

Now that is what i call Mirror Work….
Please take the time today to look at yourself in the mirror and say “I Love You” it may sound silly to some of you but give it a try and see what happens…
Bu kayık da boş.. “Zen ustalarının en büyüklerinden biri olan Lin Chi şöyle dermiş: Gençken tekneler beni büyülerdi. Küçük bir kayığım vardı ve yalnız başıma göle açılırdım. Saatlerce orada kalırdım. Bir seferinde güzel bir gecede kapalı gözlerle, kayığımda meditasyon yapıyordum. Akıntı aşağı boş bir kayık geldi ve benimkine çarptı.

Bu hayatta ne öğrendin diye soranlara şunları söylemek isterim;
Duygudan önce, aklı kullanmak gerektiğini öğrendim…
Özgür iradeye saygı duymak gerektiğini öğrendim…
Yumuşaklığın dayanıklılığını, yanıma almayı öğrendim…
Dostluğun; bizlere bahsedilmiş en kıymetli armağan olduğunu öğrendim…
”Bu da gelir bu da geçer” demeyi öğrendim…
Yaşam boyu öğrenci olmanın önemini öğrendim…
İnsanın bu hayatta bir duruşu olması gerektiğini öğrendim…
Seçimlerimin sonuçlarına razı gelmeyi öğrendim…
Kimseyle yüzgöz olmamak gerektiğini öğrendim…
Kızgınken susup oturmak gerektiğin öğrendim…
Boşa konuşmayı değil, yapmanın esas olduğunu öğrendim…
Hatır, gönül için hiç bir şey yapmamayı öğrendim…
Sağlıklı olmanın nimetini, Şükür kelimesinin sihrini öğrendim…
Önce ”Allah” sonra ”ben” demesini öğrendim…
Hayatımın merkezini kendim yapmayı öğrendim…
Ömer Hayyam’dan ” Ben varsam bu dünya var, ben yok o da yok” demesini öğrendim…
İşte bu kadar basit :))
Sağlıcakla,
Anette İnselberg
Merkeze Dostluğu Aldın Mı Tamamdır:)))
Anette İnselberg
Kar nasıl eridiyse, önce suya sonra toprağa karıştıysa; dıygularımız da sürekli değişim dönüşüm ve devinim içindeler. Ne ilginç…
Anette İnselberg


Vaktiyle bir ova köyünde köylüler tarlalarını sulamak için ırmağın suyunu nöbetleşe kullanmak üzere anlaşmışlar.
Irmak boyunca bulunan tarlalar, açılan kanallar vasıtasıyla sıra ile sulanıyor, herkes ziraatı ile meşgul oluyormuş. Köyün açıkgözlerinden birisi daha fazla su alabilmek için tarlasından derin ama ince bir kanal kazıp ırmaktan su çalmayı aklına koymuş.
Kanalı gizlemek maksadıyla da üzerine çalı çırpı ve taşlarla örtüp araziye uydurmuş. En üstüne de saman yığınları koymuş ki kimse kanaldan şüphe etmesin.
Bir müddet sonra ırmağın daha aşağısındaki tarlalara giden suyun azalması üzerine köylüler durumu araştırmaya karar vermişler. Ne çare ki arayıp taramaları sonuçsuz kalmış. Daha yukarıda akan suyun birden bire azalmasına anlam verememişler.
Nihayet tarlaları dolaşıp bakmaya başlamışlar. Kaçak su alan köylünün tarlasına geldiklerinde, bostan havuzunun hep dolu oldukları dikkatleri çekmiş. Üstelik saman yığınları, su üzerinde yüzmekteymiş.
Bu suya bu samanlar nereden geliyor diye araştırınca saman yığınlarına ulaşmışlar ve hileyi anlayıp samanları eşeleyince kanalı bulmuşlar. Bunun üzerine köyün ihtiyar heyeti toplanmış ve köylüyü falakaya yatırmışlar. Değneği vururken diyorlarmış ki:
– Saman altından su yürütürsün ha! Al bakalım hak ettiğin cezayı!…
Bugün deyim, başkalarına sezdirmeden menfaat temin eden, yahut insanları birbirine düşürüp ortalığı karıştıranlar hakkında kullanılmaktadır.
alıntı