Archive | 07 Temmuz 2017

Hayatı bilgece yaşamak için 12 kural

 

 

Kural 1: Asla kendinden şüphe etme… Sen ne hissediyorsan o her zaman doğrudur. Dünyadaki bütün insanlar toplansa ve sana aksini söylese bile, senin hissettiklerin senin için doğrudur. Onlar farklı hissedebilir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir.
Kural 2: Asla farklı olduğun için utanma. Eğer çevrende senin gibi düşünen, seni anlayan insanlar yoksa, o zaman çirkin ördek yavrusu hikayesini hatırla… Muhtemelen yanlış yerde, yanlış insanlarla birlikte olduğun için seni anlamıyorlardır. O halde hedefin, ait olduğun yeri bulmak olmalıdır. Asla muhteşem bir kuğu olduğun gerçeğini unutma ve ördek olmak için uğraşma.
Kural 3: Geçmişte yaptıkların için pişmanlık duyma. Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu kendine hatırlat. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi özenle incele, yaptığın hataları ve yeniden aynı durumda olsan nasıl davranacağını iyice düşün ve gelecek olaylar için kendini hazırla. Kırılan vazo tamir edilemez ama gelecekte başka vazoların kırılması önlenebilir.
Kural 4: Mümkün olduğunca kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının haklı olabileceğini de unutma. Bu hayat senin ve istediğin gibi yaşamaya hakkın var, fakat başkalarını dinle ve onların bakış açısını da anlamaya çalış.
Kural 5: İnsanlarla ilişkilerinde asla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma ve kendini hayallerle kandırma. Her zaman ama her zaman, önce sen gelmelisin. Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih etme. Sen kaldırabiliyorsan, onlarda kaldırabilir. Karşındaki insan senin mutluluğunu düşünmüyorsa ve senin üzülmene yol açıyorsa, o zaman o insan sana değer vermiyor demektir. Bu kişileri değiştirebileceğini ya da sana zamanla önem vereceklerini düşünme.
Kural 6: Asla kaybetmekten korkarak, sırf inanmak istediğin için karşındaki insanın sevgi sözcüklerine inanma. Sevgi insanin kalbindedir, gözlerindedir, davranışlarındadır, ses tonundadır, sana verdiği önemde ve değerdedir, senin için yaptığı fedakarlıklardadır. İnsanlar çok kısa zamanda sevgi sözcüklerini umarsızca dağıtmaya başlarlar. Bunları dinle ama gerçek sevgiyi karşındakinin davranışlarına bakarak bul. İnanmak istediğin için değil gerçek olduğu için karşındaki insanın sözlerine inan…

Kural 7: Her zaman ama her zaman, mutlaka kalbini dinle. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısıyla içindeki sesle konuşmayı öğren. Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle. Başka şekilde hissetmek için ikna etmeye değil, gerçekten ne hissettiğini bulabilmek için dinlemeye çalış. Bazen içindeki ses sana çok zor gelebilecek bir şey yapmanı söyleyebilir ya da duymak istemediklerini söyleyebilir… Korkma… ve içindeki sesi dinlemeye devam et…
Kural 8: Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran.
Kendini sev, şefkatle yaklaş. Yanlış yaptığında acımasızca kendini eleştirip üzme… Aksine başını okşa, kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini söyle. Üzgün olduğunda, kırıldığında, acı çektiğinde, mutsuz hissettiğinde kendine özen göster, tıpkı hasta bakar gibi kendine bakım uygula. Yapmaktan hoşlandığın aktivitelerle meşgul ol ve bu durumdan çıkarak kimsenin seni incitmesine, üzmesine izin vermeyeceğini göster.

Kural 9: Hayatta her şeyin bir bedeli olduğunu asla unutma ve bedel ödemek istemediğin için kendini boşlukta bırakma. Örneğin bir insanı incitmişsen, ödeyeceğin bedel o insanın güvenini yitirmektir. Eğer seni sevmeyen biriyle birlikteysen, yalnız kalmaktan korkup ilişkide kalma, çünkü böyle bir ilişkide kalmanın bedeli sevgisiz bir hapiste yaşamaktır. Eğer farklı olmaktan korkuyorsan ve başka insanları taklit edip onlar gibi olmaya çalışıyorsan, ödeyeceğin bedel kendine olan saygını yitirmek olacaktır. Diğer taraftan, bazen kendin gibi olmanın bedelinin de, yalnız kalmak olduğunu unutma. O halde yaşamda her zaman bir bedel ödeyeceğini hatırla. Bir adım atmadan önce mutlaka ödeyeceğin bedeli bil ve kazanacaklarına değip değmedine bakarak kararlarını ver.
Kural 10: İnsanlara karşı nazik ve sevecen ol, ne olursa olsun asla bir başka insanı kırmak için konuşma, bilinçli olarak üzmeye çalışma ve kendi acını hafifletmek için bir başkasını yaralama.

Kural 11: Hayatta en büyük dostun sen olabileceğin gibi hayattaki en büyük düşmanın yine sen olabilirsin. Seçimini yap ve kendin için dostu mu yoksa düşmanı mı olacağına karar ver. Yaşamdaki tüm acıları atlatabilirsin, her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin, istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin. İstersen kendine yeni bir hayat kurabilirsin.
Kural 12: Asla tecrübe kazanmaktan kaçma… Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ve yola devam et. Hayatı öğrenmek için o tecrübelere ihtiyacın var. Kalbin aşk acısı ile yaralanmış ise, sonsuza kadar kendini aşka kapatma. Ruhun insanların acımasızlığı ile incinmiş ise, hayata küsüp kendini karanlık bir dünyada yaşamaya zorlama. Bedenin çok büyük acılar çekmişse, kendini uyuşturup bırakma. Unutma, bilge insan hayatı yaşayandır.
Kaynak: Çiğdem Alper

Karpuz Çekirdeklerini Kaynatın ve Mucizevi Etkilerini Görün

watermelon1[1]

 

Artık karpuz sadece sıcak yaz günlerinde serinlemek için yediğimiz bir meyve değil. Kabuğundan çekirdeğine her şeyinden faydalanabiliyoruz. A vitamini (karotenoidler), C vitamini, pantotenik asit, bakır, biyotin, potasyum, B1, B6 vitaminleri ve magnezyum deposudur. Ama karpuz çekirdeklerinin faydalarını görene kadar bekleyin.

Karpuz çekirdeği yağ asitleri, önemli proteinler, magnezyum, potasyum, manganez, demir, çinko, fosfor gibi mineraller ve tiyamin, niyasin ve folik asit içerir.

Karpuz çekirdeğinde ilk defa karpuzdan elde edilen bir amino asit olan “citruline” vardır. Bu amino asit güçlü bir antioksidandır ve damar sertliği, hipertansiyon, anjin ve ereksiyon problemi üzerinde pozitif etkisi vardır. Aynı zamanda damarların genişlemesine de yardımcı olur.

Böbrek ve idrar yolu rahatsızlıklarının tedavisinde yardımcıdır. Böbrek taşlarından ve kumlarından kurtulmak için karpuz çekirdeklerinden bir çay yapıp içebilirsiniz.

Karpuz çekirdeklerinden maksimum fayda sağlamak için pişirerek, öğüterek veya kavurarak tüketebilirsiniz.

Mucizevi reçete
20-30 karpuz çekirdeğini öğütün ve 2 litre suda 15 dakika pişirin. Bu çayı 2 gün için ve sonra 1 gün ara verin.
Bir kaç hafta bu yöntemi uygulayın, ama unutmayın her 2 günden sonra 1 bir gün ara vermeniz çok önemli!

Karpuz çekirdeğinin faydalar
1. Kalp sağlığı
Karpuz çekirdeği kalp için çok önemli olan magnezyum içerir. Ayrıca kan basıncını dengeler ve metabolik fonksiyonları arttırır. Kalp hastalıklarını ve tansiyonu önlemek için karpuz çekirdeklerini daha sık tüketin.
2. Yaşlanma
Antioksidan özelliği ile erken yaşlanmayı önler, cildi güçlendirir ve sağlıklı bir görünüm verir.
3. Akne tedavisi
Bir parça pamuğu karpuz çekirdeklerine batırın ve aknelerin üzerine sürün. Ölü hücreleri ve kiri de söker atar. Karpuz çekirdeği yağı tüm cilt türlerine iyi gelir ve cilt sorunlarının tedavisinde yardımcı olur.
4. Güçlü saçlar
İçerdiği protein ve amino asitleri saçları güçlendirir. Kavrulmuş çekirdekler bakır içerdiği için saçları daha parlak yapar. Saça rengini veren pigment “melanin”dir.
5. Kafa derisi kaşıntısı
Yumuşak yapısı karpuz çekirdeği yağının kolay emilmesini sağlar. Kuruyan ve kaşınan kafa derisini nemlendirmek için her gün kullanabilirsiniz.
6. Zarar görmüş saçlar
Karpuz çekirdeği saçların zarar görmesini engelleyen önemli yağlar içerir.
7. Kan basıncı ve koroner kalp rahatsızlığı
Arginin koroner kalp rahatsızlıklarının tedavisine yardımcı olur ve kan basıncını dengeler. Damarların daralmasını engeller.
8. Bağışıklık sistemi için magnezyum
Karpuz çekirdekleri mükemmel bir magnezyum kaynağıdır. Bu mineral buğday, pirinç, yulaf ve kakao tozunda da bulunur. Pantotenik asit veya B5 vitamini de diyebiliriz, karbonhidratların enerjiye dönüşmesinden sorumludur.
9. Beriberi tedavisi
B6 vitamini eksikliği beriberi denen hastalığın belirtilerinin görülmesine neden olur. B6 karbonhidratların enerjiye dönüşmesine destek olur.
10. Önemli amino asitler
Vücut fonksiyonlarının yerine gelebilmesi için arginin ve lisin gibi amino asitlere ihtiyaç vardır. Lisin,  daha güçlü kemikler ve dokular için gerekli olan kalsiyumun vücut tarafından alımını arttırır.
11. Doymamış sağlıklı yağlar
Karpuz çekirdeğinin %80’i doymamış sağlıklı yağlardan ve omega 3 yağlarından oluşur. Bu çekirdekler ekstra kalori üretmeden vücuda ihtiyacı olan enerjiyi sağlar. Beslenmenize katarak günlük ihtiyacınız olan sağlıklı yağların yarısını almış olursunuz.
12. Saçlar ve tırnaklar
Protein saçları güçlü ve parlak tutar, tırnakların uzamasını hızlandırır.
13. Magnezyum kaynağı
Magnezyum çokluğu vücut fonksiyonlarını destekler. Kan basıncını dengeler ve kalbin normal çalışmasını sağlar.
14. Ödem
1 çay kaşığı kurutulmuş ve öğütülmüş karpuz çekirdeğini, 1 çay kaşığı bal ve 3/4 su bardağı sıcak suya katın. Sıcak ve tatlı iksirinizi günde 2 kere içerek ödemden kurtulun.
15. Erkek doğurganlığı
Karpuz çekirdeğindeki likopen güçlü bir antioksidandır ve eski zamanlardan bu yana erkekler cinsel güçlerini arttırmak için kullanır.
16. İyileşme
Beslenme düzeninize karpuz çekirdeklerini ekleyerek iyileşme sürecini hızlandırabilirsiniz. Bir kaç gün içinde farkı hissedersiniz. Hafıza problemi yaşayan kişilere özellikle önerilir.
17. Şeker hastalığı
Bir avuç karpuz çekirdeğini 1 litre suda 45 dakika bekletin. Bu doğal tedavi edici karışım şeker hastalarına iyi gelecektir ve hastalığın ilerlemesini kontrol edebilirsiniz.
18. Cilt nemlendirici
Yumuşak ve nemli bir cilt için ihtiyacınız olan şey yağ asitleridir. Karpuz çekirdeklerini cilt problemlerini ve sivilceleri önlemek için kullanabilirsiniz.
19. Siyah saçlar
Karpuz çekirdeği, vücutta melanin oluşmasını sağlayan bakır ve diğer mineralleri içerir. Melanin saça rengini veren pigment demiştik hatırladınız mı? Ve evet cilde rengini veren pigment de o.
20. Kırık saçlar
Yağ asitleri saçları besler ve daha güçlü yapar. Saç kırılmalarını önlemek için ihtiyacını olan şey de budur. Karpuz çekirdeği yağını istediğiniz bir taşıyıcı yağ ile birleştirin ve bu karışım ile haftada bir kafa derinize masaj yapın.

Kayn: Hayat Mutfkta

Bilinçaltınızı Etkileyen 8 Mucizevi Kelime

bilincalti-01[1]

 

Hepimiz bilinçaltının güçlerini ve yapabileceklerini kesin olarak bilmiyoruz. Ama bilim adamlarına göre bilinçaltı ve beyin hakkında bildiklerimiz sadece buz dağının görünen kısmı. Beyin ile ilgili tam olarak çözülen şeyler %5 civarındadır.

Kısaca beynimiz sırlarını hala çok iyi şekilde korumaktadır. Bilinçaltı bazı kelimelere ve cümlelere diğerlerinden daha fazla ilgi gösterir. Bu kelimeleri bilinçaltınıza ulaşmak ve kod girmekte kullanabilirsiniz.

*Başkaları için
“Ayrıca aşağıdaki cümleleri önemli konuşmalarda karşınızdaki kişiye etki etmek için kullanabilirsiniz.” Ön cümlede anahtar kelimeyi kullanın ve ikinci cümlede iletmek istediğiniz fikri.

*Kendiniz için
Aşağıda vereceğimiz kelimeleri ön cümlede ve sonra da isteklerinizi diğer cümlede kullanın. 5’den az olmamak üzere her gün tekrar edin.

 

“Güç” Kelimesi
(Her türlü olumlama cümlelerinde kullanılabilir.)
Bilinçaltına etki eden en önemli kelimelerden biridir. Bu kelimeyi şöyle bir cümlede kullanarak bilinçaltınıza ulaşın. Ben Güçlüyüm. (Örnek) Sigarayı bırakıyorum. (Örnek) Öfkemi terk ediyorum.

“Güven” Kelimesi
(Başarıya ulaşmak istediğiniz her olayda kullanılabilir.)
Bilinçaltına etki eden bir diğer kelime budur. Pek çok firma bu kelimeyi reklamlarında kullanır. Algımıza firmanın güvenilir olduğu yerleştirirler. Ben Kendime güveniyorum. (Örnek) O işi başarıyla tamamlıyorum. yada Ben x kişiye güveniyorum. (Örnek) Bana tüm kalbiyle yardım ediyor.

“Eşsiz” Kelimesi
(Tüm olumlama cümlelerinde kullanılabilir.)
Bilinçaltınıza hızlıca etki edebilecek bir kelime. Bu kelime bilinçaltı için altın değerinde bir etki yapar. Ben eşsiz bir insanım. (Örnek) Yaşamımı güzelleştiriyorum.

“Kabul” Kelimesi
(Aşılamayacak sorunlarda ve her türlü olumlama cümlesi ile birlikte kullanılabilir.)
Bilinçaltı kodlarına girmek için kullanabileceğiniz harika bir kelimedir. Ben hayatımı kabul ediyorum. (Örnek) x olay artık benden tamamen uzaklaştı.

“Sağlık” Kelimesi
(Bedensel ve Psikolojik problemlerde ayrıca ruhsal enerji problemlerinde kullanılabilir.)
Bilinçaltı ölüm ve doğum olaylarına çok önem verir. İşte sağlık kelimesi de bu yüzden bilinçaltının önem verdiği bir kelimedir. “Ben sağlıklıyım. (Örnek) X problemimi kolaylıkla çözüyorum.

“Sevgi” Kelimesi
(Kişisel ilişkiler ve diğer tüm sıkıntılı ilişkilerde kullanılabilir)
Bilinçaltı sevgi aşk ve arzu gibi kelimelere çok önem verir. Bilinçaltının doğum arketipi ve anahtar kelimelerinden biridir. “Ben sevgi enerjisiyle doluyum. (Örnek) X kişi ile ilişkim bu enerji ile yükseliyor.

“Özgür” Kelimesi
(Duygusal ve Bağlayıcı sorunlarda öncelikli olarak kullanılabilir.)
Bilinçaltında büyük bir etkisi olan bir kelimedir. Bilinçaltı için en önemli kelimelerden biridir. Bir insan ancak özgürken huzurlu ve mutludur. (Örnek) “Ben özgürüm. Şu anki bağlayıcı durum tamamen çözülüyor.”

“Zengin” Kelimesi
(Maddi ve Manevi problemlerde kullanılmalıdır.)
Bilinçaltı fakirlik ve zenginlik arketiplerine çok önem verir. Bir insanın hayatını devam ettirmesi için maddi ve manevi olarak tokluğa ulaşması gerekmektedir. Ben Zengin bir insanım. (Örnek) “Maddi durumum tamamen artıyor ve bolluk içindeyim.”

Kaynak: Spritüeller

 

 

9 Temmuz Dolunayı İçin Bereket Ritüeli Uygulaması…

IMG_9185-1030x771[1]

 

Dolunay Bereket Ritüeli Uygulaması:
Tarçın çok eski dönemlerden bugüne sağlıkta, tatlılarda ve bir çok alanda kullanılan özel bir besindir. Tarçın aynı zamanda bereket ve bolluğu getirdiğine inanılan bulması kolay keyifli bir bitkidir. Astrolojik olarak Venüs gezegeni ile temsil edilen tarçın, bolluk ve bereket ritüellerinde de sıklıkla tercih edilir.
Küçük bir tencereye su koyun ve içine 7 adet çubuk tarçın atın. Su kaynamaya ve tarçının kokusu yayılmaya başladığında; evinize, yuvanıza, işinize bereket gelmesini hayatınızda bolluk ve bereket olmasını niyet ederek, 270 kere Ya Kerim esmasını okuyun.
Esmanızı bitirince ocağı kapatın ve tarçınlı suyu soğumaya bırakın. Koku eve yayılana kadar ve su soğuyana kadar ellemeyin, bırakın. Tamamen soğuyunca tarçınları ayırın ve suyu evinizde yaşayanlarla birlikte için, tamamını bitiremezseniz önemli değil, içebildiğiniz kadarını tüketin.
Kalan suyu bir bitkinin veya ağacın dibine dökün. Tarçınları ise bir iple birbirine bağlayın ve hava alan bir yere balkonunuza, pencerenizin uygun bir yerine ama evinizle bağlantılı bir yere asın. Asarken veya astıktan sonra “Ya Kerim” esmasını 21 kere yeniden tekrarlayın ve bolluk bereket içinde olmayı temenni edin. Ya Kerim esmasına bu hafta boyunca devam edin (günde 270 kez). Astığınız tarçınlar en az bir sonraki dolunay dönemine kadar orada kalmalılar. Tamamen kaldırmaya karar verdiğinizde evinizde bir köşe de, kristal bir kase veya benzer bir obje içinde saklayabilirsiniz. Ama çöpe atmamalısınız.
Evinizde ve işlerinizde her daim bolluk içinde olmanız dileklerimle…
Şebnem Ekşib

http://www.sebnemeksib.com.tr/dolunay-bolluk-ritueli/

Benim açımdan baktığında ben bunların hiçbirini üzerime almıyorum ve almadığım içinde bir anlamları yok.”

Lotus-1[1]

 

“Buda” bir köyden geçiyordu ve insanlar gelip onu aşağılayarak en söylenmeyecek şeyleri söylediler. ”Buda” durdu, sessizce, dikkatle dinledi ve “Bana geldiğiniz için teşekkür ederim, ama acelem var bir sonraki köye gitmem gerekiyor, bugün size zaman ayıramayacağım yarın daha fazla zamanım olacak. Söylemek isteyip de söyleyemediğiniz bir şeyler kaldıysa
Sizi yarın dinleyebilirim. Beni bugün için mazur görün” dedi.
İnsanlar inanamamışlardı. Bu adam tüm söyledikleri ağza alınmayacak şeylere bir tepki vermeden, sadece dinlemiş, cevap bile vermemişti.
” Bizi duymadın mı? Senin bunlara verecek cevabın yok mu?” diye sordular.
Buda dedi ki:
“Bir yanıt istediysen geç kalmış durumdasın.
On yıl önce gelseydin seni yanıtlayabilirdim.
Ama on yıldır başkaları tarafından yönlendirilmeye son verdim.
Artık köle değil, kendimin efendisiyim, kendime göre davranıyorum,
başkasına göre değil kendi içsel ihtiyaçlarıma göre davranıyorum.
Beni bir şey yapmağa zorlayamazsın.
Sen yapmak istediğini yaptın, kendini tatmin olmuş hissedebilirsin,
ama benim açımdan baktığında ben bunların hiçbirini üzerime almıyorum
ve almadığım içinde bir anlamları yok.”
Buda devam etti
“Birisi yanan bir meşaleyi nehre atabilir,
nehre ulaşana kadar meşale yanık kalır,
nehre düştüğü anda ateş söner, nehir onu soğutur.
Ben nehir oldum.
Bana küfür edersiniz onlar ateştir,
bana ulaştıkları anda benim serinliğimde içinde ateş kaybolur,
artık acıtmazlar.
Siz dikenleri atarsınız sessizliğime düşünce onlar çiçeğe dönüşür.
Ben kendi yaradılışımın doğasından hareket ediyorum” der.
Kendiliğindenlik budur.

Negatif enerjiden korunma ve temizleme yöntemleri neler?

11902528_10206310414351425_3934249635696022526_n1[1]

Güne enerjik, deli dolu başlayıp; gün içerisinde depresif, mutsuz, huysuz olanlardan mısınız? Öyleyse sizin de enerji kaçağınız var demektir. Peki enerjimizi emen bu vampirler kimlerdir ve onlardan korunma yöntemleri nelerdir? Negatif enerjiden nasıl kurtuluruz?

Negatif enerjiden korunma yöntemleri
Fizik biliminde bir yasa vardır: Enerjinin Korunumu. Bu yasa der ki: Enerji yoktan var edilemez, yok edilemez fakat enerji başka şekillere dönüşebilir. Basit örneklerle rüzgar ve güneş enerjisinin elektrik enerjisine dönüşmesi gibi.
İnsan vücudunda da sinir sistemi elektrik sinyalleri ile çalışır. Tüm hücrelerin, organların ve bedendeki fonksiyonların enerjiye ihtiyaçları olduğu gibi, dönüştürerek etrafa yaydıkları bir enerji de vardır. İnsan manyetik bir alana sahiptir. Bu alan aura ismiyle de adlandırılmaktadır. Her insanın bir aurası vardır. Bu aura alanı çevreyle iletişim halindedir. İnsan gözüyle genellikle görülmez. Görebilenler vardır. “Kirlian Fotoğrafçılığı” gibi tekniklerle de ayrıca incelenebilmektedir.

 

Topraklanma nedir? Nasıl yapılır?
Negatif enerji’lerden korunma yollarını anlatmadan önce “topraklanma” konusuna değinmek istiyorum. Çünkü korunma sistemlerinden önce topraklanma yapılması gerektiğine inanıyorum. En klasik yöntemle çıplak ayak toprağa basarak kendinizi topraklayabilirsiniz. Gayet bilimseldir. Üzerinizdeki elektrik toprağa akar rahatlarsınız.
Toprak imkanınız yoksa duş alabilirsiniz. Akan su sizi topraklayacaktır. Bir diğer yöntem ise ılık-sıcak arası bir tuz solisyonuna ayaklarınızı batırmaktır. Ayak tabanlarınızın altındaki gözeneklerden tuzlu suya vücudunuzdaki toksinler ve negatif enerji akacaktır. Tuzun deniz tuzu veya himalaya tuzu olması gerekmektedir.
Tüm bunlar bilimsel olarak yapabileceğiniz elle tutulan gözle görülen topraklanma çeşitleridir. Bunları yapabilirsiniz ancak size önereceğim yöntemi de mutlaka yapın. Ayağınız toprakta, tuzda, suda vs. olmayabilir. Bırakın toprağı apartmanın en üst katında olabilirsiniz. Sakin bir köşeye gidip burnunuzdan derin nefesler alıp yine burnunuzdan verin. Bunu bir kaç kez tekrarlayın. Gözlerinizin kapalı olup olmaması önemli değil fakat yeni başlayanlar için kapalı olması daha uygun olur.
Taç çakranızdan (kafanızın üzeri) beyaz yada mor bir ışığın vücudunuza girdiğini imgeleyin. Bu ışık omurganız boyunca ilerleyerek tüm vücudunuza yayılıyor. Ardından ayaklarınızdan çıkarak evrenle birleşiyor. Ayaklarınızı bir ağacın kökleri gibi düşünebilirsiniz. Yüksek katlı binalarda olabilirsiniz fakat bu köklerin toprağa kadar uzandığını imgeleyebilirsiniz. Işık içinizden geçtikte sizin üzerinizdeki tüm negatif enerjiyi de alıp götürüyor. Artık topraklandınız.

İmgeleme yöntemleri ile negatif enerjiden korunma
Birkaç yöntem var. Bağımlı kalmak zorunda değilsiniz. Kendi tasarımınız bir korunma sistemi de geliştirebilirsiniz.
1. Yöntem: En klasik olanı budur. Siyah, gri, kahverengi gibi karanlık ve koyu renkler dışında bir renk belirleyin. Bu rengin bir yumurta gibi sizi içine aldığını düşünün. Renk parlak ve çok güçlü. Dışarıdan gelen tüm olumlu, pozitif enerjileri ve titreşimleri içine geçiriyor. Size zararı dokunacak enerji ve titreşimleri ise dışarıda tutuyor. Hayalinizde oluşturduğunuz bu baloncuğu gün içerisinde sürekli düşünerek güçlendirebilirsiniz. Beyaz, mor ve pembe baloncuklar en çok tercih edilenlerdir.
2. Yöntem: Aynı şekilde bir baloncuk düşünün ancak bu kez çeperinin ateşten olduğunu imgeleyin. Dışarıdan gelen tüm negatif enerji ve titreşimler bu ateşe değdiği anda yok olup gidiyorlarlar. Aynı zamanda daha güçlü olması açısından 1.yöntemdeki sistemi uygulayıp üzerine bir de bunu yapabilirsiniz.
3. Yöntem: Sizi çevreleyen bir ayna olduğunu imgeleyin. Dışarıdan gelen tüm zararlı enerjiler bu aynaya çarparak geri dönecekler. Aynalarınızı çeşitli şekillerde hayal edebilirsiniz.
4. Yöntem: “Kurşun döktürme” konusunu bilmeyeniniz yoktur. Kurşun bir element olarak radyoaktif ışınlara dahi dayanıklıdır. Sizi çevreleyen kurşun bir zırh imgelerseniz dışarıdan gelen tüm negtiflere karşı kendinizi koruma altına alabilirsiniz.
5. yöntem: Duş altıktan sonra içerisine sirke karıştırılmış bir kova suyu üzerinize dökebilirsiniz. Sirke iyi bir temizleyicidir. Auranızı ve enerji alanınızı temizlediği gibi vücudunuza da iyi gelecektir. Kokusu ise kısa sürede gidecektir. (1 kovaya yarım çay bardağı yeterlidir. Kaynak: Berna Özcan Demir)
Yöntemleri uygularken, kendi bedeniniz dışında odanızı, ofisinizi, bulunduğunuz binayı, mahalleyi hatta şehri ve ötesini bile koruma kalkanı altına alabilirsiniz. Sevdiklerinize onların haberi olmasa bile bu tip bir imajinasyon ile kalkan göndererek onlarında korunmasını sağlayabilirsiniz.
Yaşam alanlarında negatif enerji temizliği ve korunma
1. Yöntem: Benim en sevdiğim bu. Kuru ada çayını bir cezveye veya kaba koyun. Ucunu yakın. Sık sık sönecektir fakat siz onu söndükçe yakın. Yanan ada çayı tütsü gibi eve yayılacaktır. Kokusu benim hoşuma gidiyor. Bilirsiniz ada çayı şifalı bir bitkidir. Bir çok hastalığa karşı önleyici ve tedavi edici olarak kullanılmaktadır. Ürettiğiniz ada çayı tütsüsü evinizi güzel bir kokuyla kaplarken, “evimdeki tüm negatif enerji ve titreşimleri ada çayının şifalı enerjisi ile temizliyorum. Pozitif olan olumlu olan bana ve yaşam alanıma faydası dokunacak tüm enerjileri davet ediyorum” diyebilirsiniz. Bu cümleyi kendinizde geliştirebilirsiniz. Ada çayı ile evin içinde dolaşabilir, dolaplarınızı odalarınızı temizleyebilirsiniz.
2. Yöntem: Bu yöntemi sevgili Fadime Emir’in “Psişik Korunma” isimli kitabında okudum. Evinizi korumak için kapınızın veya pencerelerinizin önünde bir güç hayvanı imgeleyebilirsiniz. Mesela jaguar, aslan, kaplan gibi bir hayvan evinizi koruyabilir. Bunun dışında bir bekçi, polis, asker veya mitolojik bir varlık düşünebilirsiniz. Evinizin etrafının vahşi köpek balıklarıyla dolu bir nehir tarafından çevrelendiğini de hayal edebilirsiniz.
3. Yöntem: Mumlar ve tütsüler yakın. Hem sizi hem evinizi huzurla dolduracaktır. Daha önceden arındırılmış ametist gibi kristaller de kullanabilirsiniz.

Yazar: Mert EsER aLİEFENDİOĞLU

kaynak:indigp dergisi

İLGİNÇ ÖYKÜ SABİT FİKİRLİ OLMAYALIM


1964 yılında ABD de bir öğretmen dergisinde Alexander Calandra imzalı bir yazı yayınlandı:
Bir fizik hocası ile öğrencisi sınav sorusuna verilen cevap hakkında anlaşmazlığa düşmüşler ve tecrübeli öğretmen Calandra’nın hakemliğine başvurmuşlar. Soru şöyle imiş:
“Bir binanın yüksekliğini bir barometrenin yardımı ile nasıl bulursunuz?” Öğrenci de bu soruya cevaben “Barometreye bir ip bağlar ve bina çatısından aşağı sarkıtırım barometrenin yere değdiği noktada ipi ölçerim” yazmıştı ve tabi ki öğretmenin beklediği yanıt bu olmasa da binanın yüksekliğinin bu yöntemle ölçülebilirliliği de ortada idi. Calandra tartışmayı uzatmamak için öğrenciden hemen o anda bu soruyu başka bir yanıt ile cevaplamasını istedi. Öğrenci bu kez “Ama bir tek yanıt yok ki pek çok yöntem var” diye cevap verdi. Casandra “Peki” dedi “Düşünebildiğin kadar yanıt ver o zaman.Ama mümkünse cevapların en az birinden fizik çalışmış olduğunu anlayalım.”
Öğrencinin ilk cevabı şöyle idi: “Barometreyi çatıdan aşağı bırakırsınız ve bir kronometre ile kaç salisede yere çarptığını hesaplayıp x=0.5*a*t^^2 formülü ile yüksekliği bulursunuz” Beklenen cevap bu olmasa da cevap fizik bilgisi içeriyordu.
Öğrenci cevaplarını sıralamayı sürdürdü: “Güneşli bir günde barometreyi dik tutup gölgesini ölçersiniz ve sonra da binanın gölgesini ölçüp orantıyı barometrenin yüksekliği ile çarparsınız” Bu cevap ta doğru idi.
Öğrencinin üçüncü cevabı da şu oldu: “Merdivenleri çıkarken duvar boyunca barometrenin yüksekliğini defalarca işaretleyerek çıkar ve işaret sayısı ile barometrenin yüksekliğini çarparsınız”
Dördüncü cevap öğretmenlerin küçük dillerini yutmalarına neden oldu çünkü öğrencinin fiziği iyi bildiği anlaşılmıştı. “Küçük bir ipe bağladığınız barometreyi önce yerde sonra da çatıda sallar , ipin uzunluğu ve sallanma periyodları arasındaki farklarla Newton’un g katsayısını hesaplar, iki g katsayısı arasındaki farktan binanın yüksekliğini hesaplayabileceğiniz oranı bulursunuz”
Söylenecek bir şey kalmamıştı, öğrencinin sınıfı geçtiği açıktı. Öğrenci yarattığı etki ile gülümsedi ve dedi ki “Ama bence yapılacak en doğru şey kapıcıya gidip barometreyi hediye edip karşılığında binanın yüksekliğini söylemesini istemekten ibarettir.” Hep beraber gülmeye başladılar.
Cassandra hayranlıkla sordu öğrenciye “ Peki, öğretmeninin senden beklediği cevabı da biliyor musun?” Öğrenci alaylı bakışlarla cevap verdi “Evet, çatıda ve yerde hava basıncını ölçerek aradaki farktan hesaplamamız gerekiyor yazmamı bekliyordu”
Cassandra merakla şu soruyu sordu “Peki madem istenilen cevabı biliyordun, neden yazmadın? “
Öğrenci omuzlarını silkti ve “ Çünkü dar kafalılıktan bıktım” dedi.
—–
Küçük bir çocuk iken yaşamı sürdürme konusunda büyüklerimin, öğretmenlerimin bellediklerinin, bakış açılarının doğru olduğu ve sorgulanmadan takip edilmesi gerektiği konusundaki dayatmalarına isyan ederdim. Kendi kendime benim neslim dünyaya hakim olduğunda bunun değişeceğini tekrarlar avunurdum.
Yaş aldığımda saplantı ve kendini kalıplara hapsetme kolaycılığının, milletlerle, nesillerle, inanç grupları ile, sosyal sınıflarla ve hatta eğitimle ilgisi olmadığını, dar kafalılığın her kademedeki insanda çok yaygın bir (üstelik meziyet sanılan) kusur olduğunu da anladım. İyi ki ben bıkmadım, yazıyor ve konuşabiliyorum.
Yaşamı tek bilinmeyenli bir denklem gibi ele almak, altı boş, kulağa hoş sloganlarla konuşup, zamana göre kendini geliştirmeyen saplantı / slogan / hükümlere göre yaşamak ve mevzi alıp dayatmaya çalışmak kolaycılığı hiç kimseyi ve de toplumları bir yere götürmez. Zaten yaşamda soruların pek çoğunun tek bir cevabı yoktur. Eğitimcinin görevi, bildiğini (sandığını) öğretmek / belletmek değildir. Bilinen ve/veya bilinmeyen cevapları bulabilmeyi, yani “öğrenmeyi” öğretmektir.
Hele bir de “merak” ı öğretebilseler, ah ne iyi olurdu.
(Hukat)