Zerdeçalın faydaları saymakla bitmez!

Zerdeçalın aktif etken maddeki kurkumindir ve ona sarı rengini veren bu maddedir. Zerdeçalın faydaları bu kurkumin maddesi sayesinde olur.

turmeric zerdecal yuz maskesi Hindistan’ın Kutsal Baharatı mucize bitki zerdeçalın faydaları

Zerdeçalın faydalı olduğu alanlardan bazıları

  • Kireçlenme
  • Yüksek kolestrol
  • Sindirim
  • Karaciğer rahatsızlıkları
  • Obezite
  • Doğal antibakteriyel bir maddedir o nedenle soğuk algınlıkları tedavisinde kullanılır
  • Bazı araştırmalar zerdeçalın aktif maddesi kurkuminin Alzheimer tedavisinde etkili olduğunu göstermektedir.
  • Kesikleri ve yanmaları dezenfekte etmede doğal antibakteriyel ve antiseptiktir.
  • Araştırmalar bazı kanser türlerini ve kanserin yayılmasını engellemede etkili olduğunu göstermektedir.
  • Lösemi riskini azaltır
  • Alzheimer hastalığının gelişimini engeller ve yavaşlatır.
  • Ateş düşürücü etkisi vardır
  • Multiple seklerozun gelişimini yavaşlattığı görülmektedir.
  • Ağrı kesicidir
  • Kilo vermeye yardımcı olur
  • Karaciğeri temizler
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir

Yemeklerde kullanımı

Yararları sayısız olan yan etkisi ise hiç olmayan bu baharatı mutfaklarda baş köşeye koymamız gerek. Her türlü yemeğe, çorbaya ve atıştırmalığa ve salataya ekleyebilirisiniz. Bitki çaylarına da eklenerek zerdeçalın faydalarından yararlanabilirsiniz.

  • Zerdeçal yemeklere hafif acı ve hoş bir tat verir.
  • Yoğun sarı rengi göze hitap eder.

zerdecal yemeklerde kullanimi Hindistan’ın Kutsal Baharatı mucize bitki zerdeçalın faydaları

  • Kaynayan her tencereye bir tatlı kaşığı koymayı alışkanlık edinebilirsiniz.
  • Böylece yemeklerde fark edilir bir tat değişimi olmadan mükemmel bir hastalık önleyici ve tedavi edici yola girmiş olursunuz.
  • Dolmadan köfteye, kısırdan böreğe, makarnaya ve pilava kadar her yemeğe yakışır.
  • Çeşitli bitki çaylarını demlerken bir tutam zerdeçal eklenebilir.
  • Süte ekleyebilirsiniz

Zerdeçal’ın cilt bakımı ve güzellikte kullanımı

Cilt bakımında da zerdeçalın faydaları çok. O nedenle cilt rengi açmak ve cildi nemlendirmek, kırışıklıklara karşı korumak için hazıralnan bir çok kremin yapımında kullanılır.

zerdecal yuz maskesi1 Hindistan’ın Kutsal Baharatı mucize bitki zerdeçalın faydaları

  • Cilt hastalıkları tedavisinde kullanılır.
  • Harici kullanımda tüy dökücü özelliği vardır.
  • Kilo alıp verme, hamilelik gibi sebeplerle cildin dermis tabakasındaki yırtılmaların oluşturduğu çatlakları azaltır.
  • Kırışıklıkları geciktirir.
  • Cildin rengini açar.
  • Ciltteki renk farklılıklarını giderir
  • Cildi parlatır ve temizler
  • Evde hazırladığınız maskelere ve cilt temizleyicilerine ekleyebilirsiniz.
  • Süt, yoğurt, bal yada domates suyu ile karıştırıp yüzünüze sürebilirsiniz.
  • Cil temizliğinde ve sivilce tedavisinde kullanılır.

Zerdeçalın Yan etkileri

  • Zerdeçalın bilinen hiçbir yan etkisi ya da zararı yoktur.
  • Safra taşı olanlarda kullanılmamalıdır.
  • Hamilelikte yaygın olarak kullanılır, yine de bu süreçte doktora danışmak gerekir.

Uyarı

Zerdeçal geçici olarak cilde ve kıyafetlere sarı bir renk verir. Bu renk yıkanınca geçer.

