Burçların Güzellik Sıralaması

yukselen-burc-uyumu_1397171863[1]

KADIN                                                                               ERKEK

1)Kova                                                                               1)Koç

2)Yay                                                                                  2)Aslan

3)Akrep                                                                             3)Terazi

4)Oğlak                                                                             4)Başak

5)İkizler                                                                            5)Kova

6)Terazi                                                                            6)Akrep

7)Yengeç                                                                           7)Balık

8)Koç                                                                                 8)Boğa

9)Başak                                                                             9)İkizler

10)Balık                                                                           10)Oğlak

11)Boğa                                                                            11)Yay

12)Aslan                                                                           12)Yengeç

BİR KİLİDİ AÇ VE GERÇEK KİŞİLİĞİNİ ÖĞREN!!!

kilidi-ac[1]

Sarı Renkli Kilidi Açtın:  Uyumlu ve iyimser bir kişiliksin. Parlak bir zihnin var. Sakinliğinle çevrendekilere huzur ve mutluluk veriyorsun.

Kırmızı Renkli Kilidi Açtın: Sen güçlü ve cesur bir kişiliksin. Hiçbir zorluk seni yıldıramıyor. Mücadele etmek için dünyaya gelmişsin.

Yeşil Renkli Kilidi Açtın: Asil ve merhametli bir kişiliksin. Adalet ve eşitlik senin için çok önemli.

Mavi Renkli Kilidi Açtın: Mantıklısın ve olaylara gerçekçi bir biçimde yaklaşıyorsun. Sorunları çözmede ustasın ve kolay kolay yanılmazsın.

Mor Renkli Kilidi Açtın: Duygusalsın ve tertemiz bir kalbin var. Doğru ve iyi bir insan olarak yaşamak senin için en önemli şey

alıntı

YAŞADIKLARIMIZ BİZİ BİZE AYNALAR…

2451884-yansima[1]
Ayna ayna söyle bana, neler oluyor iç dünyamda…
Yaşadığımız her olay ve akabinde hissettiğimiz duygu durumu bize aynadır gerçekten. Önemli olan ne yaşadığımız değil, yaşadıklarımızdan ders alıp alamadığımızdır. Farkındalığımızın oluşmasıdır.
Bütün olaylar bize farkındalığımızın artması için gelir öğretir ve gider.
Kendi kitabımızı okuyabilmemiz için iç dünyamızın farkına varmamız gerekir.
———
“Kendi kitabını oku;
bugün, hesap sorucu olarak nefsin sana yeter.” (isra 14)
———
*Her durum bize gerçekte neyi yansıtır?
*Bize nasıl bir mesajı verir. ?
*Ne öğrenmemiz gerektiğini nasıl anlarız?
*Yaşadığımız bizi rahatsız eden durumlardan nasıl kurtuluruz. ?
——
Bazı zamanlar birebir yaşattıklarımızı deneyimlerken, bazen zıddımızla, bazen idda etttiklerimizin ispatıyla, bazen kınadıklarımızın başımıza gelmesiyle ve çoğu zamanda geçmişten getirdiğimiz katılaşmış inançlarımızla ayna olur olaylar ve insanlar bize.

İmtihan der geçeriz ama imtihanın cevabı verilene kadar benzer olaylar ve bizi zorlayan insanlar etrafımızdan gitmezler. Yaşadığımız her olaya bakış açımız her zaman iç dünyamızdan dışa doğru bir bakışla olursa gerçekte olayların bize neyi aynaladığını fark edebiliriz ancak.
——
AYNA OLAYLAR
*Bazen bizim başkalarına yaşattıklarımızı kendimiz birebir yaşarız.
Empati yetimizi geliştirmek ve bize yapılmasından hoşlanmayacağımız şeyleri
başkalarına yaşatmamak için…
*Bazen yaşadıklarımızın zıddını deneyimleleriz başkalarıyla.
Nasıl birisi olmadığımızı görmek ve onların kabalıkları veya zariflikleri karşısında kendinize örnek yada ibret alabilmek adına…
*Bazen başkalarının yaşadıklarıyla ilgili yargıladığımız durumları kendimiz yaşarız. Kınadığımız durumları kendimiz yaşayarak ne kadar zorlandığımızı fark etmek ve başkalarını kınamamayı öğrenebilmek adına…
*Bazen kendimizle ilgili idda ettiğimiz durumların ispatı için yaşadıklarımız vardır. Örneğin; İyi olmaya çalıştıkça kötü insanları çekmemizin nedeni de budur. Kötü olmasaydı senin iyi biri olduğunun ispatı olmayacaktı asla. Kötüler senin iyi olma vasfına değer katarlar. İdareci olma iddamız idare edilecek kişileri bize çeker vb.
*Bazen de inandığımız ve altını çizdiğimiz şeylerin üstünü çizebilmek için olaylar çıkar karşımıza… Bize artık yeter dedirtecek duruma getirene kadar yaşarız bu tür durumları.
Örneğin;
*Kendinin değersiz olduğuna inananlar, kendine değersizlik duygusunu yaşatan olayların içinde bulur kendini. Kendini kullanılmış ve ezik hisseder sürekli. Kurban rolünü oynarlar. Birilerinden kazık yer, en yakınlarının yalanını yakalar. iftiraya uğrar vb.
Kendi değerini farkettiği anda tüm bu zincir kırılır ve yerini daha huzurlu bir yaşam şekline bırakır.
*Sevilmediğine inanan birisi, birileri tarafında terk edilir yada terk eder sürekli.
Kendini sevmeye başlayıp kendine sevilme hakkı verdiği anda kişi aslında sevilmediğini düşünürken hakkınca sevemediğini anlar ve sevmeye başlar. Kaderi değişir.
*Yoksunluk inancı olan birisinin elinde para durmaz.Parayı kullanamaz gereksiz harcar. Bu inancını fark ettiği anda bilinç kendini yeni düşünceye
uyumlar.
—–
Tüm bu yaşadığımız ve bizi rahatsız eden durumlar bizim içsel kodlarımıza aynalık yapar. Hayat bizim yaşattıklarımızı, yargılarımızı, iddialarımızı ve İnançlarımızı birileri aracılığıyla veya bir dize olaylarla karşımıza çıkarıp kendimizi görmemiz için öğrenmemiz gereken şeyleri işaret eder.. Ve hepsi birer mesaj içerir. Kendi kitabımızı okuyabilmemiz ve yeniden
yapılandırabilmemiz için. Mesajı doğru algılayabilirsek çözümleriz. Ama anlayamadıysak bir köşeye (bilinçaltına) atar unuturuz bir süreliğine.
O çözülmeyen mesajlar çözülünceye kadar belli zamanlarda yeniden yeniden karşımıza çıkar. Her bilinç durumu yükseleceğinde yada benzer bir olay yaşandığında mesaj yeniden gelir önümüze ve her seferinde daha da şiddetle
sarsar bizi.
Çözene kadar, artık yeter dedirtmeyen, vazgeçemediğimiz, korktuğumuz, tutunduğumuz dalları elimizden alana kadar ve çözdürene kadar uğraştırır bizi..
Bilincimiz yükseldikçe çözümlemekte kolaylaşır olayları. Önümüze gelen mesajları daha kolay deşifre eder ve öğrenmeye başlarız… Öğrendikten sonra aynı durumların tekrarı söz konusu olmaz.
Kaybettiğimizi sandığımız bütün dallar bize tekrar geri verilir. Ama bu sefer onlar bizim tutunmak zorunda hissettiğimiz dallarımız değil, tutmak istediğimizde kullanacağımız araçlarımız olur.
Fakat bazen öyle katılaşmış çekirdek inançlarımız vardır ki onu yıkmak dağları devirmekten daha zordur. Tüm yaşamımız aslında bu devirilmesi zor gibi olan 0-6 yaş arasında oluşmuş çekirdek inanç etrafında oluşur ve kaderimiz olur. Sanki o inançtan vazgeçersek bütün hayatımız alt üst olacakmış gibi hissederiz. Bildiğimiz kötüyü bilemediğimiz iyiye tercih eder hayatımızı mutsuz ve huzursuz geçirmenin adına da kader deriz.

Kıyamet demek insanın ayağa kalkışı kendini fark edişidir. Kıyamet günü dağlar yerinden oynayacak dediği işte kendi katılaşmış inançlarımızın yerle bir olacağı anlamına gelir.

Gök yarıldığı, yıldızlar dağıl­dığı, denizler kaynaştığı, kabirlerin içi dışa çıktığı zaman, insa­noğlu ne
yaptığını ve ne yapacağını görür.” (İnfitar, 82/1-5)

Hayat okulundan mezun olup kendimize gelebilmemiz için tüm imtihan-larımızın doğru cevaplarını vermemiz gerekiyor. Sınıf atlasak bile alttan ders bıraktıysak hayat asla affetmiyor ve onu tekrar önümüze koyuyor çöz diye…
Rabbim imhihanlarımızı kolaylaştırsın…
Kendimize gelmemiz nasip olsun inş.
Aydanur HIRA 20.10.2015

Geçen Ay Evrene 650 Liralık Pozitif Enerji Yollamışsınız…

img_0840[1]

Evrenden Gelen Sinyaller…

woman-universe-blue-[1]

 

‘Arabanızda frenler tutmuyorsa evren size nerde durmasını bilmiyorsun’ diyor..
Silecekleriniz çalışmıyorsa neyi görmek istemiyorsun? diyor..
‘Telefonunuz arızalıysa iletişim kanallarında sorun var, kime söylemek istiyorsun da söyleyemiyorsun?’ diyor..
‘Arabanızda vuruklar, çarpmalar varsa öfkelisin, kendini ve kızgın olduğun herkesi affet’ diyor..
Evinizde su boruları devamlı patlıyorsa, musluklardan su sızıyorsa yaşamındaki kaçakları gösteriyor.. (Para, sağlık, huzur vs.)
Elektrikle ilgili sorun varsa karanlıktasın, aydınlat kendini diyor..
Veee bedenimiz işte harika makinemiz..
Biz hayatımızdaki kullandığımız araçlar arızalanınca insanlarla ilişkilerimiz bozulunca, yaşamın bize verdiği mesajları hala anlamadıkça…
Yaşam, son çare olarak mükemmel bir makinemiz olan bedenimizle hayatımızdaki sorunları göstermeye çalışıyor..
Ancak hastalanınca duruyoruz.. Bana ne oluyor böyle diyoruz..
Neden hasta olunca farkına varıyoruz? Çünkü yaşamla ilişkimiz bir şekilde kesiliyor..
İşimize gidemiyoruz veya ağrılar içinde dolaşıyoruz hayattan keyif alamıyoruz..
‘Evet yaa, bu işim beni çok strese sokuyordu, sonunda hasta etti beni’ diyorsunuz..
Yaşamın size söylediklerini dinlemek için illa hasta olmayı mı bekliyorsunuz..
Kanser olduğunuz zaman mı en nefret ettiğiniz kişiyi affedeceksiniz..
Öleceğinizi bilirseniz mi yapmak istediğiniz şeyler için kendinize zaman ayıracaksınız, kızmayı, söylenmeyi bırakacaksınız..
Hastalıklar sizin düşüncelerinizle yaşamınızda yaratmış olduğunuz sıkıntıların sonuçları ve bu düşünceler sahip olduğunuz yaşam alanlarınızı güçlü bir şekilde etkiliyor..
Öncelikle şunu da belirtmek isterim, yaşamımızdaki bu nedenleri görmemek için kendimize bahanelerde uydururuz..
Soğuk bir şeyler içtim bu yüzden boğazım ağrıyor..
Acılı yedim bu yüzden midem ağrıyor vs..
Daha önce neden soğuk içtiğinizde veya acı yediğinizde bu ağrılar yoktu..
Kendinize dürüst olun ve yaşamın size verdiği bu ipuçlarını kullanın..
Sonuçta sadece kazançlı çıkarsınız
alıntı

Fazla Kilolardan Kurtulmak İçin Mucizevi Yöntem…

22540197_10155784893169508_4363146179784686712_n[1]

Fazla kilodan kurtulmak için mucizevi yöntem…

Önce başınızı sağ- sola çevirin. Bu egzersizi size her yiyecek ikram edildiğinde 3 kez tekrarlayın…

Eğer evrene güvenirsen çok geçmeden sakinleşip sessizleşeceksin; mutlu ve neşeli olup, bayram edeceksin çünkü evren bayram etmektedir.

osho4105[1]

“Yeni evlenmiş bir adam eşiyle birlikte evine dönüyormuş. Botlarıyla birlikte bir nehri geçmektelermiş fakat aniden büyük bir fırtına çıkmış. Adam bir savaşçıymış fakat buna rağmen eşi çok korkmuş çünkü fırtınadan kurtulmalarının imkânı yok gibi gözüküyormuş. Botları çok küçükmüş ve fırtına öylesine devasa bir büyüklükteymiş ki her an batabilirlermiş. Fakat tüm bunlara rağmen adam sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi sessiz ve sakince oturmaktaymış.

Kadın korkudan tir tir titrerken adama: ‘Sen korkmuyor musun? Bu hayatımızın son anı olabilir! Nehrin karşı tarafına ulaşamayacağız gibi gözüküyor. Yalnızca bir mucize bizi kurtarabilir, aksi hâlde ölümümüz kesin. Korkmuyor musun? Aklını mı kaçırdın’ demiş. Adam gülmüş ve kılıcını kınından çıkardığı gibi kadının boynuna hızla yaklaştırmış. Kılıç kadının boynuna o kadar yakınmış ki neredeyse kadının boynuna değecekmiş. Adam kadına: ‘Korktun mu’ diye sormuş. Bunun üzerine kadın gülmeye başlamış ve demiş ki: ‘Eğer kılıç senin elindeyse neden korkayım ki? Beni sevdiğini biliyorum.’

Adam kılıcını kınına sokmuş ve demiş ki: ‘Sana cevabım budur. Tanrı’nın beni sevdiğini biliyorum; kılıç onun elinde, fırtına onun elinde… Her ne olursa iyi olacaktır. Eğer fırtınadan kurtulabilirsek iyi, kurtulamazsak o da iyi…

Çünkü her şey onun elindedir ve o asla yanlış bir şey yapmaz.’ İşte, insanın özümsemesi gereken güven budur. Böylesi bir güven tüm hayatını değiştirebilir.

Eğer evrene güvenirsen çok geçmeden sakinleşip sessizleşeceksin; mutlu ve neşeli olup, bayram edeceksin çünkü evren bayram etmektedir. Üzgün değildir evren; bir şarkıdır o, çok güzel bir şarkı ve dans sürüp gider. Bu dansın bir parçası ol ve doğana güven; tek yol budur. Kendine güvenmekle, seni yaratan Tanrı’ya güveneceksin. Eğer kendine güvenmiyorsan, seni yaratan Tanrı’ya da güvenin yoktur.”

osho

 

Aşkın Ömrü Üç Yıldır…

22405750_10155769856694508_7136591087831180127_n[1]

Ulan Ne Huysuz At Bu Böyle…

img_58f4e7bc70211_1492445116[1]

Yumruğunuz Kişiliğiniz İle İlgili Bu İpuçlarını Veriyor

fist[1]
Vücut dilinizin karakteriniz hakkında ipuçları verdiği biliniyor.
Daha önce sizlerle yatış şeklinizin ne anlama geldiğini paylaşmıştık. Peki yumruğunuzun da kişiliğiniz hakkında ipuçları verdiğini biliyor muydunuz?
Tek yapmanız gereken yumruğunuza bakmak ve aşağıdaki şekilleri incelemek.
Hangisi sizinki?

 

 

1- Baş parmağınız diğer parmaklarınızın altında kalıyorsa
İnsanların hakkınızda düşündüğü:
İnsanlar zekânıza, yaratıcılığınıza ve enerjinize bayılıyor. İnsanlar her konuda tedbirli olduğunuzu ve sakin bir yaşam tarzınız olduğunu düşünüyor.
Kişiliğiniz:
İnsanlara zarar vermek yapacağınız son şey ve oldukça sakin bir kişiliğiniz var. Arkadaşlarınızla vakit geçirmeye bayılıyorsunuz. Sadık ve dürüst insanlarla arkadaşlık ediyorsunuz.
Aşk hayatınız:
Sakin bir ilişki istiyorsunuz. Uzun soluklu ilişkileri tercih ediyor ve hayatınızda dram istemiyorsunuz.

2- Baş parmağınız diğer parmaklarınızın yatay şekilde üstündeyse:
İnsanların hakkınızda düşündüğü:
Karizmatiksiniz ve yeteneklisiniz. İnsanlar kibar oluşunuzu takdir ediyor. Öz güveniniz yerinde ve ilgi çekiyorsunuz.
Kişiliğiniz:
İnsanları inciteceğini düşündüğünüz şeyleri yapmaktan kaçınıyorsunuz. Risk almayı sevmiyorsunuz ve hayattan yüksek beklentileriniz var. İnsanlar etrafınızda olmaya bayılıyor ve sizinle vakit geçirmeyi çok seviyorlar.
Aşk hayatınız:
Kolay kolay affetmiyorsunuz ve geçmişinizdeki ilişkileri kolayca unutamıyorsunuz. Açılmaktan ve incitilmekten korkuyorsunuz.

3- Baş parmağınız işaret parmağınızı paralel şekildeyse:
İnsanların hakkınızda düşündüğü:
Hayal kurmayı seviyor ve elinize geçen her fırsatı değerlendiriyorsunuz. Cömert ve arkadaş canlısısınız. İnsanlar espri anlayışınızı seviyor ve etrafınız sürekli arkadaşlarınızla çevrili. Bazen sabırsız ve inatçı olabiliyorsunuz.
Kişiliğiniz:
Dürüstlüğe ve kibarlığa önem veriyorsunuz. İnsanların özgürlüklerine saygı duyuyorsunuz. Bazen insanların iyi niyetinizi suiistimal ettiği oluyor. Böyle zamanlarda gerçek arkadaşlarınız farkına daha iyi varıyorsunuz.
Aşk hayatınız:
Aşk hayatınızdan arkadaşlarınıza bile bahsetmekten hoşlanmıyorsunuz. Sizin için en önemli olan şey hayallerinizin peşinden koşmak ve sizi gerçekten seven biriyle birlikte olmak.

Bunlarım bilimsel çıkarımlar olup olmadığı tamamen bilinmese de birçok kişi analizlerin gerçek olduğunu söylüyor.
Sizinki nasıldı?
Yazıyı arkadaşlarınızla paylaşarak çıkan sonuçları karşılıklı olarak yorumlayın.

Bilimsel Gerçekleri Öğrenince Bir Daha Sağınıza Doğru Yatmayacaksınız

utin[1]
İnsanların günde ortalama 8 saat uyuduğu biliniyor. Bir diğer deyişle hayatımızın üçte birini uyuyarak geçiriyoruz.
Uyku son derece önemli. Uykumuzu yeterince alamamamız halinde güne gergin başlarız ve bütün gün yorgun hissederiz.
Journal of Clinical Gastroenterology’da yayımlanan bir araştırmada ise ne kadar uyuduğumuzun değil nasıl uyuduğumuzun önemli olduğunun altı çizildi.
Meğerse uyku pozisyonumuzun sağlığımıza yararları ve zararları olabiliyormuş.
1- Kalbe yararlı
Solunuza doğru uyuduğunuzda vücudunuz kan pompalamakta zorlanmaz. Bunun nedeni ise atardamarların vücudun sol kısmında bulunmadı. Sağınıza doğru yattığınızda, vücudunuz kanı önce yukarıya doğru pompaladığından kan akışınız yavaşlar. Sola doğru yatmak kalbe yararlıdır.

2- Sindirime iyi gelir
Sağımıza doğru yattığınızda, mide asidi yemek borunuza kadar ulaşır ve bu nedenle geceleri mideniz yanar. Zaten sindirim sorunları yaşayan biriyseniz, solunuza doğru yatın.

3- Lenf drenajına iyi gelir
Araştırmada, sola doğru yatmanın lenf drenajına iyi geldiği belirtildi.
Lenf drenajı en basit şekilde vücuda yararlı besinlerin bir yerden bir yere taşınması ve vücuttaki zararlı maddelerden arınılması şeklinde açıklanabilir.

4- Anatomimize uygundur
Midemiz ve pankreaslar vücudumuzun sol kısmındadır. Eğer sağınıza doğru yatarsanız daha geç uyumak zorunda kalırsınız.

5- Dalaktaki baskıyı azaltır
Dalak da vücudumuzun solundadır. Dalağın görevi kanı temizlemektir. Vücudumuzdaki gereksiz maddeler lenfoyid sistemle dalağa taşınır. Solunuza doğru uyumak bir an önce bu maddelerden kurtulmanız anlamına gelmektedir.

Kaynak: newsletter

Bir şeyi alıyorsan, bir şeyi ver

nil-karaibrahimgil-in-oglu-ilk-defa-goruntulendi-6806755_x_2060_o[1]

 

Yeni kuralım bu. Gitgide yükselen bir eşyalar imparatorluğunun, azla da mutlu olabilen mizacımı ele geçirmesini istemiyorum.
Kimsenin çok şeye, ‘bir tane daha’ya ihtiyacı yok.
İnsan büyüdükçe anlıyor, dükkanlarda aradığının başka şey olduğunu.
Eve gidip suluboya yapmanın, bir parfüm daha almaktan daha iyi bir şey olduğunu.
Kasada, parası neyse verdikten sonra, kolaycacık senin olan bir şey, eve götürene kadar eskiyor zaten.
İhtiyaç için almak başka. Onu ayırıyorum. Lafım, ‘bitandaa’lara.
Evdeki sonbahar temizliğiyle, bu konu üstüme üstüme geldi.
Yılların müsrifliğinden utandım.
Kendimi barbi gibi giydirip durmuşum. Halbuki çok az şeyi hep giymişim.
Torbalarda nefes alamamış elbiseler.
Kutularda dolaşmayı beklemiş ayakkabılar.
Tepelerde gökyüzü görmemiş şapkalar.
Kim aldı bunları? Ne düşünerek? Kendini mi tanımıyordu?
Bir ara kitap ayracından, diş fırçasına sahip olduğum (ki hiçbir şeye sahip değiliz aslında o da ayrı konu, onlar bize sahip.
Sonra koşarak yeni sahiplerine gidecekler naftalin kokularıyla) her şeyi yazayım dedim.
Bunun bana vereceği ıstırap o kadar çok olacaktı ki, dersimi alacaktım.
Fakat bu ceza bir insanın kendisine vermesi için ağır geldi.
Ev tıkış tıkış. Kitaplar da üstüme geliyor ama kütüphane inşa ediyoruz diye ona bir şey diyemiyorum.
Kendim için başlattığım bu ‘bitandaa’sız dünyayı, oğluma öğretiyorum.
Kamyon isterse, senin kamyonun var diyorum.
Elindekini sevmeyi, onunla bıkmadan yüzbinlerce kere oynamayı öğrense harika olmaz mı?
Yeninin kokusunun müptelası olmasa.
Bir arkadaşım evine gelen misafiri anlattı. Anne oğul gelmişler.
Oğlan bir buçuk saat bir iple -evet ip- oynamış.
O ip, ev olmuş, TIR olmuş, yol olmuş…
Kim bilir neler olmuş.
Geçenlerde, elini araba yapmış yokuşları çıkan Aziz Arif’in eline araba tıkıştırırken yakaladım birini.
Yapmayın dedim. Onun arabası var. Araba eksiği olsaydı emin olun söylerdi.
Özellikle çocuklara, minicik yaştan, ‘bitandaa’sız
yaşamayı öğretmemiz lazım.
Ne bizim ne de üzerinde yaşadığımız güzel dünyamızın bitandaa’yla baş edecek kaynağı yok.
O bitmez, doymaz bir şey.
Bu yaz, arkadaşımın 5 yaşındaki oğlu bana dönüp ‘you get what you get/ and you dont get upset’ (aldığını alırsın ve hayal kırıklığına uğramazsın) dedi, tekerleme gibi tonlayarak.
Okulda duymuş. Herhalde oyuncakların, evdeki gibi sadece onların değil, başkalarının da olduğu gerçek dünyaya hazırlık için öğretmişler.
Bir iç disiplin tekerlemesi, cebinden çıkarıp hatırlaman için.
Eşyaları tek tek yazmaya üşendim ama, fazlalıkları dağıtıp sadeleştikten sonra, her yeni gelen, bir şeye yol verecek.
Kıyafetlerde de, oyuncaklarda da.
Bir şeyi alıyorsan, bir şeyle vedalaşacaksın.
Ancak böyle boğulmadan yaşayabilir, hatta belki bir gün suluboyaya başlayabilirsin.
Marie Kondo’nun ‘Hayatı sadeleştirmek için, derle topla rahatla’ kitabında dediği gibi, eşyanızı elinize alıp ‘bu bana hala neşe veriyor mu’ diye sormak en iyisi.
Var mı artık sana neşe vermeyenin, başkasına vermesi gibisi?
Yazan: Nil Karaibrahimgil-Hürriyet

Bir şeyi alıyorsan, bir şeyi ver

55ea09f4f018fbaf4494220a[1]

Yeni kuralım bu. Gitgide yükselen bir eşyalar imparatorluğunun, azla da mutlu olabilen mizacımı ele geçirmesini istemiyorum.

Kimsenin çok şeye, ‘bir tane daha’ya ihtiyacı yok.
İnsan büyüdükçe anlıyor, dükkanlarda aradığının başka şey olduğunu.
Eve gidip suluboya yapmanın, bir parfüm daha almaktan daha iyi bir şey olduğunu.
Kasada, parası neyse verdikten sonra, kolaycacık senin olan bir şey, eve götürene kadar eskiyor zaten.
İhtiyaç için almak başka. Onu ayırıyorum. Lafım, ‘bitandaa’lara.
Evdeki sonbahar temizliğiyle, bu konu üstüme üstüme geldi.
Yılların müsrifliğinden utandım.
Kendimi barbi gibi giydirip durmuşum. Halbuki çok az şeyi hep giymişim.
Torbalarda nefes alamamış elbiseler.
Kutularda dolaşmayı beklemiş ayakkabılar.
Tepelerde gökyüzü görmemiş şapkalar.
Kim aldı bunları? Ne düşünerek? Kendini mi tanımıyordu?
Bir ara kitap ayracından, diş fırçasına sahip olduğum (ki hiçbir şeye sahip değiliz aslında o da ayrı konu, onlar bize sahip.
Sonra koşarak yeni sahiplerine gidecekler naftalin kokularıyla) her şeyi yazayım dedim.
Bunun bana vereceği ıstırap o kadar çok olacaktı ki, dersimi alacaktım.
Fakat bu ceza bir insanın kendisine vermesi için ağır geldi.
Ev tıkış tıkış. Kitaplar da üstüme geliyor ama kütüphane inşa ediyoruz diye ona bir şey diyemiyorum.
Kendim için başlattığım bu ‘bitandaa’sız dünyayı, oğluma öğretiyorum.
Kamyon isterse, senin kamyonun var diyorum.
Elindekini sevmeyi, onunla bıkmadan yüzbinlerce kere oynamayı öğrense harika olmaz mı?
Yeninin kokusunun müptelası olmasa.
Bir arkadaşım evine gelen misafiri anlattı. Anne oğul gelmişler.
Oğlan bir buçuk saat bir iple -evet ip- oynamış.
O ip, ev olmuş, TIR olmuş, yol olmuş…
Kim bilir neler olmuş.
Geçenlerde, elini araba yapmış yokuşları çıkan Aziz Arif’in eline araba tıkıştırırken yakaladım birini.
Yapmayın dedim. Onun arabası var. Araba eksiği olsaydı emin olun söylerdi.
Özellikle çocuklara, minicik yaştan, ‘bitandaa’sız
yaşamayı öğretmemiz lazım.
Ne bizim ne de üzerinde yaşadığımız güzel dünyamızın bitandaa’yla baş edecek kaynağı yok.
O bitmez, doymaz bir şey.
Bu yaz, arkadaşımın 5 yaşındaki oğlu bana dönüp ‘you get what you get/ and you dont get upset’ (aldığını alırsın ve hayal kırıklığına uğramazsın) dedi, tekerleme gibi tonlayarak.
Okulda duymuş. Herhalde oyuncakların, evdeki gibi sadece onların değil, başkalarının da olduğu gerçek dünyaya hazırlık için öğretmişler.
Bir iç disiplin tekerlemesi, cebinden çıkarıp hatırlaman için.
Eşyaları tek tek yazmaya üşendim ama, fazlalıkları dağıtıp sadeleştikten sonra, her yeni gelen, bir şeye yol verecek.
Kıyafetlerde de, oyuncaklarda da.
Bir şeyi alıyorsan, bir şeyle vedalaşacaksın.
Ancak böyle boğulmadan yaşayabilir, hatta belki bir gün suluboyaya başlayabilirsin.
Marie Kondo’nun ‘Hayatı sadeleştirmek için, derle topla rahatla’ kitabında dediği gibi, eşyanızı elinize alıp ‘bu bana hala neşe veriyor mu’ diye sormak en iyisi.
Var mı artık sana neşe vermeyenin, başkasına vermesi gibisi?

Yazan: Nil Karaibrahimgil-Hürriyet