
‘Nehir gibidir insan; Sadece yüzüyle bilinir. Derininde ne saklar, Yüreğinde neler akıp gider, Söylemez sessizce akıp gider..!
Bir cumartesi günü evde tembellik ederken zil sesiyle yerinizden sıçradınız. Kapıyı açtığınızda çok şaşırıyorsunuz. Eşikte 2 hayvan duruyor. Size 2 mektup getirmişler. İçlerinde de geleceğe ait öngörüler var. Zarfları açınca 2 mektubun içeriğinin çok farklı olduğunu görüyorsunuz. Bir mektupta sizi mutlu bir geleceğin beklediği yazıyor. Diğeri ise felaketleri ve mutsuzluğu haber veriyor.
Aşağıda hayvanlardan hangisi size iyi haberi getirdi, hangisi kötü kehaneti iletti?
1.Kaplan 2.Köpek 3.Kuzu 4.Papağan 5.Kaplumbağa
Geleceğin Habercileri için Anahtar;
Seçtiği eş çoğu kişinin geleceğini etkiler. Hayvanlarla ilgili olumlu ve olumsuz çağrışımlarınız, psikolojik açıdan zengin ve karmaşık anlamlar taşır. Bu senaryoda mutluluk mesajı getiren hayvan, ideal eş olarak gördüğünüz kişiyi temsil eder. Diğeri ise sizi derin karanlıklara çekmesinden korktuğunuz kişiyi tanımlar.
1.KAPLAN İyi Haber: Coşkulu, güçlü ve irade sahibi, hükmedici bir eşle mutlu olacağınıza inanıyorsunuz. Kötü: Kibirli, oranın sahibiymiş gibi etrafınızda dolaşan, ev işlerine yardımcı olmaktan söz ettiğinizde homurdanan hükmedici bir eşe rast gelmekten ürküyorsunuz.
2.KÖPEK İyi Haber: Bir eşte aradığınız en temel özellik kesin sadakat ve koşulsuz adanmışlıktır. Kötü: Herkesi memnun etmeye çalışan ve başkalarının ne düşündüğüne fazla önem veren kişilerle asla anlaşamazsınız.
3.KUZU İyi: Sizin için mutluluğun anahtarı sıcak kalpli ve ilgili bir eştir. Kötü: Evde pinekleyen, her gün aynı şeyleri yapan sıkıcı bir eşle yaşamak zorunda kalmak sizi ürkütüyor.
4.PAPAĞAN İyi: Size uygun olan eğlenmeyi seven, konuşkan ve güldürmeyi bilen bir eş. Kötü: Çalışmaktan hoşlanmayan, sürekli gevezelik eden biriyle asla anlaşamazsınız.
5.KAPLUMBAĞA İyi: Ciddi, güvenilir, ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda bulunan bir eşle mutlu olursunuz. Kötü: En büyük kabusunuz hayatınızı ağır hareket eden , pek zeki olmayan biriyle geçirmektir.
——
Lisede birinci sınıf öğrencisiydim… Sınıf arkadaşlarımdan birini, okuldan eve dönerken, yolda gördüm. Adı Robert’ti. Bütün kitaplarını, eşofmanları, ayakkabılarını kucaklamış, evinin yolunu tutmuştu. Kendi kendime, kitapları okuldaki dolapta bırakmayıp da hepsini birden evine götürdüğüne göre “Bu arkadaş herhalde ‘inek’ kelimesinin tanımı olsa gerek” diye düşündüm. Kendi hesabıma, hafta sonu mahalle arası yapacağımız futbol maçından başka bir şey düşünmüyordum. Bu düşüncelerle yürürken bir baktım ki, karşıdan bir grup çocuk koşarak geliyor.
Robert’e çarptılar, kucağındaki bütün kitapları düşürdüler, ardından Robert de tökezlenip sokağın çamurlu bir köşesine yığıldı. Gözlükleri gözünden fırlamış, biraz öteye düşmüştü. Kafasını kaldırdığında, gözlerindeki büyük üzüntü ifadesini fark ettim. İçim sızladı, koşup yardımına gittim. Gözlüklerini ararken Robert’in gözlerinin yaşarmış olduğunu gördüm. Gözlüklerini yerden alıp kendisine uzattım ve “Serseri bunlar, boş ver” dedim. “Sağol” dedi ve yüzünde teşekkür dolu çok güzel bir gülümseme belirdi. Yerden kitaplarını topladık, ben nerede oturduğunu sordum. Bir de baktım ki komşuyuz. “Nasıl olur da seni daha evvel görmedim” diye sorduğumda, özel koleje gittiğini sonradan bizim okula transfer olduğunu anlattı.
Böylece hayatımda ilk kez bir “Kolej çocuğu” ile tanışmış oldum. Aslına bakacak olursanız eğlenceli biriydi, “Bizimle maç yapmaya gelir misin?” teklifimi kabul etti. Hafta sonu beraber takıldık, sadece ben değil arkadaşlarım da onu sevmeye başlamıştı. Pazartesi sabahı okula giderken onu yine kucağında dev bir kitap yığınıyla gördüm. “Oğlum bunları taşıya taşıya kol adalesi yapacaksın” dediğimde güldü, bir kısmını bana verdi. Sonraki dört yıl içinde birbirimizin en iyi arkadaşı olduk. Lise son sınıfta ise, üniversite düşünmeye başladık. Robert New York’a, ben Teksas’a gidecektim. Kilometreler bizi ayırsa da arkadaş kalacağımızı ikimiz de biliyorduk. O doktor olacaktı, ben de futbol bursuyla işletme okuyacaktım. Robert okul birincisiydi, kendisiyle her zaman “Sen de aslında az inek değilsin ha” diye dalgamı geçtim. Mezuniyet gelip çattığında, okul yönetimi
Robert’ten törende bir konuşma yapmasını istedi. Mezuniyet günü bizimki iki dirhem bir çekirdek salona geldi, gözlükleriyle bile yakışıklı bir hali vardı. Kızlar bakıp duruyordu, için için hafiften kıskanmadım desem yalan olur. Yanına gittim, az biraz heyecanlıydı, sırtına vurup “Sen bu işin de hakkını en iyisinden verirsin, merak etme” dedim. “Sağol” dedi, gülümsedi. Kürsüye çıktı, kısa kesik küçük bir öksürük sonrası, konuşmaya başladı: -Bu mezuniyet günü, bizler için, şu ana gelinceye kadar karşımıza çıkan güçlükleri yenmemizde bize yardım eden insanlara teşekkür etme zamanıdır. Anne babalarımız, öğretmenlerimiz, takım koçları… Ama en çok arkadaşlarımız! Size burada, arkadaşlığın verebileceğiniz en önemli hediye olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Size bir hikaye anlatacağım… Tanıştığımız ilk günü anlatmaya başladığında hayretle yanımdakilerin yüzüne baktım. Meğer o hafta sonu kendini öldürmeyi planlamış. Dolaplarını da sonradan annesi okula gidip kalan eşyaları almak zorunda kalmasın diye boşaltmış. Konuşurken bana baktı ve “Sağol, beni kurtardın.Arkadaşım, beni şimdi telaffuz bile etmek istemediğim şeyi yapmaktan kurtardı” dedi. Okulun en çalışkan, en beğenilen insanı, hayatının en zayıf anını anlatırken herkes soluğunu tutmuştu. Annesi ve babası bana bakıp şükranla gülümsediler. İşin bu kadar derin olduğunu asla bilmiyordum. Anlık olayların gücünü hiçbir zaman azımsamayın… Küçücük bir hareketle bir insanın hayatını değiştirebiliyorsunuz… Daha iyiye veya daha kötüye doğru!

Gönül kazanmak istiyorsan, sevgi tohumu ek.. Cenneti kazanmak istiyorsan, yollara diken serpmekten vazgeç…!
~Mevlana

Eğer karar veremiyorsan yazı tura at: Para havadayken düşmesini istediğin taraf doğru karardır


Japonya’nın ünlü psikoloğu İsamu Saito, Kokology adında bir kitap çıkarttı ve tüm dünyada büyük satış rekorları kırdı. Bu kitabın amaçı metaforik testlerle kişilerin kendilerini keşfetmesi, kişiler kendilerini anlatırken çoğu zaman bırakın başkalarına kendilerine bile dürüst olmazlar. Ama bu testleri oyun olarak gördükleri için, sonuna kadar dürüst olup kendi düşüncelerini söyleyebilirler. Sizin için bir test paylaştım, okuyun ve kendinizi test edin. Kokology: isim [japonca, kokoro, akıl, ruh, duygular + yunanca, -logia, öğrenimi]
Tokmağın inişi, kurnaz avukatların yorulmak bilmeyen çeneleri, karar okunurken çöken sessizlik … Bir mahkeme salonundan daha fazla dramatik olmayı başaran çok az film sahnesi vardır.. Zekaların çarpıştığı gerilim dolu savaş alanında kimi zaman doğru ile yanlış arasındaki çizgi bulanıklaşır ve bu karışıklıkta kanun ve adalet kaybolur. Mahkeme salonunda geçen bir filmde aktörsünüz, aşağıdakilerden hangisini oynardınız?
1. Avukat
2. Dedektif
3. Suçlu
4. Şahit.
Cevaplar:
Psikolojik açıdan aktör sizin sosyal kişiliğinizle ilintilidir, yani dış dünyayı karşıladığınız yüzünüz. Kendinizi bir aktör olarak hayal etmek size istediğiniz rolü oynama özgürlüğünü sunar. Mahkeme salonu dekoru ise sahneye gergin ve heyecanlı duygular katar. Oynadığınızı söylediğiniz rol bir kriz durumunda ne tepki verdiğinizi anlatır.
1.Avukat: Ateş altında daima soğukkanlısınız ve sizi terlerken görmek çok zor. Fakat çok gergin durumlarda ortaya çıkan bir başka yüzünüz daha vaR: Kısıtlamaları unutacak kadar ateşli ve gerekirse patlamaya hazır bir savaşçı. Bu soğukkanlı ve ateşlilik sizi en umutsuz durumlarda bile düzlüğe çıkarıyor.
2.Dedektif: Karmaşa ve karışıklık sizi etkilemiyor ve başkaları kendilerini kaybettiklerinde bile siz sakin kafayla düşünebiliyorsunuz. Çevrenizdekiler sizdeki bu serinkanlılığa saygı duyuyorlar ve zorda kaldıkları zaman sizden yardım istiyorlar. Bunun anlamı başınızdan hiç dert eksik olmaması ama siz stresten fazla rahatsız olmuyorsunuz, hatta sizi daha da sakinleştiriyor.
3.Suçlu: İlk bakışta güçlü ve umursamaz görünüyorsunuz ama aslında savaşları sonuna kadar götürmek için gerekli olan şey sizde yok. İşler zora binince, kaygılanmakla vakit kaybediyori, sorunları çözmek yerine kendinizi yargılamaya başlıyorsunuz. Sizin için yapılacak en iyi şey olayları daha pratik yoldan çözümleyebilen birisiyle ortaklık kurmaktır.
4.Şahit: Her durumda uyumlu ve yardımsever olarak görüseniz de başkalarını memnun etmek için gösterdiğiniz fazla çaba sizi de bir dert kaynağı haline getiriyor. Herkesle her zaman geçinmek uğruna tutarsız ve hatta güvenilmeyecek birisi haline geliyorsunuz. Yaptıklaırınızın başkalarını mutlu ya da mutsuz edip etmediğinden sürekli endişe duymayı bırakmalısınız. Kendinizi ispatlamanız gereken tek kişi kendinizsiniz.

İnsanların Bakmadığı Yere Bakarsan, Görmediklerini Görürsün!
Diplomatın biri, fakir bir adamın yanına gider ve:
-”Oğlunun evlenmesini sağlayabilirim” der. – Oğlumun hayatına asla karışmam… – Ama, kız Lord Rothschild’in kızı… – Haaa! O zaman başka…
Diplomatın ikinci durağı, Lord Rothschild’in yanıdır.
– Kızınız için bir kısmet buldum Lord’um.. – Benim kızım evlenmek için henüz çok küçük… – Ama, bu delikanlı halihazırda Dünya Bankası Başkan Yardımcısı… – Bak o zaman başka…
Diplomat, Lord’un yanından ayrıldıktan hemen sonra soluğu Dünya Bankası Başkanı’nın yanında alır.
– Size başkan yardımcısı olarak tavsiye edeceğim, çok iyi bir delikanlı var. – Şu an zaten ihtiyacımdan çok başkan yardımcım var, gerekmez… – Ama, bu çocuk Lord Rothschild’in damadı… – Bak o zaman oldu… Gelsin başlasın…
—– NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti. Yerçekimi olmadığı için mürekkep kağıdın üzerine akmıyordu.
Bu problemin çözümü NASA’ya on yıla ve 12 milyon dolara maloldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem, yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altından 300 C’ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.
Peki Ruslar ne yaptı…?? Kurşun kalem kullandılar.
Fakat üzülmeyin, bakış açınızı değiştirirseniz ne harcadığınız para boşa gider, ne harcadığınız zaman..
Zira Amerika’lılarda da öyle oldu. Uzayda yazan tükenmez kalemi bulmak aynı zamanda mürekkep püskürten yazıcının bulunmasına da sebep oldu ve Amerika’lılar harcadıkları paranın en az 100 bin katını kazandılar.
Her problemin hem basit hem de uzun bir çözümü vardır. Hangisini seçeceğinizi vakit sıkıntınıza göre ayarlayın artık 🙂
Hakan Mengüç