-alıntı-

Ey Zerdüşt, ey bilgelik taşı, ey sapan taşı, ey yıldız yıkan!…

Kendini atıyorsun öylesine yükseğe, ama her atılan taş düşer!..
Kendini yargılamışsın, kendini taşlamaya yargılaşmışsın: Ey Zerdüşt, gerçekten yükseğe atmışsın taşını, ama senin tepene inecek o!..
Derken sustu cüce; ve bu uzun sürdü. Ama sessizliği beni sıkıyordu. Bu durumda iki kişi,gerçekten tek başına olmaktan daha yalnızdır!…..
Tırmandım, tırmandım, düşledim, düşündüm, ama her şey beni sıkıyordu. Ağır işkenceden yorgun düşmüş ve daha beter bir düşle uykusundan uyandırılmış bir hasta gibiydim.
Ama bende yüreklilik dediğim bir şey var. Şimdiye dek bende ki her yılgınlığı öldürmüştür. Sonunda bu yüreklilik beni durdurdu da, söyletti: Cüce.. Ya sen, ya ben!..
Çünkü yüreklilik en iyi öldürendir. Saldıran yüreklilik : her saldırıda cümbüş sesleri vardır da ondan…
Ama insan, en yürekli hayvandır. Her hayvanı bununla alt etmiştir. Cümbüş sesleriyle alt etmiştir her ağrıyı; oysa insan ağrısı en derin ağrıdır…
Yüreklilik, uçurum ağzındaki baş dönmesini dahi öldürür: İnsanın uçurum ağzında olmadığı yer mi var ki!.. Görmek bile, uçurumlar görmek değil midir?..
Yüreklilik en iyi öldürendir. Yüreklilik acımayı dahi öldürür. Oysa acıma, en derin uçurumdur. Kişi, hayatı nice derinliğine görürse, onca derinliğine görür acı çekmeyi de.
Ama yüreklilik en iyi öldürendir, saldıran yüreklilik: Ölümü dahi öldürür o; çünkü der: Bu muydu hayat?.. Peki öyleyse! Bir daha…
Fakat bu türlü sözlerde pek çok cümbüş sesleri vardır. Kulağı olan işitsin…
~Friedrich Nietzsche / Böyle Buyurdu Zerdüşt

” İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçturlar …”

424549_10151523487433468_1323996114_n[1]

 

İnsanlar, bize zarar verdikleri için değil; yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçturlar…

Baruch Spinoza

 

 

En iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman görse, o andaki ölçülerimi alır. Oysa öteki tanıdıklarım hala eskisi gibi olduğumu düşünürler.

Dosya:George bernard shaw.jpg

En iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman görse, o andaki ölçülerimi alır. Oysa öteki tanıdıklarım hala eskisi gibi olduğumu düşünürler.

George Bernard Shaw

Herkesin HÜKMÜ kendi elindedir.

Herkesin HÜKMÜ kendi elindedir.

BEYİN DALGALARININ GİZEMİ…

Bütün dünyanın “Secret” (Sır) yasasını konuştuğu son günlerde “titreşim” kelimesi günlük yaşamımızda çok fazla yer almaya başladı. “Çekim yasası var mı, yok mu?” tartışmasını bir tarafa bırakıp, evrendeki her şeyi…n titreşerek bir arada duran parçacıklardan oluştuğu gerçeğini kabul etmeye sanırım kimsenin itirazı olamaz.
İnanan ya da inanmayan herkesin bir arada yaşadığı bu evren, sayılamaz titreşimlerle bir şeyleri bir şeylere çekiyor ya da itiyor! Galiba tartışılması gereken çekim yasası değil, titreşim yasası… Katı ve cansız cisimlerde maddenin özelliklerini de belirleyen titreşim, canlı organizmaların tümünde çok daha karmaşık ve çoğunlukla da gizemli pek çok şeyin sebebidir. Özellikle İnsan beyninin üzerindeki çalışmalarda keşfedilmesi gereken gerçek “secret”lar hala sayılamayacak kadar çok.
Beyin titreşimlerinin tespiti ilk defa Richard Caton tarafından 1875 yılında yapıldı. Bugüne kadar geçen yüz otuz yıla rağmen bu konuda hala sırlarını çözemediğimiz beyin, değişik dalga boylarında titreşiyor. Taşıdığımız bir sürü duygunun ve ruh halimizin beynimizde titreşimsel bir karşılığı olduğunu öğrenmek ise yıllarımızı aldı.
“Ona aşık oldum galiba, gördüğümde her yerim tir tir titriyor; o kadar sinirlendim ki onu parçalamak istedim; duyduklarım beni o kadar rahatlattı ki bir denizde yüzüyor gibiydim; öğrendiğim bu bilgi kafamda pek çok soru oluşturdu; karşıma çıkacak sonuçtan o kadar korkuyorum ki kalbim yerinden çıkacak…”
Yukarıdaki cümlelerin içinde saklı duyguların her birinde beynimiz, ayrı dalga boyunda frekanslarda titreşimler yayıyor. İsimlendirilen her dalga boyunun salınımı, duygu değişimleri sırasında frekansını değiştiriyor.
Beyin dört ana dalga boyunda titreşiyor
Alpha -Tetha- Beta- Delta adlı dört ana dalganın hangisinde hangi duyguda ve durumda olduğumuz artık rahatlıkla tespit edilebiliyor.
ALPHA:
7.5 – 12 Hz arasında değişen alpha dalgaları; rahatlığın, farkındalığın, sakin ve huzurlu kavrayışın, uykunun ilk evrelerinin dalgaları olarak tanımlanıyor. Sakin ve huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan, dünyayı ve gerçekleri algılamada en uygun titreşimlerin olduğu bu dalga boyu, dünyamızın da ölçülen frekansıyla aynı. Dünyanın manyetik frekansına “Shumann” frekansı deniyor ve 7,8 ile 8 arasında tanımlanıyor. (Fakat son yıllarda bilim adamları Shumann frekansının epeyce yükseldiğini ifade ediyor.)
Gözler kapanıp derin nefes alındığında ve dış dünyadan alınan mental etkiler azaldığında Alpha boyutuna geçiyoruz. Alpha dalgalarındayken yaptığımız işlerde başarımız artıyor. Derin uyku ya da endişe ve korku halinde bu dalga hiç görülmüyor. Meditasyon, Yoga, Reiki gibi çalışmalar esnasında beynimiz Alpha boyutundadır. Zihin açık ve uykunun derinliğine dalmadan önceki geçiş koridorunda hissettiğimiz o duyguların yaşattığı huzur, ilginç bir şekilde dünyanın titreşimiyle aynı dalga boyunda.
TETHA:
Frekansları 4 ile 8 arasında değişiyor ve stresin hiç olmadığı, derin iç dünyamızda olduğumuz dalga boyu olarak tanımlanıyor. Öğrenmenin en yüksek boyutuna geçmeden önce bu dalgada yaşıyoruz ve derin uykudan uyanırken açılan algılarımızın yaşattığı bir durumu temsil ediyor. Alacakaranlık boyutu ismi de kullanılıyor bu dalga boyu için. Yani aydınlanmadan önceki karanlık…
Çok usta meditasyoncuların derin meditasyon halindeyken bu dalga boyunda olduğu tespit edilmiş. Derin düşünüş ve sezgisel kuvvetin en canlandığı bu frekansta sanatsal yeteneklerin zirveye çıktığı düşünülüyor. Özellikle ressam ve müzisyenlerin sanatsal üretimleri esnasında beyinlerinde Tetha boyutunun en yüksek, Alpha frekansının en düşük seviyede olduğu biliniyor. ( yani 7 ile 8 arası) Onların kendi içe dönüşlerinden bize hediyelerle geri dönmeleri ne güzel…
Yapılan bazı araştırmalara göre şifacıların Tetha bandında uzun süreli ve kontrollü olarak kalmayı başarmaları nedeniyle şifa yeteneklerinin geliştiği ortaya çıkmış.
BETA:
13- 30 Hz arasında olduğu biliniyor ve uyanış frekansı olarak tanımlanıyor. Aktif öğrenme, uyanık olma, her şeyiyle hayatı yaşama, dinamizm, konsantrasyon, problem çözme hallerimizde içinde bulunduğumuz dalga boyu olduğu için yaşamı temsil ediyor. Çok yükseldiğinde stres, gerginlik, öfke gibi negatif uç duygulara varabiliyor.
DELTA:
0 – 4 frekansında bulunan dalga boyudur ve derin uyku ve dış dünyadan kopuş boyutudur. Bilinçsiz bir huzur halini yansıtır. Beynin en az çalıştığı döneme aittir ve bu dönemde büyüme hormonu salgısı artar. Çocuklarda fiziksel büyümeyi, yetişkinlerde ise güzelleşmeyi ve dinç kalmayı sağlar.
Bu dört ana dalga boyunun dışında son yıllarda tespiti yapılan Gama frekansı, 40 Hz’in üzerinde tanımlanıyor. Üst benlik bağlantı çalışmaları sırasında üretildiği ve Hindu Monkların meditasyonları sırasında ölçümlendiği biliniyor. (Hinduizmde kendini mabede adamış kişilere Monk denir.)
Beyin dalgaları kontrol edilip değiştirilebilir mi?
Beyin dalgaları, duygu ve ruh durumuna göre kendiliğinden değişirmiş gibi görünse de o titreşimleri bilinçli ve istediğimiz yönde kontrol edip değiştirebileceğimiz ve kendimizi istediğimiz duygu frekansına çekmeyi başarabileceğimiz gibi bir gerçek de mevcut. Bunu nasıl yapabileceğimiz aslında yine kendi titreşimlerimizin içinde saklı bir bilgi. Sadece o frekansı duyabilmeyi ve ayırt etmeyi başaracak bilime ve bilgeliğe ulaşmanın zamanını kendimizde yakalayabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Çoğu zaman farklı Hz’lerde pek çok titreşimin içinde kayboluyoruz. Özellikle de 30 Hz civarında dolaşıyor tüm dünya. Yani şiddet, savaş, bencillik ve paylaşımsızlık frekansında…
Günlük hayatımızda genellikle küçücük şeylere takılıp, öfkeleniyor, hırslanıyor, kıskanıyor, geriliyor, üzülüyoruz. Sevgi- sadakat- şefkat- minnet- huzur-neşe gibi duygulara az kulak veriyoruz nedense…
Düşüncelerimizin bütün bu çeşitliliğine göre beynimizden ve hücrelerimizden değişik frekanslarda yayılan titreşimlerle tüm vücudumuzun etrafında bir enerji alanı oluşuyor. Bu enerji alanı anlık değişimlerle, ruh ve vücut sağlımızı yansıtıyor gözle görünmese de. Son yıllarda alternatif tıp alanı altında kabul edilen enerji dengeleme yöntemlerini kullanarak tedavi sağlama tekniklerinin sayısı epeyce arttı ve gitgide bilimsel olarak desteklenmeye başlandı.
Tedaviye yardımcı olduğu iddia edilen meditasyon ve Reiki, NLP çalışmaları artık bilimsel tedavilerin yanında yardımcı olarak yer almaya başladı.
Amerika’da pek çok hastanede bu konuda ciddi ve resmi uygulamalar yapılıyor, kemoterapi birimlerinin yanı başında Reiki uzmanlarının da bölümleri açıldı, hemşireler ve doktorlar hızla Reiki öğreniyorlar.
Türkiye bu tür çalışmalarda biraz tutucu tavır sergilese de beyin dalgalarının kontrol edilmesi ve değiştirilmesi için Reiki ve meditasyondan daha bilimsel bir yöntem olan Neurofeedback yöntemini kullanarak stres, down sendromu, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, otizm, kişilik bozuklukları gibi hastalıkları tedavi etmeye çalışan merkezler ve hastaneler açılmaya başlandı.
Meditasyon, Yoga, Reiki, Neurofeedback adı ne olursa olsun bütün bu yöntem ve tekniklerin peşinde olduğu tek bir amaç var:
Beyin dalgalarını istenilen frekansa çekebilmek ve uygun dalga boyunun titreşimsel ışınımını yakalayarak DNA üzerinde pozitif değişiklik yaratabilmek…
Işık ve titreşim DNA üzerinde değişiklik yaratabilir mi?
Her organımızı ve beynimizi de oluşturan en küçük özgün birim olan hücrenin 1980 li yıllarda bilim adamlarının yaptığı çalışmalarla foton yaydığı tespit edilmiş. Hücre fotonunun frekansı ölçülmeye başlandığında ise yan yana gelen iki ayrı hücrenin aynı frekansa girdiği ölçülmüş. Yani iki ayrı enerji birbirinden etkileşiyor ve ya iterek ya çekerek birbirlerini değiştiriyorlar.
Kuantum biyologu olan Dr. Vladimir Poponin tarafından yapılan basit mantıklı ama derin bir deneyde önce bir kabın içi boşaltılıyor. Kabın içinde bir vakum yaratılıp içine fotonlar bırakılıyor. Fotonların kabın içinde rast gele bir şekilde dağıldıkları görünüyor ve sonra kabın içine DNA’lar bırakılıyor. Kabın içindeki fotonların DNA’ların dönüşüne göre uyum göstererek düzenli ve sürekli döndükleri tespit ediliyor. Bir sonraki aşamada DNA’lar çıkarılıyor ve fotonlar tekrar izleniyor. Beklenen sonuç Fotonların yine rast gele dağınık olmaları iken DNA’ların ritim ve düzeniyle döndükleri görülüyor. Işık parçacıklarının neye bağlı olarak sistemli dönmeye devam ettiklerinin cevabı bulunamıyor.
Barışın ve Duanın Gücünün Bilimi” kitabının yazarı Gregg Braden buna benzer deneyleri de anlattığı kitabında bizim henüz tamamen algılamadığımız bir enerji alanının ve ağının tüm evrende mevcut olduğunu ve DNA’nın fotonlarla bu ağ ile iletişim kurduğunu kabul etmemiz gerektiğini söylüyor.
Başka bir deneyde epeyce sayıda deneğe plasenta DNA’ları taşıyan deney şişeleri veriliyor. DNA şişelerinin her biri için aslında her biri uzman olan deneklerden belli bir duygu üretmeleri ve hissetmeleri isteniyor. Her şişe için ayrı bir duygu ve bir denek kullanılıyor. Sonuçta DNA’ların iyi duygularda açılıp gevşediği ve kötü duygularda büzüşüp kapandığı görülüyor. HIV virüsü taşıyan deneklerin DNA’larında bu deney tekrarlandığında minnettarlık-sevgi-takdir-neşe taşıyan duygu titreşimlerinin DNA’yı önceden ölçülen dirence göre yüz binlerce kat daha dirençli hale geldiği tespit ediliyor.
Braden’e göre pozitif duygular ve sevgi içinde olmayı başarabilen insan kendi DNA’sını değiştirebiliyor ve bunu yapabilmesinin sebebi olarak da tüm her şeyi kapsayan bir enerji ağının mevcut olduğunu söylüyor.
Bizler kendi titreşimlerimizi etkileyebildiğimiz gibi bu yaratılış ağını da etkileyebiliyoruz. Karşılıklı bu titreşimlerin itme ya da çekme derecelerini henüz sayısal olarak isimlendirip ölçemiyorsak da, gelecek zamanlarda bilimin titreşim ve kuantum alanındaki çalışmaları arttıkça sorular cevaplarını bulacak.
Dün, bugün ve yarından fazla boyutu olan zaman, soruların cevaplarını “ŞİMDİ” de saklasa da biz henüz uzanıp alacak frekansla titreşemiyoruz. Evrensel titreşimden payımıza düşen frekanslarda hissettiklerimizle yaşadığımız kendi dünyamız, reel ya da sanal olduğunu aslında bilmediğimiz gizemli bir rüya sanki…
Yazar: Nesrin Dabağlar – KASIM 2007 İNDİGO Dergisi

Burçların İllallah Dedirten Özellikleri…

 

KOÇ BURCU

Ego tatminine en çok ihtiyaç duyan burç işte. Bay ukala, ya da bayan buz. En önde olacağım diye yapmayacağı yoktur. Yatakta, aşkta, işte, güçte en bencil burçtur. Karşısındakini kırdığını da en anlamayan burç. Kolay kolay da beğenmez. Asla af dilemez. Onlara kalsa dünyada herkes aptal, bir kendisi akıllı! Millete öğütler verir, ukalalık taslar. Önüne yemek koysan beğenmez. Allah düşmanların başına vermesin! Ben bilirim gerisi boş, İstiyorsan peşimden koş. Emir almam, ben veririm, Önderiyim bu feleğin…

BOĞA BURCU

Hımbıl şey ne olacak. Kafası her şeye kolay kolay basmaz. Ağırkanlıdır. Biraz da mankafadır. Harekete geçmesi için arkasından hep birilerinin itmesi gerekir. Bir söyleneni bir kerede asla anlayamaz, 10 kere tekrarlamak gerekir. Tek dileğim vardır, Bolca para, zengin sofra, Çok bir şey mi istediğim, Güvencemdir bunlar benim…

İKİZLER BURCU

Uzak durmakta fayda var. İkiyüzlü, riyakar, yalancı. Çenesi de öyle düşüktür ki, esir aldı mı, yanarsın. Ayrıca çoğu şizofrenin de ikizler burcundan çıktığı söyleniyor… Zekam parlak, dilim oynak, Her konuya elim kıvrak, Sıkıntıya hiç gelemem, Bir de karar verebilsem!…

YENGEÇ BURCU

Yengeçler sempatik ve başkalarının problemleriyle ilgilenir görünmeye çalışan, son derece yapmacık tiplerdir. Ama biz bu sahte şirinlik numaralarını yemeyin. Tembeldir, bi iş yapıcam diye aklı çıkar. Saftır da biraz. Sahtedir ve kolay kandırılır, yani salak. Bu arada akıl hastanelerindekilerin yüzde 90’ının yengeç burcu olduğu söyleniyor, haberiniz ola! Tezcanlıyım, duygusalım, Dokunsalar akar yaşım, Annem, babam, cocuklarım, Ben onlarsız ne yaparım…

ASLAN BURCU

Evet küçük aslancık, sen kendini dünyanın zirvesindeki kusursuz insan sanmaya devam et, millet senle ne dalga geçiyor, haberin yok! Eleştiriye hiç gelemeyen, kendini beğenmiş zavallı aslan parçası, sen en iyisi kendini bir odaya kapat ve hayatının geri kalanını aynada oranı buranı seyrederek geçir bakalım…. Ben yarattım bu dünyayı, Bir de dönse etrafımda!. Her dediğim hemen olsun, Zenginlik ve ün beni bulsun…

BAŞAK BURCU

Ayrıntılar arasında kaybolur. Hayatı ayrıntı. Bir de titizdir ki, yarar insanı. Hastalıktan ödü patlar. Düzenli, tertipli olacak diye rahat batar. Ama onun her tarafı didik didik kontrol etme huyundan millete cinnet geçirmektedir aynı zamanda. Dili de acayip sivridir. Soğuk, ruhsuz tipin tekidir. Yazdım, çizdim, notlar aldım, Her bir şeyi ayarladım, Yoktur bende bozuk, yamuk, Mükemmeli ben yaşattım…

TERAZİ BURCU

Çok pis sanatçı ruhludur. O nedenle de apayrı saçma salak bi boyutta yaşar. Böyle aklı bir karış havada gezen bu insanın bir iş bulması da pek muhtemel değildir, ömrünün sonuna kadar aylak aylak gezer. Güzel olacağım diye kendini yırtar. Bir haltı beceremez. Aklı bi karış havadadır. Dengesizin tekidir. Ben müziksiz yaşayamam, Hele sevmeden hiç duramam. Danışsam da her konuda, Bildiğimden şaşmam asla…

YAY BURCU

Her şeyin iyi tarafını gören şen şakrak bir tiptir. Yeteneksizliğini de başka türlü örtemez. Şahsiyetsizdir. İşsiz güçsüz insanlar bu burçtan çıkar. Aptal da denilebilir. İşi gücü aylak aylak gezmektir. Çoğu Yay burcu zaten alkoliktir. Zaten seni adam yerine koyup bu kadar yazanda kabahat… Maceradan, maceraya, Koşmak asıl işim benim Toplarım hep ilim, irfan, Bilgeliktir şanım benim…

AKREP BURCU

Adı üstünde, akrep gibi sokar adamı. İçten pazarlıklı, kıskanç, ahlak anlayışı sıfır! Kıskançlık krizlerine girer. Aşkta, yatakta, işte, ilişkilerde hayvansıdır. Duygusuzun tekidir. Çoğu akrebin eninde sonunda korkunç bir cinayete kurban gittiği de duyulmuştur. En güçlü şüphesiz benim, Herkesi ezip geçerim. Hele bana ters yapanı, Doğduğuna pişman ederim…

OĞLAK BURCU

En duygusuz burçtur. Duvar gibidir. Tepkisizdir. Aşırı maddiyatçıdır. Cimridir. Tutucudur ve risk almaktan kaçar. Böyle biri dünyada ne diye yer işgal eder ki! Şöyle bir etrafa bakınca, hangi kayda değer insanın oğlak burcundan çıktığı görülmüş ki? Cimrilik mi, benimkisi? Hesabını bilmek gerek. Günler aylar düşünürüm Kararlarım şaşmaz benim…

KOVA BURCU

Güya çok atak biridir, bir şeyi elde etmek için her türlü yalanı söyler, ama yalanı bile beceremez. Menfaatçilerin menfaatçisidir. Kendini beğenmiştir. İnsanların arkasından çok konuşur. Dedikoducudur. Çıkarı için yapmayacağı şey yoktur. Taklitçiliği hiç sevmem, İstesem de beceremem, Orijinaldir fikirlerim, Takip edilecek olan benim…

BALIK BURCU

Balık işte, adı üstünde, eşittir alık. Akılsızın tekidir, vur kafasına, al ekmeğini ağzından. Maaşallah hayalgücü pek gelişmiştir. Sürekli FBI’dan ya da CIA’den birilerinin peşinde olduğunu düşüne düşüne kafayı yeme raddesine gelen balık çoktur. Söyleyecek pek bişi yok. Çünkü cibiliyetsiz ve en zeka yoksunu burç balıktır. Bir dünyam var, sırça saray, Dokunursan kırılırım, Ben gelemem gerçeklere, Avunurum hayallerle
alıntı

Kız Anne!.. Dışarı Çıkıp Kardan Adam Yapsak?!.

Zencefil kanseri önlüyor


Zencefil aslında yüzyıllardır birçok hastalığın tedavisinde kullanılan bir bitkidir ama son yıllarda faydalarını keşfedip tüketmeye başladık. Sayısız faydası bulunan bu bitkiyi düzenli tüketmek de önemli.
Zencefil…in bilinen en önemli etkisi soğuk algınlığını önlemesi ve gidermesidir, grip olduğumda veya kendimi yorgun hissettiğimde tükettiğim ve fazlasıyla faydasını gördüğüm bir bitkidir ki araştırmalarda bunu destekliyor.
*Yumurtalık kanseri tedavisinde tüketildiğinde kanser hücrelerinin küçülmesine hatta yokolmasına dahi neden olabilmektedir, tabi doktorunuzun önerisiyle.
*Kolon kanserini önlemektedir, kolorektal kanser hücrelerinin hızlı büyümesini engelleyebildiği araştırmalarca desteklenmekte.
*Radyoterapi veya kemoterapi tedavisinde oluşan mide bulantılarını yemekle beraber tüketildiğinde azaltmaktadır.
*Enfeksiyon gidericidir ve en etkili doğal ağrı kesicidir, özellikle osteoartritte oluşan eklem ağrılarına faydalıdır. Diyetisyen Özlem Sert Aydın
*Sindirim sitemini düzene sokar, mide bulatısı ve kusmayı önler.
*Besin zehirlenmelerinde de faydalıdır
*Migren ağrılarında ve regl öncesi ağrılara faydalıdır
*Hafızayı güçlendirir
*Damar tıkanıklığını önler, kanı temizler
*Sakinleştirici etkisi vardır
*Sindirim sistemini düzenler
*Total kolesterol ve LDL kolesterol seviyesini düşürür
*Kanın pıhtılaşmasını önler ama tüketim miktarı önemlidir
*Kalp ritmini düzenler
*Astım hastalarında solunumu düzene sokar
*Gaz problemlerini giderir
*Kan şekerini dengeler özellikle ıhlamur ve tarçınla birlikte tüketildiğinde
**Hamilelikte özellikle son aylarda kasılmaları artırabileceğinden tüketmemekte fayda var.
Nasıl tüketebiliriz? Zencefili toz olarak almaktansa daha çok tazesini almaya çalışın, tazesi artık birçok markette de satılmaktadır. Yumru şekilli olan bu bitkiden ince bir dilim kesip, kabuklarını soyup, rendeleyerek bitki çaylarınıza ilave edebilir veya dilim olarak sebze yemeklerinize katıp sebze ile beraber pişirebilirsiniz. Ayrıca kurabiye veya kek içerisinde de oldukça güzel bir aroma vermektedir.
Saklama koşulları önemli Zencefili taze olarak alıp tüketmek en etkilisi ama saklama koşulları da önemli çünkü zencefil kesildikten sonra oda koşullarında çok çabuk küflenebilmekte. Bunu önlemek için zencefili aldıktan sonra rendeleyip derin dondurucuda saklayabilir ihtiyacınız olduğunda kullanabilirsiniz.
Birçok bitki tüketim miktarına da bağlı olarak bazı hastalık tedavilerini olumsuz etkileyebilmektedir ama zencefilin herhangi bir besin veya ilaçla bir etkileşimi yoktur
ALINTI

Sarımsak Vitamin Deposu…

 
Sarımsağın bileşiminde şekerler, vitaminler (A, B, C), kükürtlü bir uçucu yağ ve içerisinde bol olarak allil sülfür bulunuyor. Sarımsağın özel kokusu ve tadı bundan ileri geliyor. Sarımsağın ihtiva ettiği yağ olan ‘…Oleum allicine’, 1944 senesinde J. Cavallit•ve J. Bailey adlı iki Bilim adamı tarafından keşfedilmiş. Bu yağın 1 miligramı, 15 OE penisilinin aktivitesine eşit kıymetli bir deva.
Sarımsak Faydaları Uzmanların tespitlerine göre, sarımsağın insan sağlığı açısından en önemli faydaları şöyle: Ölümlere sebep olan atardamar kireçlenmesine iyi geliyor. Yara ve çıbanları iyileştiriyor.
Krampları yok ediyor. Akciğeri, karaciğeri, safra kesesini ve kalbi kuvvetlendiriyor.
Bağırsak kurtlarını ve diğer parazitleri öldürüyor. Mide ve bağırsakları dezenfekte ediyor. zararlı bakterileri yok ediyor. İştahı açıyor.
Nezleyi yok ediyor. nefes borusu rahatsızlıklarına, bronşite çok iyi geliyor. Veremlilere sarımsak yemeleri tavsiye ediliyor. Tansiyonu düşürüyor. Ateşi düşürüyor.
Bağırsak gazlarını ortadan kaldırıyor. Grip mikrobunu öldürerek vücudu bu hastalığa karşı koruyor. İdrar yollarında taş oluşumunu engelliyor. Kalp adalelerini güçlendiriyor. Kalbi besleyen kroner damarları genişletiyor. Cinsel gücü arttırıyor. İdrar söktürüyor. Vücudu sivrisinek ve haşerelerden koruyor. Safra salgısının salınımını arttırıyor. Kabızlığı önlüyor.
Sarımsağın Sağlığımıza Yararları Yukarıda belirtildiği gibi, tüketilen sarımsağın besin değeri ihmal edilecek değerde olmasına karşın, sağlığımıza yararlı etkileri çok fazladır. Şöyle ki;
•Sarmısak, bedenin bağışıklık sistemini uyarır, yani antibiyotiklere benzer etkiler yaparak bedendeki enfeksiyonlara karşı savaşır: Bu bağlamda nezle, soğuk algınlığı, uçuk; mide, bağırsak ve mantar iltihapları, Arpacık gibi bakteri, virüs ve mantarların oluşturduğu enfeksiyonlar sayılabilir.
•Kandaki kolesterol düzeyini düşürür: Yapılan araştırmalar, Günde iki diş sarımsak yiyen kişilerin kolesterol düzeyinde, kısa dönemde %10’luk düşüşlerin gerçekleştiğini ortaya koymuştur.
•Sarmısak, kanı sulandırır ve kan dolaşımını hızlandırır: Bu sayede sarmısak, kalp krizi ya da felç geçirmeye neden olabilecek damar tıkanıklıklarını önler.
•Yüksek tansiyonu düşürür: Araştırmalar, makul düzeyde sarmısak alımının bile bu etkiyi sağladığını göstermektedir.
•Sarmısak, kan sekerinin düzeyini düşürür: Bu sayede bazı şeker hastalarına sarmısak yemenin iyi geldiği yapılan bilimsel araştırmalarla saptanmıştır.
•Bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır. Yapılan araştırmalarda sarmısak tüketen kişilerde, özellikle mide kanserine yakalanma tehlikesinin azaldığı belirlenmiştir

KOLANIN ZARARLARI


Bu güne kadar çoğunuz kola ve coca kola’nın zararları hakkında bir çok şey okumuşsunuzdur, bu konuda bir çok slayt, video izlemiş olabilirsiniz. Fakat çoğunuz, hala kola içmeye devam ediyordur. Ama kola alışkanlığını yine… bırakmıyor. İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay’da 1 bardak kola’nın 1 saatte vücütta neler yaptığını açıklamış.

Belki Canan Karatay’ın aşağıda yazılı olan söylediklerini okuduktan sonra kola hakkında fikriniz değişebilir…
* İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan fosforik asiddir.
* İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.
* 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.
* 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)
* 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.
Sonuç: Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde leptin ve unsilin gelişir. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.Devamını Gör

KOLANIN ZARARLARI
Bu güne kadar çoğunuz kola ve coca kola’nın zararları hakkında bir çok şey okumuşsunuzdur, bu konuda bir çok slayt, video izlemiş olabilirsiniz. Fakat çoğunuz, hala kola içmeye devam ediyordur.  Ama kola alışkanlığını yin…e bırakmıyor. İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay’da  1 bardak kola’nın 1 saatte vücütta neler yaptığını açıklamış.

Belki Canan Karatay’ın aşağıda yazılı olan söylediklerini okuduktan sonra kola hakkında fikriniz değişebilir…
* İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan fosforik asiddir.
* İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.
* 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.
* 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)
* 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.
Sonuç:  Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde leptin ve unsilin gelişir. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir

-alıntı-

Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin…

İçindeki şartları değiştirmeden, yaşamındaki dış koşulları değiştiremezsin. İyileşme içeriden başlar..”

İçindeki şartları değiştirmeden, yaşamındaki dış koşulları değiştiremezsin. İyileşme içeriden başlar..”

Stefano Elio D’anna

100 kadına hiç…

Öteki senin dengeni ve saygınlığını bozamaz

Öteki senin dengeni ve saygınlığını bozamaz. Bozabiliyorsa sorun ilişkide değildir. Ötekinin ilişki içinde sana hak ettiğin saygıyı göstermediğini fark ettiğin an – hakkın olanı yaşamanı sana hatırlattığı için ona teşekkür edip yoluna yürümen gereken andır.

alıntı