Bugün ”Şeb-i Aruz” Yani ”Vuslat Günü”… O Yüzden ”Ruhsal Arayışlarımın Peşinde Konya’da” YazımıTekrar paylaşmak İstedim…

1751670_620x410[1]

Bundan sekiz – dokuz sene önce kişisel gelişim konularına ilgi duymaya başladım… Çeşitli kitaplar okudum, arkasından da kurslara gittim… Bir süre yoga yaptım… Ömer Hayyam’ın, Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın dizeleriyle iç içe oldum… Ama en çok Hz. Mevlana’nın satırları beni etkiledi… Beni içine çekti…

Geçen aralık ayında içimi kaplayan Konya’ya gitmeliyim, Şeb-i Arus (Düğün Gecesi) törenlerine katılmalıyım hissine önce bir süre direndim… Fakat bu his giderek artınca dayanamadım ve oraya nasıl giderim, nerede kalırım araştırmalarına başladım. Bu arada, yavaş yavaş Şeb-i Arus törenlerinin son günlerine yaklaştığı için otellerde yer kalmadığını öğrendim… “İyi” dedim kendi kendime, “yer yok demek ki kısmet değilmiş”… Fakat içimdeki törenlere gitme isteği öyle dayanılmaz ki ne yaptığımı anlamadan küçük bir sırt çantası yapıp Konya otobüsüne binmiş buldum kendimi…

Konya otobüsünde şöyle diyorum “en azından törenleri seyrederim, gece yarısı otobüsüne binip tekrar İstanbul’a geri dönerim”… Biraz uykusuz, biraz gergin geçen bir otobüs yolculuğunun arkasından Konya’ya varıyoruz. Tabi mevsimlerden Aralık. Dışarısı buz gibi ve hafif kar yağıyor… Ben zaten soğuğu hiç sevmeyen biri olarak otobüsten iner inmez soğuğun da etkisiyle hafif bir panik duygusuna kapılıyorum… Konya’yı bilmiyorum… Konya’da kimseyi tanımıyorum… Hava buz gibi… İçimdeki dayanılmaz sesle buralara kadar gelmişim… “Şimdi ne olacak?” diyorum… Derin derin nefis alıyorum… “Buralara kadar gelmişim bari bi kaç otele sorayım yer var mı” diyorum… Üç-dört otelden de maalesef hiç yerimiz kalmadı cevabını aldıktan sonra yolda öylece kala kalıyorum…

Hadi Anette diyorum çalıştır kafanı… Madem diyorum Hz. Mevlana için böyle dayanılmaz istekle buralara kadar geldin bana yardım edeceğine inanıyorum diyorum… Sen en iyisi Hazreti Mevlana Kültür Merkezine git hem törenler için biletini al hem tanıdıkları bir yer var mı diye sor… Yoksa gece yarısı otobüsüyle dönersin… Ama içimden hiç dönmek de gelmiyor… Öyle ürkek ürkek kafamda binbir olasılıkla kültür merkezine gidiyorum… Beni orada çok iyi karşılıyorlar, akşam gösteri için bilet istediğimi ve aynı zamanda kalacak bir otele ihtiyacım olduğunu söylüyorum… Buraya yer ayarlamadan böyle tek başıma gelmeme çok şaşırıyorlar, bana bir çay ısmarlayıp bakalım ne yapabiliriz diyip beni bekletiyorlar… Sağ olsunlar küçük ama temiz bir otelde yer buluyorlar, ben o zaman iki gece kalayım diyorum… Sanki törenlere bir kere gitmek yetmeyecek gibi hissediyorum diyorum onlar da olur diyorlar… O akşama biletimi de buluyorum ama ertesi güne şimdilik bilet olmadığını söylüyorlar, olsun diyorum… Otel bulmuşum, bir gecelik de olsa bilet bulmuşum… Havalara uçuyorum ve hemen onların yanından ayrılıp otelime yerleşiyorum…

Arkasından Hazreti Mevlana türbesine gitmek üzere yola koyuluyorum, ama hava çok soğuk yerim de biraz uzak olduğundan taksiye binmeyi tercih ediyorum… Taksi şoförü yetmişlerinde tonton bir dede… Nereye gideceğimi söyledikten sonra dede bana bakıyor kızım diyor bak diyor ben sana yol yordam öğreteyim diyor… Önce Hazreti Mevlana’nın hayatında önemli olan şahısları ziyaret etmelisin diyor… Peki diyorum… Sen beni o sırayla gezdirir misin diyorum… Tabi diyor, ben doğma büyüme buralıyım… Sen çok doğru taksiye bindin… Ben sana rehberlik de yapıcam, hikayelerini de anlatıcam diyor… Ben kulaklarıma inanamaz bir halde mutlu mesut iyice kuruluyorum arka koltuğa…

Önce bakkaldan yağ ve tuz aldırıyor bana dede… Şimdi diyor Ateş-baz-ı Veli türbesine gidiyoruz diyor… Zamanında Mevlevi dergahında aşçıymış… Aşçılık makamı pek önemli bir makammış. Zamanında Hz. Mevlana’nın dergahına koca bir kervan geliyor fakat aşçı paniğe kapılıyor çünkü mutfakta bir avuç tuz ve bir avuç pirinçten başka bir şey yokmuş… Panik içinde Hz. Mezlana’ya koşmuş aşçı Efendim ne yapıcam diye… O da sen o pirincin bir çuval olmasına niyet et cevabıyla çaresiz mutfağına ger dönmüş… Atmış ocağa pirinci, tuzu, suyu ister misin pirinç  o niyetle günlerce kervanın karnını doyursun… Arttıkça artsın… Fakat günlerce pişen kazana bu sefer odun dayanmamış yine Efendimizin yanına koşmuş aşçımız bu sefer de odunumuz bitiyor ne yapayım demiş. O da bacaklarını koy demiş… Aşçı yine çaresiz mutfağa dönmüş koymuş bacaklarını ateşin altına bir güzel pişirmiş yemekleri. Tam işi bitmiş çekerken ayaklarını içine korku düşmüş. Ya bişey olursa demeye kalmadan sağ ayağının başparmağını yakmış… Sonra da Hz. Mevlana’nın karşısına utanarak geçerken sol ayağını sağ ayağının üstüne koymuş öyle selam durmuş… Dervişlerin duruşu da buradan gelirmiş… Benim “şoför-dede” ballandıra ballandıra hikayeyi anlatırken türbeye geliyoruz… Tuzumu, yağımı türbeye bırakıp huşu dolu dakikalar geçiriyorum içerde… Fakat dedeyi de fazla bekletmek istemediğimden biraz aceleyle içeriden çıkıp ikinci durağımıza doğru yola koyuluyoruz.

İkinci durak Cemel Ali Sultan türbesiymiş… Kendisi çok çok uzun boylu bir zatmış… Hz. Mevlana’yı yedi yaşında eğlendirmek için sırtında taşıdığından deve yani Cemel lakabını almış… Orayı da büyük bir saygıyla geziyorum… Bu arada Konya sokaklarında oradan oraya giderken köprülerde, duvarlarda Hz. Mevlana’dan şiirler, özlü sözler yazıldığını görüyorum… İnsan sürekli böyle güzel sözler okusa, sanki ruhuna huzur gelecekmiş gibi hissediyorum…

Bizim dede beni koştur koştur Tavus Baba türbesine götürüyor. Bu arada da hikayeye başlıyor… Aslında Tavus Baba zamanın çok güzel, biraz da hafifmeşrep hatunlarından biriymiş… Bir gün pazarda Hz. Mevlana’yı görüp akşam evine davet etmiş. Bunu duyan esnaf dehşete kapılmış… Neyse Hatun bütün gün evi hazırlamış, kendisini hazırlamış… Akşam duadan sonra Hz. Mevlana evin kapısını çalmış ve evin içine sağ ayağıyla bir adım atmış… Bakmış hatunun yüzüne “yeter mi hatun” demiş “yoksa bir adım daha atayım mı”… Tavus Hatunun kalbi heyecandan, saygıdan, sevgiden çıkacak gibi olmuş… “Yeter Efendim” demiş ve o günden sonra kendini Mevlana’nın yoluna adamış…

Burayı da gezdikten sonra sıra Hz Mevlana’nın gönül dostu Şems’in türbesini ziyarete gidiyoruz… Fakat ben iyice sabırsızlanıyorum çünkü hala Hz. Mevlana’nın türbesine varamamışım… İçim içimi yiyor. Bizim dede gene sazı eline alıyor anlatmaya başlıyor… Hz. Şems’e aynı zamanda Şems-i Perende yani uçan Şems de derlermiş… Bir görünüp bir kaybolduğu için ona bu ismi vermişler… Şems zamanında bir işaret üzerine Hz. Mevlana’yı arayıp bulmuş ve onunla üç – üç buçuk yıl süren beraberliği neticesinde Onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş.

Burayı da ziyaretimi gerçekleştirdikten sonra sıra Hazreti Mevlana türbesine gitmeye geliyor… Artık bizim “şoför-dedeyi” biraz dinliyorum biraz dinlemiyorum… İçim gönlüm dizlerim titriyor… Gönüllerin sultanı Hz. Mevlana… Dışımızdaki dünyadan kendimizi kurtarıp, içimizdeki dünyaya bakma cesaretini bulabilirsek, kendi ruhumuzda neler olduğunu araştırmak istersek, kendimizi bulmak ve tanımak istersek rehberliğine sığınabileceğimiz Hz. Mevlana… Neyse türbenin kapısının önünde iniyorum, dedeye çok teşekkür ediyorum… Beni güzel sözleriyle türbeye uğurluyor…

İçerisi mahşer yeri kalabalığı görüntüsünde… Fakat çıt çıkmıyor… Çok büyük bir sevgi sizi kucaklamış gibi hissediyorsunuz. Kalbim deli gibi atıyor… Oraya gidenler mutlaka beni anlayacaklardır… O kuvvetli enerjiyi anlatmak mümkün değil… Sihirli bir yer orası… Hz. Mevlana’nın tam karşısındayım… Herkes dualar okuyor bense sebepsiz ağlamaya başlıyorum… Uzun süre oradan ayrılamıyorum ve bolca ağlıyorum… Sonra içim temizlenmiş, ruhum arınmış olarak oradan çıkıyorum… Konya sokaklarında uzun uzun yürüyorum… Bu ruhsal yolculuğumun ikinci bölümü bir sonraki yazımda…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg ( Konya 2013)

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

 Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare vardır.
Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar.
Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür.
Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlar.
Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok.
Onu eski haline döndürür.
Ve der ki, “Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem.” Shakespeare, bu konuda söyle diyor : “İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.”

Hadi anlat deseler anlatamam,bir yere gidiyorken cayıp bir başka yere gitmeyi…

“Hadi anlat deseler anlatamam
 bir yere gidiyorken cayıp bir başka yere gitmeyi…”
e.c

Görüyorum Silisyum Elementleri Hızla Azalıyor…

Hakkımda Ne Düşündüğünüz Beni ilgilendirmez… Sonuçta Hakkımda Düşündüğünüz Şey, Titreşimler Halinde Sizden Çıkacak Ve Sonrada Size Geri Dönecektir…

Bir insan, size kızmak istiyorsa; dünyanın en iyi insanı dahi olsanız bir neden bulabilir…

17 ARALIK DOLUNAYI…

2013 yılının son dolunayında bana iyi gelmeyen, farkettiğim veya etmediğim, bildiğim veya bilmediğim bütün negatif duygularımı,  düşüncelerimi ve  enerjilerimi, kalıplarımı, korkularımı, öfkelerimi, üzüntülerimi, küçüklükten ve önceki enkarnasyonlarımdan  getirdiğim karmalarımı sevgiyle bırakıyorum.
Bıraktığım tüm olumsuzlukların yerine, bu güzel dolunayın dişil enerjisi desteğiyle sevgi enerjisini koymaya niyet ediyorum. Benim ve bütünün hayrına olan her olayın ve kişinin; akıştayken hayatıma kolaylıkla, bolluk-bereketle ve sevgiyle girmesine izin veriyorum.
2013’te ve önceki yıllarda yaşadığım derslerimin ve sınavlarımın hayal kırıklıklarını, üzüntülerini ve acılarını sevgiyle bırakıyorum. Beni zorlayan, iyi gelmeyen her ne varsa bitmesine, ışık olmasına izin veriyorum.
Bu andan itibaren hayatıma beni mutlu eden mucizelerin gelmesine niyet ediyorum, kabul ediyorum ve izin veriyorum.
Şükürler Olsun, Hamd Olsun….
Sevgiyle…
Rabia Çolak

Su Girdiği Kabın Şeklini Alır!

Meyan Kökünün Faydaları…

Meyan Kökünün Faydaları :
*Göğüs hastalıklarında etkilidir : Göğsü yumuşatır, balgamı söktürür, ateşi düşürür, öksürüğü keser; nezle ve bronşitte iyileştiricidir.
Solunum yollarında mukozayı korur, boğaz ağrılarına iyi gelir.
*Yatıştırıcı ve rahatlatıcıdır.
*Özellikle çocuklar için hafif müshil etkisi vardır.
*Bedeni güçlendirici toniktir.
*Mide yanmaları, gastrit ve mide ülserlerinde iyileştirici etkiler yapar.
*Karın ağrılarını geçirir.
*İdrar söktürücüdür.
*Grip, nezle, anjin ve nefes darlığında faydalıdır.
*Öksürük ve balgam söktürür.
*Vücuda rahatlık verir.
*Mide – 12 parmak bağırsağı ülseri ve gastriti tedavi eder.
*İştah açar, hazmı kolaylaştırır.
*İnce bağırsak iltihaplarını giderir.
*Vücuda serinlik verir.
*Kabızlığı giderir.
*Fazlası tiryakilik yapar ve zararlı olur…

MUTLAKA OKUYUN ! VICKS’in bilinmeyen faydaları ;

VICKS çocukluğumuzdan günümüze kullanılan bir merhemdir. İçinde bulunan kafur ve mentol sayesinde sürülen noktalarda ki kılcal damarları genişleterek toksin attırır ve ağrıyı azaltır. Ayrıca ökaliptol, terebentin, mentol …sayesinde solunum yollarını düzenler, akciğerlerde salgıyı arttırır. VICKS’i sadece solunum yolları için kullanıyorsanız yanılıyorsunuz. İşte, VICKS’in bilinmeyen faydaları ;
viks
Gece yatarken ayak tabanlarınıza VICKS sürün, ovalayarak yedirin ve çoraplarını giyin. Öksürüğünüz varsa hemen kesildiğini fark edeceksiniz. Özellikle gece oluşan öksürükleri bu uygulama hemen durdurur.
Uzun yürüyüşler ve spor sonrası oluşan kas ağrılarında Vicks ağrıyı giderir ve rahatlatır. Bu nedenle ağrıyan kaslarınızın üzerine merhemi yedirerek sürmek çok etkilidir.
mantar
Ayak tırnaklarınızda tırnak mantarı varsa, Viks’i kullanın. Tırnaklara yaklaşık 2 hafta kadar viks sürdüğünüzde zamanla rengi koyulaşacak ve mantarlar ölecektir. Normal ve sağlıklı tırnaklar çıkmaya başlayacaktır.
Darbe sonucu veya düşme ile oluşan morarmalar da ve şişmeler de kullanılan viks, bölgeyi rahatlatır. Morluklar oluşmaz, şişmeler iner.Baş ağrısında alnınıza süreceğiniz bir miktar viks, basıncı azaltarak ağrıyı hafifletir.
uyku
Uyku probleminiz varsa, ılık su içine atılan viks’i odanızda bırakın. Viks’in buharı odayı doldurduktan sonra çok rahat uyuduğunuzu fark edeceksiniz.
Enfeksiyon kapmayı önlemek için yaralandığınızda viks kullanabilirsiniz.
Evinizde kedi besliyorsanız, kediler tırmalamayı severler. Kedinizin en çok tırmaladığı alana bir parça viks kullanın. Kokusu kedinizin o noktaya gitmesini engelleyecektir.
soğuk algınlığı
Bir kene tarafından ısırıldığınızı fark ederseniz hemen oraya viks sürün. Güçlü olan kokusu kenenin hemen kendini bırakmasını sağlayacaktır.
Sivrisinekler tarafından çok ısırılıyorsanız açıkta kalan yerlerinize bir miktar viks sürün. Sivrisinekler sizi ısırmayacaktır. Ayrıca sivrisinek ısırığına sürülen viks, kaşıntıyı keser.
Gripseniz ve kendinizi kötü hissediyor ve hırıltılı öksürüğünüz varsa, göğsünüze ve sırtınıza viks sürün. Birer gazete kağıdı ile üstünü kapatın ve kıyafetlerinizi giyin. Göğsünüz yumuşayacak ve öksürük ortadan kalkacaktır.
SEVDİKLERİNİZDE OKUYABİLSİN DİYE LÜTFEN PAYLAŞALIM

