Kemik Erimesini Önlemeye Yardımcı 8 Gıda

Kemik erimesi (osteoporoz), kemik iliğindeki kalsiyum eksikliği nedeniyle ortaya çıkar. Bu nedenle, vücudumuz, özellikle de kemiklerimiz için vazgeçilmez olan bu minerali yeterli miktarda almamıza yardım edecek gıdaların neler olduğunu bilmek çok önemlidir. Kemik erimesini önlememize yardımcı olacak gıdalar arasında özellikle aşağıda bulunanları öneriyoruz:

Balık ve Deniz Ürünleri

Pek çok balık ve deniz ürünü arasından kemik erimesini önlemek için önerdiklerimiz sardalya, ton balığı, istiridye, karides ve benzerleridir.

Fasulye

Fasulye ve diğer bakliyatlar kalsiyum yönünden zengindir ve yüksek miktarda lif içerir. Ancak, bunları doğru şekilde hazırlamayı ve pişirmeyi bilmek önemlidir.

Sebzeler

2-brokoli

Kemik erimesini önlemekte en yararlı sebzeler brokoli, ıspanak ve pazıdır.

Kuru Yemişler

Bütün kuru yemişler kalsiyum bakımından zengindir ancak badem hepsinden daha fazla kalsiyum içerir. Ancak, kuru yemişleri tüketirken dikkatli olun çünkü aynı zamanda kalori yönünden de zenginlerdir.

K Vitamini3-marul

K vitamini, osteokalsin denilen ve kemiklerin mineralleri doğru şekilde depolamasını sağlayan bir proteinin üretilmesinde önemli rol oynar. K vitamini lahana, brokoli ve marulda bulunur.

C Vitamini

C vitamini, sağlıklı kemik yapısının oluşumuna, korunmasına ve tamir edilmesine yardımcı olduğu için kemik erimesini önlemekte en temel ögelerden birisidir. C vitamini yönünden zengin gıdaların başlıcaları narenciyeler, yeşil biber ve kividir.

D Vitamini

D vitamini kalsiyumun emilmesi için gereklidir. Yeterli miktarda D vitamini almadığımız takdirde kalsiyum yönünden zengin gıdaları tüketmek hiç bir işe yaramaz. Bu vitamin ton balığında, uskumruda, yağlı balıklarda, somonda ve bazı zenginleştirilmiş tahıllarda bulunur.

A Vitamini4-havuc

Bu önemli vitamin, güçlü ve sağlıklı kemiklere sahip olmamıza yardım eder. Havuçta, kabakta ve de turuncu ve sarı renkli sebze meyvelerde bol miktarda bulunur.

Ek Öneriler

  • Aşırı miktarda sodyum tüketimi kalsiyumun idrar yoluyla atılmasına neden olduğu için bundan kaçınmalısınız.
  • Dengeli beslenmek oldukça önemlidir. Bunun anlamı, farklı gıda kombinasyonlarını denemeniz ve her birinden kaç kalori aldığınıza dikkat etmeniz gerektiğidir. Böylece, kilo almaktan kaçınmış olursunuz çünkü kilo da kemik sağlığını etkileyen bir faktördür.
  • Fosfor ve protein yönünden zengin gıdaları aşırı tüketmekten kaçının çünkü kemiklerin oluşumunda ve sağlığında temel bir rol oynamalarına rağmen aşırı tüketildiklerinde kemik kaybına yol açabilirler.
  • kaynak sağlığa bir adım
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Pazar Eğlencesi… Bu Surattaki Hayvanların Tamamını Kim Sayacak Acaba?

14568260_10209457570149071_1052821402219707211_n1

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

❤ 60 Yaşın Üzerindekilere Nasihatler…

14523237_202035386892064_9157666279327182744_n1

 

 

YAŞIMIZ KAÇ OLURSA OLSUN…
HAYAT NASİHATLARI HER YAŞA GÖREDİR BENCE…

60 Yaşın Üzerindekilere Nasihatler…
Yaşam boyu tasarruf ettiğiniz parayı kullanma zamanıdır. Bunları, onu biriktirmek için bulunduğunuz özverileri bilmeyenlere bırakmayınız. Size üzüntü verecek yatırımlar için kullanma zamanı değildir, sizin için huzur ve sükunet dönemi başlamıştır artık.
Çocuklarının ve torunlarının, parasal problemleri ile uğraşmaktan vazgeç; senin için harcadıkları paralar için suçlu hissetme kendini. Eğitim dahil, onlar için en iyisini yapmaya çalıştın daima. Şimdi sorumluluk onlarındır.
Biraz bencillik yap, ama tefeci olma. Gezintiye çık ve başkalarının hoşuna gidecek şeylerin peşinden koşmaktan vazgeç.
Sağlıklı, büyük fiziki hareketler gerektirmeyen bir yaşamın olsun. Ölçülü bir şekilde jimnastik yap ve iyi beslen.
En iyisini ve en zarifini al. Bu dönemde, ana gaye, paranın sizin tarafınızdan, zevkinize ve arzularınıza göre harcanmasıdır. Unutma ki, ölümden sonra para, sadece kin ve nefrete yol açar.
Küçük şeyler için kendini üzme, hatırlamak isteyeceğin güzel anlar gibi unutulması gereken kötü anlarında olur
Yaşa bağımlı kalma, sevgini hep canlı tut.
Kendine iyi bak, temizliğine dikkat et. Görünüşün Görkemli olsun: sık sık kuaföre git, tırnakların bakımlı olsun, cildiyeciye, diş hekimine git, düzenli bir şekilde parfüm ve krem kullan. Artık genç ve yakışıklı olmasan bile, en azından bakımlı olursun.
Modern olmak önemli değil, iyi bir klasik olmaya çalış.
Gün, bu gündür. Kitapları ve gazeteleri oku, radyo dinle, TV de ki güzel programları seyret, internete gir, mailler gönder ve al, sosyal ağlara katıl, dostlarına telefon et.
Gençlerin düşüncelerine saygılı ol, onlar senin bildiklerine bilmeselerde, yaşadıklarını yaşamasalarda, senin yaşına geldiklerinde muhtemelen senin konumunda olacaklardır, kendi düşüncelerini de söyle onlara, dinlemesini bilen yararlanır, yanılmış olsalar bile, onlarla tartışma.
Sadece anılarınla yaşama, “bizim zamanımızda” deyimini çok sık kullanma, senin zamanın da bu gündür. Kıymetini bil…
Çocukların ve torunlarınla birlikte yaşamaktan kaçın, sadece onları görmeye git veya davet edildiğinde onlarla beraber ol.
Gerektiğinde bir yardımcı kadın bulundur evinde. Gündelik Yaşamını mümkün olduğunca ve imkanların nisbetinde kolaylaştır.
Seyahat etmek, yürümek, resim yapmak, dostlarınla oyun oynamak veya bir şeylerin koleksiyonunu yapmak gibi hoşuna giden bir“hobin” mutlaka olsun, olanakların dahilinde ki şeyleri yap.
Yeni veya faydalı bir şey öğrenmeye gayret et ve zoruna gitse bile ileri teknolojinin gerisinde kalmamaya çalış.
Sosyal ve kültürel etkinliklere katıl. Müzeleri gez, sinemaya git… Önemli olan, biraz evden uzaklaşmaktır. Eğer arzu ettiğin bir yere davet edilmezsen, sakın gücenme, Unutma ki, gençliğinde, sende birilerini hayal kırıklığına uğratmış olabilirsin, anne ve babanı fazlaca davet etmemiş olabilirsin.
Az konuş, çok dinle, yaşamın ve geçmişin, sadece seni ilgilendirir. Bir şey ile ilgili fikrini soran olursa, kısa konuş ve sadece, iyi ve hoşa giden şeylerden bahsetmeye çalış. Yavaş bir tonla ve kısa konuş, eleştirme. Herşey gelip geçicidir, olduğu gibi kabul et. Bir dönemin doğruları bazen başka bir dönemin yanlışları olarak kabul edilebilir.
Acılar ve üzüntülerle hep karşılaşılır, onlarla ilgili problemleri fazlaca dile getirme. Azaltmaya gayret et. Sonuçta, sadece sizi etkilerler bu yaşta sorunlarınız sadece sizin ve doktorunuzun problemleridir.
Her fırsatta gül, yaşadığın ve sağlıklı olduğun için mutlu ol,unutma sen şanslısın, hayatının geleceğinin belirsiz olması gibi, ölümünde başka bir meçhul evre olacaktır.
Eğer biri size, artık hiçbir işe yaramıyorsunuz derse, duymamazlıktan gel ve bunu dert etme. Sende kendi dünyanda sana göre önemli bir şeyler yapmışındır. Mühim olan bunu senin hissetmendir.
Unutma hayat hikayen iyi veya kötü olsun, bir daha tekrar etmeyecektir. /alnt

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 6 Comments »

PET ŞİŞELERİNDEN SU İÇERKEN BİR DAHA DÜŞÜNÜN

dus-alirken-gote-pet-sise-girmesi_1592281

 

Hafiflik, dayanıklılık ve ucuzluğu ile bir anda hayatımızın vazgeçilmezi haline gelen pet şişeler, ekolojik sistem ve insan sağlığına zarar veriyor.
… Dicle Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (DÜBTAM) Müdürü Prof. Dr. Hamdi Temel ile doktora öğrencisi uzman Mustafa Abdullah Yılmaz tarafından yürütülen bir çalışma, bu durumu gözler önüneserdi.
BEŞ FARKLI KİMYASAL ÇIKTI
Araştırmada, plastiklerin temas ettiği gıda ve içme suyuna ‘Chimassorb 81, Oleamide ve Irgafos 168’ isimli plastik katkı maddelerinin geçtiği belirlendi. 8 Gün Güneş ışığında bekletilen pet şişelerde ise antioxidant 2246 ve Butylated Hydroxytoluene(BHT) maddeleri tespit edildi. Söz konusu kimyasalların uzun vadede iç organlara ciddi zararlar verebileceğini söyleyen Prof. Dr. Hamdi Temel, “BHT maddesi kan, karaciğer, merkezi sinir sistemi için toksik olabiliyor. Bu maddeye uzun süreli maruz kalma durumlarında hedef organlarda hasarlar meydana gelebiliyor.” dedi.
CİDDİ SAĞLIK SORUNLARINA YOL AÇIYOR
Prof. Dr. Hamdi Temel, her gün kullanılan bu sulardan geçen polimer katkıların vücuda dahil olmalarının ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını söyledi. Süper marketten alınan bir pet şişede ölçümleri yaptıklarını ifade eden Temel, “Chimassorb 81, Oleamide, Irgafos 168, kimyasal maddelerini burada gördük. Daha sonra acaba güneş ışınlarına maruz kalan pet şişelerde yaptığımız inceleme de ise bu üç kimyasal maddenin yanında Antioxidant 2246 ve Butylated Hydroxytoluene maddelerini de rastladık.” diye konuştu.
HÜCRELERE ÇOK BÜYÜK ZARAR VERİYOR
Bu tip kimyasal maddelere ömür boyu maruz kalınacağından ötürü iç organların ciddi manada zarar göreceğini dile getiren Temel, “Biz bu katkı maddelerini vücudumuzda depolamaya başlayacağız ve bunlar belli bir oranda vücutta birikecek. Bunlar kimyasal katkı maddeleri olduğu için hücrelere çok büyük zarar verecektir. Chimassorb 81 böbreklerde ve akciğerlerde çok büyük bir tahrip yapıyor. Butylated Hydroxytoluene böbreklere, akciğerlere ve solunum sistemlerine çok büyük zarar veren maddeler. Chimassorb 81 fazla olduğunda bunu yüzünüzü yıkamada kullandığınızda yüzünüzün kuruduğunu, gözlerinizin yaşardığını hissedersiniz.” şeklinde konuştu.
PET ŞİŞE YERİNE CAM ÜRÜNLERİ KULLANIN
Pet şişeler yerine cam ürünleri ve testileri tavsiye ettiklerini dile getiren Temel, şöyle devam etti: “Biz cam veya eskiden kullanılan toprak kapları, testileri tavsiye ediyoruz. Güneş ışınlarına direkt maruz kalan pet şişeleri kullanmalarını tavsiye etmiyoruz. Buz içinde olan pet şişeleri de tavsiye etmiyoruz. Küçük pet şişeleri kullanmasınlar. Eğer su azaldıkça hacim küçüldükçe kimyasalların oranı artacaktır ve biz bu kimyasallara daha fazla maruz kalacağız. Ama hacim büyüdükçe seyrelme artacak. O kimyasalların seyrelmesi de artacak ve vücuda zararı daha az olacak”
Kaynak: Bilim Dünyası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUHTEŞEM BİR HİKAYE : GÖZ YAŞLARIYLA OKUYACAKSINIZ !!!

13509097_1050186005031029_2420193931239274787_n1
Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkâns
ızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış
ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.
Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.
Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?
İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?
Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.
Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:
“Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.
Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.
Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya
kadar bu böyle devam etti.
Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı
ile beceriksizce sarılmıştı.
Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.
Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.
Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.
Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu,
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.
Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.
Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi
ismi biraz daha uzundu.
Mektup söyle imzalanmıştı,
Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)
Öykü burada bitmiyor.
Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.
Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.
Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?
Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.
Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,
“Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.
Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim”
Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,
Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana
öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum”.
Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın
(Daha önce hiç bir gönderiyi paylaşın diye rica da bulunmadım. Ama bu gönderiyi paylaşın, paylaşın ki hâlâ insanlığın ölmediğini herkese gösterelim…)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

cosmic-kiss_josephine-wall1

 

Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki çok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremizde kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor?

Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hiç kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki? Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden içimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz, işte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hız çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe, ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor.

Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte! Bence doğanın kara bir laneti. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor.

Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; “yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor. Telefon hızlılık mesela, konuşulanları,söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var? Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş… Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, başarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bulmaca Çözmek Bunamayı Engelliyormuş…

14469715_10154073472161478_8477608725188973915_n1

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Uçağım Ben…

sozluk-yazarlarinin-asil-meslekleri_2375641

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ben Bundan Daha Güzelini Bulabilir Miyim Lan Acaba?

14519942_1385757344782944_867700895364003167_n1

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Son moda ruh hastalığı: Memnuniyetsizlik

baby-girl-e14605718244351

 

 

Siz hayatın size sunduğu hediyeye karşı memnuniyetsiz bir yaklaşım sergiledikçe hayatta size güzelliklerini sunmaktan vazgeçecektir. Bizler nasıl bir ruhla ödüllendirilmiş, ruhtan ibaret varlıklar isek hayatın kendisi de bizim tüm ruhlarımızın toplamı. En büyük ruh, en büyük enerji kaynağı ise varoluşun kendisi ve buna saygı duyma zorunluluğumuz var.

Bazen kendimle ilgili sorulara cevap bulmak istediğimde tek başıma dolaşırım sokaklarda. Mahalle aralarında yürür, evlerden gelen seslere kulak verir, deniz kıyısında oturur; yürüyen insanları izler ya da parka gider bir kenardan çocukları izlerim. Kendi cevaplarımı ararken gözlem yapmak, benim dışımda akıp giden dünyayı anlamaya çalışmak ve bu hayatın içerisine dâhil olmak, çözüme giden yolda işimi kolaylaştırır.

Son dönemde gözlem yapmak için gittiğim her yerden, cevap bulmak için izlediğim her durumdan daha da fazla soru işaretlerine sahip olarak dönüyorum. Kafamdaki en büyük soru “Neden herkes bu kadar memnuniyetsiz?” Mutsuz olmaktan bahsetmiyorum, evet birçoğumuzun mutluluk kavramıyla ilgili de sıkıntıları var fakat mutlu olabilme durumunu bir şekilde çözümleyebiliyoruz. Memnuniyetsizlik bir hastalık gibi birimizden diğerine yayılıyor. Ne gidilen tatiller yetiyor, ne dolaptaki giysiler, ne kazanılan paralar ya da ulaşılmış kariyer hedefleri. Yıllarca koca bulma uğruna kendilerini helak eden kızlarımız, evlendikten sonra bol kısırlı mercimek köfteli altın günlerinde beylerinden ne kadar memnuniyetsiz olduklarından dert yanıyorlar. Yıllarca çocuk hasretiyle yanıp tutuşan çiftler, evlat sahibi olduktan sonra bezmiş bir yüz ifadesiyle uykusuz geçirilen gecelerden çocuğun çok gazlı olmasından şikâyet ediyorlar. Başka bir taraftan yıllarca devlete girip öğretmen olmak için kendilerinden geçen insanlar, atanıp öğretmen olduktan sonra sistemin bozukluğundan öğrencilerin işe yaramazlığından dem vuruyorlar. Bu örnekler hiç bitmiyor aksine katlanarak çoğalabiliyor.

Memnuniyetsizliğimizin kaynağı gerçekten dış dünya mı? Her şey mükemmel bir sistem içerisinde gidiyor olsaydı memnun olabilme durumunu hakkıyla yaşar mıydık?
Yaratıcı muhteşem bir sistem kurmuş. Gerçekten yürekten istediğinde hayat sana altın tepside isteklerini bir bir sunuyor. Bu sunumun devamlılığının sağlanması ise kişinin kendi ellerinde oluyor.
Bazen duyuyorum; “İstediğim hiç bir şey gerçek olmuyor.” Diye yakınanları… Bir zamanlar istediğiniz bir şey gerçekleştiğinde nasıl tepkiler verirdiniz? Hiç fark ettiniz mi? Ya da soruyu farklı bir şekilde sorarsam; Çok sevdiğiniz bir arkadaşınıza elinizden geldiğince hediye aldığınızı ve onunda her defasında aldığınız hediyeye olumsuz bir taraf bulduğunu ve memnuniyetsizlik gösterdiğini… Bu olumsuz ve memnuniyetsiz tavır karşısında daha ona ne kadar hediye almaya devam edebilirsiniz ki?
Hayat da tam olarak böyle işte… Siz hayatın size sunduğu hediyeye karşı memnuniyetsiz bir yaklaşım sergiledikçe hayatta size güzelliklerini sunmaktan vazgeçecektir. Bizler nasıl bir ruhla ödüllendirilmiş, ruhtan ibaret varlıklar isek hayatın kendisi de bizim tüm ruhlarımızın toplamı. En büyük ruh, en büyük enerji kaynağı ise varoluşun kendisi ve buna saygı duyma zorunluluğumuz var.
Memnuniyetsizliğin temel kaynağı hayatın kendisinden öte bizlerin yaşama karşı sergilediği tutumdur. Bizler ki kendi iç dünyamızda ruhumuzla öz varlığımız ile memnun ve barışık olamadıkça, hayatın sunduklarına şükran duymadıkça, yaşamın güzelliklerine de olumsuzluklarına da aynı oranda saygı göstermedikçe, evrenin cömertliğini hem gözlerimiz göremeyecek hem de var olan bu sonsuz cömertlikten de kendi payımıza düşeni alamayacağız. Biz kendimizi onaylamadıkça evrenle bir bütün olmamız mümkün olmayacaktır. Bir bütün olarak ilk önce kendimizi onaylamamız ve sevmemiz, her koşulda karşımıza çıkacak olan durumları da memnuniyet ile kabullenmemize sebebiyet verecektir.

Şimdi soralım kendimize; “Ben kendimden ne kadar memnunum?” diye. Stefanno D’ anna Tanrılar Okulu kitabında “Dünya böyle çünkü sen böylesin” der. Dünya bizim yansımamızdır. Etrafımızda gördüğümüz her durum ve olay biz böyle olduğumuz için böyledir. Biz değişmeye karar vermedikçe hayatta aynı olayları farklı senaryo ve kişiler ile tekrar tekrar karşımıza çıkaracaktır, ta ki biz bunlarla neden karşılaştığımızı fark edip kendimizden memnun olup, varlığımıza şükran duyup aynada kendimize kocaman gülümseyip öz varlığımıza teşekkür edene kadar…

kaynak: indigo hüma ünsal

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Louise Hay Hayatı Ve Kanserini Nasıl İyileştirdiği

about-body-11

Louise şifa teknikleri ve pozitif öğretisi ile milyonlarca insanın yaşamlarını güzelleştirmelerine , bedensel zihinsel ve ruhsal sağlıklar oluşturmalarına yardımcı olmuştur.
Avustralya medyası tarafından neredeyse yaşayan ermiş sıfatı ile isimlendirilmiş Louise Hay,aynı zamanda kişisel gelişimin dünyadaki en önemli isimlerinden biridir. Bedenini İyileştir isimli ilk kitabı 1976 yılında yayınlanmıştır. Bu tarih Dünyada zihin ve beden bağlantılarının konuşulmaya başlamasından çok önce idi.
1988 yılında daha gelişmiş ve yenilenmiş bir baskısı çıktı ve en iyi satan kitaplar listesinde uzun bir zaman durdu. 33 farklı ülkede yayınlandı ve 25 farklı dile çevrildi.
Louise hayatının işine 1970 yılında Newyork da başladı. Hayatını güzelleştirmek için pek çok kurslara ve eğitimlere katılırken kendini insanlara danışmanlık yaparken buldu. Bu hobi çok kısa zamanda tam zamanlı bir iş haline dönüştü. Bir süre sonra Louise tüm bedensel hastalıkların zihinsel nedenlerini ve bunların nasıl pozitife döndürülebileceği ile ilgili bir referans kitabı yazdı. Tüm Amerika kıtasında seyahat ederek eğitimler ve seminerler vermeye başladı.
Louise bir süre sonra kansere yakalandı. Kendi teorilerini pratiğe dönüştürdü ve 6 ay içinde ameliyat yada kemoterapiye ihtiyaç duymadan kanseri tamamen iyileştirdi.
1980 yılında Louise tekrar California eyaletine geri döndü ve tüm öğretilerini kitaplara dökmeye başladı. 1984 yılında orijinal ismi You Can Heal Your Life yayınlandı. Bu kitap Türkçeye Düşünce Gücüyle Tedavi adı ile çevrildi.
New york Times en çok satılan listelerinde tam 13 hafta kaldı. Tüm dünyada 50 milyondan fazla baskısı satıldı.
Louise 20 yıl sonra Opray Showa çıktı ve kitap gene en iyi satanlar listesine yerleşti. Bir kitabın 20 yıl ara ile en iyi satanlar listesine yerleşmesi dünyada ilk defa oluyordu.
Louise Hay House adında bir şirket kurdu. Önce evinin salonunda başlayan bu firma dünyada son derce tanınan pek çok yazar ve kişisel gelişim uzmanlarının kitaplarının yayınlandığını çok başarılı bir şirket haline geldi.
Louise 81 yaşında kendi filmini yaptı. Adı kitabı ile ve tüm Dünyada markalaşmış öğretisi ile aynı. You Can Heal Your Life.
Louise şu anda 89 yaşında halen San Diego da boyama, bahçecilik ve danslarla meşgul olduğu sağlıklı ve aktif bir hayat sürüyor

Ayurveda (yaşam bilgisi) Göre Dilimiz Üzerinde Oluşan Değişikliklerin Anlamları

14494747_554399498089677_1078543780168611414_n1

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kulağımıza Dokunarak Mucizelere Şahit Olalım…

14495522_553134424882851_4977085649187669825_n1

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

‘Ölme sen benden önce..’ dedim, ama dinletemedim…

14572404_548810078653162_355147086956768673_n1

 

Emel Sayın anlatıyor;
O zamanlar tığ gibi delikanlı, cepte para çok. Oyuncu bir de, Mavi Boncuk filmini çekiyoruz.
Bir gün setten çıktık eve gidiyoruz.
Ben Lalelide oturuyorum.
Kemal, benden önce çıktı.
Herkes yevmiyesini almış, taksiyle giden gitti, kendi arabasıyla giden gitti.
Ben baktım ki Kemal yürüyerek gidiyor; üç kilometre var gideceği yere. Her gün yürüyerek gidip geliyor.
Merak ettim, nereye gidiyor bu adam böyle diye.
Uzun süre yürüdü, sonra bir bankta bir adam yatıyordu.
Kaldırdı adamı, bir şeyler konuştular, sonra cebinden para çıkarıp verdi. Şaşırmıştım.
Sonra biraz daha ilerde bir lokantaya girdi, bir şey yemeden çıktı, oraya da para verdiğini görmüştüm…
Bıraktım takibi, banktaki adama yaklaştım: ‘tanıyor musunuz o az önce size para veren adamı?’ dedim.
‘Adını bilmem, sormam da, her gün para verir bana..’ dedi.
Teşekkür ettim.
Az ilerdeki lokantaya gittim: ‘Az önce gelen beyin borcu mu var size?’ dedim. Tanımadılar beni: ‘Kemal Abinin mi, yok hayır bize her gün evsizler uğrar, yemek yediririz, o da sağ olsun, onların yemek masrafını öder…’ dedi..
Ertesi gün Kemal’in yanına gittim.
‘Sen ne güzel bir adamsın ya..’
dedim, ne olduğunu anlayamadı, sarıldım ağladım..
‘Ölme sen benden önce..’ dedim, ama dinletemedim…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Tiyatro sezonu açıldı; işte en iddialı 10 oyun

 

Talimhane Tiyatrosu, Oyun Atölyesi, Tiyatro Dot, Pangar Tiyatro, Altıdan Sonra Tiyatro ve Kumbaracı50; iddialı yeni sezon oyunlarıyla tiyatroseverleri bekliyor

Yağışlı ve serin havaların etkisini hissetmeye başladığımız şu zamanlarda tiyatrolar da birer birer perdelerini açmaya başladı. Birbirinden iddialı oyunlarıyla dikkat çeken özel tiyatrolar bu sezon da adlarından sıkça söz ettirecek gibi duruyor.

CNN Türk’ün derlediği, geçtiğimiz sezonlarda ses getiren ve henüz ilk defa seyirciyle buluşmanın heyecanını yaşayan 10 oyun şöyle:

1- Kundakçı – Oyun Atölyesi

Yazar Grigory Gorin’in oyunu ‘Kundakçı’, Haluk Bilginer’in çevirisi ve Muharrem Özcan’ın yönetimiyle Oyun Atölyesi sahnesinde. Bu sezonun yeni oyunlarından biri olan Kundakçı’nın oyuncu kadrosunda ise Tuna KırlıDevrim Özder Akın ve Muharrem Özcan gibi oyuncuları görüyoruz.

“Sene M.Ö. 356… Pazarcı Herostratos dünya harikası Artemis Tapınağı’nı yakar. Peki neden? Oyun mu? Kumpas mı? Komplo mu? Şöhret aşkı mı? Peki kutsal Artemis Tapınağı’nın kundaklanması, efendiler ve ezilenler dünyasında nasıl bir yangına neden oldu? Kundakçı Herostratos bir terörist mi yoksa kahraman mı? Sene M.Ö. 356… Pazarcı Herostratos dünya harikası Artemis Tapınağı’nı yakar. Peki neden? Oyun mu? Kumpas mı? Komplo mu? Şöhret aşkı mı? Peki kutsal Artemis Tapınağı’nın kundaklanması, efendiler ve ezilenler dünyasında nasıl bir yangına neden oldu? Kundakçı Herostratos bir terörist mi yoksa kahraman mı?”

2- Pencere – Oyun Atölyesi

David Hare’in kaleminden bir oyun olan Pencere salonları doldurmaya bu sezon da devam ediyor. Birkan Uz’un yönetmenliğini üstlendiği oyunda Esra Bezen Bilgin, Haluk Bilginer ve Kürşat Demir gibi başarılı oyuncular boy gösteriyor.

“Tom ve Kyra… Farklı dünya görüşleri olan bir kadın ve bir adam… İlişkilerinin bitmesinden 3 yıl sonra Tom’un Kyra’yı ziyaret etmeye karar verdiği o soğuk gecede, tüm yargılarından kurtulup yeni bir hayat kurabilecekler mi?”

Ayrıntılı bilgi için: www.oyunatolyesi.com

3- Bunu Ben de Yaparım – DOT

Geçtiğimiz sezon seyircisiyle buluşan İbrahim Selim’in tek kişi olarak oynadığı oyun Bunu Ben de Yaparım bu sezon da Tiyatro Dot sahnesinde olmaya devam ediyor.

“Dave, evli ve iki çocuk babası. İşi, insanların rahatsız edilmeden eğlenmelerini sağlamak. Olayı, 1.83 boyunda 85 kilo bir adam olmak. Ama bazen nasıl biri olduğunu unutuyor, nasıl göründüğünü. Aslında Dave başka bir şey yapmak istiyor. Ama ne yapacağını bilmiyor. Bunun üzerine çok da düşünmüyor.

Lisa, Dave’i çok seviyor. Dünyalar kadar. Bazen Dave’e seçme şansı olsaydı ne olmak istediğini soruyor. Dave, Lisa’nın onun iyiliğini düşündüğünü biliyor; Lisa onun hayatı hakkında düşünmesini istiyor, artık yaşlandığını fark etmesini ve bunun gibi şeyleri… Aslında haklı. Dave artık 38 yaşında. Adam gibi bir eğitimi yok. Adam gibi bir işi yok.”

4- Nefesinizi Nasıl Tutarsınız? – DOT

Geçtiğimiz şubat ayında oyunun yazarı Zinnie Harris’in de katılımıyla gerçekleştirilen okuma tiyatrosunun ardından Dot, Nefesinizi Nasıl Tutarsınız oyununun yeni sezonda Murat Daltaban’ın yönetimiyle sahnede olacağını duyurdu. Oyun, Kasım’da seyircisiyle buluşacak.

Ayrıntılı bilgi için: http://www.go-dot.org

5- Kozalar – Pangar

Demet Evgar önderliğinde kurulan Pangar Tiyatro’nun yeni oyunu Kozalar, Uluslararası Avignon Festivali’nin ardından Türkiye’de de prömiyerini yapıyor. Usta oyuncu Ayşenil Şamlıoğlu’nun yönettiği oyunda Demet Evgar, Binnur Kaya ve Esra Dermancıoğlu’nu seyredeceğiz. Oyun, 25 ve 30 Ekim tarihlerinde Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde seyircisiyle buluşacak.

“Toplumun dayattığı değer yargıları, bastırılmış arzular, korkular, yabancılaşma, sahip olduklarına sığınarak korunabileceğini zannetmek, erkek egemen dünyada evinde yarattığı küçük mutluluklara sığınarak var olma çabası, cinsel kimliğini dahi sahip olduğu düzen üstünden çözümleme gayreti oyunun temelinde duranlardır. Peki ama “yaşamdan kaçılarak sürdürülen şeyin yaşamak olduğuna emin miyiz?!”

6- 39 Basamak

Patrick Barlow’un sahneye uyarladığı oyun Kenter Tiyatrosu’ndaki gösterimlerinin sona ermesinden 9 yıl sonra tekrar sahneye taşındı ve bu sezon da seyircilerinin karşısında olmaya devam ediyor. Mehmet Birkiye’nin yönettiği oyunda Demet Evgar, Engin Hepileri, Bülent Şakrak ve Okan Yalabık müthiş bir performans sergiliyor. Oyun Zorlu PSM Drama Sahnesi’nde 5 – 27 Ekim tarihleri arasında görülebilir.

Ayrıntılı bilgi için : http://www.zorlupsm.com

7- Pera’nın Zamanı – Altıdan Sonra Tiyatro

Altıdan Sonra Tiyatro’nun bu sezon büyük merakla beklenen oyunu Pera’nın Zamanı, 1 Ekim tarihinden itibaren Pera Palace Hotel Jumeirah’ta seyircisiyle buluşuyor.

“Pera Palace Hotel Jumeirah; Kumbaracı50 sahnesi ile birlikte odalarının, balo salonunun ve genel alanlarının bir sahne olarak kullandığı interaktif bir tiyatro oyunuyla sanat severlere eşsiz bir deneyim sunmaya hazırlanıyor. Yaman Ömer Erzurumlu’nun yönettiği; farklı bölümlerini Gülhan Kadim, Seda Özen Yürük, Selin Girit, Selen Orcan, Yaman Ömer Erzurumlu’nun kaleme aldığı ve Altıdan Sonra Tiyatro’nun yürütücülüğünü yaptığı “Pera’nın Zamanı” oyunu Pera Palace’ın Agatha Christie, Greta Garbo, Ernest Hemingway ve Franz Joseph gibi ikonik misafirlerinin adlarını taşıyan odalarında ve bugüne kadar ilk Cumhuriyet Balosu gibi pek çok özel etkinliğe ev sahipliği yapmış Grand Pera Balo Salonu’nda geçiyor.

Pera’da zaman her yöne akar…

Pera Palace otelinde yıllardır biriken anılar zamanda bir tür kırılmaya sebep olur. Konukların bazıları odalarında bir döngü içerisinde takılıp kalmışlardır. Bellboylar, seyircilerin de yardımıyla odalarda bahar temizliğine başlar. Konukların Pera Palace’tan ayrılma vakti gelmiştir…”

Ayrıntılı bilgi kumbaraci50.com ‘da.

8- Yalınayak Müzikhol – Altıdan Sonra Tiyatro

Kumbaracı50’nin geçtiğimiz sezondan itibaren konuklarını ağırladığı Yalınayak Müzikhol’ü bu sezon da tam gaz devam ediyor.

“Bir süredir boğuştuğumuz ekonomik zorluklar nedeniyle, batıyor mu, batmıyor mu, krizdeler mi, çıktılar mı, kapandı kapanacak derken kapımızı çalan, yersiz kalmış bir müzikhol ekibiyle Kumbaracı50’yi paylaşma konusunda anlaştık. ‘Yalınayak Müzikhol’ün patronu; kentsel dönüşüm nedeniyle yerlerinden edildiklerini, işgal edecek bir bina ararlarken, sanat camiasındaki sohbetler sırasında tiyatroların ne kadar da zor durumda olduğunu duyduğunu belirtti. İlk olarak Kumbaracı50’nin kapısını çalan müzikholün patronuyla sezon boyunca birlikte çalışma kararı aldık.

10 kişilik “Yalınayak Müzikhol” ekibi; sunucu, dansçı, çalgıcı ve şarkıcılardan oluşuyor. Programları içerisinde; küçük gösterilerin, birbirinden güzel ve damardan şarkıların, nefis dansların ve eşsiz sanatçıların bulunduğunu belirten müzikholün patronu; “Yılmadık, yıkılmadık, direniyoruz!” dedi.”

Ayrıntılı bilgi kumbaraci50.com ‘da.

9- Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi – Talimhane Tiyatrosu

Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi, Talimhane Tiyatrosunun sezonlardır seyircisiyle buluşmaya devam eden oldukça başarılı bir oyunu. Esra Bezen Bilgin’in müthiş oyunculuğu görülmeye değer, öyle ki 2012 yılında Afife Jale ve Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini topladı ve performansıyla seyircisini büyülemeye bu sezon da devam ediyor. Lucy Kirkwood’un yazıp Seçil Honeywill’in Türkçeye uyarladığı oyunu Mehmet Ergen rejisiyle Talimhane Tiyatrosu’nun sahnesinde izlemek mümkün.

10- Baba ve Piç – Talimhane Tiyatrosu

Talimhane Tiyatrosu’nun bu sezon merakla beklenen oyunu Baba ve Piç seyircisiyle buluşuyor.

Elif Şafak‘ın bir dönem çok tartışılan ve hakkında soruşturmalar açılan, ancak yine de yazarın en çok okunan romanlarından biri olan Baba ve Piç ülkemizde ilk kez sahneleniyor. İstanbul-San Francisco hattında iç içe geçmiş, doksan yıla dayalı çok yoğun ve zengin öyküleri içeren yapıt, 2015’te İtalya’da sahnelendi ve seyircinin büyük ilgisini çekti. Eserde 1915 yılında yaşanan olaylar; Türk ve Ermeni kökenli iki aile arasındaki ilişkiler üzerinden iki toplum incelenirken, erkeklerin zamansız öldüğü, geride hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikâyesiyle birlikte anlatılıyor.”

Ayrıntılı bilgi, http://www.talimhanetiyatrosu.com’da.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »