VİTAMİN MİNERAL EKSİKLİKLERİMİZİ TAMAMLAYIP DEPRESYONDAN ÇIKALIM.

281369[1]

 

Depresyondan kurtulmaya etkili vitamin ve Mineraller.

Çinko: Beslenmenizde yeterli çinko yoksa hiçbir şey yapmaya enerjiniz kalmaz. Bu durum depresyon, yorgunluk, iştahsızlık veya saç dökülmesi gibi belirtilerle görülür.

Çinko yönünden zengin bazı gıdalar: Kabuklu deniz ürünleri, balık, et, ceviz, kabak çekirdeği, susam tohumu, buğday tohumu

B9 Vitamini: Çeşitli çalışmalar depresyonla B 9 vitamini, diğer adıyla folik asit eksikliği arasındaki ilişkinin altını çizmiştir.Düşük folik asit seviyeleri, depresyonu önlemenin anahtarı olan serotonin hormonu üretiminde bir düşüşe yol açıyor.

Folik asit yönünden zengin gıdalar: Tavuk, dana ve ya hindi ciğeri, yeşil yapraklı sebzeler, tam tahıllar, kuşkonmaz,kavun, avakado, portokal, muz

B6 Vitamini: Anksiyete veya depresyon gibi belirtileri kontrol etmekten sorumludur.Bu vitaminlerin eksikliği sizin kolayca sinirlenmenize yol açabilir.

B6 vitamini aşağıdaki gıdalarda bulunur: Tavuk, balık, muz, patates, fasulye, tam tahıl

Magnezyum: Fiziksel ve zihinsel sağlık için temel bir vitamindir. Sinir sisteminin düzenlenmesine yardımcı olur ve anksiyete, hiper aktivite, panik atak, fobiler, stres ve depresyonu önler.

Magnezyumun bulunduğu gıdalar: Kabuklu deniz ürünleri, süt ve peynir, havyar, kırmızı et, kabak çekirdeği, kinoa, yeşil yapraklı sebzeler

C Vitamini: Güçlü bir bağışıklık sisteminin temel parçasıdır. Aynı zamanda sinir sisteminizde de önemli bir rol oynar. Çünkü C vitamini eksikliği yorgunluk ve mutsuzluk hissine yol açabilir.

C vitamini hangi gıdalarda bulunur: Kızılcık, kivi, ahududu, brokoli, ıspanak, dolmalık kırmızı biber

kaynak: luna akademi

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Değil mi ki, kavuşmalarımız topal. Ayrılıklarımız koşar adım.

ZarifogluSoylesi3[1]

 

Şu küçücük kalpte nice hakkın yüklü.

Aklımdan çıkmıyorsun dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.

Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.

Bir gün ister istemez karşısında olacaksın kaçtıklarının. Dua et o gün henüz mahşer olmasın.

Merhamet capcanlı bir kuştu insan kalplerinde. Bir ölçü, bir adaletli ki eşi emsali bulunmaz.

Başıma düşmüş sevda ağı. Bir başıma tenhalarda kahroldum.

Değil mi ki, kavuşmalarımız topal. Ayrılıklarımız koşar adım.

Ne çok acı var.

Yaşamak bir perde gibi kalkıyor aramızdan. Zamansız mekânsız bir tünel başındayız şimdi.

Aklımdan çıkmıyorsun dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya.

Bir gün elbette sofraya birlikte çökeriz. Sen dağ gibi kurul ben zerre bir yer tutayım.

Hayır kalbim yorulmadım hayır hayır yıkıl daha.

Az az ölüyoruz her gün yağmurdan, havadan bahseder gibi.

Ben onunla içimden konuşuyordum.

Ah şu yalnızlık kemik gibi, ne yana dönsem batar.

Her fikrin karşılığı bir duygu vardır.

Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir.

Ayrılıkla başım belada Gözlerini çevir gözlerime Yoksa ben Sensiz bu sessizlikle. Deli gibiyim sensiz bu sensizlikle.

Alnı secdeye inen insanların sesleri birbirine bağlanabilirse, ancak o zaman sokaklar, meydanlar ardına kadar açılır.

Bakıyorsunuz, zulmedilenlerin tek ortak özelliği var; Müslüman oluşları ve zulmedenlere bakıyorsunuz, onların da bir tek özelliği var; Kâfir oluşları veya küfre hizmet edişleri.

Bilmediğim ve ne yapacağı belli olmayan bir duyguyla hırpalanıyorum boyuna.

Diline bir düğüm at ve otur. Dinle. Gıybet ve dedikodu, münakaşa ve cedel, su-i zanlarla dolu söz varsa ya durma ayrıl, ya da engelle.

Düştümse sana bakarken düştüm.

Adam, acı mümkün olduğu kadar kendi içine aksın diye yüzünü öne eğmişti.

Ölü kalbimiz dirileydi hakka dönüp sadakayla yıkanaydık dünyaya hiç meyletmeyeydik.

Rüzgâr nereden eserse essin güzeldir. Alevler bir ayrı âlemdir. Dirlik sevinçtir göç içimizedir.

Evet hatırladım küçük basit şeyler yetiyor kederlenmeye. Ya mutluluğa?

Hayalimin ayağı yere değmiyor henüz. Onun gerçekleşmesine dayanacak, onun yükünü kaldıracak topraklarım yok.

Bir ölüm vefalı, bir de sonbahar.

Fakat ben artık sana doğru yola çıktım…

Farz et körsün olabilir. Elele tut. Taş al ve at. Kâfiri bulur.

En Güzel Cahit Zarifoğlu Sözleri…

Yeni otomobile sarılamayacağını, banknotlarla öpüşemeyeceğini, evinin duvarlarıyla sevişemeyeceğini, işinle aşk yaşayamayacağını anlıyor insan.

14084_10152993625328743_2385849750966407544_n[1]

 

Anlamak zor gelse de bir gün anlamak zorunda kalıyoruz. Yeni otomobile sarılamayacağını, banknotlarla öpüşemeyeceğini, evinin duvarlarıyla sevişemeyeceğini, işinle aşk yaşayamayacağını anlıyor insan. Hepsinin, asıl mutluluk, sevgi için araçtan öte olamadığını anladığında insan bazen çok geç kalıyor.
Koş, durma, yüksel, daha çok kazan, başarılı ol, aman ha sakın hata yapma, hep güçlü ol… Bu mudur? Yaşamak bu mudur? Her fırsatta söylüyorum dünyanın duygusal, hassas insanlara ihtiyacı var. İtiraf etmeye ihtiyacımız var; yorulduğumuzu, aslında en temel ihtiyacımızın sevgi olduğunu, sevgiyi saygıyı bulmanın yolunun paradan, söhretten, ünvanlardan geçmediğini bildiğimizi itiraf etmeye ihtiyacımız var.
Evin içinde seni bekleyen yoksa, sarılabildiğin yoksa ne anlamı var saray olsa… Ağlayabileceğin bir omzun yoksa, seni sadece sen olduğun için seven biri yoksa ne anlamı var milyonlarca doların olsa, sen direksiyondayken seni seyreden, sana sevgiyle bakan birileri yoksa ne anlamı var son model otomobilin… Seni dişlideki çark gören bir şirkette müdür olsan neyazar… Uğrunda yaşadığın bir şey yoksa, ne anlamı var imparator olsan…Sana öğretilen kopya hayatını yaşamaya devam edebilirsin. Eğer sen, sen isen, lüksün, daha fazla paranın hiç bir zararı yok. Sen, kendini sadece sahip olduklarınla tanımlamıyorsan ve onlar gitse de yaşayabiliyorsan zaten sorun yok.Ama, sevgisiz, bukelamuna döndüğün bir yaşamda hiçbir şeyin anlamı yok. Tek bir hayatın var. Önemli olan onu nasıl yaşadığın, isteklerini, yüreğindekileri, seni ne kadar yaşamına taşıyabildiğin değerli olan…Her birimizin ayrı geçmişi, ailesi, yaşanmışlıkları var. Herkesin kendine göre sorunları var. Yaşamın bize getirdiklerinden çok onları nasıl karşıladığımız önemli olan. Yaşamın %95’i senin seçimlerin ve senin yaşamı nasıl karşıladığın…😉

Gülşen Bahadır

Hayatın bana verdikleri yada vermedikleriyle savaşmak yerine uyumlanmaya çalışıyorum.

14084_10152993625328743_2385849750966407544_n[1]

Hayatım boyunca hiç savaşmadım ben,ama hiç.Ne istediklerimi almak için,ne kendim için,ne sevdiklerim için,ne hayatın bana vermedikleri için,ne de haksılığa uğradığım için.Gücüm olmadığından değil tercih etmediğimden.Ben tercihimi direnmekten yana kullandım çünkü savaşın hiç bir getirisi olmadığna inanıyorum.Savaşta kazanan yok sadece kaybedilenler var,geride kalıp hatırlanan tek şey onlar hep bunu gördüm.Tarih tekerürden ibaret o yüzden zamanlada savaşmanın bir manası olmadığnı gördüm.Zamanla birlikte akabilrsin yapabileceğin en iyi şey budur.

Savaşa giren herkes en başında kaybediyor bence.Fiziksel savaştanda bahsediyorum burda psikolojik olandanda.Hayatın bana verdikleri yada vermedikleriyle savaşmak yerine uyumlanmaya çalışıyorum.Bazılarının şeklini değiştiriyorum,bazılarınınsa yönünü.Bazen de onlar beni değiştiriyor kimi zaman birşeyler katıyor bana kimi zaman alıyor bir şekilde orta yol bulunuyor yani hayatla anlicaginiz ama savaşarak değil zamanla.Zaman olgusunu tam kavrayabilmiş değilim henüz hangi vaktin neye ait olduğnu,kimi temsil ettiğni veya ne getireceğini bilemiyorum çoğu zaman.

Geç kaldığım oluyor,aceleden erken gittigim oluyor yada heycandan bekleyemediğim oluyor bunlardan herhangi biri bir hataya yol açtığında duruyorum,bekliyorum,anlamaya çalışıyorum neyi zamansız yaptığımı.Hayatın bize getirdikleri yada götürdükleri aslında tamamen bizim seçimlerimizden ve zamanımızı nasıl kullandığmızdan ibaret o yüzden diyorum ya savaşmadım ben hic diye çünkü savaş sadece zaman kaybı.Ne getirileni geri götürebilir, nede götürüleni geri verebilir savaş.Tüm bu anlatıklarımdan sanmayınki tepkisiz yada suskun kalıyorum hayatın haksızlıklarına adiliklerine karşı dedim ya tercih meselesi diye bunlara direnmeyi tercih ediyorum hayatın genel akışında bu defektleri düzeltebilmek için,kalıcı çözüm için yani.

Devletin yaptığı haksızlığa direniyorum halkın hakettiği refahın sağlanmasını taleb ediyorum,sevdiklermi hayatımdan çıkarmamak için direniyorum ama kimseyide zaptetmiyorum,mutsuzluga karşı direniyorum,kötülüğe karşı direniyorum daha milyonlarca sey yazabilirim şu hayatta direndiğim ama hepsinide aynı zamnda seviyorum.Sevmek yapabiliceğimiz en büyük hareket bu hayatta sevmek saymak ve kabullenmek hayatımı bu olgu üzerinde şekillendirmeye çalışıyorum çünkü biliyorum ki bi gün aydınlığa kavuşulcaksa şayet bu sadece sevgiyle,aşkla,ışıkla olucak.Hayatın size verdiği acılarıda sevmeniz lazım güzelliği iyiyi sevmek kolay,zoru başarmak lazım bence

.Gelen zorluğuda acıyıda dedim ya şeklini değiştiriyorum yönünü değiştiyorum bi şeklide kabulleniyorum diye,işte kabullenirken sevmekte lazım anlamaya çalışmakta lazımki bize bir geri dönüşü olsun tüm bu yaşananların zamana hak ettiği değeri verelim çünkü elimzde ondan çok az var ve çok çabuk geçiyor.Savaşmaya en yakın olduğum şey sanırım kendi içimdeki nefsim.Onunla bile savaşmıyorum aslında onuda sevmeye anlamaya ve sivri kenarlarını törpülemeye çalışıyorum hayatımda.Ben büyüyüp olgunlaştıkça o küçülüp çocuksulaşsın istiyorum içimde.Bir çok tercihimde isteğimde hemen kendini öne atıp bas bas bağrıyor içimde eskiden ayırt edemezdim onu iç sesim sanar dilerdim savaşmaya yakın şeylere sebebiyet verirdim şimdiye artık tanıyoruz birbirmizi seviyoruzda hatta o yüzden artık O o kadar bağırmıyor işte dedim ya bende savaşmıyorum direniyorum,seviyorum,kabulleniyorum ve TEŞEKKÜR ediyorum hayatımdaki herşeye,herkese ❤️ Gülşen.Bahadır

Üzüm Çekirdeği Yemeniz İçin 7 Sebep –

 

Düzenli bir şekilde üzüm yiyen çoğu kişi, küçük üzüm çekirdeklerini atmak gibi bir hata yapar; çünkü, tadı meyvenin etli yeri kadar güzel değildir.

Artık bildiğimiz gerçek şu ki, çekirdeklerin içindeki yüksek miktarda besini kaybetmek büyük bir ziyan. 

Kozmetik ve ilaç endüstrisindeki birçok şirket, çeşitli hastalıklara doğal tedavi olarak bu küçük çekirdekleri kullanıyor.

Fakat aynı zamanda bunları çiğ tüketmeniz de öneriliyor çünkü acı tadının yanı sıra, vücudunuzun ideal fonksiyonu için önemli faydaları var.

Üzümün bu önemli parçasını hala tükürenler için, bu yazıda üzüm çekirdeği yemeye başlamanız için 7 sebep paylaşmak istiyoruz. Hepsi harika!

1. Üzüm çekirdeği antioksidan açısından zengindir

Üzüm çekirdeği, fenolik, proantosiyanidin ve tokoferol bileşikleri açısından zengindir ve bu bileşiklerin antioksidan gücü, vücudunuzu serbest radikallerden kaynaklanan zararlardan korur.

Aynı zamanda, sağlığınızı direkt olarak etkileyecek çevresel faktörlerin etkisini yok eden C vitamini ve beta karoteni de belli bir miktarda içerir.

2. Kan dolaşımınızı temizlemeye yardım ederkan hucreleri

İçerdiği besin ve antioksidan sayesinde, üzüm çekirdeği, ilaçlar ya da diğer zararlı maddelerin atıklarını yok ederek kan dolaşımınızı temizler. 

Bu sebeple, kalp hastalığı riski taşıyan insanlar için doğru bir çözümdür; çünkü, diğer şeylerin yanında, iyi bir dolaşımı destekler ve pıhtı oluşumunu önler.

3. Kanseri önler

İçerdiği yüksek miktarda antioksidan sayesinde üzüm çekirdeği; göğüs, cilt ve prostat kanseriyle savaşmak için önerilir.

Serbest radikallere karşı etkisi sayesinde, bu hastalığı geliştirmenize sebep olan hücresel zararı engellemeye yardımcı olur.

4. Tütün kullanımının etkisini azaltır

sigara etkisi

Aktif ve pasif içiciler, üzüm çekirdeğindeki besinlerden, zehirli bileşikleri solumanın zararlı etkileriyle savaşmak için yararlanabilirler.

Kan dolaşımını temizleme özelliği sayesinde, zararlı atıkların çoğu elenir ve bu vücudunuzun korunmasına yardımcı olur.

5. Üzüm çekirdeği iltihaplanma karşıtı ve antibakteriyeldir

Antibakteriyel özelliği sayesinde mikrobik büyümeyi engeller ve çeşitli enfeksiyonları iyileştirir.

Üzüm çekirdeği aynı zamanda iltihap karşıtı özelliktedir ve bu sayede bazı rahatsızlıkların şiddetini azaltır:

  • Kireçlenme
  • Deri iltihabı
  • Ödem
  • Ülser
  • Sinüzit
  • İdrar yolları enfeksiyonu

6. Erken yaşlanmayı önler

göz kırışıklıklarıÜzüm çekirdeğinin en temel faydalarından biri içeriğindeki kötücül hücrelerin aktifliklerini azaltan OPC antioksidanlardan gelir. Bu cildin, organların, dokuların ve hücrelerin erken yaşlanmasını önler

Bu sayede, düzenli bir şekilde üzüm çekirdeği tükettiğinizde vücudunuz daha genç ve vücudunuz erken yaşlanmadan, daha kırışıksız kalır.

7. Akciğerleri korur

Üzüm çekirdeğinin antibakteriyel ve antihistamin etkisi, alerjiyle savaşmaya, akciğerlerinizi güçlendirmeye ve enfeksiyona ve işlevini bozan diğer hastalıklara karşı korumaya yarar.

Çünkü aynı zamanda bağışıklık sisteminizi güçlendirir; grip, soğuk algınlığı ve diğer solunum sisteminizle ilgili hastalıklara yakalanma riskini azaltır.

Üzüm çekirdeğini nasıl yemelisiniz?

üzüm çekirdeği

Üzüm çekirdeğini üzümle bir bütün olarak yiyebilirsiniz isterseniz. Fakat aynı zamanda, diyetinize düzenli bir şekilde eklemeniz için üzüm çekirdeği özü ya da kapsülü satan doğal dükkanlar ve aktarlar var.

Günlük önerilen miktar günde en fazla 300 mg, fakat siz endişelenmeden istediğiniz kadar üzüm yiyebilirsiniz.

İşte üzüm çekirdeğini diyetinize eklemeniz için birkaç müthiş tarif:

  • Meyveli buzlu içecek (smoothie)
  • Çorba
  • Kokteyl
  • Tatlı

Haydi deneyin! Tadı harika olmayabilir ama katlanılamayacak gibi de değil. Artık üzüm çekirdeğinin vücudunuz için tüm faydalarını da bildiğinize göre, neden bundan faydalanmaya başlamayasınız ki?

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Albatros…

Black-browed albatross in flight

.

 

Sık sık, eğlenmek için, acımasız tayfalar
Yakalar kanadından bu deniz kuşlarını,
Ürkütücü sularda gemileri izleyen
Yolcuların yıllardır dost arkadaşlarını.

Gökten inen tasasız, bu utangaç krallar
Güvertelerin üstüne kondukları zaman
Geniş kanatlarını sofuca bırakırlar,
Yorgun kürekler gibi, sular üstünde kayan.

Sen ey kanatlı yolcu, bir zaman ne güzeldin !
Bak gaganı dürtüyor hoyrat tayfanın biri,
Ya öteki, bilir mi bu hale nasıl geldin,
Topallayıp öykünüyor uçtuğun günleri.

Ozan, ey bulutlardan toprağa sürgün ece,
Oklara göğüs geren, dostu fırtınaların,
Yuhlarlar yeryüzünde, seni de, gündüz gece
Uçmana engel olur, ağır dev kanatların.

Charles Baudelaire

Abi N’olur Kurtarın Beni Bu Manyaktan…

13507030_1209206589129550_8988316848471135809_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hey Maşallah…

13438812_1209185745798301_2641506332528190655_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Pazar Eğlencesi… Ben Sevişken Akbabayım… Ya Sen?

IMG_9961

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Lülüş Gitti, Benim Hislerim de Gitti… 02/07/2016… Günün Fotosu

Lülüş gitti, benim hislerim de gitti

60 yıl… Dile kolay… Bir aradasın… Bir ömür… Her an birlikte… Gençlikte, yaşlılıkta, sağlıkta, hastalıkta, iyilikte, kötülükte… Sonra bir gün, biri, “tık” diye gidiveriyor. Benim için bu, sırtını dayadığın ağacın hiç beklemediğin anda devrilmesi gibi… Ölüm hep acı veriyor ama insanın hayat arkadaşını kaybetmesi daha da acı sanki… Radikal yazarı Hakkı Devrim bir süre önce 60 yıllık eşini, Gülseren Hanım’ı, Lülüş’ünü kanserden kaybetti. Bu röportajda bu acıyla nasıl yaşadığını, bu acıyı nasıl taşıdığını okuyacaksınız…

Gülseren Hanım’la nasıl tanıştınız?
– Lülüş’le mi?/images/100/0x0/55ea26fbf018fbb8f86e6b32

Öyle mi derdiniz ona…
– Evet, o benim Lülüş’ümdü. 48 senesinde Hukuk Fakültesi’nin kantininde tanıştık. Veronica Lake’e benzeyen bir kız. Tuhaf, sıra dışı bir güzellik. Ortakbir arkadaşımız tanıştırdı.
İnanılmaz tanıdık biri çıktı. Neyle mi tanıdık? Okuyup yazdıklarıyla. 48 senesi ve Sartre hakkında fikir sahibi. Sartre’la Camus’nün farkını tartışabildiğim biri. İki farklı cinstenmişiz gibi değil, çok iyi  arkadaşız. Birlikte yüzmeye gidiyoruz, baktım bir gün Ahmet İhsan Tokgöz yazan sarı zarflardan bir sandviç çıkardı. Ahmet İhsan Tokgöz de Serveti Fünun edebiyatını başlatan adam. O tarihte ölmüş tabii. Gözüm zarfa takıldı, “Nereden çıktı bu zarf?” dedim. “Ha o mu? Matbaadan kalma” dedi. “Ne matbaası?” dedim. “Dedemin matbaası” dedi. “Kim yahu senin deden?” dedim. “Ahmet İhsan Tokgöz” demesin mi? Bu kadar kitap  bilgisi, kütüphane demek oradan geliyor. O daha avantajlıydı bana göre, ben Tapu Müdürü Ruhi Bey’in oğluyum.

Onu etkilemek için neler yaptınız?
– Küçük Sahne yeni açılmıştı. İlk piyes de, “Fareler ve İnsanlar”. Seyretmeye gittik, çok sevdi. Sevmeseydi, işler değişebilirdi. Tabii o zamanlar farkında değildim, ben neyi beğenirsem, Lülüş de onu  beğenirdi. Aynı şeylerdi ilgimizi çeken.

Sizi mutlu etmek için mi?
-Allah bilir. Bir şeyi beni mutlu etmek için mi yapıyor, yoksa kendisi de sevdiği için mi, hiçbir zaman çözemedim.

Başkaları için mi yaşardı?
– Her zaman.

Siz daha mı bencilsiniz?
– Oooooo. Ne diyorsun? Tabii ki. Lülüş herkesle herkesin arasını yapmaya çalışırdı, herkes ve her şey iyi olsun diye kendini parçalardı.

Onun bu özelliğinden şikayet eder gibi bir haliniz var…/images/100/0x0/55ea26fbf018fbb8f86e6b34
– Evet, çünkü kendini çok yordu. Biraz da kendisi için yaşamalıydı. Önce iki çocuk, sonra torunlar…

Onsuz yapamayacağınızı ilk ne zaman hissetiniz?
– 5 yıl sadece arkadaştık. O arada ben onu küstürdüm. Küsmek de bir adamın karakterini meydana çıkarır. Ben, bana küsülünce de küsünce de inat ederim, yelkenleri indirmem. O ise kimse küs kalsın istemez,  herkesi barıştırır, fevkalâde vazifeli hisseder kendini. Başka dünyadan gelmişti sanki. Onunla tanışmamış olsam, Zihni Küçümen’le Fransa’ya gidecektik, o psikoloji okuyacaktı, ben sosyoloji ve ben evlilik karşıtıydım. Ama işte birden kendimi o havanın içinde buluverdim.

Gülseren Hanım mı istedi evliliği?
– Yok hayır! O kimseden bir şey istemez ki. Böyle bir tabiatı yok.

E peki izdivaç nasıl oldu?
– 51 yılbaşı gecesi Emirgan’da bir arkadaşın evindeyiz. Bazı kızlarla birlikte… Gülseren yok yani. İçime bir sıkıntı bastı, aşağı indim, Lülüş’e telefon ettim. Dedim ki “Lülüş?”, “Efendim?” dedi, “Sen bana  varır mısın?”, “Varırım” dedi. “Tamam o halde, iyi seneler!” dedim, telefonu kapattım. Bir daha da bu meseleyi konuşmadık.

Peki babasından istemediniz mi? /images/100/0x0/55ea26fbf018fbb8f86e6b36
– O ayrı bir tantana. Sert bir adam, tıp hocası, asker, yanına zor sokulursun, üstelik o dönem Tabipler Odası Başkanı. Babam, “Evladım” dedi, “Senin ağzın benden daha çok laf yapar, sen ilk konuşmaları yap, sonra biz de protokol icabı isteriz.” Ben 7 hafta boyunca her çarşamba Cağaloğlu’ndaki Tabipler Odası’na gittim. Dinliyor ama taviz vermiyor. Bir de düşman gibi bakıyor. Evine gidiyorum, bahçedeki köpek beni  anıyor, bahçıvan tanıyor, bir Murat Bey tanımıyor. Sonra bir gün lütfetti, “E peki siz nasıl geçineceksiniz?” dedi. Ben de doğru dürüst bir iş yapmadığım için kalabalık bir laf edeyim dedim. Cevabım ona çok  komik gelmiş, sonradan senelerce diline doladı. “Ben Türkiye Turizm Kurumu’nda artistik direktör olarak çalışıyorum. İstanbul Radyosu’nda da söz ve temsil yayınlarında reji asistanıyım. Son Saat Gazetesi’nde  de röporterim.” Yüzüme baktı, “Evlat” dedi “Senin şöyle tek kelimeyle söylenebilecek bir mesleğin yok mu?”

Bu kadar isteksizken kızı nasıl verdi?
– Kayınvalidenin söylediğine göre evde kızılca kıyamet kopmuş. Hiç bilmedikleri bir Gülseren ortaya çıkmış! Sonunda bizimkilerle de tanıştılar, kızı verdiler. Ama tabii nişan ya da düğün yapacak durumum yok.  Kayınvalideden aldığım 250 lirayla Tokatlıyan’da nişanlandık, gerisi geldi. 60 sene önce tanıştık Lülüş’le, tam 60 sene sonra da 2008’de vefat etti. Bu 60 senenin, 55 senesini evli olarak geçirdik.
Geriye “keşke”ler kaldı…

Eşinizin hastalığı birden bire mi ortaya çıktı?
– Bir gün geldi göğüs kanseri olduğunu öğrendik. Ben önce müsterihtim, “Tedavi kabul eden bir kanser türü” diye düşündüm. Ama geç kalınmıştı. Beyne sıçradığı güne kadar, öleceğine inanmadım.
Her şey ne kadar zamanda oldu bitti?
– Üç buçuk sene.

En son bilinçli konuşmanız…
– Hep bilinçliydi. Ta ki o güne kadar. Yemek masasında birden bire süpürgeliğe bakmaya başladı, nasıl bir çığlık. Ben zannettim ki, akrep filan çıktı. Korkunç bir kriz geçirdi. Bizi duymuyordu artık.  Çocuklar hemen hastaneye götürdüler, beyne sıçradığı dönemdi, ondan sonra ölüm fazına girdi. Yine de o güne kadar hiç şikayet etmedi, korkusunu belli etmedi. Ben olsam ederdim. Niçin bu kadar herkese  borçluydu? Ne olmuştu? Genlerinde bir suç mu vardı? Büyüklerinden biri insanlığa karşı bir suç mu işlemişti? Ömür boyu borçlu gibiydi…/images/100/0x0/55ea26fbf018fbb8f86e6b38
İyi insan olmak belki de bu…
– Belki de. Ben öyle değilim.

Bütün o ölüm seremonisini nasıl yaşadınız?
– Cenaze işlerini çocuklar halletti. Rüya gibiydi, yoksa kabus mu demeliyim. Okan (Bayülgen) hergelesi de sağ olsun cenazeye geldi, bir yerlerden battaniye bulmuş, sırtıma koydu.

Vedalaşmış mıydınız Lülüşünüzle?
– Sürekli öpüşüyorduk. Çok güzelleşmişti. Çocukluğuna dönmüştü. Zaten o kadar masumdu ki, o sanki yanlışlıkla benimle evlenmiş bir çocuktu. Baştan beri onu böyle düşünüyorum.

Yeteri kadar ağlayabildiniz mi?
– Hayır, öyle bir ferahlık olmadı. Bırakamadım kendimi. Akşamları eve dönerken bir yerlerden telefon ederdik, “Bir ihtiyacınız var mı Lülüş Hanım, bir yerlere uğrayayım mı?” “Yok Hakkı Beyciğim, buyurun sizi  bekliyorum” derdi. İşte onu aradığım saatlerde kimse görmeden biraz ağlıyorum.

-Hayata dair bir sonuç?
– Ne sonucu olacak Ayşeciğim, giden gidiyor. Bize keşkeler kalıyor. Keşke daha kavgacı biri olsaydı, keşke kendini daha çok düşünseydi, keşke bu kadar iyi olmasaydı. Ben prostatımda ve bağırsağımda iki kere  kanser buldum. Kızım Zeynep haydi deyince doktora gittim. Lülüş ise, birini rahatsız edecek diye söylemez, yük olmak istemez. Sevdiklerimizi kaybettikten sonra ben onu yatak odasında hep dizüstü oturmuş, bir  şeyler okurken bulurdum. Benim hayatımda öyle şeyler yok. Öyle hislerim de yok. Lülüş gitti, benim hislerim de gitti…
En sevdiğim insanın 55 sene kanını kuruttum

Sizin hangi özelliğinize hayrandı?
– Lülüş beni sevmek dışında, beğenirdi de. Ne var ki beğenmediği kimseyi de görmedim. Doğrusunu istersen, bu kadar iyi niyetli ve müspet olunca, insan dünyayı flu görürmüş gibi geliyor. “Şu yeşilliğin  güzelliğine bak” derdi. “E baktım Lülüş!” “Farkında mısın kaç çeşit yeşil var?” Benim hep acelem vardı, hep işim vardı. Onunsa, bana dünyayı hep güzel gösterme gayreti…

Sizden daha pozitif bir tip…
– Orası muhakkak. Bir de her şeyin tadını çok çıkarırdı. Eski bir Citroen’im vardı, dağ bayır gezerdik, 60’lı yıllar, ondan mutlusu yoktu.

Siz onun nesine hayrandınız?
– Ben 55 sene her akşam eve çok sevinerek döndüm. Düşünsene, her akşam güleryüzlü bir kadın kapıyı açıyor. Bencilliğin karşıtı “sencillik” vardır ya, benim “diğerkâmlık” dediğim mizaç, Lülüş onun tipik örneğiydi…

Siz de evin egoisti…
– Hem de nasıl. Ben ne kadar bencilsem o da o kadar verimkâr. İyilikten ölecek.

Onun bu iyi niyetini suistimal ettiniz mi?
– Valla en sevdiğim insanın 55 sene kanını kurutmuşumdur. Hem de nerede biliyor musun? Sofrada. Sofra huysuzuyum ben.

Yemeğini mi beğenmiyordunuz?
– Evet ama kaba lafa gerek yok. Çerkezdir, tepesi çabuk atar. Manidar bir şekilde “Bu eti nereden aldın?” de, yeter.

O n’apıyordu?
– N’apsın, çileden çıkıyordu! “Aynı kasaptan!” diye bağırıyordu. “Bir şey demedim canım” diyordum ben de. Cennetten inmiş kadını bile delirtirdim. Bir de ben ot yemem, maydonoz görmek istemem, pırasa, lahana  filan hiç sevmem. Yine de hayatta kimseden görmediğim kadar iyi muamele gördüm.

Başka nasıl delirtiyordunuz onu?
– Öfkelendiği zaman beni gülme krizi tutuyordu. Daha da sinir oluyordu. Onu hafife aldığımı sanıyordu, oysa ben, onun gözlerinden ateş çıkan halinden hoşlanıyordum.

-Boşanmak, ayrılmak…
– Aklımızdan bile geçmedi. Arkadaşlarımız arasında boşananlar oldu, ben onlara ayrı ayrı rastladığım zaman hep kaçtım. 20 sene, 30 sene beraber gördüğüm insanları, tek görmeye tahammülüm yok. Boşanan yeniden  evlenirse onu da anlamam mümkün değil.

Neden? Mümkün değil mi?
– Hayır, değil!

Yaşar Kemal’in de yıllarca Tilda’sı vardı ama sonra tekrar evlendi…
– Onu bilemem. Ama bu evde Lülüş’ten başka birinin geziyor olmasını benim aklım, iz’anım, hiçbir yerim almaz.

Bu, suç değil ki…
– Suç değil ama haksızlık. Bizim Zorro diye bir köpeğimiz vardı, çok ahbap olduk, öldü. Eh köpekten yana kısmetimiz kapandı, demektir. Zaten Lülüş’ün benden önce gitmesine de hiç mi hiç inanamadım. Erken  gitmesi gereken bendim.

Neden siz erkenci oluyorsunuz?
– Normali odur. Kadınla erkek aynı yaşta ise, genellikle erkek önce gider. Benim beklediğim de buydu.

Belki de siz bencilliğinizden dolayı hayatta kaldınız…
– Mümkündür.

Peki çocuklar büyüdükten sonra…
– Ben gazeteciliği bırakmaya karar verdim, Meydan Larousse’tan da bir miktar para geçti elime, ya tekne alıp balıkçılık yapacaktım, ya da yaşlılar için bir motel işletecektim, ikisinden de vazgeçtim,  tavukçuluk işine girdim.

Yaşlılık döneminiz nasıl geçti? Hâlâ sofrada kadıncağızı delirtiyor muydunuz?
– Hep yaptım. Yemek zamanı gelince, tabanca çekilmiş gibi oluyorum. Böyle kötü bir özelliğim var. Ama Lülüş için de benim için de aile, kutsala yakın bir şeydi. Bu müesseseyi bu kadar benimseyen iki insanın  bir araya gelmesi ne netice verirse, bizde de öyle oldu. Günden güne bağlandık, sarmaşık gibi.

“Gel hanım bir sarılayım…” yapar mıydınız?
– Niye yapmayayım ki? Her gün bana sorardı, “Bugün ne oldu?” diye. Ben de “Amaaan ben Meclis’e gitmiyorum ki, gazetede bir odanın içinde oturuyorum” diye geçiştirirdim. Şimdi kendime kızıyorum, “Eşek kafalı!” diyorum, o kadar hikâye vardı, uydursaydın bir tane. Ben insanları çok sağlam seviyorum ama saadet, detayda. O da bende yok. Daha bir sürü hıyarlık yaptım, çok pişmanım.

Ne gibi?
– Yolda gördüğü her şeyden keyif alırdı, güzel bir manzaradan, bir ırmaktan, güneşin batışından. “Bak” derdi, “Hakkı, bak…” Uludağ’a gideriz bayılır. En son Artvin’e gittik, baktığı, gördüğü her şeyin  tadını çıkarır, benimle paylaşmak isterdi. Ben oralarda değilim ki. Oysa şimdi bana “Bak bu ne güzel!” diyen kimse yok. Meğer duygu açığımı onunla telafi ediyormuşum. Şimdi kaldım sopa gibi…

İnsanın 60 yıl boyunca yanında ağaç gibi duran birini kaybetmesi, ne kadar acı verici bir şey?
– Tarifi yok. Başka ölümlere benzemiyor. Annemde babamda da ciğerim yandı. Ama yüksek sesle hiç utanmadan söyleyebilirim ki, Lülüş’ün gidişi, bütün o ölümlerden farklı. Benden bir şeyler de birlikte
gitti. İçeriden bir şeyler. Bunu erkekler, kadınlardan daha çok hissetmeye mahkum. O yüzden münasibi erkeğin önce gitmesi…

Evlilikte saadetin şartı nedir bilir misin?

Her gün geliyor mu aklınıza?
– Özellikle akşamları. Evlilikte saadetin şartı nedir bilir misin? Bir aradayken de yalnız kalabilme mucizesini gerçekleştirebilmek. Ben
kadınımla böyleydim. Ben çalışırdım, arkamda ansiklopediler olacak, o zaman kendimi güvende hissederim, masa başında olmak benim için çok önemli; o da kendi işleriyle meşgul olurdu, tercüme yapardı, bir  şeyler okurdu. Ayrı odalarda olurduk, ama birbirimize seslenirdik, çok iyi anlaşan iki arkadaştık, erkek olsaydı da onunla yaşamak isterdim. Bazen de “Neydi adamın adı Tevfik mi?” derdim, “Gelmedi aklıma”  derdi. Gecenin iki buçuğunda bağırırdı, “Hakkıııı?” “Efendim” derdim, “Talat, Talat..!”

En çok neyi özlüyorsunuz onunla ilgili?
– Her şeyi be Ayşecim. Beni en çok tenkit eden insandı. Beni hep düzeltmeye çalıştı. “Sen karşındakini küçümsediğini belli ediyorsun, yapma!” derdi. O kadar büyük bir boşluk ki şimdi olmaması. Kendimde olan  bir şeylerin yok olması gibi. Sanki içimde bir taraf öldü.

Konuşuyor musunuz onunla?
– Tabii. “Bak yine yüzümü kestim Lülüş” diyorum, çünkü tıraş olurken bir yerimi kesmeme sinir olurdu, ya da “Bak gömleğimin ikinci düğmesini ilikliyorum Lülüş” diyorum, açık bırakırsam çok kızardı çünkü…

Ölüm kavramıyla nasıl baş ediyorsunuz?
– Edebiliyor muyum bilmiyorum ki? Her gece akşam yatağa girdiğimde, “Lülüş’üm toprakta yatıyor” diyorum. Hayatta en iyi bildiğim bedenin toprak altında olması bana çok fena geliyor. Başka bir şey düşünmeye  çalışıyorum, beceremiyorum, o yüzden akşamları zor geçiyor.

Evin içinde varlığını hissediyor musunuz?
– Bir akşam uyandım, camın yanında duruyordu, “Ne kadar özlemişim, iyi ki geldi!” diye geçirdim aklımdan, sanki bir seyahate gitmiş, geri bana gelmiş. Tabii bu birkaç saniyelik bir şeydi. Evdeki kızlardan biriymiş, sanırım Lülüş’ün hırkalarından birini giymiş.

Küçük bir kabristanım var Şöyle bir hesapladım, benim sevdiğim insanlardan oluşan küçük bir kabristanım var. Hepsini tek tek yazdım, çok canımı yakan ölümler olmuş. Tam 45 kişi. Lülüş, 46’ncıydı. Yırttım  attım listeyi…

Rüyalarımda Lülüş hep benimle Bana sahip çıkıyor, boşluğa düşmemi engellemeye çalışıyor. Sürekli onunla ev bakıyoruz, ama beğenmiyoruz. Birinin badanasını, birinin balkonunu, aramaya devam ediyoruz. İkimizi yokuşlarda görüyorum, tırmanıyoruz, hiç bilmediğimiz semtlere gidiyoruz. Sonra kamp gibi bir yere geliyoruz, bir odadayız, ben odadan çıkıyorum, tuvalete gidiyorum ama odanın numarasına bakmamışım, hangi odadan çıktığımı bulamıyorum, Lülüş nerede, ona ulaşamıyorum. O kadar fena bir şey ki, insanın eşini, can yoldaşını kaybetmesi, hiçbir acıya benzemiyor. Birbirini çok sevenlere, “İnşallah Allah ikinizin canını da bir trafik kazasında aynı anda alır” gibi abuk bir temennide mi bulunayım? Ne diyeyim, bilmiyorum ki…

/images/100/0x0/55ea26fbf018fbb8f86e6b32

kaynak: Hürriyet

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kadın hep toplar !!

woman-1148923_960_720[1]

 

Kadın hep toplar !!
Sabah kalktığında önce şöyle bir etrafı toplar.
Sonra bir başına hazırladığı kahvaltı sofrasına tek tek çağırıp ev halkını toplar.
Tabi birde karınları doyduktan sonra çil yavrusu gibi ortalıktan kaybolan ev halkının geride bıraktığı sofrayı toplar.
Herkes gider o evi toplar, sonra aynanın karşısına geçip işten güçten helak olmuş saçını toplar.
Çayını demler, kekini yapar ve sevdiği arkadaşlarını bir araya toplar.
Mahallede bir günde ne olmuş ne bitmişse bilirkişiden bayağı bir bilgi toplar.
Çocukların yaptığı yanlışları babaya duyurmadan derleyip toplar.
Bazen de duygusallaşır öpüp koklamak için evlatlarını kanadının altına toplar.
Çoğu zaman dalar uzaklara, eskiyi düşünür; geçmişi ve hala geçmemiş olan yaralarını, acılarını toplar.
Ne olursa olsun güçlü olmak zorundadır, ne kadar üzülse de ağlasa da en sonunda da kırılan kalbini yine kendisi toplar.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir güler yüzü,Eksik etmeyelim birbirimizden.Belki de ihtiyacımız olan tek şey budur.

2968[1]

 

İyi bir Sünni,
İyi bir Alevi,
İyi bir Müslüman,
İyi bir Hristiyan,
İyi bir Yahudi,
İyi bir dindar,
İyi bir ateist,
İyi bir Türk,
İyi bir Kürt,
İyi bir Laz,
İyi bir Çerkez,
İyi bir göçmen,
İyi bir halk,
Olmadan önce,
İyi bir insan olmalıyız.
Çünkü iyi bir insan,
Sokakta merhaba demek,
Savaşta omuz omuza vermektir.
Düğünde birlikte oynamak,
Cenazede birlikte ağlamaktır.
Bu ülkeye beraber sahip çıkmak,
Aynı sofrayı paylaşmaktır.
Aynı iş yerinde çalışmak,
Aynı öğretmeni dinlemektir.
Dürüst olun,
Bugün yolda giderken düşseniz,
Size el verip kaldıranın,
Cinsiyetini,
Dilini,
Dinini,
Irkını,
Mezhebini,
Sorgular mısınız?Hayır.
Madem,Birlikte ağlıyor,
Birlikte gülüyor,
Birlikte derse giriyor,
Birlikte nöbet tutuyor,
Birlikte çalışıyor,
Ve,Hatta evleniyorsak.
Bu birbirimizi sevdiğimiz içindir.
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki,
Kimse nerede, hangi aileden, hangi dinden doğacağını seçemiyor.
Bunlar elimizde değilse,
Bizler de elimizden geleni yapalım.
Birbirimizi sevelim,
İnsan olduğumuz için.
Kim,Neye,İnanıyorsa,
Saygı duyalım.
Bir güler yüzü,
Eksik etmeyelim birbirimizden.
Belki de ihtiyacımız olan tek şey budur.
Ayrıca;Unutmayın ki,
Hiç bir din kalp kırmayı,Onaylamaz.
Bir kalbi yıkmak dünyayı yıkmaktır.
Yaşanabilir bir dünya için ölümü düşünün.
Ölümün olduğu bir dünyada,
Ömrünüz yettiği kadar sevin.
Sonra işe yaramıyor yoksa!
ALINTI DIR

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ağlamak, ruhun kanama şeklidir…

13512096_10153856092411701_7838733331769836506_n[1]

Ağlamak, ruhun kanama şeklidir…

Sargısı yok, çaresi yok

Sebebi var sadece…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »