Zor Zamanlarda Kendi Merkezimizde Kalmak İçin 20 Öneri

imagesMEM3EVPY

 

 

Zor zaman deyince hepimizin yaşadığı durum farklı, her birimize sorulsa kim bilir neler anlatırsınız yaşamın sizin için şu an ne kadar zor oluğuna dair. Son zamanlarda yaşanan olaylar sanırım hepimizi güçlü bir şekilde sarsan, derinden yaralayan, endişe yaratan ve umutsuzluğa iten türden. Bu zamanlarda kendi merkezimizde ve dengede kalmak çevremiz, ailemiz, çocuklarımız için son derece önemli. Hep mutlu olalım, neşeli olalım, boş verelim, yok sayalım hedefiyle değil, kendi bireysel yaşam gündemimizi tutabilelim, önceliklerimizi yaşayabilelim, duygularımızı anlayıp, kendi merkezimizde dengede kalabilelim amacına odaklanmalıyız. Ancak böyle olduğunda birlikte daha olumlu adımlar atabiliriz.
Daha az haber dinleyin: Biliyorum çok merak ediyoruz ne oldu, ne olmuş, nasıl olmuş. Ne kadar çok sosyal medya ve televizyon başında vakit geçirirsek o kadar kendi içsel sürecimizi kaçırıyoruz ve yaratılan ortak duygu ve içinde savrulup gidiyoruz.
Ne izlediğinize, ne dinlediğinize, ne yediğinize dikkat edin: Seçim yapın, kendinizi kaptırmayın, size iyilik yaratan, olumlu, pozitif alternatifleri seçin. Size sunulanı değil, sizin seçtikleriniz hayatınızda yer alsın. Seçimlerinize dikkat edin.
Başkalarının bakış açısından bakın: Bizim olaylara bir bakış açımız var, kendimize göre inandığımız, inanmadığımız, arkasında durduğumuz veya sorguladığımız bir çok konu var. Bizim için zorluk yaratan durumlarda durup bir soralım bu durum karşısında acaba X kişisi ne düşünürdü, nasıl tepki verirdi diye? Bu kişiler bizim kahramanlarımız, yaşamımızda bizde iz bırakan tanıdık tanımadık kişiler, liderler, sanatçılar olabilir. Onların gözünden olaylara bakıp farklı bakış açılarından duruma odaklanmak düşünce yapımızı saplandığı yerden çıkarıp bize esneklik getirecektir.
Bedeninize iyi bakın: Sabah kalkınca iki ayağınızı yatağın yanına basıp bir kaç dakika orada öylece oturun. Önce bedeninizi hissedin, günü yaşamaya hazırlanın. Hem duygu hem düşünce olarak o anda neler oluyor sizde bir durup tanık olun. Sonra güzel bir duş alıp, duştan damlayan suların bedeninizde yarattığı enerjiyi hissedip yaşadığınıza şükür edebilirsiniz.
Şükür listesi yapın: Akşam yatarken o güne ve genel olarak hayatınıza odaklanarak şükür edecek en az 10 tane maddeyi bir deftere ya da kağıda yazarak günü kapatın. Bu listenizi sabah kalktığınızda da okuyup güne bu motivasyonla başlayabilirsiniz.
Düşüncelerinize merakla odaklanın: Aklımızdan bir çok düşünce geçer, normal olarak bu düşüncelerin akması doğaldır. Zor zamanlarda genelde bir ya da bir kaç düşünceye saplanır kalırız. Hep aynı düşünce yapısı çevresinde döner dururuz, bu da tabi ki bizde negatif duygular yaratır. Ya da duyguların yarattığı olumsuz düşüncelerin çevresinde dolanırız. Düşünceler mi duyguları yaratıyor yoksa duygular mı düşünceleri oluşturuyor? Bu tartışma uzar gider ama gerçek olan düşüncelerimize daha yakından anlamaya çalışan bir merak ile bakarsak kaynağı daha sağlıklı görebiliriz.
Ne kadar düşünüyorsunuz, ne kadar inanıyorsunuz?: İnançları değiştirmek zordur, bazen neden inandığımızı bile bilmeden inandığımız bir çok şey olur. Eğer yaşadığınız olaylarla ilgili inançlarınız var ise bunları fark edin. Bu inançlar da sizin içinde bulunduğunuz duruma etki ediyor ve sizin belki de geleceği görmenizi engelliyor. İnançlarınız hayatınız olmasın.
Endişeliyim diye endişe etmeyin: Kötü hissetmemiz, endişe duymamız aslında hayatımızın bir parçası. Bu tür hislerinizi kontrol etmeye çalışmayın, hatta kendinize şu anda endişe duymanın normal olduğunu hatırlatın. Acı, nefret, kayıp, üzüntü, öfke hissetmek için kendinize izin verin. Duygularımızdan kaçmak değil, durup yüzleşmek ve bize verdikleri mesajları dinlemek önemli. Duygularınız hakkında konuşun, onları sanat yolu ile ifade edin, yazı yazın, ağlayın.
Her gün size iyi geleceğini düşündüğünüz bir kaç aktivite düşünün: Kitap okumak, yoga, spor, yürüyüş, meditasyon, nefes egzersizi yapmak gibi. Kısa da olsa bu tür aktiviteleri hayatınıza katın. Sağlık uzmanları beden sağlığımız için hareketi haftada 3 kere en az 30 dakika öneriyor. Ruh sağlığımız için hayatımızda nelere yer verdiğimizi de düşünmek iyi olacaktır. Günde 10 dakika ruh sağlığımız için aktiviteye yer verelim, zor zamanlarda da merkezimizde dengede olabilelim.
Sevdiklerinize sarılın: Tanıdığınız kişileri gördüğünüzde onlara merhaba, deyip yanaklarından öpmeye bir alternatif sıkı sıkı sarılmanız olur. Deneyin çok iyi geldiğini göreceksiniz. Merhaba deyip sıkı sıkı sarıldığınızda iki kişinin yarattığı ortak enerji çok olumlu ve iyi gelen bir enerji oluyor. Bir tüyo sevdiklerinizi kucakladığınızda sarılmayı ilk bırakan siz olmayın:=)
Başkası için güzel bir şey yapın: Ne zaman davranışlarımız olumlu olursa, duygularımız da olumlu oluyor. Birine iyilik yapmak, anında o kişinin yüzünde gördüğümüz gülümseme, içten bir bakış ile bizde mutluluk hissi yaratıyor. Başkası için güzel bir şey yapmamıza engel olacak hiç bir şey yok. Bir bardak su getirmek de olabilir, bir teşekkür maili atmak da, telefon edip hayatınızdaki anlamını paylaşmak da olabilir. Siz olasılıkları gönlünüzce çoğaltabilirsiniz.
Hayatınızdaki kontrol edemeyeceğiniz alanları listeleyin: Kontrol edemediğiniz konuları fark edin ve değiştiremeyeceğinizi kabul edin, bırakın gitsin. Etki alanınızda kalmak önemlidir, siz belki de ilgi alanınıza fark etmeden odaklandınız ve kontrol edemediğiniz bir çok konuda değişim yaratamama endişesi duymaya başladınız. Bu ayrımı fark edin.
Hayatınızdaki kontrol alanlarınızı listeleyin: Hayatınızda neleri kontrol edebileceğinizi bilmek kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Ne kadar olumsuz olsa da gündeminiz, siz ne yiyeceğinizi, kaç dakika yürüyüş yapacağınızı, kimi arayacağınızı, sözlerinizi, davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz, kendi hayatınız ve öncelikleriniz hakkında kararlarınızı verebilirsiniz. Yeter ki hedefleriniz sizin kontrol edebileceğiniz ve erişebileceğiniz gerçeklikte olsun.
Molalar yaratın: Her şey olumsuz gidiyor olabilir, mutsuz, umutsuz olabilirsiniz. Bulunduğunuz ortamı değiştirmek, bir şey yapmak istememe ruh halinize rağmen farklı bir aktivite yapmak size iyi gelecektir. Bir araba düşünün, ön tekerlekler hangi yöne gidiyorsa arka tekerlekler de onu takip ederler. Siz hareketlerinizi değiştirirseniz, duygularınız da hareketlerinizi takip edecektir. Komik bir filme gitmek, bir arkadaşınızla buluşmak, sevdiğiniz bir kişi ile baş başa yemeğe çıkmak, kart-kutu oyunu oynamak neden olmasın? Bu molalar size sorunlarla daha dinç mücadele etme imkanı yaratacaktır.
Monoton işler yapın: Bazen masa toplamak, dolaplardaki kıyafetleri ayıklamak, temizlik yapmak ruh halimizin olumsuzluğuna iyi bir şifa olabilir. Ne zaman hareket edersek, üretirsek, iş bitirirsek o zaman anda kalırız ve kendimizi çok daha iyi hissederiz. Denenebilir..
Hareket edin: Açık havada yürüyüş ve kulağınızda güzel bir müzik sanırım hem bedeninize hem de ruhunuza iyi gelecektir. Vakit yaratın, ortam yaratın hareket edin. Hareket ederken de anda kalmaya odaklanın, ne geçmiş ne gelecek sadece o anda olanlar: kokular, görüntüler, bedeninizde olan değişimler, duyduklarınız.. Hareket bedeni zinde tutacaktır bu da bağışıklık sisteminize olumlu katkı demek. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur, doğru değil mi?
Yazın: İsterseniz her sabah kalktığınızda bir deftere 3 sayfa yazı yazın, isterseniz akşam yatarken 6 dakika süre tutun ve bu süre içinde ne yazmak isterseniz yazın, ya da tersi.. Düşünceleri kağıda dökmek çok rahatlatıcı bir süreçtir. Yazmak şifadır. Kendi başınıza yazmak size zor geliyorsa birlikte yazabileceğin kişileri, yerleri bulabilirsiniz.
Uykunuza önem verin: Her gün aynı saatte yatağa girmeye özen gösterin. Yatarken tabi ki internete bakmak, televizyon seyretmek, gazete okumak uykuya geçiş sürecinde bizi olumsuz etkileyecektir. Zor zamanlarda uyku öncesi atıştırmalar, içilen içecekler de uyku düzenimizi bozar, dikkat.
Hayat amacınızı hatırlayın: Var oluşumuzun gerçek sebebi. Hayat amacımızı bilmek, “ben kimim, ne yapıyorum, neden bu yaşadıklarımı yaşıyorum, nereye gidiyorum?” sorularına cevap vermemizi sağlar. Hayatınızda ne olursa olsun sizin için yolculuk devam ediyor. Cevapları biliyorsanız kendinize hatırlatın, bilmiyorsanız bulmak için kendinize sorular sorun: Her sabah yataktan kalkmak için nedeniniz ne? Yemek yemeği unutmanıza ne neden olur? Hayattaki tutkunuz ne? Öldükten sonra nasıl anılmak istiyorsunuz?
Destek gruplarına katılın: Araştırın mutlaka bulacaksınız, sizinle aynı derdi yaşayan, hisseden insanlarla birlikte olmak için harekete geçin. Paylaşmak, konuşmak her zaman iyi gelir.

Kaynak: Size Bütünsel Yaklaşım / Zeynep BALCI

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

CAN DÜNDAR’DAN HARİKA BİR YAZI…

images[1]

 

Can Dündar yine üstatlığını konuşturmuş ve şöyle demiş bir makalesinde : “Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için.. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni zamanda da…

Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan… Nedir bu dayatmalar? Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine ya da en azından eşit olması bunların sadece ikisi…

Olmaz, yürümez diyor toplum… Erkek yasça büyük olmalı ki, kadına ‘höt’ dediğinde oturmalı kadın… Ya da yumuşatıyorlar. Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı…

Eğitimde de böyle.. Kadının çok okumuşu bilmişi olur muymuş, evde kalmakmış layıkı….

Esim benden 2 yas büyük; ne ‘höt’ dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü… Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti.’ Ooo Can bey kapmışınız çıtırı ‘ esprilerine muhatap dahi oldum. Eşim üç üniversite bitirdi; ben bir taneyi 9 senede bitirdim..Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım…

“Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır” der Halil Çibran…

Bunu unutmadık biz. Ben konuşurken o dinledi,ben dinlerken o konuştu 17 sene. O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o ” haklısın bir tanem…” dedik, Öfke bitip fırtına durulduğunda ” ama bi de böyle düşün ” de dedik fikrimizi savunurken. Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta…Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon , kim bu saatte arayan karsı cins diye sorgulamadık da ama… Sevginin en büyük dostuydu bizim için ‘güven’ ve güvenin ardına saklanmış bir ‘saygı’ vardı daima… Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede… Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yasayacaktık… Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bir gece, misafir odasında… Gece yarısı kapı açıldı, eşim; ‘Ne yapıyorsun burada?’ diye sordu. Kapının eşiğinden, ‘uyuyorum’ dedim buz gibi bir sesle… Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı, elinde yastıkla… ‘kay yana’ dedi daracık yatakta. ‘ne yapıyorsun?’ dediğimde ‘benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim’ dedi…

Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yatma saatine kadar sürecek… Ve bence doğrusu da bu… Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç… Kırsak da zaman zaman kalplerimizi,

asla kin tutmadık birbirimize…

Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci çift olacaktık o listede… Ama oyunun kurallarını biz koyduk… Ne de olsa bizim oyunumuz du oynanan… Evlilik; hesapsız içine alınması gereken bir oyun bence… Topluma

kulaklarını tıkayarak hem de… Ne benim, ne de bizim sözlerimizle… Sadece gönlünüzden geçtiğince…

Dediği gibi Ataol Behramoğlu’ nun ; ‘ Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır. Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…”

CAN DÜNDAR

Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir. Yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder. Aşağı çekersin omuzların titrer. Ama yine de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker, rahat bir uyku uyumayı başarır…….
alıntı!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Simyacının meşhur yazarı Paulo Coelho’dan nefis bir hikâye…

the-last-supper[1]

 

 

Simyacının meşhur yazarı Paulo Coelho’dan nefis bir hikâye…

Leonardo da Vinci; ‘Son Aksam Yemeği’ isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaştı… İyi’yi İsa’nın bedeninde, Kötü’yü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda nın bedeninde tasvir etmek zorundaydı…

Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başladı. Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında, korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark etti.

Onu poz vermesi için atölyesine davet etti, sayısız taslak ve eskiz çizdi. Aradan 3 yıl geçti. ‘Son Akşam Yemeği’ neredeyse tamamlanmıştı, ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştı….

Leonardo’nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı.

Günlerce aradıktan sonra Leonardo; vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam buldu. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştı.

Leonardo; yardımcılarına adamı güçlükle de olsa kiliseye taşımalarını söyledi. Çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı.

Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler.

Zavallı, başına gelenleri anlamamıştı. Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçiriyordu.. .

Leonardo işini bitirdiğinde, o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş; gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle şöyle dedi:

‘Ben bu resmi daha önce gördüm…’

‘Ne zaman?’ diye sordu Leonardo da Vinci, o da şaşırmıştı..

‘Üç yıl önce’ dedi adam..

‘Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce… O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti…’

LEONARDO DA VINCI ELİNDEN FIRÇASINI DÜŞÜRMÜŞTÜ…

İyi ve Kötü’nün yüzü aynıdır…

Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına bağlıdır…

Sevgi ve saygılarımla…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek

561580fef018fb6340d636f8[1]

 

Bu ev taştan, tuğladan değil, kitaptan inşa edilmiş olmalı.” ‘Şeyhül Müverrihin’ (tarihçilerin şeyhi) ya da ‘tarihçilerin kutbu’ olarak anılan Halil İnalcık’ın 100’üncü yaşını kutlamak üzere Bilkent Lojmanları’ndaki evinin kapısını çalıyorum ve içeri girdiğimde aklımdan ilk bu geçiyor. Kitaplar, kitaplar, notlar, ödüller, dergiler, dosyalar, sonra yine kitaplar, kitaplar…

Ailesi, öğrencileri, meslektaşları geçen hafta onun için bir doğum günü kutlaması düzenledi. Biz de şimdi bir pastayla dahil oluyoruz kutlamalara. İnalcık mumları üflerken tuttuğu dileği paylaşmakta sakınca görmüyor. Röportaj sırasında sık sık karşılaşacağım o muzip gülümsemesiyle, “Bir 100 yıl daha” diyor.

100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek

100 yaşında bir tarihçi olarak Türkiye’nin bugününe bakınca ne hissediyorsunuz?
Sıkıntılı bir devir yaşıyoruz. Ama geçecektir. Tarihimizde bu dalgalanmalar olmuştur. Günlük siyasetle ilgili bir şey söylemek istemiyorum çünkü ben siyasetin üzerindeyim, bilim adamıyım. Kehanette bulunmaya girişmem. Yanlış yerlere çekilebilir. Ama bir sosyal tarihçi olarak durumu görüyorum. Reaksiyon halindeki gençliğin görüşlerini tespit ediyorum.

“Tarih bilmek bugünü ve geleceği doğru yorumlamakta bize yardım eder” derler. Ama sanki biz geçmişten hiç ders almıyoruz, hep aynı şeyi yaşıyoruz…
Türkiye şimdi bir dönüm noktasında. Sadece Türkiye de değil, bence insaniyet son asırda istikametini kaybetti. Kendi rahatı için düşmanını nükleer silahlarla ezmek gibi yollara sapıyorlar. Ama bunlara bakıp yılmamalı. Bu memlekete ve geleceğine güvenerek çok çalışmalı. Esas mesele fikir zenginliğidir. O yüzden ne olursa olsun fikir hürriyetini muhafaza etmek gerekiyor.

100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek

Yaşananlara bakıp “Bu ülkede yaşanmaz artık” diyen çokça genç var. Siz uzun yıllar yurtdışında yaşadınız. Ama sonra döndünüz. Onlara ne demek istersiniz?
Karamsarlık korkaklıktır. Türkiye büyüktür. 1500 yıllık bir tarihimiz var. Canımızla, başımızla bu büyüklüğü devam ettirmeliyiz. Bırakıp kaçmak ihanettir bence. Eğer noksanlar varsa gidermeye uğraşmalıyız. Bu devletin tarihine yakışır şekilde yaşamalı ve çok çalışmalıyız.

Her şeye rağmen?
Her şeye rağmen!

BİR KEŞİŞ GİBİ ÇALIŞTIM

100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek

Peki, insanın çok çalışabilmesi için ne çalışması gerektiğini iyi bilmesi lazım herhalde. Siz ne çalışacağınıza çok küçük yaşta karar vermişsiniz. Nasıl emin oldunuz ömrünüzü adayacağınız alanın sizin için en doğrusu olduğundan?
1935’ti sanıyorum, Balıkesir Muallim Mektebi’nde okurken kütüphaneden bir kitap aldım; Hasan Âli Yücel’in ‘Goethe’si. O bana çok tesir etti. Ben de bir misyon benimsedim. Arkadaşlarım Hititoloji, Sümeroloji gibi ilimlere önem veriyordu. Ben eskiçağa girmedim. “Bizim asıl tarihimiz Osmanlı’dır, kendimi Osmanlı tarihine vereceğim” dedim.

Ve çok çalıştınız değil mi?
Bir keşiş gibi… İdealimi gerçekleştirmek için en iyi şekilde hazırlandım. Birinci sınıf âlimlerden ders aldım. Eşim de benimle işbirliği yaptı. Biz Şevkiye’yle, benim hanım, nerede tanıştık biliyor musunuz? Arapça dersinde. Yan yana oturmuşuz. O da Arap edebiyatının mütehassısı oldu. Arap kaynaklarında çözemediğim şeylere yardım ederdi. Kendisiyle günlerce ilgilenemediğim olurdu, davetlere gidemezdik. Hiç şikâyet etmezdi.

100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek

Ne mutlu ki çalışmalarınızın karşılığını aldınız…
Evet, eserlerimi Çinceye, Rusçaya, Lehçeye, Arapçaya, Yunancaya, Bulgarcaya, Romenceye, Sırpçaya, Hırvatçaya, Farsçaya çevirdiler. 1432 tarihli, Arnavutluk nüfusunu anlatan bir defter bulmuştum arşivlerde. 1950’lerde onu neşrettim. Bu Balkanlar’da büyük akis yaptı. Osmanlı’nın kılıçla değil, uzlaşmayla geldiğini orada gördüler. Sırp Akademisi beni üye seçti; akademiye giderseniz görürsünüz, büyük âlimlerin fotoğrafının yanında bir de bir Türk âliminin fotoğrafı vardır. Sonra, UNESCO’nun dünya tarihi kitabında 18’inci asra ayrılan beşinci cildin editörlerinden biri de bendim. Uluslararası tarih ilminde bir otorite olarak tanındığımı bu kitap ispat eder. ‘Klasik Çağ’ kitabım ders kitabım olarak pek çok üniversitede okutulur. Bunlar büyük mutluluklar benim için.

72 KİTABIM VAR, ÇOĞUNU 80 YAŞINDAN SONRA YAZDIM

100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek

Türkiye’de kıymetiniz biliniyor mu?
Maalesef. Ben Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu “1302, Bafeus Zaferi’dir” diyorum. Bizans kayıtlarında ilk defa o zaman geçiyor Osmanlı. İlk defa o zaman Bizans ordusu denize dökülüyor. Ama hâlâ bütün tarihçiler 1299’da, Bilecik’in alınmasını kabul ediyor. Çünkü ilkmektepte öyle öğrenmişler! Efendim, ondan önce onun gibi daha kaç kale fethedildi. Defalarca yazdım ama okumuyorlar. Tembellik tembellik…

Öğrenciniz İlber Ortaylı da “Cahiller” der böyle kızınca…
Akıllı gençler de var. Ama nedense yenilikler pek benimsenmiyor. Yeni olanı anlamaya çalışmak enerji istiyor, o enerjiyi vermek istemedikleri için evvelce ne yazılmışsa onu devam ettiriyorlar. Kendi tezlerimi pek az meslektaşın çalışmalarında görüyorum. Oysa dönüp baksalar bizim, 1950’lerde Barkan’la (Ömer Lütfi) toplumdaki değişikliklerin ve ekonominin üstünde duran, yeni bir tarih getirmeye çalıştığımızı görecekler.

100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek

Şimdi neyle meşgulsünüz?
Bütün Osmanlı çalışmalarımı beş cilt halinde neşretmekteyim. Osmanlı tarihinin; yeni tarihçilik görüşüne göre ve arşiv vesikalarına dayanan son terkibini yaptım. Beşinci cildi de bitirdim, dizilmekte. Bu kitaplarla Hammer’i (Avusturyalı tarihçi) falan çöpe atmaya hakkımız var.

Hayatınızda bir gün olsun tembellik ettiniz mi? “Bugün yataktan çıkmayacağım” dediniz mi mesela hasta olmadığınız halde?
Hayır. 72 kitabım var, çoğunu 80 yaşından sonra yazdım. Hâlâ hoca olarak faalim; yedi doktora öğrencim var. Geçen sene bazı yeni makalelerim çıktı. Bir şeye âşık oldunuz mu her şeyi unutursunuz işte. Uykunuzu, sıhhatinizi… Ama hedefe varmak için ömür, onun için de iyi sıhhat lazım. Doktorlarımıza çok şey borçluyum. 100’e vardımsa modern tababette yapılan keşifler sayesinde vardım.

HAYATI DA İHMAL ETMEDİM, MUTLU BİR İNSANIM

100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek 100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek

Şimdi sağlığınız iyi değil mi?
Görüyorsunuz, bunamadım. Kalp pilim var. Sekiz çeşit ilaç kullanıyorum. Ama iyiyim. Bazen yoruluyorum. Gözlerim zayıfladı. Hatta unutkanlık başladı. O yüzden artık ilmi şeyler yazmayacağım. Sizin burada bulunmanız hayatımda yeni bir devrin başlangıcıdır. 100’üncü yaşımla ilgili röportaj veriyorum. Artık biraz dinleneyim.

Çalışmadığınız zamanlarda neler yaparsınız?
Beni hayata bağlayan, kötülükleri, hastalıkları unutturan bir şey var; klasik müzik. Beethoven’i, Mozart’ı, Haydn’ı dinlerim.

100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek
Muhabirimiz Güliz Arslan, “Ben size âşık oldum” diyen İnalcık’ın şakasına “Bununla ilgili bir teklifiniz var mı peki?” diye karşılık veriyor.

Daha basit zevkleriniz hiç olmadı mı? Tavla oynamak, yemek yapmak gibi?
Onlara vaktim olmadı.

Hep çalışmakla geçmiş bir ömrü sıkıcı bulanlar olacaktır…
İlim yapıyorum diye hayatı ihmal etmedim. 15 sene Şikago’daydım, bu süre içinde yedi kere Las Vegas’a gitmişiz. Hanım çok severdi jackpot oynamayı. Ben kumar oynamazdım, dağlara giderdim. Seyahati çok severim. Bütün dünyayı gezdim.

İçinizde ukde kalan bir şey var mı?
Hayır. Ben mutlu bir insanım. 15 yaşında kendime bir hedef koydum. Ona eriştim. Dağa çıkmak gibiydi; zirveye ulaştım, şimdi oradan bağırıyorum, herkes beni dinliyor.

GENÇLİĞİMDE SAĞ AÇIK OYNADIM

100 yaşındaki bilge Halil İnalcık: Bu sıkıntılı devir geçecek

Bir gününüz nasıl geçer?
7-8 gibi kalkarım. 8.30’da kahvaltı yaparım. 10’a kadar müzik dinlerim. Sonra ilmi çalışmalarımla ilgilenirim. Arkadaşları kabul ederim.

Nasıl beslenirsiniz?
Kahvaltıda sütlü kahve, bir yumurta ve beyazpeynir yerim. Zeytinyağına ekmek doğrayıp yemeyi severim. Et de yerim, sebze de… Aşırıya kaçmam; akşam yemeğim bir çorbadır.

Spor yapar mıydınız?
Gençliğimde çok futbol oynadım. Sağ açıktım.

Kaynak: Hürriyet- Güliz Arslan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »