Çakraları Dengelemede Yoga Ve Aromaterapi…

27972017_10214728917927191_8815317566023669719_n[1]

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

UZUN ÖMÜRLÜ VE SAĞLIKLI YAŞAMANIN REÇETESİ.🤗

462624-3-4-bf01f[1]

1) Günde 7 ceviz
2-3 ay boyunca günde 7 ceviz yemek obezite riskinizi düşürür. Haftada 5 gün çiğ kuruyemiş tüketmek yaşam sürenizi 3 yıl uzatabilir!
2) Yatağa bir saat erken girin
7 saatin altında uykunuzdan kaybettiğiniz her saat kalp krizi ve felç riskinizin 16 kat artması anlamına gelir. Ama geceleri bir saat erken uyumak yaşam sürenizi uzatır.
3) Günde en az 20 kahkaha
Kahkaha atmak bağışıklık sistemimizi güçlendirir ve kalori yakmamıza yardımcı olarak yaşam süremizi uzatır. Sık sık kahkaha atarak yaşamınızı uzun tutun.
4) Yüzde 80 doymak yeter
Eğer %80 doyduğunuzda yemeyi bırakırsanız vücudunuzda hücrelerinizi yaşlanma hasarına karşı koruyan bir metabolizma gelişir ve daha az yaşlanırsınız.
5) Mor besinleri tüketin
Yabanmersini, nar, kırmızı şarap gibi mor tonlarındaki besinleri tüketerek nöronlarınızı koruyabilir ve beyninize giden kan akışını arttırabilirsiniz.

6) Haftada 3 orgazm
Yapılan yeni araştırmalar haftada 3 kez orgazm olmanın 12 yıla kadar daha genç görünmemize yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

NASIL AFFEDEBİLİRİZ.? 🤗⚘

ruhveakilsagligi1[1]
1. Önce acıyı travmayı kabul etmek ve yüzleşmeye kendimizi hazır hissetmek.
2. Kendimizi tanımak bu süreç icarsında bir yandan kendimizi affetmeye de başlamak.
3. Basamak: sınırlarımızı çizmek. Kendimize güvende hissettiğimiz bir alan yaratmak… Yani “Tamam. Bugüne kadar yaptığın yanlıştı. Kötüydü. Bana acı verdi. Ama artık dur. Bundan sonra buna izin vermiyorum.” diyebilmek ve bu sınırı koymaya karar vermek.
4. Kendi duygusal tepkilerimizle yüzleşmek. Değişecek olan Diğer insan değil, biziz. Yanı beklenti ondan değil kendimizden.
5. Öfkemizi kullanacağız… Önce kendi öfke ve çaresizlik hislerimizi fark edeceğiz. Öfke enerjimizle sınırlarımızı yeniden belirleyeceğiz.
6. Affetmenin kısa yolu sınırlı tarifeleri yoktur. Bir süreçtir sabır gerekir. Herkes için farklı yaşanır.
7. Objektif olarak bize acı veren durumla yüzleştiğimiz zaman derin bir mutsuzluk ve yoğun bir öfke korku hislerinden sonra gerçek uyanış baslar ve yeniden sevme gücünü kazanma sansını elde ederiz.
8. Bütün bunları yapmadan affetmeye çalışmak sağlıklı ve yararlı olamaz. Eğer biz bir cesaret yüzleşmezsek travma kendini değişik kılıflarda obje değiştirerek yine karsımıza çıkarak tekrarlayacaktır. Bazen de ” marazı ask” kılıfı altında çıkacaktır karsımıza. Marazı ask çocuklukta yarım kalmış öfke ve obsesyonun erişkinlikte yeniden yaratılmış halidir.
9. Duygularımız bilinçaltımızın tercümanıdır. Duygularımızı dinlemeyi anlamayı öğrenmeliyiz ve duygularımızın rehberliğini izin vermeliyiz. Acılarımızı dolu dolu yasamadan yapılan affedişler gerçek affediş değildir, affettiğimizi söyleriz ama acı bilinçaltına gömülür hiç olmadık yerde hiç olmadık şekillerde farklı objelere yansımalarla patlamalar yasarız. Bu da bize zarar verir.
10. Affettikçe bir zamanlar gözümüze canavar gibi görünen insanın gittikçe boyutu gözümüzde küçülür… Bizi bilinçli kırmaya çalışan ya da kotu niyetli davranan zarar veren kişi zaten kendi yarattığı cehennemi yasamaktadır. Zaten yaşamında mutlu olsa kendiyle barışık olsa hiç bunları yapar mı? Başkalarına zarar verme güçsüzlerin sevecenlik affedicilik güçlülerin işidir.
11. Çocukluk döneminin travmalarıyla yüzleşmek çok önemlidir Yoksa eşimizle olan yaşantımızda patronumuzla ilişkilerimizde hemen aynı sorunlar karsımıza çıkıverir. Örn: Çocuğunu sevgiyle boğan kontrolcü ebeveyn kendi doğrularını empoze etmeye çalışan mükemmeliyetçi ebeveyn babaların yönettiği yaşamlar sevgi nefret ilişkisi yaratabilir. Bunları bastırmaya çalışırsak ruhsal gelişimin yolunu tıkarız… Derken önce ruh hastalanır. Sonra beden.
12. Gerçek affediş zarar veren kişi için ” Sen kendi öfkeni kusuyordun ama bu bana zarar veriyordu. Artık bana zarar veremezsin. İzin vermiyorum. Bitti. Artık benim üzerimde hiçbir gücün yok. Ben özgürüm.” diyebilmek hissedebilmek ve karar vermektir.
13. Öfke enerjisinin görevi bize yeniden sınırlarımızı belirlemek gücünü vermektir. Onun için ikisi aynı süreç içerisinde yaşanır.
14. Acıyı ilaçlarla uyutmaya ve gömmeye çalışmak bir tedavi yolu değildir. Kendimize yönelik işlediğimiz bir suçtur. İlaç tedavi etmez sadece semptomları geçici olarak bastırır. Kökten iyileşme ancak farkındalıkla ve kendini derinden tanıma süreciyle olur. Bedensel hastalıklar da duyguların hastalığıdır. Tedavisi yine duyguların açığa cıkmış enerjisi ile sağlanır.
15. Duyguları ifade etmek bastırmaktan daha sağlıklıdır. Ama ideal yol duygularımızı rehber alarak onları kanalize edebilmektir. Duygularımızı bastırırsak kendimize zarar veririz. İfade edersek karsı taraf incinebilir. Ama kanalız eder yanı yüzleşerek sınırlarımızı net bir şekilde çizersek bu zarara izin vermemiş oluruz.
16. Affettiğimizi nerden anlarız? Artık o insandan korkmuyorsak özellikle de onun da iyileşmesi için duacı isek basına kotu bir şey gelsin ya da mutsuz olsun beklentisinde değilsek ve o kişiyi kendisiyle baş başa bırakabiliyorsak o kişinin adı geçtiğinde artık yüreğimizde acı hissetmiyorsak bilelim ki affetmişiz. Lütfen bunu fark ettiğimiz gün kendimizi kutlayalım. Ama unutmayalım ki bu bir süreçtir. Yas sürecidir. Zaman ve sabır gerekir. Zoru başarmaktır.
17. Affetmek kimseye yaptığımız bir iyilik ya da yücelik halı değildir. Sadece kendi ruhumuzu tedavi etme ve iyileştirme sürecidir.
PEKI AFFETMEZSEK NE OLUR?
Sürekli bir güçsüzlük acizlik duygusu içinde oluruz. Kendimizi sık kurban ilan edebiliriz. Çaresizlik yakınmalarımız hep değişik objeler aracılığıyla gündeme gelir. Zira tüm onları yapan “kotu kişi ” olacağı için biz otomatik olarak “iyi kişi” konumunda oluruz.
Affetmediğimiz surece içimizde derinlerde devamlı bir haddini bildirme arzusu intikam duygusu gurur kıskançlık pişmanlık kendimizi hep hakli gösterme çabası zannedilen bir reddedilmişliğin incinmişliği sevgisizlik affedemeyeceğine inanma obur kişinin mutluluğunu istememe gibi negatif duygular içersinde olunur.
Veeee tüm bunların sonucunda:
Hayır deme zorluğu yanı kendi bireysel sınırlarını koyamama
farkında olmadan kendini cezalandırma ( Çünkü bu duygular arzular ve hırslar bilincin derinliklerinde “suçluluk hisleri” yaratacaktır ve bilinçaltı ” suçlular cezalandırılmalıdır” komutu verecektir..
Güzelliklerden mahrumiyet ve utanç,
Zarar verici ilişkiler,
Dürtüsel zarar verici davranışlar
Bağımlılıklar
Kazalar
Hastalıklar
Depresyon
Yabancılaşma yalnızlık,
Büyüyememe
Risk alamama
Mutlu aile kuramama
Başkalarının hayatlarını yaşama vs olacaktır
Hiç bir şey için geç değildir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu taşların hangisini seni kendisine çekiyor

5fdc304bc4337b9f8cc9b8c389190df4_800x420[1]

1 )Jasper taşı parlayan kırmızı rengi ile mizahı temsil eder ve Balık ile Koç burcunun koruyucu taşıdır. Ayrıca romantiği temsil eder ve taşıyıcının iyi ruhunu etkiler. O uzun ve memnun edici bir hayatı vaat ediyor. Sen çok enerjiksin ve enerjini başka insanlara da aktarabiliyorsun. Ayrıca insanları çok iyi bir şekilde çözersin ve iyi ile kötüyü çok çabuk birbirinden ayırabiliyorsun.

2 )Malakit göze çarpan yeşil rengi ile macera isteğini temsil eder ve Oğlak ile Kova burcun koruyucu taşıdır. Ayrıca hayat sevinci anlamına gelir ve bu taşı taşıyan insanın güçlü kalbini daha da güçlendirir. Sen romantik birisin ve başkaları ile yoğun ilişkiler ve duygular yaşamayı seversin. Sen kararları vermeden çok iyi düşünürsün ve böylece serin akla sahip olursun.

3) Lapis Lazuli taşı gök mavisi ile sadıklığı temsil eder ve Boğa ile İkizlerin koruma taşıdır. Ayrıca kozmopolitliğin anlamına gelir ve taşıyıcının iyimserliğini etkiliyor. Buna ek olarak taşıyıcının çekici biri olmasını sağlıyor ve tüm gözleri üzerine çekiyor. Ayrıca hayatının her anını dolu dolu yaşamak istiyorsun ve her durumdan maksimin eğlenceyi sağlamak gibi bir hedefin vardır.

4 )Sitrin güneş gibi parlayan sarı rengi ile tutarlı olmayı temsil eder ve Akrep ile Yay burcunun koruyucu taşıdır. Ayrıca taşıyıcısının ışıltısını arttırır ve doğal güzelliğine güzellik katar. Topladığı enerji ile taşıyıcısını hele geceleri kötü ruhlardan korur. Ayrıca zamanına çok önem verirsin. Attığın her adımda hayatta ilerlemeye önem verirsin. Böylece gün ve gün kendini daha çok geliştiriyorsun ve iyi yolda olduğunu hissettirir.

5) Pirit güçlü gümüş rengi ile empati gücünü temsil ediyor ve Başak ile Terazi burcun koruyucu taşıdır. Pirit ayrıca hastalıkları önlemek ile bilinir, sağlıklı bir yaşam için katkıda bulunur ve böylece taşıyıcının genel refahını arttırır. Buna ek olarak yaratıcı birisin ve sürekli yeni fikirler yaratırsın. Bu fikirleri oluşturarak huzur buluyorsun ve yeni projeler için daha çok güç topluyorsun.

6 )Kaplangözü parlak altın rengi ile neşeyi temsil ediyor ve Yengeç ile Aslan burcunun koruyucu taşıdır. Çoğu zaman taşıyıcının başka insanların gözündeki değerini arttırıyor ve güzelliğini muazzam bir anlamda arttırır. Ayrıca anılarını onur içinde tutan bir insansın. Geçmiş zamanı çok iyi hatırlıyorsun ve çocukluğunda geçirdiğin o güzel günler için tekrar tekrar seviniyorsun.

 

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YAŞAMDA İSTEKLERİNİZE ULAŞMANIN SIRRI NEDİR?

28277098_1716511521739951_2471515962821682680_n[1]

 

 

YAŞAMDA İSTEKLERİNİZE ULAŞMANIN SIRRI NEDİR?
✍🏻Evrende boşluk yoktur, yani bir şey doluyken onun yerine hiç bir zaman başka bir şeyin gelmesi mümkün değildir.
✔️Örneğin; aşık olmak istersiniz fakat hayatınızdan çıkaramadığınız, iyi kötü giden bir ilişkiniz vardır. Onu bitirmeden başka bir duyguya, aşka, sevgiye tam anlamıyla sahip olmanız mümkün değildir. Tam tersi kafa karışıklığı içinde başlamaya çalıştığınız ilişki bu frekansla asla sağlıklı olmayacaktır. Önce geçmişteki ilişkiyi ruhen ve zihnen hayatınızdan çıkarmalısınız. Bir şeyi bırakarak başka bir şeyi hayatınıza çekebilirsiniz. Giden bir şeyin yerine her zaman yenisi gelir ve kapanan her kapı yeni bir kapının açılacağının müjdecisidir.😉
Fakat bırakmayı bilmez, geçmişte olandan medet umar, duygusal bağı koparmaz, beklerseniz hep orada kalır adeta arafta yaşarsınız.
🌪Siz bıraktım vazgeçtim desenizde zihninizden çıkarmadığınız sürece, o şeyin enerjisi hayatınızda varolmaya devam eder. Ve asla yeniye yer açılmaz. Eğer yaşamınıza yeni olana yer açmak istiyorsanız geçmişi zihninizden temizleyip göndermelisiniz.
YAŞAMIN ALMA VERME DENGESİ;
Parasızlıktan, bereketsizlikten ve para akışının kesilmesinden bahsediyorsanız alma verme dengenizi sorgulayın.
✔️Gardırobunuzu, mutfağınızı, çantalarınızı, ayakkabılarınızı kullanmadıklarınızı ihtiyacı olanlarla paylaşıyor musununuz?
👉🏻Hayvanlara sevgi gösteriyor yiyecek ve su veriyor musunuz?
👉🏻İnsanlara trafikte yol veriyor musunuz?
👉🏻Arabanızla işe giderken, komşularınıza veya otobüs duraklarında durup aynı yöne gidecek olanları aracınıza davet ediyor musunuz?
👉🏻Başkaları için dua ediyor musunuz? 👉🏻İnsanlara hoşgörülü olabiliyor musunuz?
👉🏻Borçlarınıza sadık kalıp zamanında ödemeye gayret ediyor musunuz?
Yaşamınızı sadece kendiniz odaklı bencilce yaşayarak idame ettirmek bedenen ve ruhen hayatî fonksiyonlarınızı durdurur. Yaşamı anlamsız bulur ve zevk alamaz duruma gelirsiniz. Evrende sen-ben ayrımı yoktur. Evren tektir ve bütündür. Bütünlüğü bozduğunuz an, sizde bir anlamda yaşamdan diskalifiye olursunuz. Evrende isteklerinize sahip olmanın en güçlü sırrı bu’dur. //Gülşah Kocatepe

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bedenimizin Duygusal Enerji Merkezleri…

28279706_330791654078937_1265253065200364855_n[1]

HASTA EDEN DUYGULAR.🤗

Nefret, bencillik, kızgınlık, hased, su-i zan, korku, ümitsizlik, aşırı merak, şüphe, endişe gibi negatif duygular vücutta fazla miktarda hormon üretir.

Bu hormonlar kana karışarak zararlı maddeler oluşmasına neden olur.

Bu maddeler beyindeki su havuzlarını bulandırır, hormon üretim dengesini bozar, psikolojik hastalıklara, karaciğer, kalp ve dalak hastalıklarına sebep olur.

Bu zararlı düşünce ve fikirlerden ne kadar çabuk kurtulursak bizim için o kadar iyidir. Güzel ahlâk, güleryüz, iyi niyet, hüsn-ü zan insan sağlığı için fevkalâde yararlıdır.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

AYAK ALTINIZ NEYE YARAR?

1689556_10152227202081052_738775690_n[1]

Arayıpta bulamadığınız ne çok şey gizli “ayağınızın altında!” Bu noktalara ihtiyacınız olduğu an “dokun”malısınız!

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

VİTAMİNLERİ DOĞRU KULLANMANIN FORMÜLÜ…

17499288_2256404357918309_5609881549305831940_n[1]
Vitamin kullanımı çok tartışılan konulardan bir tanesi. Ancak bilinmesi gereken çok önemli bir kural var, o da vitamin eksikliği tedavisinin mutlaka hekim kontrolünde yapılması gerektiği ve bilinçsiz vitamin tüketiminden kaçınılması gerektiğidir.
Bağışıklığın desteklenmesinde A, B, C, D ve E vitaminleriyle demir, çinko ve selenyum gibi mineraller rol oynuyor. Bu maddelerin besinlerden alınması, her zaman öncelikli tercihimiz. Ancak bunun yetersiz kaldığı durumlarda hekim kontrolünde kişiye özel destekleyici vitamin takviyeleri önerilebilir.
İşte vitaminler ve bize yararları…
A vitamini: Bu vitamini içeren gıdalarla beslenmenin, bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve kanseri önlediği bilimsel araştırmalarla desteklendi. Ispanak, kayısı, havuç, yeşil sebzeler, domates, portakal ve greyfurt A vitamini kaynakları arasında.
B12 vitamini: Sağlıklı bir sinir sistemi için B12’ye ihtiyaç var. Besinlerin vücutta emilimi, güçlü hafıza ve konsantrasyon açısından da büyük önem taşır. Eksikliği durumunda; zihinsel sorunlar ortaya çıkar, kansızlık görülür, el ve ayaklarda uyuşmalar meydana gelir. Kırmızı et, balık, süt ve süt ürünleri gibi gıdalardan alınabilir.
C vitamini: Kanserin önlenmesinden enfeksiyonlarla savaşmaya, damar pıhtılaşmasının engellenmesinden kötü kolesterolü dengelemesine kadar pek çok faydası bulunan C vitamini, stresle baş etmede de en büyük yardımcı. Eksikliğinde bağışıklık direnci azalır, diş eti kanamaları meydana gelir, yaralar güçlükle iyileşir, inme, kalp hastalıkları ve kanser ortaya çıkar.
Portakal, mandalina, greyfurt, limon, çilek, yeşil biber, taze kekik, brokoli, kivi, kavun, karnabahar, kara lahana ve ahududu, bezelye kaynakları arasında.
D vitamini: Kemik ve dişleri güçlendiren D vitamini, sindirim sistemi ve bağırsakların düzenli çalışmasında önemli rol oynar. Kaslar üzerinde de etkili olan bu vitamin, sinir sisteminin düzenli çalışmasına destek olur. Güneş ışınları, balık, tereyağı, kırmızı et ve sebzelerde bulunur.
E vitamini: Kanser başta olmak üzere kalp-damar hastalıklarını engeller. Güzel bir cilt ve sağlıklı gözler açısından da önemli. Tahıl, kabak, lahana, fındık ve cevizden alınabilir.
Koenzim Q10, son yıllarda üzerinde en çok çalışma yapılan vitaminlerin başında gelir. Çok güçlü bir anti-oksidan olup, bağışıklık sistemini destekler. Dozu, kişiye özel belirlenir.
Çinko takviyesi, kişide böbrek yetmezliği yoksa kür olarak verilmeli. Yara iyileşmesi, kan şekerinin düzenlenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde rol oynar.
Magnezyum desteği, saman nezlesi ve diğer alerjik durumlarda verilir.
Türkiye’de D vitamini düşüklüğü kadınlarda çok yüksek oranda bulunur. Kalsiyum ve magnezyumla beraber alınması tavsiye edilir.
GIDALARIN VİTAMİN KAYBINI ÖNLEMEK İÇİN
* Yenilebilen kabuklu sebze ve meyveleri kabuklarıyla tüketin.
* Sebze yemeklerini az suda ve kısık ateşte, mümkünse buharda pişirin.
* Çiğ olarak yenebilen sebzeleri pişirmeden tüketin.
* Meyve ve sebzeleri mevsiminde tercih edin.
Mutlu günler

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Neşe ektim içime…

mutlulukpapatya[1]

 

Neşe ektim içime…
Hoşgörü, güven, sevgi ektim…
Almadan vermeyi, sevilmeden sevmeyi, paylaşmayı ektim…
Çılgınlık ektim, doğallık, bağışlama ektim içime…
Aşk ektim her hücreme…
Coşku, heyecan, sessizlik ektim…
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana…
Kabullenme ektim…
Baş eğme değil… Olduğu gibi kabullenme…
Her gün yeni yeni endişelerle beslenen yeni korkular birikmişti içimde… Mutluluklarımı, umutlarımı ne de çok ertelemişim…
O an, bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekleseydim, almadan verip, beklemeden sevseydim, her şeyden önce içimdeki sevginin ve gücün daha fazla farkında olsaydım, böyle temizliklere ihtiyacım kalmazdı…
Edward Morrison

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Dünya okulunda ne kadar sevmeyi öğrendiniz?

Heart-Shaped-Clouds[1]

 

 

Bir adam ölümünün ardından,öbür dünyada yargılanmak üzere sırasını bekliyormuş. Sıra kendisine gelip mahkeme salonuna girdiğinde bir de ne görsün? Yargıç kürsüsünde bir insan oturuyor. Tanık sandalyesinde ise Tanrı yerini almış.
Adam şaşkın bir şekilde, “ Beni senin yargılayacağını sanmıştım. Oysa orada hakim olarak bir insan oturuyor. Aman Tanrım, bu nasıl oluyor?” diye sormuş.
Tanrı gülümsemiş ve “Ben hiçbir zaman sizi yargılamadım. Sonsuz sevgimle, ne yapmayı seçtiyseniz, sizi seçiminizde özgür bıraktım. Bana yargılamak değil, sevmek yakışır. Çünkü ben saf sevgiyim. Sizi kendimden yarattığım için, sizi yargılamak kendimi yargılamak olur. Ayıca benim yargılamama ne gerek var ki?
Her şeyi bilen ben, sadece burada tanıklık ediyorum. Dünyada olduğu gibi burada da insanlar tarafından yargılanıyorsunuz. Birazdan salonu hayattayken, senin zarar verdiğin, hoşgörülü davranmadığın, yargıladığın, kalplerini kırdığın insanlar dolduracak. Onlara kendini affettirmeye çalış. Onlar seni affederse ne ala! Çünkü cennetin yolu onların affından geçiyor,” demiş.
Adam merakla sormuş: “Peki ya affetmezlerse ne olacak?” Tanrı yine sevgiyle gülümsemiş ve “Ben cenneti de, cehennemi de yeryüzünde yarattım. Seni tekrar yeryüzüne göndereceğim. Orada öyle bir yaşam süreceksin ki, tüm yaptığın kötülükler, verdiğin zararlar sana aynen yaşatılacak. Yani ettiğini bulacaksın. Ama bunun amacı sana ceza vermek değil. Sadece o insanların hissettiklerini bizzat yaşayıp anlaman, yaptığın kötülüklerin bilincine varman. İşte o zaman sen kendini affetmiş olacaksın,” demiş.
Adam bir süre düşünmüş, “Peki cennet nasıl bir yer?” diye sormuş Tanrı’ya. “Cennet, bir yer değil, bir bilinç düzeyidir evladım. Dünyada mutlu, huzur ve sevgi dolu, insanlara destek olmaktan haz duyan, yarattığım canlı ve cansız her varlığa saygı göstermeyi bilen insanlar var ya, işte onlar, dünyada cenneti yeniden yaratmaları için geri gönderdiğim cennetliklerdir. Cennet de dünyadan başka yerde değil,” demiş Tanrı.
“Ama kutsal kitap bana öyle öğretmedi,” diye karşı çıkmış adam. “Kutsal olan tek şey yaşamdır. Ben o kitapları kutsal kılmadım. Siz kıldınız. Her şeye sevgi ile bakmasını bilerek yaşayan insan, en büyük ibadeti yapandır!” demiş Tanrı. “Peki dünyaya döndüğümde, doğru yola görmemde yardımcı olacak mısın?” diye sormuş adam. “Ben bunun için siz insanların içine ‘vicdan’ denen bir pusula koydum. Eğer bu pusulanın etrafına ördüğünüz kalın bencillik duvarlarını yıkarsanız, vicdanınızın yani benim sesimi kolaylıkla işitebilirsiniz!” diye yanıt vermiş Tanrı.
“Peki biz insanlara ne kadar yakında bulunuyorsun?” diye sormuş adam. “Hem size şah damarınızdan daha yakınım hem de düşman olduklarınız kadar sizden uzağım,” demiş Tanrı. “Çünkü düşmanlarınız da benim, siz de bensiniz”
“Yani mahkeme salonunda insanlara hiç mi hesap sormuyorsun Tanrım?”
Gülmüş Tanrı ve yanıt vermiş: “Sadece iki sorum oluyor tüm insanlara: Dünya okulunda ne kadar sevmeyi öğrendiniz? Ne kadar bilgi kazandınız

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İyilik Kazandı: Tombi Sınıfına Geri Dönüyor

Ajanimo-4[1]
İzmir’in Bayraklı ilçesindeki Ticaret Borsası İlkokulu öğrencilerinin sınıflarında beslediği ve bir velinin endişesi üzerine sınıftan uzaklaştırılan ‘Tombi’, yarın öğrencilerin yanındaki yerine yeniden kavuşacak. ‘Tombi’ sınıflarından çıkarılırken, ağlayan ve kedi için mektup yazan öğrenciler, bu haberle büyük sevinç yaşadı.

Durumdan haberdar olan İzmir Milli Eğitim Müdürü Ömer Yahşi, öğrenciler için sağlık sorunu oluşturup, oluşturmayacağı kontrol edildikten sonra ‘Tombi’nin sınıfa tekrar alınmasını ve öğrencilerin yanında kalmasını söyledi. ‘
Tombi’nin okul bahçesinde besledikleri 9 kediden farklı olduğunu belirten sınıf öğretmeni Özlem Pınar İvaşçu, şunları söyledi:
“Sokağa atılmış bir kedi olduğunu düşünüyoruz; çünkü insanlara çok kolay yaklaşıyor, çok kolay güveniyordu. Sabahları benim sınıfımdaki çocuklar, sıra olduklarında ilginç bir şekilde onları tanıyordu ve onların peşinden sınıfa geliyordu. Tüm aşılarını ve kontrollerini yaptırdık, karnesini çıkarttık ve kendisini sınıfta misafir etmeye başladık. O günlerde zaten hava da çok soğuktu. Çocuklar üzerindeki olumlu etkisini gördük, velilerden çocukların okula daha bir istekle geldiğini yönünde çok olumlu yorumlar aldık. Sonrasında ben, ‘Tombi’nin misafirliğe devam etmesini istedim. Gidince çok üzüldüler; ancak onları ‘Tombi’nin bir evi olmasını, sıcak bir yuvaya kavuşmasını istemez misiniz?’ diyerek ikna ettim.”
Özlem Pınar İvaşçu “Tombi’nin gerçek yerinin, öğrencilerin yeri olduğunu anladık. İl Milli Eğitim Müdürümüz Ömer Yahşi’ye, konu üzerindeki ilgisi için çok teşekkür ediyorum. ‘Tombi’ için okulda bir yaşam alanı oluşturup, tekrar çocuklarda buluşmasını sağlayacağız” dedi.
Okul Müdürü Mehmet Aydoğdu ise ‘Tombi’nin öğrencilerle iyi ilişki kurduğunu ve bu ilişkiyi çok değerli bulduklarını vurgulayarak, çocukların mutluluğunun, kendilerinin mutluluğu olduğunu söyledi.

İlkokul öğrencilerinden Azra Akbunar, ‘Tombi’nin kendilerini rahatsız edebilecek hiçbir harekette bulunmadığını belirtip, “Çok güzel ve uysal bir kediydi. Bizim bebeğimiz gibi olmuştu. Öğretmenimiz gideceğini söyleyince çok ağladık; ona mektuplar yazıp, resimler çizdik. Geleceğini duyunca da çok mutlu olduk” dedi.
Berilsu Tütüncü isimli öğrenci ise ‘Tombi’nin kendilerini tanıdığını ve görünce takip ettiğini anlatarak, “Yemeklerini hocamız alıyordu, biz de suyunu veriyorduk. Gidecek, diye çok üzülmüştük; ama öğretmenimiz bir yuvaya sahip olacağını söylediğinde de sevinmiştik. Şimdi dönecek olmasından ötürü çok mutluyuz” diye konuştu.

Kaynak: ajanimo.com

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Böylece yeni bir dünya yarattım

27973561_10155521317612675_6599735861900131971_n[1]

 

Yıllarca yaşamın benden başka bir şey olduğunu düşündüm. Dünyada benden bağımsız bir şeyler olduğuna ve bu olan bitenin bana bazı şeyler hissettirdiğine inandım. Her şey bana bir şeyler hissettiriyordu. Sevdiğim insanlar, nefret ettiğim insanlar, haz verici olaylar, acı verici olaylar. Bana bir şeyler hissettiren insanların ve olayların merhametinde yaşamaya çabalarken, onların bana hissettirdiklerini kontrol etmeye çalışıyordum. Bunun için sevdiklerim ve sevmediklerim diye bir şey yarattım. Sevdiklerimden ayrılmamaya, sevmediklerimden kurtulmaya çalıştım. Sonra baktım ki bu her zaman mümkün olamıyor. O zaman da sevmediğim ve kurtulamadığım, bana kötü şeyler hissettiren kişiler ve olaylar için suçlamaları ve yargıları, sevdiğim ve bana iyi şeyler hissettiren kişiler ve olaylar için de övgüleri geliştirdim. İyi hissetmek için övdüm, kötü hissetmemek içinse yerdim. Derken dost ve düşman yarattım. Dost ve düşman yaratınca kendimi bir savaşın içinde buldum. Bu savaş bana iyi niteliklerimi kaybettirirken kendime aslında iyi bir insan olduğum palavrasını attım. İyi bir insan olmayı sürdürmek için bana kötü hissettiren her durumu ve kişiyi lanetlemeyi, suçlamayı sürdürdüm. Yıllar boyunca bir mantra gibi “kalbim kırık” dedim, “hayal kırıklığına uğradım” dedim. Yakınmalarımın tek amacı birilerinin beni kurtarması için dilenmekten ibaretti. Elbette beni kimse kurtarmadı. Böyle olunca inancımı yitirdim. Sevdiklerime, dostlarıma, öğretmenlerime… Yine de yalnız kalma korkusuyla onlarla akıl oyunları oynamayı ve kendimi türlü şekillerde kandırmayı sürdürdüm ve böylece sahtekarlaştım. Bir sahtekar olarak yaşayamayacağım için de kendime olan biteni unutturdum.
Yeterince acı çektikten sonra bir gün uyandım ve anladım ki, yaşam benden başka bir şey değilmiş. Dışarısı dediğim şey benim zihnimden başka bir şey değilmiş. Acı ve haz yalnızca benim zihnimde oluyormuş. Hissettiğim duygulara odaklanıp bunların bana dış dünya tarafından hissettirildiğini sanıyormuşum. Dış dünyadaki olayları ve kişileri oraya kendimin yerleştirdiğimi anlayamamışım. Zihnim berraklaştıkça dış dünyayı nasıl yarattığımı daha da net bir şekilde gördüm. Gördüm ve anladım ki, dış ve iç ikiliği bir illüzyondan başka bir şey değil. Hissettiğim hiçbir şey dünyanın ya da diğerlerinin suçu değil. Dünyamı ben yaratıyorum. Acıya da hazza da ben karar veriyorum. Her şey dünyaya hangi gözle baktığıma göre belirleniyor. Bakış açım ise anlayışımdan kaynaklanıyor. Her şey ama her şey basit bir anlayış meselesi. Dünya benim eserim. Ben bu dünyanın mimarıyım.
Böylece yeni bir dünya yarattım

Cem Şen Hocamdan…

Test: Size En Hayret Verici Gelen Görsel Hangisi? Bakış Açınızı Ve Bilinçaltınızı Ortaya Döken Test

hayret-uyandiriyor[1]

 

İki resim arasında kaldıysanız, iki görsele de ait yorumları okumanızı tavsiye ediyoruz.

Eğer 1 numaralı resmi seçtiyseniz;

Seçtiğiniz bu görsel “kuzey ışıkları” denen fenomeninin fotoğrafıdır. Siz doğayı seven, doğaya saygı duyan birisiniz. Bitkilere ve hayvanlara karşı sevecen bir ilgi beslemeniz mümkündür. Hayvanlara kötü davranılmasından asla hoşlanmıyor bu tarz insanları korkunç buluyorsunuz. Ayrıca aynı duyarlılığı bitkilere karşıda besliyor olabilirsiniz. Genel olarak doğaya saygılı ve ondan etkilenen birisiniz.
Eğer 2 numaralı resmi seçtiyseniz;

Siz araştırmaya, okumaya, yazmaya kısacası eğitime ve gelişime önem veren birisiniz. İnsanın kendini geliştirmesi ve kendine bir şeyler katmak için çabalamasını saygın bir uğraş olarak görüyorsunuz. Kitap okumaktan, internette araştırma yapmaktan veya kendinizi geliştirecek diğer uğraşlardan keyif aldığınızı söylemek hiçte yanlış olmaz. İnsan teknolojisinin ve gelişimin zirve noktalarından biri olan Ay’a inişi seçmeniz bunu kanıtlar nitelikte.
Eğer 3 numarayı seçtiyseniz;

Eğer bu görseli seçtiyseniz, siz ruhani tarafı kuvvetli ve duygusal birisiniz. Saygılı olmaya, şükretmeye ve insani bağları güçlü kılan diğer şeylere minnettar olmaya çalışıyorsunuz. Bu özellikleriniz sizi etrafınca sevilen biri haline getiriyor. İnsanoğlunun ve yaratılışın en büyük mucizelerinden biri olan yeni doğmuş bir bebeği seçmeniz bunu işaret ediyor.

Eğer 4 numarayı seçtiyseniz;

4 numaralı resim sizde en çok hayret uyandıran görsel ise bu, yeni yerler görmekten, yeni kültürler tanıyarak kendinize bir şeyler katmaktan hoşlandığınız anlamına gelir. Başka ülkeler ve kültürler hakkında araştırmalar yapıyor olmanız gayet olasıdır. Diğer insanlar normal tatilin hayalini kurarken, siz farklı yerleri gezme ve keşfetme isteğiyle dolup taşıyor olabilirsiniz. Ayrıca yeni insanlarla tanışmaktan da keyif alıyor olabilirsiniz.
5 numaralı görseli seçtiyseniz;

Bu görseli en hayret verici resim olarak seçtiyseniz, siz gerçekten zeki ve entelektüelsiniz. Birbirinden farklı resimler arasında gayet basit duran bu elektronik devreyi seçmeniz bir mantık ve zeka insanı olduğunuzun kanıtıdır. Size göre hayret verici olan ve şaşılması gereken şeyler insanın beyin gücü ile başardıkları ve zeka ile gelebildiği noktadır. Bu sebeple eğitime ve kendinizi geliştirmeye ekstra önem veriyor olabilirsiniz.

http://filoji.com/test-size-en-hayret-verici-gelen-gorsel-hangisi-bakis-acinizi-ve-bilincaltinizi-ortaya-doken-test/

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Araştırmalara Göre O Meşhur Ağır Babaanne Yorganının Sağlığa Yararlı Olduğu Ortaya Çıktı

137424[1]

 

Düzgün bir şekilde gece uykusu uyumamak zamanla çok daha önemli hale gelebilecek birçok sağlık problemi yaratıyor. Sebebi her ne olursa olsun uzun süren uykusuzluk problemleri yaşam kalitenizi hatırı sayılır bir derecede aşağıya çekecektir. Konsantre olmanız güçleşir, işte veya okulda üretkenliğiniz düşer, arkadaşlarınıza, sevdiklerinize karşı toleransınız azalır, çabuk irrite olabilirsiniz. Ayrıca uzun süreler devam eden uykusuzluğun kalp krizi ile ilişkili olabileceğine dair yapılan bazı araştırmalar mevcuttur. Yani kısacası uyku oldukça önemli. Peki ama bunun hangi yorganla yattığımız ile ne ilgisi var?

 

Aslında bu bilgi, aile büyükleriyle vakit geçirmiş ve çocukluğunda o meşhur ağır babaanne yorganlarının altında huzurla uyumuş kişiler için hiç şaşırtıcı olmayacak. Ancak son yıllarda uluslararası deneylerde yapılan gözlemler biz Türklerin bizzat şahit olduğu bir etkiyi bilimsel olarak kanıtlamış durumda; Ağır yorgan altında uyumak, stres bozuklukları, anksiyete, uyku bozuklukları ve daha birçok psikolojik rahatsızlığa gerçekten de fayda sağlıyor.

Konu üzerinde araştırma yapan bilim insanlarına göre, özellikle uyku öncesi vücut üzerinde hissedilen ve rahatsız edici olmayan bir baskı kişiyi oldukça hızlı bir şekilde rahatlatıyor. Bu etkinin çalışma prensibinin kucaklaşma ile benzer olduğunu dile getiren araştırmacılar, anne kucağındayken, sıkıca sarılınan çocukların ağlamayı bırakmasının altında yatan bilimsel nedeninde bu etki olduğunu söylüyorlar.

İşte bu noktada, özellikle çocukken, ağır bir yorganın altında uyurken huzurlu hissetmenizin sebebi ortaya çıkıyor. Yorganın üzerinizde yaptığı ağırlık ve sarmalama hissi, anne kucağındaki güvenliği anımsattığı için beyinde oksitosin salınımını arttırarak size kendinizi huzurlu ve güvende hissettiriyor! Yani çocukluğumuzdan gelen ve esprilere konu olan bu olayın altında yatan bilimsel gir gerçek var.

Birbirinden bağımsız olarak yapılan birçok araştırmaya göre vücut ağırlığının yüzde onu kadar ağırlıktaki bir yorganla uyumak ciddi manada, parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek, güvenlik ve sakinlik hissi yaratarak, stres, korku, sinir gibi duyguları azaltıyor. Yani ortalama 70 kg ağırlığında bir bireyin 7 kg’lik bir yorganla uyuması, depresyonu azaltıcı ve sinir sistemine fayda sağlayıcı etkiler ortaya çıkartıyor.
Ne diyelim eskilerin gerçekten de, bir bildiği varmış…

http://filoji.com/arastirmalara-gore-o-meshur-agir-babaanne-yorganinin-sagliga-yararli-oldugu-ortaya-cikti/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sağ ve sol beyin testi: Beyninizde hangi lobu daha iyi kullanıyorsunuz?

sag-ve-sol-beyin-testi-beyinde-hangi-lobu-daha-iyi-kullaniyorsunuz[1]

Beynimizdeki sağ ve sol lobun hangisi baskın ise kişi hayatında o özellikleri ön plana çıkarır. Beyninizin hangi lobunu daha iyi kullandığınızı biliyor musunuz? Sağ beyin mi sol beyin misiniz?

İnsan beyni, doğuştan genetik kodlar ile birlikte aile, çevre ve sonradan edinilen bilgilerin yani eğitimin katkılarıyla da şekillenir. Kişilerin meslek seçimlerinde, doğuştan gelen yapısal özelliklerin rolü oldukça büyüktür.

Bu konuda genetik kodlar ile birlikte ailelerin çocukları yönlendirmesi de büyük önem taşıyor. Beyin çocuklarda meslek seçimlerini nasıl etkiliyor? Çocukları bu konuda nasıl yönlendirmek gerekiyor? Siz beyninizin hangi lobunu daha iyi kullandığınızı biliyor musunuz?
Beyinde sağ ve sol yarımkürelerin farklı görevler üstlenir. Bu anlamda sol beynin, sağ beyinden daha önemli görevler üstlendiği söylenebilir. Aşağıdaki 8 soruluk testi yaparak beyninizin hangi lobunu daha iyi kullandığınızı öğrenebilirsiniz.
Sağ ve sol beyin testi
1- Okuldayken hangi dersleri daha çok severdiniz?
a) Türkçe, resim, sosyal vb.
b) Fenle ilgili olanları.
2- Hangi tip sporları yapmaktan hoşlanırsınız?
a) Takım sporlarını.
b) Tek başına yapılan sporları.
3- Gördüğünüz rüyaları hangi sıklıkta hatırlarsınız?
a) Çoğunlukla hatırlarım.
b) Ender olarak hatırlarım.
4-Ellerinizi ve mimiklerinizi konuşurken ne sıklıkta kullanırsınız?
a) Çok kullanırım.
b) Çok az kullanırım.
5- İki elinizin parmaklarını birbirine geçirerek kapatın. Hangi elinizin başparmağı üstte kalıyor?
a) Sağ.
b) Sol.
6- Şu an saatin kaç olduğunu tahmin edin, şimdi saate bakın, yanılma payınız ne kadar?
a) On dakikadan fazla.
b) On dakikadan az.
7- Aşağıdakilerden hangisini daha kolay hatırlarsınız?
a) İnsanların yüzlerini.
b) İnsanların isimlerini.
8- İki gözünü açık tutarak elinizdeki kalemi, bir cam kenarı veya kapı kenarı ile hizalayın. Önce sol gözünüzü, sonra sağ gözünüzü kapatın. Hangi gözünüzü kapatınca kalem daha az oynuyor?
a) Sağ gözümü kapatınca.
b) Sol gözümü kapatınca.
Değerlendirme:
A‘ların sayısı fazla ise sağ beyin daha gelişmiştir.
B‘lerin sayısı fazla ise sol beyin daha gelişmiştir.
Eğer A’lar ile B’ler aynı sayıda ise, her iki beyin yarımküresi de iyi kullanılıyor demektir.
Beynin doğuştan gelen özelliklerinin meslek üzerindeki etkisi
Beynin sağ ve sol yarımküreleri bilgiyi farklı şekilde işler. Genelde her çocuk, beyninin bir tarafını ağırlıklı olarak kullanır. Fakat düşünme ve öğrenme işlemleri her iki tarafta dengeli olarak kullanıldığında gerçek verimine ulaşır. Bu nedenle çocuklarda daha az kullanılan beyin tarafı, eğitim ve kişisel gelişim ile güçlendirilmelidir. Beyin yarımküreleri arasındaki bağlantıları gelişmemiş çocuklar, beyinlerine ne kadar bilgi depolamış olursa olsun; düşünce, muhakeme ve akıl yürütme becerilerini yeterince geliştiremez.
Sol yarım küre mantıksal taraf (IQ) sağ yarım küre ise duygusal zeka olarak tanımlanıyor. Birisi analiz yapıyor, diğeri sentez. Biri taraf ayrıntılara da dikkat ederken diğer taraf bütünü de algılıyor.
Elbette her iki taraf da birbiri ile iletişimde ve birbirini tamamlıyor. Burada önemli olan nokta ‘nerelerde kötü kullanıyoruz ve nasıl geliştirebiliriz?’ sorularına cevap bulmaktır.
Sağ beyin estetik zeka, sol beyin duygu durum merkezi görevlerini üstleniyor
Sağ beyin özellikle boyut ve hacim değerlendirmelerinde ön plana çıkar, bilgiyi şekil ve hayal gücü ile işlemede önemli görevler üstlenir. Çocukların ileriki yaşlarda mimari ve mühendislik yetenekleri için sağ beyne ihtiyaçları vardır. Buna karşılık matematik işlemleri için de sol beyine ihtiyaç duyulur. Ünlü mimar ve mühendislerin sağ beyinlerinin çok gelişmiş olduklarını söylenebilir. Aynı şekilde müzikle uğraşan, müzik icra eden ya da enstrüman çalan müzisyenlerde de sağ beyin iyi gelişmiştir. Şairlerde ve ressamlarda da sağ beyin özellikleri baskın durumdadır. Bu nedenle sağ beyin fonksiyonları iyi olmayan çocuklardan iyi şair ya da besteci çıkmayabilir.
Korpus kallosumu gelişen çocuklar, liderlik vasıflarıyla öne çıkıyor
Korpus kallosum ne kadar iyi gelişmiş ise, çocukların yeteneklerini sergilemesi ve beynini bir bütün olarak en üst seviyede kullanabilme ihtimali de o kadar artar. Eğer bir çocukta korpus kallosum iyi gelişmemişse, sağ ve sol beyinden hangisi baskın ise kişi o özellikleri ön plana çıkarır.
Toplumda lider kişilerin, beynini bütünsel olarak iyi kullanmayı beceren kişilerdir ve bu kişilerde korpus kallosum iyi gelişmiştir. Dolayısı ile çocuklarda korpus kallosumun yeterli gelişmesi, lider olma vasıflarını olumlu yönde etkiler.
Beyinde yarım kürelerin kullanım oranları, yetenekleri etkiliyor
Günlük hayatında sol elini kullanan ve solak olan çocukların sağ beyinleri baskın durumdadır. Eğer çocuk sağ elini kullanıyorsa o zaman da sol yarımküresi baskındır. Aslında hem sağ hem de sol yarımküre matematikle ilgilenir, ancak sağ daha çok matematiğin geometri, sol ise cebirsel bölümünde etkilidir.
Bazı çocuklar doğuştan sağ beyin hakimiyetli olup, sol ellerini baskın kullandıkları halde, anne baba baskısıyla bir takım yeteneklerini sağ elleriyle yapmaya eğitilebilir. Örneğin solak bir çocuk, ailesi tarafından sağ eli ile yazmaya yönlendirilebilir. Bu çocuklar, kalemi ya da kaşığı sağ elleriyle kullansalar da güç kullanmayı gerektiren durumlarda asıl yetenekli oldukları sol ellerini tercih eder. Dolayısıyla bu çocukların sağ beyinleri baskın olduğu halde, bazı yetenekler için beynin sol tarafını da randımanlı kullanabilmeleri mümkün olur. Her iki beyin yarımküresini de yerine göre kullanmayı öğrenen çocukların liderlik vasıfları güçlenir.
Çocukların yeteneklerine paralel olarak yönlendirilmesi gerekiyor
Sağ elini kullanan çocuklarda sol beyin özellikleri, sol elini kullananlarda ise sağ beyin özellikleri baskın olduğundan; solak olan bir çocuğun, mimarlığa ya da güzel sanatlara yönlendirilmesi gerekir. Bu çocuğun fen ya da konuşma becerisi gerektiren avukatlık veya pazarlama gibi bir meslekle uğraşması hata olabilir. Çünkü sol yarımküre konuşma becerilerinde rol oynar. Dolayısıyla solak olanlardan iyi avukat ya da pazarlamacı çıkmayabilir. Eğer solak bir kişi hukuk mesleğini seçmişse bu kişi, avukatlığı değil; estetik muhakeme yeteneğini yönelten sağ yarımküreden dolayı, hakimliği tercih etmelidir. Böyle bir karar anında, sağ elini kullananların avukatlığı, sol elini kullananların ise hakimliği seçmeleri gerektiği söylenebilir.

Günümüzde eğitim sistemi çocukların sol beyin özelliklerini geliştirmeye yöneliktir ve matematik, fen, mantık ve dil becerilerine ağırlık verilir. Çocuklar muhakeme, hayal gücü ve estetik bakış açısından yoksun yetişir. Oysa sosyal zekayı oluşturan unsurlar, çocukların gelecekteki mesleki başarıları açısından oldukça önemlidir. Çocukları sağ sol el kullanımlarına ve sağ ya da sol beyin özelliklerine bakmaksızın bir eğitim sistemine zorlamak, onların yetenekli olmadıkları alanlara kaymalarına, böylece asıl başarılı olacakları ve severek yapacakları mesleklerden uzaklaşmalarına neden olur. Bu anlamda ilköğretimde rehberlik ve danışmanlık birimlerine çok iş düşmektedir.

Çocuk sağ ve sol beyin özelliklerine göre, asıl yetenekli olduğu alanlara yönlendirilmelidir. Buna ek olarak, örneğin sağ beyin özellikleri baskın olduğu için matematik dersinde istenen düzeyde olmayan çocuğa, psikolojik problemlere neden olabileceğinden, yüksek not için baskı yapılmamalıdır.

Sağ ve sol beyin testi: Beyninizde hangi lobu daha iyi kullanıyorsunuz?

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »