Sadece Bir ‘GÖZ’ Seçin! Bu Test Bilinçaltınızda Yatan Gerçek Kişiliği Ortaya Çıkaracak!

gözler[1]

 

Ne gördüğümüz, gördüğümüzden ne anladığımız her zaman kişiden kişiye değişen detaylar olmuştur. Nasıl baktığımız aynı yerde farklı şeyler görüyorsak, biz de insanoğlu olarak aynı gerçekliğin farklı detaylarıyız.
Psikolojide bilinçaltı; şuan mevcut olan farkındalıktan farklı olan, bilincin bir parçasıdır. Bilinçaltınız kocaman bir hafıza bankasına benzer. Kapasitesi neredeyse sınırsızdır. Maruz kaldığınız, tanıklık ettiğiniz, gördüğünüz her şeyi kalıcı olarak kaydeder. 21 yaşında bir insan o yaşa kadar 100 ansiklopedi bilgisi kadar içeriği hafızasında bulundurmuş olur.

Eğer teste hazırsanız, gerçekten dürüst olmanız gerek. Hadi bilinçaltınızda neler saklıymış birlikte görelim!
Hangi göz şekli sizin dikkatinizi çekmeyi başardı?
1. Tutku dolu bir insansın.

Yenilikleri seven, maceracı bir yapın var. Sürekli yeni bir hayata başlamaya ihtiyaç duyuyorsun, yerinde saymak seni çürümüş gibi hissettiriyor.
Geçmişin seni kovalıyor. Anılarından ve geçmişteki insanlardan kolayca kopamayan bir yapın var. Fakat geçmişini affetmeye ihtiyacın var. Ne olursa olsun ruhunu iyileştirmeye ihtiyacın var ve bunu affederek yapabilirsin. Çünkü sen değerlisin.
Hayallerinden vazgeçme, yeniden hayata başlamış gibi hissedeceksin.
2. Gizemli bir kişiliğe sahipsin.

Halihazırda bir sır küpü gibisin. Her şeyi kendi içinde yaşamayı seviyor, yaşamına ait detayları kendinde saklıyorsun. Yani sırlarla dolusun. İnsanlar seni tanıyabilmek için çabalıyorlar çünkü gizemli tavırların herkesin dikkatini çekiyor ve merak topluyorsun.
Fakat bu özelliğini dengelemeye ihtiyacın var. Karanlıktaki yalnız insan olmayı bırakmalısın. Biraz duygularını yüzünde taşımayı denemelisin. İnsanlarla kapalı ilişkiler yaşamak yerine samimi, açık olduğun ilişkilere de yakın olmalısın.
3. Dikkatleri üzerinde topluyorsun.

Doğuştan çekici bir insansın. Diğerlerinin ilgisini çekmen için çabalamana gerek yok. Çünkü auran o kadar yüksek ki, kimsenin seni fark etmemesine imkan yok. Çevrendeki insanlar senin yardımına ve senden fikir almaya ihtiyaç duyuyorlar. Çünkü enerjin o kadar yüksek ki onlar da senin yanında iyileşmiş hissediyorlar ve senden güç alıyorlar.
4. Derin bir ruha sahipsin.

Sana bir olay anlatıldığında içindeki detayları fark ediyor ve onları anlamlandırmakta zorlanmıyorsun. Yeni bir insanla tanıştığında o insanın derinliğini ve nasıl bir karaktere sahip olduğunu anlayabiliyorsun. Biraz empatik bir kişiliğin var ve bu sayede insanlar senin sezgilerine çok güveniyorlar. Zihnin bir maymun oradan oraya atlıyor ve asla boş durmuyor. Sürekli bir şeyler analiz ediyorsun.
Bazen kaybol hissedebilirsin. Bu derin bir ruha sahip olmandan kaynaklanıyor. Herkes gibi hata yapabilirsin. Bunun normal olduğunu kabul etmenin zamanı geldi. Fazla düşünmekten ve kendini yormaktan vazgeç. Kendini sev.
5. Kimsenin çözemediği bir bulmaca gibisin.

