Çikolata yerken bile mutlu olan bir kadını,mutlu edememek en büyük odunluktur…

Çikolata yerken bile mutlu olan bir kadını,mutlu edememek en büyük odunluktur…

alıntı

Çikolata yerken bile mutlu olan bir kadını,mutlu edememek en büyük odunluktur…

Çikolata yerken bile mutlu olan bir kadını,mutlu edememek en büyük odunluktur…
Alıntı

Laaaaannnn!

Hep merak edilen bir sorudur, kahve içmek zararlı mı yoksa faydalı mı?

Kahvenin faydaları

 

 

Kahvenin faydaları

Kahve iç; zayıfla

Kahve, çay gibi içeceklerde bulunan kafeinin, vücuttaki enerji tüketimini yüzde 5 oranında artırdığı, gıda tüketiminin sabit tutulması durumunda vücut ağırlığında düzenli düşüş sağlayabileceği bildirildi. Gıda Mühendisi Yrd. Doç. Dr. Emin Yılmaz, kafeinin, vücutta yağ yakımını hızlandırdığını ve enerji yakımına katkısı bulunduğunu belirterek “Kilo poroblemi olanların yemeklerden sonra şekersiz olarak bir fincan kahve içmelerini tavsiye ediyorum. Bir fincan kahve günde 75-110 kilokalori açığa çıkarır” dedi. Yılmaz, kafeinin bağımlılığa yol açmadığını da sözlerine ekledi.

Kahvenin faydaları saymakla bitmez

Kahvenin faydaları BAŞ AĞRISININ İLACI 

Kahve, ağrı kesicilerin etkisini yüzde 40 oranında artırıyor. Özellikle migrene karşı, diğer ilaçlarla birlikte kafein de reçeteye ekleniyor.

ŞEKER İÇİN ALARM 

Şeker hastalığının erken uyarı sinyali olarak kabul ediliyor. Şeker komasının eşiğine gelmiş hastalar, bir-iki fincan kahve içtikten sonra titreme ve terleme belirtileri görünce alarma geçiyor.

TÜMÖRÜ KÜÇÜLTÜYOR 

Kahveyle göğüs kanseri arasındaki ilişki en çok araştırılan alanlardan birini oluşturuyor. 1980’lerde son derece olumsuz raporlar yayındı, ancak 1988’de araştırmacılar, kahveden korkmaya gerek olmadığına karar verdiler.

Hatta araştırma raporlarından birinde kahvenin kötü huylu tümörleri küçülttüğü bile belirtildi – ancak günde beş koca fincan içmek kaydıyla. Bugün ise korkular halen geçerli, çünkü bazı bilimadamlarına göre kahve iyi huylu tümörlerin büyümesine yol açıyor.

PANKREASI KURTARIYOR 

1981 yılındaki bir araştırmaya göre kahve, pankreas kanserinin en önemli nedenlerinden biriydi. Ancak zaman içinde bu görüş tersine döndü. Yeni araştırmalar, kahvenin pankreasta kanseri önleyici etkisi olduğunu ve hatta bağırsaklarda da tümör oluşumunu önlediğini gösteriyor.

Kahvenin faydaları KEMİK ERİMESİ BİLMECESİ 

Son araştırmalarda en tartışmalı konulardan biri. Kahvenin kalsiyum kaybına yol açıp açmadığı (özellikle kadınlar için tehlikeli), dolayısıyla kemik erimesi ve kırık riskini artırıp artırmadığı araştırılıyor. Genç kadınlar için günde bir fincan kahvenin zararı yok, ancak yaşlı kadınlar için aynı durum söz konusu olmayabilir.

ASTIMA GEÇİT YOK 

Günde üç fincan kahve, astım tehlikesini azaltıyor ve göğüs hırıltılarını azaltıyor.

TANSİYON ARTIRIYOR 

Sabah kahvesinden sonra çarpıntınız olabilir, ancak bu geçici ve tehlikesiz bir durum. Bu yılki son araştırmaya göre kahve tiryakilerinde sürekli bir tansiyon artışı tespit edildi, ancak geçen yılki başka bir araştırma bunun tersini söylüyor. Sonuç: her iki durumda da kahvenin marjinal etkisi var.

ALGIYI AZALTIYOR 

Kahve sizi daha uyanık ve dikkatli tutabilir, ancak bazı araştırmalar kahvenin bilgileri algılama gücünü azalttığını gösteriyor. Olumlu etkiler bin fincandan sonra ortaya çıkıyor (sigara içenlerde biraz daha güçlü, çünkü kafein sigara içenlerde metabolizmaya daha çabuk karışıyor).

Kahvenin faydaları UYKU KAÇIRIYOR 

Kahvenin uyku kaçırdığını herkes biliyor, ancak bu etki zannettiğinizden daha uzun sürüyor. REM uykusu sırasında rahatsızlık yaratıyor.

KOLESTEROLLE İLGİSİ YOK 

Eski araştırmalar, kahve içenlerde kolesterol düzeyinin daha yüksek olduğunu gösteriyordu. Ancak 1970’lerden sonra kahve ile kolesterol arasındaki bağ ortadan kaldırıldı. Ancak kalbi kahveden korumak için filtre kahve içmek gerekiyor. Filtre, kolesterole yol açan kimyasallara geçit vermiyor.

SİROZU ENGELLİYOR 

Çok araştırılan bir alan. Bir araştırmaya göre aşırı alkol tüketenler, fünde dört veya daha fazla fincan kahve içtiği takdirde siroz ihtimali yüzde 80 oranında azalıyor.

DÜŞÜĞE YOL AÇIYOR 

Bir araştırmaya görev günde üç fincandan fazla kahve içen kadınların doğurganlık oranı yüzde 27 azalıyor. Aşırı miktarda kahve tüketiminin düşüklere ve bebeğin kilo kaybına yol açtığı da öne sürülüyor.

BAĞIRSAK ÇALIŞTIRIYOR 

Kahve, bağırsakları harekete geçiriyor. Bu da midenin besinler sindirilmeden boşalması anlamına geliyor, ancak sağlık açından bir felaket olarak görülmüyor. Kahve, gastrik asit salgılanmasına yol açıyor, ancak süt ve biranın yarısı kadar bir düzeyde.

İNTİHARI ENGELLİYOR 

Yeni bilgilere göre kahvenin depresyona karşı etkisi var. Bazı durumlarda intiharı önleyecek kadar güçlü bir etki. Günde iki-üç fincan kahve çok yararlı.

Türk kahvesi, bağırsak kanserini önlüyor

Japon bilim adamlarının yaptığı bir araştırma, günde en az üç fincan kahve içmenin, kadınlarda kalın bağırsak kanseri riskini yarı yarıya azaltabileceğini ortaya kondu. Tokyo Ulusal Kanser Merkezi’nde, 40-69 yaşlarındaki 96 bini aşkın kadın ve erkekle ilgili 1990 yılından itibaren yaklaşık 12 yıllık sürece ait verilerin incelenmesiyle yapılan çalışmada, yeşil çay tüketmekle kalın bağırsak kanserini önleme arasında bir bağlantı bulunamadı. Araştırmada, diyet ve egzersiz gibi diğer faktörler de göz önünde tutularak, günde üç fincan ya da daha fazla kahve içen kadınların, hiç kahve içmeyenlere göre kalın bağırsak kanserine yakalanma riskinin yarı yarıya azaldığı kaydedildi. Ancak araştırmada, kahve içmenin erkeklerde önemli bir yararı tespit edilmedi. Araştırma ekibinden Manami Inoue; kahvenin içeriğindeki kafeinin bağırsağın çalışmasını teşvik ediyor olabileceğini ya da kahvenin antioksidan özelliklerinin etkili olabileceğini belirtti. Inoue, ayrıca bazı kişilere kahvenin ağır gelebileceğini ve bu kişilerin kahve içmek için kendilerini zorlamamaları gerektiğini de söyledi.

Türk kahvesi

Bir kahvenin kırk yıl hatırı olurmuş. Az değil, tam kırk yıl. Kahve deyince elbette bizim babadan kalma Türk kahvesi kastediliyor. Kaynar suya şöyle bir karıştırılan Nescafe değil. Aslında Nescafe severim. Ama son zamanlarda işi iyice abartıp kağıt bardaklara konan, plastik sopayla karıştırılan şeklini değil. Bence her şeyin bir adabı vardır. O kaba saba muglara bile zor alışmışken bir de kağıt bardaklarla hiç geçinemem. Kahve içmek bir keyiftir. Günün belli bir bölümünü ona ayırdığım bir düşünme sürecidir.

Porselen, zarif desenli bir fincanda, tam kıvamında hazırlanmış bir kahve ruha bile iyi gelir. Artık zevkinize göre. İster Türk kahvesi ister Nescafe. Benim tercihim, bakır cezvede ve ağır ateşte özenle pişirilmiş sade Türk kahvesidir. Köpüğü bol olacak elbette. Kahvesinden tasarruf edilip az konulmayacak. İçimi hoş olup acı kahvenin tadı hafif genzi yakacak. Ama çok hafif. Kahve pişirmenin yetmiş küsur yolu varmış. Geçenlerde bir gazetede okumuştum. Pek aklımda kalmadı. Çünkü kendi pişirişimden memnunum. Dediğim gibi işin sırrı bakır cezvede. Son yıllarda mutfaklarımızdan eksik etmediğimiz çelik tencereler iyi hoş da cezveleri hiç işe yaramıyor. Kaynar vaziyetteki kahveyi fincana dökerken ıslak olmayan bölüme değince cozz diye bir ses çıkıyor ve canım köpük her tarafa sıçrayarak yok oluyor. Hiç içtiniz mi bilmem, bir de Arap kahvesi var.

Bir zamanlar aslen Arap olan bir arkadaşım ikram etmişti. Babası bu konuda çok titizmiş ve kahveyi özel olarak getirtiyormuş. Bizimkinden çok daha küçük fincanlarda, azıcık servis ediyorlar. Zaten daha fazla olsa içmek mümkün olmayacak. Sanıyorum Türk kahvesine göre daha ince çekilmiş, inanılmaz acı ve sert bir kahve bu. İlk yudumu aldığımda gözlerim yuvalarından çıkacak gibi olmuştu. Bir de kendi zevkime göre sade istemiş olduğumdan iyice zor gelmişti yutmak. Fakat gariptir, yuttuktan sonra ağızda hoş bir tat bırakıyor. Hani filtresiz sigara içmek gibi. İngilizlerin çok hassas olduğu beş çayı gibi bizim de kahve zevkimiz var işte. Gerçekten İngiliz halkı o çay konusunda ciddiler. Saat beşi gösterdiğinde işi gücü bırakıp mutlaka çaylarını alıyorlar ellerine. Bir de sütlü çay faslı var oralarda. Hiç içemem sanmıştım ama o iş için kullandıkları çay farklıymış. Çok sert ve siyah bir çayı sütle karıştırınca içilebilir hale geliyor. Yine de hasta çayı gibi oluyor ya neyse.

Onlar çayı içi görünmeyen büyük porselen fincanlarda alıyorlar. Biz ise bardağın içi mutlaka görünsün isteriz. “Tavşan kanı” tabirini bilirsiniz. Rengiyle birlikte bardağın boyu da önemli bizler için. Ben küçük cam bardakları tercih ediyorum. Hani, beli ince olanlar. Bir arkadaşım var, o artık işi iyice saplantı haline getirmiş, yüksük boyutunda bardakları kullanıyor. Bir zamanlar Paşabahçe üretmiş o boy bardakları. Şimdi pek üretilmiyor herhalde çünkü hiçbir yerde bulamıyoruz. Bir kahve dedik, bakın ne kadar uzun bir yazı çıktı ortaya. Yine Türk kahvesine dönmek istiyorum. Bizim kahvenin kız isteme törenlerinde oynadığı rolü pek severim. Asırlardan beri değişmemiş olan o gelenek yürek okşayıcıdır. Hangi şehre, hangi yöreye giderseniz gidin karşınıza mutlaka Türk kahvesi ikramı çıkar.

İkram sırası da önemlidir tabii. İstenecek kızın gitmeye gönlü varsa nasıl da heyecanlanır. Pek çok evde kız heyecanlı olduğu için çaktırmadan annesi pişirir kahveleri. Ama bir de dökmeden götürmek derdi vardır. Onu da anne yapamayacağına göre iş başa düşer ve içten dualar okunarak, fincanların içine bakmamaya çalışılarak götürülür tepsi. O arada anne de panik halindedir. Nasıl da hanım bir kız yetiştirdiği görülsün ister. Bunlar tatlı telaşlar, güzel heyecanlar. Allah herkese hayırlı bir yuva kurmayı nasip etsin. İşte kahve böylesine önemli kültürümüzde. Geçenlerde genç bir üniversite öğrencisi okurum mail göndermiş. Diyor ki: “Sizin basit dertleriniz ya da önemli gelmeyen alışkanlıklarınız bazen içimi sıkıyor.” Çok sevimli buldum bu cümleyi.

Zaten sonra kırılmamam için tedbiren “yine de sizi çok seviyorum” diye ilave etmiş. Hayatın zevki ve sıkıntıları ayrıntılarda gizlidir. Mesela kahveyi bilerek içerseniz daha çok keyif alırsınız. Üç günlük dünya süremizde azıcık neşelensek daha iyi olmaz mı? Basit görünen dertlere gelince… İçi beni yakar, dışı sizi.

alıntı

Kıymalı Gül Böreği…

250 gr kıyma

3 yufka

1 soğan

bir tutam taze kaşer

1 yumurta sarısı

biraz zeytinyağı

Soğanı küçük küçük doğrayalım, yarım kahve fincanı yağla öldürelim. Arkasından biberleri ve en sonda da kıymayı ilave edip, biraz tuzla pişirelim..

Yufkayı ortadan ikiye bölelim. Sonra katlayıp ortadan bölelim. Elimize üçgen şeklinde bir yufka geçmeli…

Başka bir yerde bir tahta kaşığı zeytinyağını bir kaseye koyalım. Kasenin yarısına kadar da su koyalım.

Yağlı suyla önce üçgen şeklinde yufkayı iyice ıslatalım. Sonra üçgenin büyük tarafına pişirdiğim kıymayı incecik dizelim. Sonra yufkayı sonuna kadar kıvıralım. Düz bir çubuk şekline gelsin. Sonra çubuğu küçükten büyüğe gelecek şekilde yuvarlak şekilde bürelim. En ucu yapıştırmak için yağlı sudan faydalanalım…

Fırında pişireceğimiz tepsiye gül şeklinde yuvarladığımız börekleri dizelim. Üstlerine süt, yumurta sarısı ve kaşer koyalım.

15-20 dakika böyle dinlendirelim…

Arkasından daha önceden ısıtılmış fırına (180 derece) koyalım ve yaklaşık 30 dakikada pişmesini bekleyelim sonra afiyetle yiyelim.

Not: Tarif ana kraliçeme aittir:)))

Anette İnselberg

Hiç kimse ten renginden, geçmişinden ya da dininden dolayı bir diğerinden nefret ederek dünyaya gelmez!

Hiç kimse ten renginden, geçmişinden ya da dininden dolayı bir diğerinden nefret ederek dünyaya gelmez!

İnsanlar nefret etmeyi öğrenirler ve eğer nefreti öğrenebiliyorlarsa o zaman onlara sevmeyi de öğretebiliriz.    ”
Nelson Mandela

Sert Karın Kasları, Esnek Sırt, Oynak Eklemler Beraberinde Esnek Akıl Ve Duygu Kontrolü Getirir…

Sert Karın Kasları, Esnek Sırt, Oynak Eklemler Beraberinde Esnek Akıl Ve Duygu Kontrolü Getirir…

Bilge Çelik

Memnun etme hastalığını yok etme amaçlı Güç Duruşu yaratmak için kimsenin onayına ihtiyaç duymayacak kadar kendinizi sevmenin nasıl bir his olduğunu kendinize sorun…

 

 

Evet” demek kolaydır çünki akışla gelir ve sizi iyi insan yapar; “Hayır” demek o kadar kolay değildir çünki insanlara ters düşer.

Hayır demek cesaret işidir. Hayır demek güvenli bir duruşu, kim olduğunu bilmeyi gerektirir.

“Hayır” deme gücünü bulmak kendini keşfetme sürecinin en önemli bölümüdür.
Memnun etme hastalığını yok etme amaçlı Güç Duruşu yaratmak için kimsenin onayına ihtiyaç duymayacak kadar kendinizi sevmenin nasıl bir his olduğunu kendinize sorun…

Darel Rutherford

Boza’nın Faydaları…

Boza başta deri kanseri olmak üzere kanser önleyici bir özelliğe sahiptir. Bozanın dünyadaki yayılışı Türklerin göçleriyle gerçekleştiği için bir Türk içeceği olarak bilinir. Mayalı ve gıda bakterilerinin yaşadığı bir içecek olan bozada laktik asit, nikotinik asit gibi son derece kıymetli asitler de üretildiğinden, bozanın faydaları saymakla bitmez. Kış aylarının bu güzel Türk içeceğinden bol bol içelim ve sevdiklerimize ikram edelim.

Boza başta deri kanseri olmak üzere kanser önleyici bir özelliğe sahiptir.

Bozanın ortaya ilk çıkışı 8-9 bin yıl önce Mezopotamya’ya dayanır. Mısır ve Kuzey Afrika sahillerinde Akdenizli tüccar gemiciler aracılığıyla batıya, Hazar Denizi güneyinden doğuya, Asya içlerine ve Çin’e, İran ve Afganistan’a, Kafkaslar’dan kuzeye, Volga Havzası’na doğru geniş bir coğrafyaya yayıldığı bilinir.

Bozanın dünyadaki yayılışı Türklerin göçleriyle gerçekleşmiştir. Bu yüzden bir Türk içeceği olarak bilinir. 1436 yılında Venedikli seyyah Giosaphat Barbaro, Rusya’nın Rjasan şehrindeki Türkler’in Boza içtiklerinden ve bu içeceğe “bossoi” dediklerinden söz etmektedir. Kaşgarlı Mahmut’un Divan-ı Lügat-it Türk adlı eserinde, Karahanlılar’ın darıdan boza elde ettikleri belirtilmektedir. İbn-i Battuta isimli Arap gezgini, 14. yüzyıl başlarında yazdığı seyahatnamesinde Türklerin içtiği bir şıra olan bozayı anlatmakta, Evliya Çelebi 17. yüzyıl ortalarında İstanbul’da 1100 kadar bozacının çalıştığı, 300’den fazla bozacı dükkânının bulunduğundan söz etmektedir. Faydaları saymakla bitmeyen bozanın tüketimi, maalesef günümüzde neredeyse iyice azalmış, söz konusu imalathanelerin pek çoğu artık kapanmıştır.

Mayalı ve gıda bakterilerinin yaşadığı bir içecek olan bozada, mayalama esnasında son derece kıymetli ender gıda maddelerinin yanı sıra laktik asit, nikotinik asit gibi son derece kıymetli asitler de üretildiğinden, bozanın faydaları saymakla bitmez. Zengin karbonhidrat, protein ve B vitamini içeriği nedeniyle halsizlik çeken, enerji ihtiyacı fazla olan kişilerin ve sporcuların özellikle tüketmeleri gerekir. İçerdiği laktik asit nedeniyle bağırsak florasını düzenleyici role sahiptir. Mide bezlerinin faaliyetlerini olumlu yönde etkiler. Zihin açıcı ve sinirleri dinlendirici etkisi vardır. Öksürük tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir. İçerdiği mayalar sayesinde emziren annelerde süt yapımını artırır.

Bozada bulunan nikotinik asitin faydaları da anlatmakla bitmez. Bu asitin kötü kolesterolü azaltıcı, iyi kolesterolü de artırıcı etkileri sayesinde özellikle şeker hastası olan hastaların kardiyovasküler riski azaltıcı kalp ve damar sağlığını koruyucu etkileri Stephen L Atkin (Hull and East Yorkshire Hospitals) tarafından ispatlanmıştır. Aslında bozanın başta deri kanseri olmak üzere kanser önleyici rolü çok az kişi tarafından bilinmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalarda nikotinik asitin kalp ve damar hastalığını önleyici etkilerinin yanı sıra, başta deri kanseri olmak üzere her türlü kanseri önleyici etkileri de anlaşılmıştır. Bozanın içindeki nikotinik asit vücudumuzda, bazı oksidasyon-redüksiyon reaksiyonlarında hidrojen atomları ve elektronların taşıyıcı olarak işlev gören bir koenzim olan nikotinamit adenin dinükleotit, (NAD)’ya dönüşmektedir. NAD’nin de enerji metabolizmasını uyararak ve hasar görmüş DNA yapılarını onararak, derimizdeki yıpranmış hücreleri yenileyici özelliği sayesinde özellikle cilt kanseri vakalarını önleyici özelliği, hatırdan çıkarılmamalıdır.

O halde yukarda saydığım faydalarının yanı sıra asrın vebası olan kanserden kurtulmak için kış aylarının bu güzel Türk içeceğinden bol bol içelim ve sevdiklerimize ikram edelim

Prof.Dr.İbrahim Uslu Yemek-Mutfak Sayfası

DÜNYANIN BİLİNEN EN ESKİ TEDAVİ YÖNTEMİ HANGİSİ ÖĞRENMEK İSTER MİSİNİZ?


Ağızda yağ çevirme.
Evet, yanlış duymadınız. Sabah uyanır uyanmaz bir kaşık yağı alın, ağzınızda her köşesine ulaşacak şekilde 20 dakika çevirin.
Yağı yutmayın. Eğer iyi çevirdiyseniz, 20 dakika sonra tükürdüğünüzde yağdan eser kalmayacak, beyazımsı bir sıvı olacak.
Eğer hala yağa benziyorsa, ağzınızda yeterince çevirmemişsiniz demektir. İşte bu hareketle güne nefis başladınız: ağzınızda büyük bir temizlik yaptınız.
Ağzımız vücudumuzdaki her bölgeden daha fazla bakteri içeriyor. Onu temizleyerek, vücudunuza müthiş bir iyilik yapmış oluyorsunuz. Tebrikler!
İlk seferde 20 dakikayı tutamayabilirsiniz, olsun, bu bir başlangıç.
Yarın yaparsınız.
kundo sayfasından alıntıdır…

Başarının Anahtarı Nedir Bilmiyorum AMA, Başarısızlığın Anahtarı Herkesi Memnun Etmeye Çalışmaktır…

Çağan Irmak/ Tamam Mıyız?

Son zamanlarda gördüğüm en anlamlı film. Herkes takmış bir aşka, yok aşkım bana dönecek mi, yok aşk varsa hayat var, yok onu elde etmek için ne yapmayalım, yok şu aşkta şuna pişmanım yok şu yok bu… Valla gına geldi bunları dinlemekten…
Bu filmse; hayatın, sadece yaşamak için ne kadar güzel ve anlamlı olduğunun altını çizmiş..
Yaşamak, sadece var olmak ne kadar kıymetli…
Şu aldığımız nefes ne kadar kıymetli…
Her karşılaştığımız zorluk sadece ruhumuzun büyümesi için oluşturulmuş sınavlar…
Bir bunu anlayabilsek,
Her anın kutsallığını içimize çekip, yaşamı kutsayabilsek…
Ruhumuzun yaralarını bir aşkta onaramayacağımızın ayırdına varsak…
Bu filme giderek ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Kadın Sustu Mu O İŞ Bitmiş Demektir…