KIŞ AYLARININ VAZGEÇİLMEZİ “IHLAMUR” :

 
Ihlamurun tadı, çoğuna güzel gelmese de yararları bilindiği için çok fazla tüketilen bir bitki çayıdır. Gerçekten de faydaları saymakla bitmez.
Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamurun, sakinleştirici ve terletici özelliği vardır.
Solunum yolu problemleri için faydalıdır.
Yapraklarında çok miktarda klorofil taşır ve bu nedenle kansızlık şikayeti olanlar için faydalı olur.
İştah kesicidir.
Bronşit hastaları için yararlıdır, balgam söktürür, uykusuzluk, kan dolaşımını düzenler, spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır.
Yalnız dikkat edilmesi gereken bazı hususlarda yok değil.
Mesela, akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir.
Zira, fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir.
Balla karıştırılıp içilirse mide ülserine faydalıdır.
Aynı şekilde dikkat edilmesi gereken bir noktada, ıhlamur hazırlandığı zaman içilmeli ve bir kez daha kaynatılmamalı.
Çünkü uzun süre kaynatılıp içilen ıhlamur kişiye yarardan çok zarar verebilir.
Bütün bunlara ilaveten; ıhlamur çiçeği banyosunun da yatıştırıcı bir özelliği vardır…
-alıntı-

Güzelleştirirken Zayıflatan Meyve Ananas

Besin içeriği oldukça zengin olan ananas hem tadıyla hem de vücuda faydalarıyla favori meyvelerinizden biri olmalıdır.
Bromelinden zengindir… Güçlü bir enzim olan bromelin sindirim sistemini düzenler, ödem atımını hızlandırır, toksik maddeleri atar, ülseratif kolit şikayetlerini azaltır.
Zayıflamaya destektir Hiçbir besin direkt yağ yakmaz ama sindirimi hızlandırıcı özelliğinden dolayı zayıflamaya yardımcıdır ayrıca ödem atımını da hızlandırdığı için ananas tüketimi zayıflama diyetlerinde yer alabilir.
Cildi güzelleştirir Ananas manganezden zengindir, dolayısıyla sağlıklı bir cilt için önemli bir meyvedir, ayrıca kan şekerini dengeler, bağışıklı sistemini güçlendirir. Yine cilt sağlığı için önemli olan C vitamini içerir, C vitamini kolajen sentezini hızlandırır ve cildi yeniler.
Enerji verir B1 vitamini enerji üretiminde görevli etkili bir vitamindir, karbonhidratların enerjiye dönüşümünde rol alır ve ananas B1 vitamininden zengindir.
Eklem ağrılarını giderir Anti enflamatuar etkisi nedeniyle ananas artritte sıklıkla oluşan eklem ağrılarını giderir.
Çocuklarda büyümeyi hızlandırır Kemik gelişimi için önemli bir meyve olan ananası çocukların da sıklıkla yemesinde fayda var.
Kalp sağlığını güçlendirir Potasyum kalp sağlığı için önemli bir mineral, kan basıncını ve kalp atım hızını düzene sokar, böbrekleri güçlendirir ve ödem atımını sağlar.
Portakal suyuna eşdeğer Nezle, grip olduğunuzda içtiğiniz portakal suyuna eşdeğer oranda C vitamini içerir, ayrıca öksürükten dolayı mukus atımını da hızlandırır.
alıntı

Arkamda yürüme, yol gösteremeyebilirim. Önümde yürüme, arkandan gelemeyebilirim, yanımda yürü ve dostum ol.

Arkamda yürüme, yol gösteremeyebilirim. Önümde yürüme, arkandan gelemeyebilirim, yanımda yürü ve dostum ol.

Albert Camus