyu soluyun.

– Doğal oda parfümü görevi görür: Yarısına kadar su doldurduğunuz bir bardağın içine saplarıyla birlikte naneleri koyun. Eviniz mis gibi koksun.

– Mide kramplarını önler: Hastalanınca annenizin hemen hazırladığı nane-limon çayı, mide kasılmalarınızı önler.

– Ağzınızın ferah kokmasını sağlar: 3 tane nane yaprağını alın ve yavaş yavaş çiğneyin.

– Hıçkırığı yok eder: 1 bardakılık suyun için bir tutam tuz atın ve çeyrek limon sıkın. Ardından 4-5 adet nane yaprağı ekleyin ve bu karışımı için.

– Diş macunu görevi görür: Evinizde 1 yaprak nane, 1 çay kaşığı karbonat, yarım çay kaşığı iyice öğütülmüş deniz tuzu ve 1-2 damla su ile doğal bir diş macunu elde edebilirsiniz.

– Mide bulanmasına iyi gelir: Nane koklamak farklı nedenlerle ortaya çıkan mide bulantısını bastırır. Özellikle araç tutması ya da deniz tutmasına karşı birebirdir.

– Migrene karşı savaşır: 2 damla nane yağını parmak uçlarınıza damlatın ve şakaklarınızı ovun. Böylece ağrılarınız hafifleyecektir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Boza: Öksürüğü Bıçak Gibi Kesiyor…

10801668_798525720204997_4925071322370931059_n[1]

 

Belki biliyorsunuzdur ama ben ilk defa duydum! Geçen gün oğlumu geçmeyen öksürüğü için doktora götürdüm, doktor yokmuş biz de konuşarak eve giderken bir bayan yanımıza geldi, bana oğlunuz öküsürüyor boza içirin bakın faydasını göreceksiniz dedi. Tabii hemen boza aldık. Gerçekten 2 haftadır geçmeyen öksürük 2 günde 1 çay bardağı kadar boza ile geçti. Eşimin de aynı şekilde öksürüğü 3 günde bitti, biraz önce boza bitti deyince aklıma sizinle paylaşmak geldi. Daha pek çok da faydası varmış, çocuklara boşuna ilaç,antibiyotik vermekten bin kat iyidir. Tarçını iyice karıştırarak içeceksiniz yoksa daha çok gıcık yapabilir…

– Bünyesinde A ve B vitaminlerinin dört türü ile C ve E vitaminleri de bulunuyor. Mayalanması sırasında ürettiği laktik asit ise ender gıda maddelerinde bulunuyor ve bu değerli asit türünün hazmı kolaylaştırıcı etkisi var. Süt yapıcı özelliği nedeniyle hamile bayanlara ve vitamin kaynağı olarak sporculara tavsiye ediliyor. İçinde ilk başta yüzde 20 şeker olsa da daha sonra yüzde 8’lere kadar düşüyor. İçindeki yağ oranı da sıfır. Bağırsak florasını düzenler. İçindeki aktif mayalarla probiyotik özelliği vardır. Zengin karbonhidrat, protein ve B vitamini içeriği nedeniyle enerji ihtiyacı fazla olan kişiler, gebeler, sporcular ve kilo almak isteyen kişilerin kullanımı için uygundur. Karbonhidrat ve proteinin yanı sıra birçok besin öğesini içerdiğinden besleyici özelliği nedeniyle “sıvı ekmek” olarak anılır. Zihin açıcı ve sinirleri dinlendirici etkisi vardır. Öksürük tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir.

alıntı

Fotoğraftaki küçük kız ,

11133658_884995208218880_102051568882803693_n[1]
Fotoğraf sanatçısı Sağırlı’nın objektifini bir silah sanıyor ve “teslim oluyor.” Ellerini kaldıran ve dişleriyle dudaklarını ısıran küçük kızın korku dolu gözleri ise Suriye’de yaşanan dehşeti bir kez daha bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hangi tatlısınız?

Tatlı sevmeyen insanlar toplum geneli tarafından şaşkınlıkla karşılanır. Şayet bu kalori bombalarının sevilmeyecek yanını bulmak pek bir zordur. Eh, giysilerden hayvanlara, çocuklardan o yakışıklıya dek beğendiği her şeye çok tatlıııı nidalarıyla yaklaşan bir millet olduğumuz ortada. saçma olmakla birlikte eğlence amaçlıdır kaptırmayın kendinizi .Biz de merak ettik, eğer siz gerçek bir tatlı olsaydınız bu ne olurdu?

Ay Gün tatlı            Ay Gün tatlı

Ocak 1 – 9 –> Baklava  Haziran 21 – 24 –> pasta
Ocak 10 – 24 –> cheeseakek   Haziran 25 – 30 –> cheesecake

Ocak 25 – 31 –> Puding   Temmuz 1 – 9 –> sütlaç

Şubat 1 – 5 –> sütlaç   Temmuz 10 – 15 –> pasta
Şubat 6 – 14 –> Keşkül          Temmuz 16 – 26 –> Keşkül
Şubat 5 – 21 –> Pasta   Temmuz 27 – 31 –> tulumba                                  Şubat 22 – 28 –> cheesacake   Ağustos 1 – 15 –> puding
Mart 1 – 12 –> Dondurma     Ağustos 16 – 25 –> baklava
Mart 13 – 15 –> Kek      Ağustos 26 – 31 –> pasta
Mart 16 – 23 –> tulumba     Eylül 1 – 14 –> sütlaç
Mart 24 – 31 –> puding        Eylül 15 – 27 –> Kek
Nisan 1 – 3 –> pasta     Eylül 28 – 30 –> Keşkül       Nisan 4 – 14 –> sütlaç     Ekim 1 – 15 –> dondurma
Nisan 15 – 26 –> keşkül     Ekim 16 – 27 –> tulumba
Nisan 27 – 30 –> dondurma                               Ekim 28 – 31 –> sütlaç     Mayıs 1 – 13 –> baklava     Kasım 1 – 16 –> baklava
Mayıs 14 – 21 –> kek    Kasım 17 – 30 –> pasta
Mayıs 22 – 31 –> pasta    Aralık 1 – 16 –> Kek
Haziran 1 – 3 –> tulumba        Aralık 17 – 25 –> dondurma                      Haziran 4 – 14 –> puding    Aralık 26 – 31 –> Keşkül
Haziran 15 – 20 –> Baklava

Baklava

Şanınız adeta dünyanın dört bir yanına yayılmış. Herkes sizden söz ediyor. Damaklarda kalan bir tadınız var. Özel günlerin ve davetlerin vazgeçilmezisiniz. Tatlı sözlerinizle herkesi hemen cezbediveriyorsunuz. İnsanlar sizin büyünüze kapılıyor ve sizinle biraz daha zaman geçirmek için can atıyor. Ancak kısa süre içerisinde sizinle uzun süre bir arada kalmanın kendilerine pek de iyi gelmediğini fark ediyorlar

 

Cheesecake
Dikkat çekici bir insansınız. Kişiliğiniz sürprizlerle dolu. Hayatınızı sürdürmek için ihtiyaç duyacağınız tüm yeteneklere gereğince sahipsiniz. İnsanlar sizi kısa süre içerisinde çok seviyor. Girdiğiniz bütün kalabalık ortamlarda dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Arkadaş edinmekte zorluk çekmiyorsunuz.

 

Puding
Bir arkadaşınızın yardıma mı ihtiyacı var? Bir şehirde büyük bir felaket mi yaşandı? Mahallenizdeki ağaçlar kesilmesin diye imza mı toplanması lazım? İşte bu gibi durumlarda sizi ön saflarda görmek mümkün. Kimin yardımınıza ihtiyacı varsa hemen yanında yer alıyor, elinizden gelen tüm olanakları seferber ediyorsunuz. Kimi burnu havada insanlar sizi sıradan biri olarak görse de, aslında pek çok konudaki görüşleriniz ve zevklerinizle eşsizsiniz.

 


Sütlaç

İnsanlar sizi ilk gördüklerinde karşılarındaki kişinin aslında ne kadar sürprizlerle dolu bir insan olduğunu anlayamıyorlar. Şayet adeta kendinizi kalın bir kabuğun arkasına saklamışsınız. Ancak insanların sizi daha yakından tanımasına izin verdiğinizde kimse o kabuğun altından çıkanların tadına doyamıyor. İlişkilerinizde son derece doyurucusunuz ve çevrenizdekilere elinizden geldiğince faydalı olmaya çalışıyorsunuz.

 

KEŞKÜL
Kalbini açtığın, her şeyinle sevdiklerin Sevemiyorsa seni senin gibi; Sen sev kendini onları sevdiğin gibi. Dürüst ol, güven kendine..
Hata yaptığında kızma kendine Yaşıyorum,Ve öğreniyorum yaşamayı tecrübelerimle de kendine..Üzülme, seni acıtanlar olsa da çevrende..
Biliyorsun artık, Seni hiç kimse sevemez senin kalbinle.

Pasta
Sen pastasın.Çünkü pastalar süslü,meyveli,rengarenk olur.Sen de öylesin.Bazen süslü,eğlenceli oluyor,bazen de kakaolu olup ciddi oluyorsun.Bazen beyaz olup suçsuzu simge ediyorsun.Sen her ortama uyum salıyorsun!
pasta resimleri
Dondurma
Sen dormasın.Dondurma temiz,sade,suçsuz birini temsil eder.Çünkü içinde süt var.Dilerim sen hep böyle temiz,iyi kalpli kalırsın!!
Tulumba
Sen çok tatlı ,şirin,canayakın birisin.Onun için sen baklava yada tulumbasın.Eğlenceli birine benziyorsun.

Kek
Sen keksin.Çünkü kek sadedir.Kimseye karışmayan,gerektiği yerde gülüp,gerektiği yerde ağlayan kişiyi sembolize eder.Senin karakterin gerçekten çok iyi.
Hele insanları sürekli Kek’lemelerinde vardı bir iş

alıntı

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Tanıdık şeylerin, bize konforlu gelen alanın ve dünyevi meselelerin dışına çıkmadan yaşıyoruz.

imagesBS4BR4FO

Bir zamanlar bir kral’a Arabistan’dan iki tane doğan hediye edilir. Bunlar kralın şimdiye dek gördüğü en güzel kuş türü olan aladoğanlardır. Kral, bu değerli kuşları eğitmesi için onları doğancıbaşı’na verir. Aylar ayl…
arı kovalar ve bir gün doğancıbaşı Kral’ın huzuruna gelip, doğanlardan bir tanesinin mükemmel bir şekilde çok yükseklerde süzülerek uçtuğunu, fakat diğerinin geldiği günden beri tünediği daldan kımıldamadığını söyler. Bunun üzerine kral, ülkenin her yerinden #‎şifacılar‬ ve büyücüler getirtip doğanı iyileştirmelerini emreder ama hiçbiri doğanı iyileştiremez. Kral daha sonra bu görevi saray çalışanlarına verir fakat ertesi gün baktığında doğan’da hala bir iyileşme gerçekleşmemiştir.

Bildiği her yolu deneyen kral en sonunda şöyle düşünür: “Belki de bu problemin kaynağını anlayabilmesi için dağlık bölgeleri tanıyan birine ihtiyacım var,” der. Böylece saray çalışanlarına emreder: “Gidin ve bana bir çiftçi bulun!” Ertesi sabah doğan’ı göklerde uçarken gören kral şaşkına döner ve emrindekilere seslenerek “bu mucizeyi yapan kişiyi getirin bana” diye buyurur. Görevliler hemen gidip çiftçiyi bulup getirirler. Kral sorar,”Ne yaptın da doğan uçmaya başladı?” Boynu bükük çiftçi şöyle cevap verir: “

Çok basit yüce kralım. Sadece kuşun tünediği dalı kestim.” Hepimiz uçmak için, bir ‪#‎insan‬ olarak içimizdeki olağanüstü potansiyelin farkına varmak için ‪#‎yaratıldık‬. Fakat bunun yerine, dallarımıza tüneyip, bize tanıdık gelen şeylere tutunmayı tercih ediyoruz. Sınırsız olasılıklar mevcut ama birçoğumuz onların neler olduklarını keşfedemiyoruz bile.

Tanıdık şeylerin, bize konforlu gelen alanın ve dünyevi meselelerin dışına çıkmadan yaşıyoruz. Bu nedenle çoğu zaman hayatlarımız heyecandan, tatminkarlıktan yoksun bir hal alıyor. Öyleyse, var mısınız tutunduğumuz#korku dallarını kırıp kendimizi uçmanın mutluluğuna ve özgürlüğüne bırakalım?

Isha Judd’un “Why Walk When You Can Fly” kitabından alıntıdır. Çeviri: Bahar Varol – Oneness Türkiye

FELCİ ERKENDEN ANLAMAK VE BİR İNSANIN HAYATINI KURTARMAK İSTER MİSİNİZ? İŞTE SİZE BELİRTİLERİ!

11054378_867283666661284_6261100953800140453_o[1]
Bir nörolog felç vakalarını inmenin geldiği zamandan üç saat içinde müdahale edebilse felcin etkilerini tamamen geri çevirebileceğini söylüyor. Püf noktasının felcin tanımlanması, teşhis edilmesi ve üç saat içinde hastanın medikal bakımının başlaması olduğunu söylüyor.
Felcin tanımlanmasında üç test:
GÜLÜMSE, KONUŞ, KOLUNU KALDIR
Bazen felcin semptomlarının tespit edilmesi zordur. Bilinçsiz olmak malesef felakettir. Felç hastası, eğer yakınındaki kişiler tarafından felcin semptomları teşhis edilemezse, ciddi beyin hasarına maruz kalır.
Doktorlar yakında bulunan herhangi birinin üç basit soru sorarak felci teşhis edebileceğini söylüyor:
G *Gülümsemesini söyleyin.
K *Konuşması için basit bir cümle kurmasını söyleyin. (Örnek: Bugün dışarısı güneşli.)
K *Her iki kolunu kaldırmasını söyleyin.
Hasta bu görevlerin herhangi birini yapmakta zorlanıyorsa, derhal acil servis numarasını arayın ve semptomları almaya gelenlere söyleyin.
DİLİNİ ÇIKAR!
Dikkat: Felcin bir başka işareti de şudur:
Hastaya dilini çıkarmasını söyleyin.
Eğer dil kıvrılmışsa veya bir tarafa doğru yatmışsa bu da felç işaretlerindendir.
Bir kardiyolog bu mektubu her alanın paylaşması ve 10 kişiye iletmesi halinde, iletenin en azından bir hayat kurtaracağını söylüyor.
Hep sağlıkla kalın,
Kundo’dan Sevgilerimizle,

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÇOK GÜZEL HİKAYE KESİN OKUYUNUZ

11081236_1425932407717375_1432669698770182410_n[1]

Adam karısına pek hoş davranmaz, kalbini kırar.
Sonra karısından sofrayı kurmasını ister.
Kadıncağız hiç sesini çıkarmadan kurar sofrayı ve buyur eder kocasını.

Adam sabırsızca sofraya oturur, iştah kabartacak bir zevkle yemeye başlar. Yemek tuzsuz olmuştur. Birkaç lokma yedikten sonra karısından tuz ister.

Karısı; “sen yiyedur ben getiririm”, der ve içeri gider.
Adam ikide bir; “tuz nerde kaldı?” diye sorar.
Kadın her seferinde “tamam getiriyorum” diye cevap verir .
Fakat tuz bir türlü sofraya gelmez.
Neyse adam tuzu isteye isteye karnını doyurur.
Sonra aklı başına gelir. Az önce hatununun kalbini kırdığı için özür diler.

Hanım mutfağa gider, ve elinde tuzla geri döner.
Adam merak eder ve sorar; “bu ne şimdi karnım doyduktan sonra tuzu ben ne yapayım” der. Karısı da ona; “senin kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtiyaç kalmaz”… der.

Evet, dikkat etmek lazım! Kırmamak lazım. Gönül sevmek demektır.
Sevipte kıymetini bilmek. İnsanlar için güzel dostluklar kurması kadar, dostlarına olan muhabbetini göstermesi de önemlidir.
Bunun bir çok yolu var.
Bazen bir gülümseme bile muhteşem bir sevgi işaretidir.

İçimizdeki Dünya ” MİKROBİYOM “

11045410_686305728158705_7701851751665384715_n[1]
Ne kadar “İnsan” (?) olduğumuzun bir başka sorgulama sebebi…

İnsan vücudu sayı olarak aslında %90 mikroorganizma hücrelerinden
ve sadece %10 insan hücrelerinden oluşuyor.
Yani vücudumuzdaki her bir hücreye karşılık on adet bakteri hücresi taşıyoruz.

Bunlara virüsler de eklenecek olursa sayı çok fazla artmaktadır.

Başka bir ifade ile ;İnsan mikrobiyomu insan genomundan en
az 100 kat daha büyüktür

Vücudumuz, sağlığınız, kilonuz ve hatta ruh haliniz üzerinde derin etkilere sahip bakterilerin trilyonlarcası için adeta bir liman

Onlar da bizim çevremizin bir parçası olduğundan yeri geldiğinde bizim vücudumuz da onlara uyum sağlamaya çalışıyor.

Bu yüzden mikroplarımızın insan evriminin şekillenmesinde önemli bir rol oynadığı da düşünülüyor

“Mikrobiyom” adını verdiğimiz ve birlikte simbiyotik bir yaşam sürdürdüğümüz
bu mikroorganizmalar bir yandan sindirime yardımcı olup ihtiyacımız olan fakat
vücudumuz tarafından üretilmeyen besin maddelerini bize sağlarken diğer yandan
bizleri hastalık yapıcı mikroorganizmalara karşı koruyorlar.

Ve vücutta bulunan mikrobiyal DNA’nın insan DNA’sındaki gibi kişiselleşmiş olması söz konusu

Bu yüzden içimizdeki mikropların insan ekosistemindeki rolü gittikçe daha fazla konuşuluyor ve “genom” gibi “kişisel mikrobiyom” terimi de hayatımıza giriyor.

Dr. Makedonka Mitreva, konuyla ilgili olarak şunu ifade ediyor:

“Bu organizmaların birçoğu bizde küçükken kolonileşmiş, büyümüş
ve tüm yaşamımız boyunca bizimle gelişmiştir.”

Bugüne kadar “Biz kimiz” sorusuna biyolojik bir cevap aradığımızda
önce insan genomuna bakıyorduk,
insan yaşamının bir taslağı olarak 3 milyar baz çiftine..

Artık sadece genomumuzdan ibaret olmadığımızı biliyoruz.
Maternal etkiler, imprinting, gen silencing gibi epigenetik faktörler olmadan genetik materyalin sonunda ortaya ne çıkaracağını bilemeyiz.
Tüm bunlara ek olarak, içimizdeki mikropların da
göz önünde bulundurulmasının vakti geldi.

Sonuçta bedenlerimiz insan ve bakteri hücrelerinden hatta virüslerden oluşuyor.

Bu mikropların oynadığı roller açığa çıktıkça, onları “kendimiz” olarak tanımladığımız gen havuzundan dışlamak imkansız hale geliyor

ve insan vücudu da bir “süperorganizma” olarak tanımlanmaya başlıyor,

bu da onun karmaşıklığının
tek bir genomda kodlanandan fazlasını içerdiğini ifade ediyor.

Bir superorganizmanın fizyolojisinin
geleneksel insan fizyolojisinden epey farklı olacağı açıktır

Yani aslında vücudumuz ve bu baktariler iç içe,

hatta çokluk açısından değerlendirildiğinde
hücrelerimiz bakteri hücrelerinin misafiri konumundalar.

◄►●══════════◄►═══════════●◄►

Vücudumuzun bu ayrılmaz parçası hakkında detaylı bilgiler elde etmek
ve bu mikroorganizmaların gen haritalarını çıkarmak üzere

İnsan Mikrobiyom Projesi (İMP)

2007 yılında NIH tarafından başlatıldı
300 gönüllünün 5 vücut bölgesinden değişik zamanlarda, toplam 11.700
örnek toplandı

İnsan Mikrobiyom Projesi (Human Microbiome Project, HMP) adlı projenin amacı, insan vücudunda yaşayan trilyonlarca bakteri ve virüsün bir “haritasını” çıkartmak ve haritanın coğrafyaya göre nasıl değiştiğini anlamaktı

Başlangıç safhasında olmasına rağmen
proje şimdiden olağanüstü bilgiler sunmaya başladı.

Tarihte ilk defa canlı bakteri ile yapılan bir tedavinin gerisindeki esrarı çözdük.
Mikrobiyom Projesi’nin sonuçları günlük yaşantımızı da etkileyeceğe benziyor.

◄►●═══════●◄►

Projenin amaçlarını söyle sıralamak mümkün:

İnsan vücudundaki tüm mikroorganizmaları belirlemek

İnsanlar arasında mikrobiyom farklılıklarını saptamak

İnsan mikrobiyom değişikliklerinin hastalıklarla
ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceğini araştırmak

Mikrobiyomun saptanmasında kullanılacak yeni
biyoinformatik program ve yaklaşımların geliştirilmesini sağlamak

İnsan mikrobiyomu belirlenirken etik ve sosyal değerlere
özen göstermek

◄►●═══════●◄►

Projenin tamamlanmasının insan sağlığının ötesinde de
önemli uygulamaları olacağı muhakkak.

Mikrobiyom Projesi ile elde edilecek bilgi ve teknoloji dünyamızı çok
daha iyi anlamamızı sağlayacak.

İnsan Mikrobiyom Projesi için ilk etapta insan vücudunda mikroorganizmalarca zengin olan beş farklı bölge hedef alındı;

burun, ağız, deri, sindirim sistemi ve kadında üro-genital bölge.

Mirobiyom Projesi henüz başlangıç aşamasında olsa da şimdiden çok önemli bilgiler sunmaya başladı.

Örneğin araştırmacılar çok sayıda denek üzerinde yaptıkları çalışmalarda vücudumuzun değişik bölgelerinde yerleşmiş olan mikroorganizmaların
farklı bir bileşim gösterdiğini buldular.

Hem sayı ve hem de taşıdığı mikroorganizma çeşidi açısından
örneğin bağırsak ile insan derisinin
veya ağız içindeki mikroorganizmalar ile akciğerlerde bulunanların
birbirlerinden farklı oldukları keşfedildi.

Farklı türler arasındaki bezerlik ve farklılığı bulmak üzere yola koyulan, Stanford
Üniversitesi’nden David Relman ve grubu insan, fare, sığır ve domuzun bağırsaklarında bulunan mikroorganizmaların DNA dizilimlerini belirleyip
bu mikroorganizmaların soyağaçlarını çıkardılar.

Sonuçlar, birbirinden çok farklı olan memelilerin
bağırsak mikrobiyomlarının şaşırtacak düzeyde benzerlik gösterdiğini ortaya koydu.

Genelde soyağaçlarının şekli büyük benzerlik gösterdi
ama detaylara inince farklılıkların olduğu bulundu.

Uzun bir süredir derimizde çok sayıda farklı bakterinin yaşadığını biliyorduk
ama bu bakterilerin kişiye özel bir bileşim sergilediği,
Colorado Üniversitesi’nden bir grup bilim insanının yaptığı
çalışmayla su yüzüne çıktı.

Noah Fierer önderliğinde, Colorado Üniversitesi’nde yapılan
bir çalışmada bilgisayar mausları üzerinden numune alınarak DNA izole edildi
ve DNA analizinden hangi bakterilerin bulunduğu belirlendi.

Çalışma her bir insanın parmaklarında
farklı bir bakteri topluluğunun yaşadığını gösterdi.

Şimdiye kadar suçluların belirlenmesinde hep insan DNA’sı kullanılıyordu.

Bu sonuçlar bakterilerin de dedektiflikte kullanılabileceğini gösteriyor.

Çünkü araştırmacılar kullanıcı ayrıldıktan iki hafta sonra bile bilgisayarlarının mausu üzerinden örnek alıp o kişiye ait bakteri analizini başarıyla gerçekleştirdiler

◄►●═══════●◄►

Mikrobiyom Projesi sayesinde gerçekten içimizde var olan
yepyeni bir dünyayı keşfetmiş gibiyiz.

Fakat daha önemlisi, insan mikrobiyomunun
insan sağlığı için ne kadar önemli olduğunu
ve mikrobiyomdaki değişikliklerin hastalık ve sağlıkla
doğrudan ilişkili olduğunu öğrenmemiz oldu.

Mikrobiyom Projesi tamamlanıp normal mikrobiyomun ne olduğu
ve hastalıkların onu ne şekilde değiştirdiğini öğrendiğimizde
onu istediğimiz yönde değiştirebilmenin
yollarını da aramaya başlayacağız.

Şüphesiz bu arayışlar bazı hastalıklar için yepyeni tedavilerin geliştirilmesini de olası kılacak.

◄►●═══════●◄►

Projenin ilk çıktısı, söz konusu bakterileri ve gen yapılarını belgeleyen
bir dizi veritabanı. Hemen hepsi de internet ortamında yayınlanmış.

http://www.hmpdacc.org/resources/data_browser.php/

Tabii tıp veya mikrobiyoloji okumadıysanız,
verilerden bir şey anlamanız pek mümkün değil.

Ama araştırmacılar, bu verileri alıp, belirli bir hastalığı olan kişilerde aynı verinin nasıl değişim gösterdiğini tespit edebiliyorlar.

Örneğin, normal kilodaki insanlarla obez insanların bağırsak bakterileri arasında önemli farklar olduğu belirlenmiş.

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/bioproject/89411

Söz konusu farklılıklar nedeniyle mi obez olunuyor,
yoksa bu farklılık obezitenin bir sonucu mu, belli değil.

Bilinen, obezitenin belirli bir bağırsak bakteri yapısıyla bağdaştığı.

İşte bu bakteri yapısına obezitenin biyoişareti (biomarker) deniyor.

Yani belirtinin bir çeşit “imzası.”

Bu imzayı tanıdığınızda, kişiyi henüz belirti göstermiyor olsa bile
yakın takibe alabiliyorsunuz. Böylece sağlık sorunlarını çok önceden, daha hastanın kendisi bile farkında olmadan yakalama şansınız oluyor.

Özetle, koruyucu hekimlik yapabiliyorsunuz.

Koruyucu hekimlik, Doğu tıbbında binyıllardır biliniyor.

Batı tıbbı insanı “bozulduğunda tamir edilecek” bir makine olarak görür
ve hastalık belirtilerini baskılamakla yetinirken, Doğu tıbbı,
insanı hem iç hem de dış dünyasıyla denge içinde yaşaması gereken,
karmaşık bir varlık olarak görüyor.

Hastalıkları iyileştirmenin yolu, belirtilerin bize ne söylemek istediğini anlamak. Onları görmezden gelmek ya da baskılamak daha büyük sorunlara yol açıyor.

Aşağı yukarı herkes bilir, antibiyotiklerin en sık görülen yan etkilerinden biri ishaldir. Bunun nedeni, antibiyotiklerin sindirim sürecine yardımcı olan bazı bağırsak bakterilerini de öldürmesidir.

Vücudumuzdaki bakterilerin, bildiğimiz ya da henüz bilmediğimiz
pek çok işlevi olduğunu düşünürsek,
antibiyotik kullanmanın aslında nasıl bir “kör uçuş” olduğu daha iyi anlaşılabilir.

Uzun süreli antibiyotik tedavilerinin sonunda
insanın vücudundaki “faydalı” bakteriler de azaldığından
bağışıklık sistemi daha zayıf hale gelir.

Dr. Metin Hara bir röportajında

“İnsan bedeninin kendi kendini iyileştirmesi doğaüstü de,
ilaçla iyileşmesi mi doğal?” diyor.

Dr. Hara, yukarıda belirtilen pek çok şeyi şu birkaç cümlesiyle özetlemiş:

Yani öyle bir noktaya geldik ki; ilaç olabilir, makine olabilir, ışın olabilir biz sadece dışarıdan müdahalelerle iyileştiğimizi düşünüyoruz artık.

Ama unutuyoruz; insan bedeninin bağışıklık sistemi bugün modern tıbbın geldiği noktanın çok ötesinde.

Parmağınızı kestiğiniz zaman elinizle tutarsınız, suya koyarsınız, iyileşir. İnsan bedeni zaten sürekli olarak iyileşmeyi hedefler, dengeyi hedefler.

◄►●═══════●◄►

İnsan Viromu

Barsak ve diğer vücut bölgelerinde çok sayıda virüs
bulunmakta
Bunların büyük çoğunluğu bakteriyofaj
Antibiyotik direnç genleri, toksin genleri gibi genleri
transdüksiyon ile aktarabiliyorlar

İnsan Viromunda
Değişkenlik
En fazla kişiler arasında değişkenlik görülüyor.
Bakteriel mikrobiyoma paralel değişkenlik ön
planda.
Diyet ile virom da değişiyor.

◄►●═══════●◄►

Barsak Mikrobiyomu ve Kolorektal Kanser veya
Barsak Mikrobiyomu ve Şişmanlık ilişkisi gözlenmiştir.

Yine Hipertansiyon ve Kardiyovasküler
Hastalıkların Mikrobiyom ile İlişkisi ile ilgili olarak:

Farklı gıdalar ile beslenen toplumlarda barsak
mikrobiyomu farklılıklar gösteriyor.
Bazı mikrobiyom üyelerinin barsakta ürettiği maddelerin
kan basıncını yükselttiği ve böylece kalp ve damar
hastalıklarına yol açabildiği gösterilmiş

◄►●═══════●◄►

Bakteriler sağlığı nasıl etkiler?

Mikrobiyom araştırması emekleme dönemindedir, ancak bağırsak mikroplarının dengesizliği mide bağırsak sorunlarına, örneğin irritable bowel sendromu ve Crohn hastalığına neden olabileceğinin halihazırda kanıtları vardır. Bakteriler ayrıca bazal metabolizmamızı ayarlamaya yardımcı olabilir. Obez insanlar kilo kaybetmek için mide baypas ameliyatı oldukları zaman, bilim adamları, bağırsak bakterilerinin zayıf insanlar tarafından barınılan bakterilere daha çok benzemeye başlayarak kilo kaybına katkı sağladıklarını gözlemlemişlerdi. Mikroplar, bağırsak içerisindeki nöronların hormon seviyelerini değiştirmek için beyne sinyal göndererek ruh halini etkileyebilir. Fare üzerindeki çalışmalar bağırsak bakterilerindeki değişiklikler depresyon ve anksiyeti hastalıklarını hafifletebileceğini gösterdi. Ayrıca sık sık mide bağırsak sorunları ile karşılaşan otistik çocuklar çoğu zaman otistik olmayan çocuklarda olmayan çeşitte bir bağırsak bakterisi taşıdıklarını göstermiştir.

◄►●═══════●◄►

Bakterilerdeki farklılığın nedeni?

İnsanların sindirim sisteminde yaşayan mikropların %80 kadarı kendisi ya da annesinden gelir. Yeni doğmuş bir bebek, doğum kanalından geçerken annenin vajinal bakterilerinden oluşmuş kolonilerin olduğu ana rahminden çıkar. Bunun aksine sezaryen ile doğmuş bebekler, hayata tamamen farklı bir şekilde ve daha az çeşitli bakteri koleksiyonu ile hayata geliyorlar. Bu da onların neden artan oranda astım, obezite ve tip-1 diyabet hastalıkları riskini taşıdıklarını açıklamaya yardımcı olabilir. Ayrıca anne sütü, bağışıklık sisteminin gelişmesine yardımcı olan anneye özgü bakterileri taşıyor.

◄►●═══════●◄►

Mikrobiyom değişebilir mi?

Evet, iyi ve kötü olmak için. Diyet, insanların hangi bakterileri taşıdıklarını belirlemek için başlıca rol oynar. Son yapılan bir çalışma, belirli bir bağırsak bakterisi kırmızı et ya da yumurta sarısı bileşimi ile beslendiği zaman, TMAO olarak isimlendirilen arter damar-sertleşmesi bileşimi ürettiğini buldu. Nadiren kırmızı et ve yumurta sarısı yiyen insanlar TMAO-üreten bakterileri taşımaz ve böylece kalp hastalıkları riskleri artırmaksızın bunları ara sıra yiyebilirler. Ayrı olarak yaşayan yaşlı insanlar bakım evlerinde yaşayan diğer yaşlılardan daha fazla çeşitte mikrobiyoma sahip olmaya eğilimlidirler -belki de farklı diyetlerden kaynaklı olabilir– ancak daha dar bir mikrobiyomu taşımak sağlıklı olmayı azaltmanın bir nedenimidir ya da onun bir sonucumudur açık değil. Ayrıca antibiyotik kullanımı sindirim sistemi mikroorganizmaları azaltabilir. Colorado Üniversitesi biyokimyacı Rob Knight, araştırmacılar “kötü yöne karşı iyi bir yol içinde mikrobiotayı (bir bölgeye ait ancak mikroskopla görülebilen hayvan ve bitkilerin tümü) düzenleyebilecek” faktörlerin neler olacağını belirlemek için hala çalışıyor.” Dedi “Sebebin ve etkinin bilindiği bir kaç durum var.”

◄►●═══════●◄►

Bakteriler bir hastalığı iyileştirmek için kullanılabilir mi?

En az bir durum içinde, bağırsağı ele geçiren bakterilerden kaynaklı, her yıl 14 bin Amerikalının öldüğü C. difficile enfeksiyonun neden olduğu ölümcül ishal var . C. difficile bilindiği gibi antibiyotikler ile yok edilmesi zordur. Ancak, araştırmacılar sağlıklı bir kişinin dışkı örneklerinden bir tüp yardımı ile hastanın midesine yerleştirmenin, sağlıklı bakteriler ile hastanın mikrobyomunu tekrardan nüfusunu artırdığını ve enfeksiyonu aniden iyileştirdiğini keşfettiler. C difficile enfeksiyonları etkili bir şekilde çoğu zaman bir kişinin alakasız bir durumu tedavi etmek için antibiyotik aldığında başlıyor. Bazı uzmanlar, hedeflerindeki zararlı bakterilerle beraber yararlı bakterileri öldüren etki alanları geniş antibiyotik kullanımı, astım, obezite ve otizm gibi hastalıklarının birden yükselmesini açıklamaya yardımcı olabileceğini öneriyor.

New York Üniversitesi mikrobiyolojist Martin J. Blaser,

“Her ne zaman kullanılırlarsa, yan etkiler olacaktır. Şimdi bu hasarın ne kadar ölümcül olduğunu tam olarak öğreniyoruz.” Dedi. Bilim adamları şimdi sağlıklı bir mikrobiyomun neler içerdiğini bulmaya çalışıyorlar. Onların, kişinin bakteriyel türlerinin karışımını düzenleyerek sağlık sorunlarını tedavi edebilecekleri umuluyor. Blaser, “Burada beklentiler sonsuzdur. Bu yaşamımın en önemli ve heyecan verici çalışmasıdır.” Dedi.

◄►●═══════●◄►

Probiyotik yükseliş.

Yale Üniversitesi bilim adamlarının bir probiyotik araştırma incelemesi,
belirli bakterilerin irritable bowel syndrom adlı bağırsak hastalığını
ve ishali azalttığını buldu.

Diğer araştırmalar onların soğuk algınlığını kısaltabileceğini gösterdi.

◄►●Probiyotikler ile «İyi» Barsak Mikrobiyomu Yaratabiliriz.

Gıdaların mikrobiyom üzerindeki etkilerine
en güzel örneklerden biri de şüphesiz,
Türklerin dünyaya tanıttığı,
Türk mutfağının vazgeçilmez yiyeceklerinden biri olan
yoğurdun bağırsak mikroflorası üzerindeki etkisidir.

Fermente süt kullanımının MÖ 4500 yıllarına kadar uzandığıyla ilgili kayıtlar
olsa da bu ilk yoğurdun insan eliyle eklenen de , Iowa Üniversitesi Tıp Fakültesi
Pediatri Bölümü, Çocuk Nörolojisi Kürsüsü öğretim üyesidir.

Yazılı kaynaklarda yoğurda ilk olarak 11. yüzyılda yaşamış Kaşgarlı Mahmut’un Divânü Lugat-it Türk’ü ile Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eserlerinde rastlıyoruz.Bu eserlerde Türklerin yoğurdu yaptıkları ve tükettikleri bildiriliyor.

Fransız tıp tarihi kitaplarında da Fransa Kralı I. François’nın (1494-1547) bir
türlü geçmeyen ishale yakalandığını ve o sırada padişah olan Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520-1566) gönderdiği bir doktorun kendisini yoğurtla tedavi
ettiği bildiriliyor

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »

Hadi Kulağıma Ayıp Şeyler Fısılda…

11058508_997285533630129_4722114141339482267_n[1]