 

İnsanların hayatında bir soru işareti gibisin. Kendini doğru bir şekilde ifade etmekte zorlanıyorsun çünkü çok konuşmaktan hoşlanmıyorsun. İnsanlar seni çözemediklerini anladıkları anda pes ediyorlar ve sen de ne olduğunu anlayamadan insanların hayatından kopuşuna şahit oluyorsun.
Onların seni anlamadığını düşünüyor olabilirsin. Sadece biraz daha açık olmanda fayda var. İnsanlara olan güvensizliğin de senin onlarla olan iletişimini kısıtlıyor. Kendini serbest bırakmayı denemelisin.
6. Antika bir ruha sahipsin.

Kesinlikle şu zamanlarda daha da değeri artmış, antika bir ruhun var. Sanki daha önceden bu dünyaya farklı bir bedende gelmiş kadar tecrübeli ve bilge bir insansın. Gizemli ve insanları kolayca etkisi altına alan birisin. Herkes senin bu büyülü enerjine hayran kalıyor. Bazen öyle konuşmalar yapıyorsun ki senin bu zamana ait olduğuna inanmak imkansız.
Bazen kendine olan inancın sarsılıyor olabilir. Kendini kaybetmeden sakin kalmalı ve içindeki gerçek seni ortaya çıkaracak işlere yönelmelisin. Sana en iyi gelen ortamlarda bulunmaya gayret et ve gereksiz insanları hayatından çıkarmaya çalış.
7. Bir gece baykuşusun.

Adeta karanlık gecenin arkadaşı gibisin. Bir sürü bilgiye sahipsin ve onları en doğru çekilde değerlendiriyorsun. Her şeyin farkına çabuk varıyor, pratik çözümler üretiyorsun. Fakat insanlara bu özelliklerini göstermekten pek hoşlanmıyorsun.
İllüzyonistlik tam sana göre bir meslek. Birçok zor olayın içinden kolayca sıyrılıyorsun ve insanlar bunu nasıl başardığını çözemiyor. Aslında güçlü bir kişiliğe sahip olman senin olayların üstesinden kimsenin haberi ve yardımı olmadan gelebilmeni sağlıyor.

Kendini değiştirmeye çalışma ve buna cürret edenlere de izin vermemelisin. Sen doğru bildiğinden vazgeçmemeye devam ettiğin sürece her türlü zorluğun üstesinden gelebilecek güçtesin.

http://filoji.com/sadece-bir-goz-secin-bu-test-bilincaltinizda-yatan-gercek-kisiligi-ortaya-cikaracak/

ÇOK DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN BİR KONU

HTB16wudHXXXXXatapXXq6xXFXXX0[1]
Anneannem 84 yaşında vefat etmeden yaklaşık 2 sene önce çevresinden kopmaya başlamıştı… Son günlerinde ise beni dahi zor tanıyabiliyordu. Teşhis konamamıştı o zaman… Şeker hastalığına bağlanmıştı olay! Ancak aradan bir kaç yıl geçip “Alzheimer” keşfolunup, semptomları yazılınca, anlamıştımki rahmetlinin vefat sebebi de buydu! Altmışına merdiven dayamış bir yaşlı olarak düne baktığımda…
Biz çocukken, evde bakır kaplarda pişerdi yemekler… Arada bir kapı önünden geçen “kalaycı”lar, bakır kapları kalaylardı. Yemekler de bu kalaylanmış kaplarda pişerdi. Sonra birden aluminyum furyası çıktı!. Herkes bakır kaplarını satıp evi aluminyum kaplarla doldurmaya başladı… Büyük kolaylıktı. Hafifti, ucuzdu, kalaylanma derdi yoktu!. Yıllar yılı alüminyum kaplarda pişmiş yemeklerle beslendi beyinlerimiz! . Derken çelik kaplar, teflon tencereler çıktı yakın yıllarda…
Ve atıldı ortaya bir yeni keşif! “Alzheimer”, yani ALUMİNYUM hastalığı!
Bu hastalığa yakalananları n beyin hücrelerinde normalin 4 katına kadar alüminyum fazlalığı tespit oldu 1989 da… Özellikle, beynin hafızayla alâkalı hippocampus bölgesindeki hücrelerde bu birikim çok fazla olarak bulundu. İnsanların farkında olmadan gıda ve diğer yollarla aldıkları fazla alüminyum beyni iflasa sürüklüyordu…
İsimleri, yerleri, kişileri hatırlamaz hâle getiriyordu “ALZHEİMER” hastalığı. Ve bunda, kullanılan alüminyum kapların etkisi çok büyük!Yapılan araştırmalara göre, normal kapta pişen domatesteki aluminyum oranı, alüminyum kapta piştiğinde yüzde yüze yakın artıyordu.
Şimdi aluminyum tencereler kullanılmıyor pek ama tehlike geçti mi?
Bu defa da en başta aluminyum “kutu”larda saklanan, içilen konserve ve meşrubat türü gıdalar çıktı karşımıza! Bunların yanı sıra vücuda alınan bazı ilaçlara da dikkat edilmeli sanırım! Meselâ, stresli toplumlar sürekli mide yanmalarına karşı antiasid almaya başladılar… Ki alınan antiasid hap veya şurupların pek çoğunda yoğun miktarda alüminyum hydroxid ve alüminyum tuzları bulunmakta! Yanı sıra ishal kesici (antidiarrheal) haplar dahi alüminyumlu maddeler ihtiva etmekte. Bir kısım ağrı kesici aspirinler, kepek olmasını önleyici bazı şampuanlar, bazı
deodorantlar, hep beynimizin belâsı alüminyumu ihtiva etmekte…
Bilmem alüminyumlu nesnelerden uzak durmamız gerektiğini yeterince anlatabildim mi?.Yanı sıra kesinlikle LIGHT ve DIET yazan yenecek ve içeceklerden uzak durmak gerekiyor…Rafine beyaz şeker ise beyni “turn-OFF” yapan (çalışmasını durduran) madde olarak adlandırılıyor.
Prof. Dr. Turan GÜVEN
Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi
Biyoloji ABD Öğretim Üyesi. ALINTI

KRİSTALLERİ ve YARI DEĞERLİ TAŞLARI ARINDIRMA VE ENERJİ YÜKLEME YÖNTEMLERİ

images[3]

Akar su:
Suyun zarar vermediği taşları pınarda, derede, denizde ya da musluktan akan suyun altında temizleyebilirsiniz. Bazı kişiler taşlarını yağan yağmurun altında bırakırlarken, bazıları da suyun zarar vermediği taşlarla banyo yaparlar. Taşınızı musluğun altında temizlemek istediğinizde başka bir yöntem: Onu lavabonun yakınında bir yere koyun. Her zaman kullandığınız elinizle sarkacı üzerine getirin ve diğer elinizi musluktan akan suyun altına koyun. “Bu taştaki negatif enerjiyi temizle” dediğinizde sarkaç saat yönünde döner ve taş temizlendiğinde durur. Bu sırada taşın negatif enerjisi her gün kullandığınız elinizden bedeninize, oradan da diğer elinize geçer ve akan suyun altında parmak uçlarınızdan akıp gider.

Ateş:
Taşları, yanan ateşin dumanından geçirerek arındırma ve yeniden enerji yükleme işlemidir.

Güneş ve ay:
Taşlarınızı, güneş ya da ay ışığına bırakabilirsiniz. Güneş ışığıyla direkt temas ettiğinde ametist, pembe kuvars, sitrin, göktaşı, akuamarin, aytaşı, bazı firuze türleri, mavi kalsit, opak ve fluoritin
renkleri solar. Göktaşı da güneş ışığına doğrudan maruz kalmamalıdır.Taşlar güneş ve ayın ışığını massetmek için 24 saat dışarıda bırakılabilir. Negatif enerjiyi pozitife dönüştüren siyah turmalin gibi taşların tamamen temizlenmesi ve yeniden enerjiyle yüklenmesi için 48 saat gerekebilir. Havanın kapalı olması ya da ay ışığının olmaması taşların temizlenmesini etkilemez.

Işık:
Taşların arındırılmasında gün ışığından ya da beyaz, sarı, mor ve mavi yapay ışıklardan yararlanılır. Kristallerinizin üzerine renkli ya beyaz bir ışığın aktığını zihninizde canlandırın ya da onları gerçekten
gün ışığına tutun.

Kristaller:
Küçük kristaller şeffaf kuvars ya da ametist salkımlarının üzerine konarak temizlenebilir, yeniden enerji yüklenebilir. Bu iş için başka kristallerden de yararlanabilirsiniz ama kuvars, ametist ve göktaşı salkımlarındaki uçların değişik yönlere bakması, enerjinin çeşitli yönlerden gelmesini sağlayarak arındırma işlemini daha kolayca yapar. Başka bir yöntem ise şöyledir: Taşınızı şeffaf bir kuvars salkımının üzerine koyun. Tek uçlu dört şeffaf kuvars kristalini teker teker Doğu, Güney, Kuzey ve Batı yönlerinde dizin. Bu kristallerin uçları salkıma baksın. Temizleyip yükleyeceğiniz taşları kristal salkımının üzerinde istediğiniz kadar bırakabilirsiniz.

Kuru tuz:
Kristalleri bir gece ya da daha uzun süre kuru tuzun içine koymak etkili bir arındırma yöntemidir.

Melekler:
Siz talep ettiğinizde melekler, kristal devalar, spiritüel varlıklar kristallerinizi ve taşlarınızı temizler.
Kristal deva, kristallerinizin ve taşlarınızın Yüksek Benliği, ruhu ve zihnidir. O, her taşın spiritüel, zihinsel ve duygusal veçhesi olduğu kadar her taş türünün de kolektif zihnidir.

Nefes:
Küçük parçalar için nefes tekniği çok etkilidir. Taşı her zaman kullandığınız elinizde tutun. Burnunuzdan derin nefes alın. Taşı arındırma ve enerji yükleme niyetinize odaklanın. Nefesini taşın üzerine burnunuzdan verin. Bunu taşın bütün yüzleri temizleninceye kadar tekrarlayın. Nefesinizin hızını kendinize göre ayarlayın. Ya da taşı elinizde tutarak burnunuzdan derin nefes alın, ağzınızı hafifçe açarak “ha” sesi çıkarırken taşın üzerine üfleyerek nefesinizi verin.

Ses:
Ses tonlamaları, küçük çan ve davul sesleri, şarkılar taşları arındırır. Taşları elinize alıp A, E, I, O, U, OM, HA seslerini çıkarmanız onları bir dakikadan daha kısa sürede temizler.

Shakti enerjisi:
Taşınızı ellerinizin arasına alın. Beyaz, altın sarısı ya da gökkuşağı renginde bir şifa ışığı demetinin taç çakranızdan girerek kollarınızdan ya da kalbinizden avucunuzun içindeki taşa aktığını, ona hayat verdiğini zihninizde ya da gözünüzde canlandırın. Bu sırada, “Shakti enerjisi, taşın doğal şifa enerjisini evrenin en yüksek hayrına düzeltiyor ve (1-10 kat) artıyor” deyin.

Toprak:
Taşlarınızı dinlendirmek ve arındırmak için onları pamuk, yün ya da ipek gibi doğal bir kumaşa sararak 24 saat toprağa gömebilirsiniz. Eğer aşırı negatif enerji depolamış olduklarını hissediyorsanız onları, ayın bir evresinden diğerine, örneğin yeniaydan ilkdördüne kadar ya da daha uzun süre toprakta bırakabilirsiniz. Hematit, bakır ve demir açısından zengin olan diğer taşların toprakta paslanabildiğini unutmayın. Ayrıca gömdüğünüz yeri kaybetmemek için işaretler koyun.

Tuzlu su ve sirke:
Çok yaygın başvurulan ama dikkat edilmesi önerilen hızlı bir arındırma yöntemidir. Bu yöntemde taşlar, kristal bir kasenin içinde hazırladığınız bir litre ılık su, bir çay kaşığı deniz suyu ve yarım çay bardağı elma sirkesi karışımının içinde 20 – 30 dakika tutulur. Taşlar bu karışımın içine konduğunda, kase iki yanından tutularak bu işlemin onları arındırmasına niyet edilir. Bunun başka bir çeşidi, taşların 24 saat tuzlu ve sirkeli suda bekletildikten sonra 24 saat de açık havada bırakılmasıdır. Ama çok soğuk, dona çekmiş havalar taşların çatlamasına yol açabilir. Tuzlu su fluorit, göktaşı, yıldız taşı, kalsit, kırmızı akik, labrodorit, lepidolit, opal, moldavit ve firuzeye zarar verir. Mika ve kristallin taşlarda da bu yöntem dikkatle kullanılmalıdır.

Tütsülemek:

Taşlarınızı adaçayı, sedir ağacı, sandal ağacı ile tütsüleyebilirsiniz. Onları elinize alın ve tütsünün dumanını iyice massedinceye kadar 3-4 dakika tutun. Bu onları arındırır ama yeniden enerji yüklemez.

Zihni odaklama – Niyet etme:
Zihninizi doğrudan niyetinize odaklayarak ya da sevgi enerjisi göndererek taşları arındırabilirsiniz. Ama bu sırada kuşku ya da başka duyguların dikkatinizi dağıtmaması gerekir. Taşı elinize alın veya avucunuza koyun ya da ellerinizi taşın üzerine koyun. Onu temizlemeye ve yeniden enerji yüklemeye niyet edin. Bazı taşlar bir
dakikadan daha az bir zamanda temizlenir. Eğer uzaktan çalışma yapmaya alışkınsanız taşı elinize almanız gerekmez. Bazı kişiler dikkatlerine taşa verirlerken, kalp ya da üçüncü göz çakralarından çıkan ışık demetinin taşı içine aldığını zihinlerinde canlandırırlar. Taşı sevgi enerjisiyle arındırmak için, onu elinizde tutun, kalp çakranızdan
çıkan yumuşak, pembe sevgi ışığının onu içine aldığını zihninizde canlandırın. Burada önemli olan sevgiyi hissetmek ve taşa yansıtmaktır.

Alıntıdır.

Öğrenirken Sağ, Hatırlarken Sol Yumruğunuzu Sıkın

Öğrenirken-sağ-hatırlarken-sol-yumruk-sıkın[1]

 

 

Bir araştırma, yumruk sıkma yoluyla hafızanın güçlendirilebileceğini ortaya koydu.
Amerikalı psikologlar, sağ yumruğun 90 saniye süreyle sıkılmasının hafıza oluşumuna yardımcı olduğunu, aynı işlemin sol yumrukta yapılmasının ise hatırlamayı kolaylaştırdığını açıkladı.
50 yetişkin ile yapılan deneyde, kişilerin bu yolla uzun bir kelime listesini hatırlamaya çalışırken daha iyi performans sergilediği görüldü.
Araştırmacılar, yumruk sıkmanın beyinde hafıza ile ilgili bazı özel bölgeleri harekete geçirdiğine inanıyor.
New Jersey’deki Montclair Üniversitesi’nden Ruth Propper’a göre bu araştırma, bazı basit vücut hareketlerinin beynin işleyişini geçici olarak değiştirip hafızayı geliştirebileceğini gösterdi.
Dr. Propper BBC’ye yaptığı açıklamada, “Bir şey öğrenmeden hemen önce sağ yumruğun, hatırlamaya çalışırken de sol yumruğun sıkılması hafızayı geliştiriyor.” dedi.
Daha önceki araştırmalarda, sağ yumruğun sıkılması ile beynin sol yarısının, sol elin sıkılması ile de sağ yarısının harekete geçtiği gözlenmişti.
Bu eylemin duygularla bağlantısı kurulmuş, örneğin sağ yumruğun mutluluk ve öfke ile, sol yumruğun ise üzüntü ve endişe ile bağlantısına dikkat çekilmişti.
Hafıza ile ilgili süreçlerde beynin iki yarısının da kullanıldığı, sol yarısının hafıza kaydında, sağ yarısının ise hatırlamada etkili olduğu düşünülüyor.
Yapılacak yeni araştırmalarla yumruk sıkmanın sözel ya da uzamsal, kelimelerin yanı sıra resim ve yerlerin de hatırlanması ile ilgili diğer zihinsel işlevleri de etkileyip etkilemediği incelenecek.
Ancak araştırma sonuçlarını kesin bir dille ifade etmek için daha fazla konu üzerinde daha fazla çalışma yürütülmesi gerektiği belirtiliyor.
Londra Üniversitesi Bilişsel Sinirbilim Enstitüsü’nden Profesör Neil Burgess, hafıza üzerindeki özel etkinin kesin olarak belirtilmesi için daha geniş bir araştırma gerektiğini, örneğin taram yoluyla beynin sol ve sağ yarısına kan akışının incelenmesi gerektiğini ifade etti.
İŞTE DENEY:
*Sağ elini kullanan 50 öğrenciye ezberlemeleri için bir kelime listesi verildi.
*Öğrenciler beş gruba ayrıldı.
*Bir grup, ezbere başlamadan önce 90 saniye sağ yumruğunu, kelimeleri hatırlamadan önce de 90 saniye sol yumruğunu sıktı.
*İkinci grup ise aynı deneyi sol yumruğu sıkarak yaptı.
*Diğer iki grup ise ezberden önce istedikleri yumruklarını, hatırlamadan önce de diğer yumruklarını sıktı.
*Son gruptakiler ise yumruk sıkmadı.
*Listeyi ezberlemeden önce sağ yumruğunu, hatırlamadan önce de sol yumruğunu sıkan grubun performansının diğer gruplardan daha iyi olduğu gözlendi.
*Bu grup, hiçbir yumruğunu sıkmayan gruptan da daha iyi performans sergiledi; ancak aradaki farkın istatistik bakımından kayda değer olmadığı belirtiliyor.
Araştırma PLOS ONE dergisinde yayımlandı.

KEMİK ERIMESİNE KARŞI, DOĞAL BİR ÇÖZüM…BİR DOST TAVSİYESİ

kemik-erimesine-kars-0795f3d025979828a108[1]

 

MUTLAKA OKUYUN !
KEMİK ERIMESİNE KARŞI, DOĞAL BİR ÇÖZüM…
BİR DOST TAVSİYESİ
YOĞURT-NANE…
DENEMEKTE FAYDA VAR. NASIL OLSA ZARARI YOK…..
Yıllarca yoğun kemik erimesi tedavisi görürken, devlet bunun ilaçlarını vermeme kararı aldı biz emeklilere.
Bu arada ben yoğurdu çok çok sevdiğim için ve rejim olsun diye her akşam yemek yerine bir kase yoğurt yemeye başladım.
Ancak öylece yemek değil; içine bir avuçta çok sevdiğim naneden ve biraz da z.yağı ile pul biber koyarak ve içine bir de peksimet doğrayarak.
Geçen sene kemik ölçümü için verilen tarihte dispansere gidip tahlil ve mr’ larımın çekiminden sonra doktor, kemik erimesinin sızıntıya dönüştüğü yani hızlı erimenin neredeyse durur gibi olduğunu söyledi ve bana ne kullandığımı sordu, ben de hiçbir şey sadece bol naneyle karışık yoğurtyediğimi söyledim;
Doktor:” – Nane ile yoğurdun birleşmesiyle doping yapmışsınız…” dedi.
Şimdiyse, her kadın hastaya “Kür olarak haftanın her günü böyle yoğurt yiyeceksiniz ilaç gibi…” diye tembih ediyormuş.
Benden söylemesi. Denemekten zarar gelmez. Ancak unutmamalı ki yoğurdun içinde mutlaka bolca kuru nane olacak…
Sağlıklı bir yaşam dileklerimle.
OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ !