Archive | 16 Şubat 2018

Çok doğru ve faydalı bir bilgi 👏👏👍🏻👍🏻👍🏻😍“İyi dostlar, iyi kitaplar, bir de huzurlu bir vicdan: İşte ideal hayat.”

kitap2[1]

 

 

Çok doğru ve faydalı bir bilgi 👏👏👍🏻👍🏻👍🏻😍
“Kitap okuyorum ama karakterleri ve içeriği sürekli unutuyorum diyen kişiler için bir paylaşımdır…”
Bir defasında hocama dedim ki: “Bir kitap okudum ama zihnimde kitaptan hiçbir şey kalmadı.”
Bana bir hurma uzattı ve dedi ki: “Bunu ağzında çiğneyip ye.”
Yedikten sonra sordu:
” Şimdi sen büyüdün mü ? :
” Hayır, ” dedim.
Dedi ki : “Büyümedin ama o hurma vücuduna dağıldı; et oldu, kemik oldu, sinir oldu, deri oldu, tırnak oldu, hücre oldu…”
Anladım ki, okuduğum kitap da öyle dağılıyor ;
Bir kısmı kelime dağarcığını zenginleştiriyor. Bir kısmı bilgi ve irfanını artırıyor, bir kısmı ahlakını güzelleştiriyor, bir kısmı yazı ve konuşmada üslubuna incelik katıyor, bir kısmı hayata farklı bakmanı sağlıyor, bir kısmı içindeki sevgi merhameti artırıyor, bir kısmı özgüvenini artırıyor, düşünmeni, sorgulamanı tetikliyor, olaylar karşısında nasıl davranman gerektiğini öğretiyor… her ne kadar sen bunların farkında olmasan da.
Kitap okumak bir şeye yaramaz, çünkü kitap okumak çok şeye yarar ! O kadar çok şeye yarar ki neye yaradığını söylemek imkansızdır.
“İyi dostlar, iyi kitaplar, bir de huzurlu bir vicdan: İşte ideal hayat.”
M. Twain

Feng shui ile bolluk ve bereketin püf noktaları

feng-shui-bolluk-bereket-puf-noktalari[1]

Bir denge öğretisi olan Feng Shui, sadece iyi şans ya da pozitif enerjiyle değil, birbirine zıt enerjilerin dengeli bir biçimde bir arada bulundukları ünlü sembol yin-yang da bu öğretinin unsurlarından biridir. Peki Feng Shui ile bolluk ve bereketi nasıl çekebiliriz?

Feng Shui’nin sözlük anlamı rüzgar ve sudur. Feng Shui felsefesine göre, çevremizde bizi etkileyen ve devamlı hareket eden kozmik, metafiziksel enerjiler vardır. Bu enerjilere ‘chi’ adı verilir. Chi, atmosferde sessizce ve görünmeden sürekli dolaşmaktadır. Feng Shui’nin amacı da bu enerjiyi bize en faydalı olacak şekilde yakalamaktır.
Yin ve yang arasında sağlanan denge ile aslında evrenin bütünlüğü simgelenir

Yin: Negatif, yeryüzü, dişi, karanlık, pasif, soğuk, ölü, kış, gece, çift, ay, su, sessiz, üzgün, yavaş, yumuşak, içine çeken.
Yang: Pozitif, gökyüzü, eril, aydınlık, aktif, sıcak, yaşam, yaz, gündüz, tek, güneş, ateş, gürültülü, mutlu, hızlı, sert, dışarı veren.
Sağlıklı ve mutlu bir yaşamın anahtarı sakince akan nitelikli bir chi’nin içeriye akmasıdır. İdeal olarak, chi daima boşlukta akmaktadır.
Chi herhangi bir nedenden ötürü sıkışıp kaldığında aile üyeleri bunu çeşitli biçimlerde hissedeceklerdir: Kendilerini yorgun, şevkten yoksun hissedebilirler, çeşitli hastalıklar çekebilirler ya da kötü ruh halleri yaşayabilirler.
Sonuç olarak, yaşamdan daha az zevk alırlar; canlılıktan yoksun oldukları için işlerinde beklenildiği kadar başarılı olamazlar, kişisel ilişkileri bozulur, bolluk ve bereket kötüye gider.

 

Chi’nin hareket ettiği beş element vardır
Beş element; Toprak, ateş, metal, su, ağaç. Feng Shui uygulamalarında bu elementlerin birbirleri ile ilişkilerine de büyük önem veriliyor. Çinliler evrendeki her şeyin bu beş elementten birine ait olduğuna ve birbirlerini etkileme biçimine göre yaşamlarını yönlerdirdiğine inanırlar.
Herhangi bir mekanda objelerin ve yönlerin ait olduğu elementler birbirine zarar vermemelidir. Öncelikle elementlerin birbirleri ile yaratıcı ve yıpratıcı döngüdeki ilişkileri analiz edilmelidir.
Feng Shui ateş, toprak, metal, su ve ağaçtan oluşan beş elementin birbirleriyle ilişkileri üzerinden çevreyi düzenlemeyi gerektirir.

Elementlerin yaratıcı döngüsü: Ateş toprağı yaratır, toprak metali içerir, metal suyu tutar, su ağacı besler, ağaç ateşi besler. Elementlerin yıpratıcı döngüsü: Ateş metali eritir, metal ağacı keser, ağaç toprağı tüketir, toprak suyu emer, su ateşi söndürür. Bir ortamdaki chi’yi iyileştirmek, dengelemek, çevremize her baktığımızda hoşumuza giden şeylerle çevrili olmamız, bu sembollerin etkisini arttırır.
Feng Shui bir enerjidir
Kişiye sağlık, mutluluk, başarı ve zenginlik getirdiği düşünülmektedir.
Çin de 3000 yıl önceden başlayıp bugünlere kadar gelmiştir. Kimilerine göre batıl inanç olduğu düşünülmektedir. Fakat hayata, yaşama, insanların varoluş amaçlarına bakılacak olursa her şeyin bir enerji alış verişi olduğu anlaşılmaktadır. Feng Shui de temizlik ve sadelik önemlidir. Enerjinin doğru akması için yaşam alanımızın her köşesi büyük önem taşımaktadır.

Evinizdeki bolluk ve bereket köşesi nerede? Nasıl düzenlenmeli?

Evinizde ve odalarınızda sırtınızı giriş kapısına vererek karşıya baktığınız da sol köşe bolluk-bereket köşesidir. Akvaryum, rüzgar çanı ve kristal malzemeden yapılmış aksesuarlar odanızın bereketini artırır.
Bu köşeye balık figürleri, bibloları, balık görseli olan deniz resimleri, filler (7 fil) ya da akvaryumda altın renkli olan balıkları koyabilirsiniz.

Mutfakta su ve ateşi bir araya getirmeyin
Feng Shui’de denge çok önemli bir kavramdır. Buzdolabı ve fırın, lavabo ve fırın yan yana olmamalı. Eğer mutfağın düzeni buna müsait değilse, aralarına ahşaptan bir obje yerleştirmelisiniz.
Zenginlik yönü güneydoğu
Maddi anlamdaki zenginliğin Feng Shui’de sembolize edildiği yön güneydoğudur. Bolluk ve bereket enerjisi aynı sağlık enerjisi gibi su ile aktive edilir.
Mutfağınız evin güneydoğusundaysa şanslısınız. Değilse evinizin ya da işyerinizin güneydoğusunda bulunan noktaya bir bardak su ya da akvaryum koyabilirsiniz.
Yemek yaparken arkanız mutfak kapısına dönük olmamalı.
Yemeğinizi yaparken gelebilecek olan herhangi bir kişiyi görebileceğiniz şekilde mutfağınızın düzenlenmesi gerekir.
Mutfaktaki meyve sepetlerinizi her zaman meyve ile dolu tutun, berekettir.
Ancak dediğimiz gibi, denge çok önemli, mutfağınızı temiz tutun, ayrıca bir kileriniz varsa yokluk gelecekmiş gibi aşırı doldurmayın, temiz ve düzenli tutun enerjinin tıkanmasına neden olursunuz.
Evinizin güneydoğu köşesine size para çağrıştıran bir obje koyun.
Mora boyayabilir, mum gibi mor objeler kullanabilirsiniz. Yatak odanızın güneydoğu köşesine mor bir zarf içinde hesap cüzdanınızı saklayabilirsiniz.

 

Koltuklarınızda sırtınızı dayadığınız kısmı mutlaka duvara dayalı olmalıdır. Yatağınızın başı da mutlaka bir duvara yaslanmalıdır.
Feng Shui’ye göre bereket için yapılması gerekenler bunlar. Yine de önemli olan evinizden içeri girdiğinizde kendinizi iyi hissedeceğiniz şekilde döşenmiş olmalı.
Bolluk denince insanın aklına önce para geliyor. Oysa yaşamın içindeki her kavramın bollukla direkt bağlantısı var. Örneğin şifanın bolluğu, sağlığın bolluğu, sevginin bolluğu, anlayışın, hoşgörünün bolluğu gibi. Siz hayatınıza bunları nasıl akıtıyorsunuz. Sadece tüketerek bolluk sağlayamazsınız. Üreten olmalısınız. Aksi takdirde bolluk aksa bile bereketi sağlayamazsınız.

Bolluk bereket ile birlikte çalışır. Her şey bolluk içinde sunulurken tüm bu sunulanları görmek, almak ve yaşama aktarmak bizi bereket kavramına bağlar. Bollukla gelen bereketle çoğalır ve verimli kullanılır bir alana ulaşır.
Bolluk bereket için her şey öncelikle bilinçte başlaması gereken bir durum. Önce bilinç bolluğuna sahip olmalıyız. Daha sonra odamıza kattığımız enerji ile de bunu destekleyebiliriz. Her şeyde olması gerektiği gibi…

https://indigodergisi.com/2018/01/feng-shui-bolluk-bereket/

Enerji Alanınızı Koruyun: Enerjisel Koruyucu Kılıf

ucl[1]

 

Gün içerisinde birbirimizle, karınca misali etkileşim ve enerji paylaşımları içerisinde bulunmaktayız. Özellikle büyükşehirde yaşayan dostlarımızın yollarda geçirdiği süre zarfında, pek çok insanla enerji alanı karşılıklı olarak alışverişte bulunabiliyor. Bir yandan arkadaş, aile ve iş çevremizde geçirdiğimiz zaman içerisinde karşılıklı etkileşimde bulunduğumuz bireylerle zaman geçirirken kendimizi rahatsız veya enerjisi emilmiş hissedebiliriz. Özellikle psişesi daha açık olan dostlarımızın çektikleri rahatsızlık daha fazla. Bu yazımda “Enerji alanımızı korurken neler yapabiliriz” üzerinde durmak istiyorum.

Gün içerisinde bireyler arası etkileşimler dışında, göksel olarak bize tesir eden enerjisel etkiler de mevcuttur. Evrensel prensipler, bizi rutin bir hayatta kalmamamız için ve gün içerisindeki iniş-çıkışları kökünden algılayabilmemiz, deneyimleyebilmemiz için elinden geleni ardın koymaz. Önümüze çıkan olaylar karşısındaki duygu, düşünce ve eylemlerimiz, tekâmülümüzü şekillendiren ve ruhsal hamurumuza işleyen birer araçtır. Yine de yaşam içerisindeki yüksek farkındalığımız, bilinçli hareketlerimiz bizi daima bir üst noktaya sıçratacak gücü sağlar.

Kendimizi, belli göksel olaylar neticesinde “Şöyle olduğundan kesin böyle olacak” diye şartlamak yerine, farkındalıkla uyarı niteliğindeki yorumları dikkate almak, değerlendirebileceğimiz fırsatlar için eylemlerde bulunmak sağlıklı olacaktır. Bu algılama biçimi, bizim günlük takip edebileceğimiz göksel tesirler açısından bizi yüksekte tutacak şekildedir.

İlk paragrafta da bahsettiğim gibi, topluluklar içerisinde bulunmamızdan kaynaklanan ve “karşı saldırı” olarak nitelendirebileceğimiz, bizi aşağı çekecek olumsuz & negatif enerji akışlarından kendimizi koruyabilme kısmına gelmek istiyorum.

Öncelikle şunu hatırlatmak isterim; etiketini “olumsuz” olarak yapıştırdığımız her türlü enerjiye kendimize kalkan yapmaktan çok, “olumlu” olarak görebildiğimiz enerjilerle kendi enerji alanımızı doldurabilmeliyiz. Standart bir kalkan imgelemesinden çok çok daha etken olacağına emin olabilirsiniz. Tabi, karşı taraftan akan olumsuz enerji kaynağı çok güçlüyse, içini “sevgi” ile doldurduğumuz alanımıza, yine süzgeçvari, geçirgen bir kalkan çalışması yapabiliriz.

Bu çalışmayı enerjist dostlarımız, kanalı oldukları Reiki, GMA, Altın Üçgen, Alfa Omega vb. enerjilerle daha da destekleyebilirler, daha kuvvetli bir koruma oluşturabilirler. Şimdi sırasıyla, kendi yaşamımda etkin olarak uyguladığım ve tabi kendimce memnun kaldığım ve yine en önemlisi, deneyimleyerek edindiğim bu korunma yöntemine bakalım:

Bu çalışmayı mümkün olabildiğince, evinizden dışarı çıkmadan önce uygulamaya gayret edin. Kalabalık bir metrobüs içerisinde kendinize kalkan oluşturmaya çalışırken imgelemeniz, karşınızdaki dostun “keşke çıkmadan deodorant sıksaydı” taraflarına kaymasın; daha rahat kafanızı verebilin. Her halükârda bir topluluk içine girmeden önce yapmanız, enerjisel korunmanız için verimli olacaktır.

Normal ayakta dururken, öncelikle yukarıda da dediğim gibi kendi enerji alanımızı sözle, imgesel olarak veya başka türlü yöntemlerinizle dolduralım. Evrenin özündeki mutlak sevginin kendi enerji alanınızın içinde olduğunu ve size dolduğunu hissedelim. Özden gelen sevgi sayesinde, kimsenin size zarar veremeyeceğini, gün içerisinde bu özden gelen sevginin gücüyle karşınıza çıkabilecek engelleri rahatlıkla, emekle ve keyifle aşabileceğinizi bilerek kendinizi sevgiyle, aşkla, sevinçle, bollukla, bereketle vb çok da maddesel olmayacak “olumlu” dileklerimizle dolduralım. Mutlak sevginin ne kadarını deneyimleyebiliriz bilmiyorum ama ayna karşısında kendinizi gördüğünüzde emin olun ki, yukarıda bizi koşulsuzca seven rehber dostlarımız varlar.

Şimdi geçirgen korumamızı oluşturalım. Yine ayaktayız ve ayaklarımızın bastığı noktadan 30’ar cm çevremizden bizi, eliptik bir şekilde aşağıdan yukarıya doğru bir kalkanın yükseldiğini imgeleyelim. (Kendimizi buzdolabındaki bir yumurtanın içinde hayal edersek belki işimiz daha kolaylaşır.) Direkt olarak kendimizi yumurta biçmindeki koruma alanımıza da koyabiliriz tabi, sizin için en rahatı hangisi ise, çok da kendinizi zorlamadan kendi karakterinize karakterize edebilirsiniz bu çalışmayı. Geçirgenlik kısmında ise, dilerseniz sevdiğiniz ve sizi mutlu eden renkleri bu 30 cm mesafenizdeki koruma kılıfınızın sınır bölgesinde noktalar, daireler veya hoşunuza giden şekiller olarak imgeleyebilirsiniz. Ayrıca dilerseniz direkt olarak geçirgen olabileceği hususları “kelime” şekillerinde korumanızın üzerinde yazdığını imgeleyebilirsiniz. Mesela kalp çakranızın 30 cm ötesinde kocaman bir “Sevgi” kelimesi gayet hoş durabilir.

Enerji uygulayıcısı dostlar, koruma kılıfını aşağıdan yukarı çıkarırken, kanalı olduğu enerji kanalını bu çalışmaya davet edebilirler. Örneklemek gerekirse, “KANALI OLDUĞUM ALFA OMEGA ŞİFA ENERJİSİ KANALIMDAN, GÜN BOYU BENİ NEGATİF EĞİLİMLİ DIŞ TESİR VE ENERJİLERE KARŞI KORUMASI İÇİN İMGELEDİĞİM KORUMA KILIFIMI SARMASINI İSTİYOR, İHTİYAÇ ZAMANLARINDA KILIFI KUVVETLENDİRMESİ İÇİN AKMASINI İSTİYORUM”. Benzer örnekleri, kanalı olduğunuz enerjilerle oluşturabilirsiniz. Belki daha kısa, belki daha uzunca bu size kalmış.

Gün içerisinde yoğun negatif eğilimli enerjiler sizi fazla zorlayacak olursa, unutmayın, hayat bir mücadele ve farklı insanlarla beraber yaşamamız tekâmülümüzün hayrına. İş yerinde ayağa kalkıp bir anda koruma kılıfınızı oluşturduğunuza dair sesli beyanat vermeniz, iş arkadaşlarınız tarafından tuhaf karşılanabilir; ama oturduğunuz yerde imgeleme çalışmanızı tazelemeniz, gün içerisinde size destek olacaktır.

Bir de ne olursa olsun, etkileşim içerisinde bulunduğumuz her noktada hoşgörülü olmayı gün içerisinde uygulayabilmeli, vicdanımızın sesini dikkate alabilmeliyiz.

Bonus olarak, biraz daha astral plandaki bir enerjinin veya astral plana yakın bir bedensiz varlığın negatif veya hükmedici tesirinden kendimizi nasıl koruyabiliriz, ona değinmek istiyorum. Öncelikle yaşamın kendisine, özüne ve kendinize güvenin. İlahi prensipler çerçevesinde tezahür eden hiçbir olay boşuna, sebepsiz gerçekleşmemekte. Eğer psişeniz bolca açık ise bu tür etkilere maruz kalabilmeniz çok daha muhtemel ama yine psişenizin açıklığıyla beraber bu güçlerinizi kullanarak kendinizi rahatlıkla kapatabilirsiniz. İsteyin. Evet, sadece isteyin. Yukarıda bir enerji çalışmasına verdiğim örnekte olduğu gibi, bu konulardan muzdaripseniz, özden gelen koşulsuz sevginin sizi sardığını ve rahatsızlık verebilecek astral varlıklara karşı kendinizi kapattığınızı belirtmeniz etkili ve güçlüdür.

Gönlünümüz ve eyleme döktüğümüzün arkasındaki niyetlerimiz ne kadar temiz olursa, özden gelen o sevgi her daim bizimle olacaktır.

Kaynak: spritüeller

7 Japon Bilgeliği İle Her Geçen Gün Daha Mutlu Olun

 

Japonya-1-1030x684[1]

Bilgelik, hayatta doğru zamanı beklemenin, bizim için işe yaramayan şeyleri bırakmanın ve mutluluğun küçük şeylerde olduğunu unutmamanın önemli olduğunu söyler.

Japon bilgeliği Batılıların birçoğuna çekici gelir.
Belki de bunun nedeni, Japon kültürünün, felsefesinin ve maneviyatının köklerinin çok saf ve otantik olmasıdır. Buna ek olarak, doğayla ve ahbaplarımızla nasıl uyum içinde yaşayacağımızı bilmekle çok alakalıdır.

Aynı zamanda, Japon kültürüne hayranız çünkü zorlukların üstesinden nasıl gelineceğini, hayattaki basit şeylerden gelen ve zihin ile doğa arasındaki uyumu temel alan bir mutluluk hissinin nasıl yaşanacağını anlıyorlar.
Japonlar, yaşlı nesillere büyük saygı duyulduğu noktada bir arada yaşama duygusunu vurgularlar. Ruhun alçak gönüllülüğü, karşılıklı oluşu, daha sağlıklı bir yaşamı, daha saf bir yaşamı ve mükemmel aile uyumunu teşvik eder.
Bu öğretilerin sizin için büyük bir yardımcı olabileceği ve hayatınız adına size ilham verebileceği konusunda eminiz.

1)Elinizden gelen her şeyi yapın ve gerisini kadere bırakın
“Yapabildiğiniz her şeyi yapın ve geri kalanını kadere bırakın”, oldukça esrarengiz bir tavsiye gibi görünebilir, ancak aslında büyük bir amaca hizmet eder ve ilginç bir gerçeği içinde tutar.
Bize olanlar ya da bize olabilecekler üzerinde kesin olarak kontrolümüz yoktur.
Bununla birlikte, kendi amaçlarımız, arzularımız ve hedeflerimiz bizi nereye götürürse götürsünler, kendi hayatlarımızı koruyup kollama zorunluluğumuz vardır. Kaderimize giden yolculuğun bir kısmı sonsuza dek beklenmedik şeylere ait olsa dahi, onun da büyük bir kısmı bize aittir.
Geleceğimizin iyi bir bölümünün ustaları olabiliriz ve onu arzularımıza göre şekillendirmek bizim görevimizdir.

2)Bir iyi söz, kışın sıcaklık sağlayabilir

Dostça konuşmanın maliyeti yoktur, ancak çok değerlidir.

Bununla birlikte, her zaman bunu yapmayız. Çevremizdeki insanların esenliği için daima vaktimiz olmayabilir ya da yeterince bu konu üzerine düşünmeyebiliriz.
Öyleyse hadi yapalım. İnsanlara kanat veren, onları teşvik eden, rahatlan ve öz güvenimizi artıran pozitif dili kullanalım.
3)Eğer bir sorunun çözümü varsa, bu konuda endişelenmeyi bırakın
Eğer bir problem bir çözüme sahip ise, bu konuda endişe etmeye değmez. Eğer yoksa, daha da az endişe etmeye değer.

Kabul etmek, şüphesiz ki, Japon bilgeliğinin en geleneksel sütunlarından biridir. Kabul yoluyla zihinsel netliğe uygun duygular eşlik eder.
Bir şeyin bir çözümü yoksa, yapmaya değecek tek şey, sayfayı çevirmek ve düşünce ve enerjimizi başka bir noktada toplamaktır.
5)Giden şeylerin önüne geçmeyin; gelecek olandan korkmayın
Bazen çevrede değişen şeyler, çevremizdeki kişilere karşı duyarlı olmamak ya da işe yaramayan şeyleri sürdürmeye çalışmak (ilişkiler, projeler …) hakkında takıntılı bir hale geliriz.
Gitmesi gereken şeylerin var olduğu yaşamın bir gerçeğidir. Bir dostluk ya da aşk artık mantıklı gelmeyebilir ve bizi bir birey olarak zenginleştirmeyen bu şeyleri serbest bırakmak gerekir.
Bazı durumlarda, bir şeylerin değiştiğini, gelmekte olan yeni bir şeyler olduğunu ve buna uyum sağlamamız gerektiğini anlamamız gerekir.
6)Çok geç olmadan sorularınıza cevap arayın

İnisiyatifi ele geçirirken Japonlar daima çok akıllıdırlar.

Bunun nedeni çok net bir gerçektir: Her şeyin kendine ait bir vakti vardır ve bir şeyi yapmak ya da söylemek için en iyi zamanın ne zaman olduğunu bilmek ideal olandır.
Ne anlama geliyor? Temel olarak, fırsatları geri tepmemeliyiz, ancak aynı zamanda acele etmemeli ve erken davranmamalıyız.
Unutmayın ki, sorular sormanın bir zamanı ve cevaplar aramanın bir zamanı vardır. Hareketsiz kalmamız ve izlememiz gereken anlar ve harekete geçilmesi gereken diğer anlar vardır.
7)Kısmet bir eve her zaman kahkahalarla birlikte gelecektir

Kısmet sadece şanstan fazlasıdır. Bize kader tarafından sunulan ya da çaba ve özveri ile kazanılan fırsatlara, yeni planlara, harika fikirlere ve hediyelere karşı kavrayıcı olma yetisidir.

Olumlu olmak zorundasınız. Hayatla uyum içinde yüzleşmek önemlidir. Bu durum, sizin olumlu ilişkileriniz, aile desteğiniz, harika arkadaşlarınız ve kalbinizdeki bir mutluluktan, zihninizin her şeyin mümkün olduğunu bildiği ve anladığı yerden gelir.
Bu basit ilkelerin sizi düşündürdüğünü umarız. Japon bilgeliğinin amacı budur. Bizi değiştirmeye çalışmaz, kendi gerçekliğimizi kendi yolumuzla iyilik ve tevazu aracılığıyla modellemek için düşünmemizi sağlar.
Bunu uygulamaya koymak için yeterince ilham almadınız mı?

HAYATINIZDAKİ “DUYGUSAL VAMPİR” KİM?

eleştirmek[1]

 

Doktor olarak hastalarımda ilişkilerin, hayattaki en büyük “enerji emiciler” olduğunu gözlemledim. Bazı ilişkiler olumludur ve ruh halinizi olumlu etkilerler. Bazıları ise sizdeki iyimserlik ve huzur duygusunu yok ederler. Ben böyle sizi kurutan insanlara “duygusal vampirler” diyorum. Bu insanlar sadece fiziksel enerjinizi emmekten çok daha fazlasını yapıyorlar. Kötü niyetli olanları size kendinizi değersiz ve sevilemez hissettirebilir. Diğerleri size kendinizi kötü hissettirmek için küçük zararlar verebilirler. Örneğin, “ Birkaç kilo aldığını fark ettim, şekerim” ya da “Çok hassassın!” onların en sevdiği cümlelerdendir. Bir anda sizi güveninizi sarsacak, tehlikeli alanlara doğru sürüklerler.

Enerjinizi korumak için duygusal vampirlerle savaşmak gerekir. “Duygusal Özgürlük” kitabımdan aktaracağım stratejiler, size hayatınızdaki duygusal vampirleri tanımada ve onlarla savaşmada yardımcı olacak.

Bir duygusal vampirle karşılaştığınıza dair işaretler:
• Göz kapaklarınız ağırlaşır ve şekerleme yapma ihtiyacı hissedersiniz.
• Ruh haliniz bir anda düşüşe geçer.
• Sizi rahatlatan, bol karbonatlı yiyecekler yemek istersiniz.
• Kendinizi endişeli, depresif ve olumsuz hissedersiniz.
• Kendinizi eleştirilmiş hissedersiniz.

Duygusal vampir çeşitleri

1. Narsist

Sloganları “Önce ben”dir. Her şey onlar hakkındadır. Abartılmış bir kibirleri vardır, dikkat çekmeye bayılırlar ve beğenilmeye ihtiyaç duyarlar. Tehlikelidirler çünkü empatiden yoksundurlar ve koşulsuz sevme konusunda hiç iyi değillerdir. Eğer bir şeyleri onların istediği gibi yapmazsanız, cezalandırıcı ve soğuk olurlar.

Kendinizi nasıl korursunuz?

Beklentilerinizi gerçekçi tutun. Bu insanlar duygusal anlamda kısıtlı insanlardır. Böyle birine aşık olmamaya çalışın ya da onlardan koşulsuz sevgi beklemeyin. Hiç bir zaman sizin değeriniz onlara bağlıymış gibi düşünmeyin ve onlarla en saklı sırlarınızı paylaşmayın. Onlarla başarılı bir şekilde iletişim kurmak için, bir şeyin onların nasıl yararlı olacağını göstermelisiniz. Eğer zorunlu değilse bu can sıkıcı egosantrikle fazla muhatap olmamak en iyisidir, ama eğer ilişki kaçınılmazsa bu yaklaşım işe yarar.

2. Kurban

Bu vampirler “zavallı ben” tavrıyla sinirlerinizi yıpratırlar. Dünya her zaman onların karşısındadır ve bu da mutsuzluklarının ana sebebidir. Sorunlarına bir çözüm önerdiğinizde her zaman sizi şöyle yanıtlarlar “Evet ama…” Onları arayıp sormaktan vazgeçme ya da onların aramalarını görmezden gelme noktasına gelebilirsiniz. Arkadaş olarak yardım etmek isteyebilirsiniz ama hüzün dolu öyküleri sizi yorabilir.

Kendinizi nasıl korursunuz?

Nazik fakat kesin sınırlar koyun. Kısaca dinleyin ve arkadaşınıza veya akrabanıza “Seni seviyorum ama eğer çözümü tartışmak istemiyorsan, seni ancak beş dakika dinleyebilirim” deyin. Söz konusu iş arkadaşınızsa “Senin için her şeyin iyi olmasını tüm kalbimle dileyeceğim” deyin ve ardından “Umarım anlarsın, yetiştirmem gereken bir iş var ve ben çalışmaya dönmek zorundayım” diye ekleyin. Bunun iyi bir zaman olmadığını belirtmek için vücut dilinizi kullanabilir; göz kontağını keserek veya kollarınızı birbirine kavuşturarak sağlıklı sınırlar koyabilirsiniz.

3. Denetleyici

Bu insanlar takıntılı olarak sizi kontrol etmeye ve nasıl olmanız ve hissetmeniz gerektiğini size dikte etmeye çalışırlar. Her şey hakkında bir fikirleri vardır. Eğer davranışlarınız onların kitabına uygun değilse, duygularınızı geçersiz kılarak sizi kontrol etmeye çalışırlar. Çoğu zaman “Aslında senin neye ihtiyacın var, biliyor musun?” diye cümleye başlarlar. Sonunda hükmedilmiş, küçültülmüş ve değersizleştirilmiş hissedersiniz.

Kendinizi nasıl korursunuz?

Başarının sırrı denetleyici kontrol etmeye çalışmamaktır. Sağlıklı bir şekilde girişken olun, ancak onlara ne yapmaları gerektiğini söylemeyin. Şöyle diyebilirsiniz “Tavsiyene değer veriyorum ama bunu gerçekten benim kendi kendime halletmem gerekiyor.” Güvenli olun ve kurbanı oynamayın.

4. Sürekli konuşan

Bu insanlar sizin hislerinizle ilgili değildirler. Onlar sadece kendileriyle ilgilenirler. Lafa girebilmek için bir boşluk beklersiniz, fakat o an hiç bir zaman gelmez. Ya da bu insanlar size fiziksel olarak o kadar yaklaşırlar ki, neredeyse üstünüzde nefeslerini hissedersiniz. Siz geriye gidersiniz ve onlar size bir adım daha yaklaşır.

Kendinizi nasıl korursunuz?

Bu insanlar sözsüz ipuçlarına cevap vermezler. Yapması zor olabilir, ama sözlerini kesmeli ve konuşmalısınız. 2-3 dakika dinleyin ve sonra kibarca “Sözünü kestiğim için kusura bakma ama, başka insanlarla konuşmam gerekiyor… ya da randevum var… ya da tuvalete gitmem gerekiyor.” Bunlar “Kes sesini, beni deli ediyorsun!” diye bağırmaktan çok daha yapıcı taktiklerdir, aklınızdan geçenler tam olarak bunlar olsa da. Eğer bu bir aile üyesiyse, kibarca “Eğer bana da söz hakkı tanırsan, belki ben de aramızdaki diyaloga bir şeyler ekleyebilirim” diyebilirsiniz. Eğer bu nötr bir şekilde söylersiniz, anlaşılma ihtimaliniz artar.

5. Drama kraliçesi

Bu insanların küçük olayları abartarak onlardan dört başı mamur dramalar çıkarmak konusunda doğal yetenekleri vardır. Hastalarımdan Sarah, işe devamlı geç gelen bir eleman aldığında, bu durumdan muzdaripti. Bir hafta, söz konusu elaman grip oldu ve “neredeyse ölüyordu”. Ardından arabası park yerinden çekildi! Bu çalışan ofisi terk ettiğinde Sarah kendini kullanılmış ve yorgun hissediyordu.

Kendinizi nasıl korursunuz?

Drama kraliçesi, ağırbaşlılıktan nasibini almamıştır. Sakin olun. Derin nefes alın. Bu size onların etkisine girmekten alıkoyacaktır. Kibar fakat kesin sınırlar koyun. Örneğin “Bu işi istiyorsan, zamanında burada olmalısın. Başına gelen talihsizliklerden dolayı üzgünüm, ama iş önce gelir.

İlişkilerinizi geliştirmek ve enerji seviyenizi yükseltmek için, hayatınızda kimlerin sizin enerjinizi emdiği, kimin enerjinizi yükselttiği hakkında bir keşfe çıkmanızı öneririm. Size iyi gelen insanlarla daha çok vakit geçirin ve sizin enerjinizi emenlere karşı sağlıklı sınırlar koyun. Bu hayat kalitenizi artıracaktır.

* Judith Orloff