Beşiktaş-1950… Günün Fotosu…10/06/2016

13319700_1036883676395292_3356873413522553204_n[1]

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Zen bahçelerinde 3 ana unsur var: Kaya , su ve bitki..

imagesFDS08SFU

Su, Japon bahçelerinde her zaman kullanılan bir tasarım öğesidir.
Kimi zaman gölet şeklinde, kimi zaman küçük bir dere şeklinde, kimi zamansa kuru taş bahçelerinde beyaz kumla temsil edilerek bu bahçelerdeki yerini almaktadır.
Özellikle çay bahçelerinde su çanaklarının kullanımı çok yaygındır. Misafirler bunu sembolik anlamda Budizm’de çay seremonisinin kaynağını hatırlatan arınma için kullanırlar.

Suyun pozitif enerji getireceğine inanılır
ve tüm Zen bahçelerinde önemli bir yeri vardır.

Genellikle şelalemsi yukarıdan aşağı akan su ve bahçe çeşmeleri
Yin’ i temsil eder.

Budizm sembolizmine göre,
birbirini tamamlayan ve birbirine karşıt iki eleman olarak
su ve taş,
yin-yang’ı oluşturmaktadırlar

Zen bahçelerinde 3 ana unsur var: Kaya , su ve bitki..

bu felsefeye uygun olarak kullanılan her kaya , taş ve çakılın
zen bahçelerinde belli bir dizilimi var
ve her biri farklı bir yaradılışı simgeliyor.

Bu bahçelerin bir diğer özelliği de
yapısal unsurların ‘altın ölçüler ‘ olarak tanımlanan
1,3,5 ve 7 sayılarına uygun olarak kullanılması.

Zira bu bahçelerdeki gruplar tek sayıyla oluşturuluyor.

Dünya nasıl zıtlıklar üzerine kuruluysa ,
onun minyatürü olan Zen bahçelerinde de
tezatların uyumlu birlikteliği sergileniyor.

Şelaleler veya akarsuların Japon bahçelerinde büyük bir önemi vardır,
Japon dağlarındaki akarsuların ve çağlayanların
birer minyatür versiyonlarını temsil ederler.

Akarsuların aynı zamanda Japon bahçe sanatındaki anlamları
Budizm inancına dayanmaktadır.

Bu inanç sisteminde dağlardan çıkarak göle veya denize akan su,

insanın doğum ile ölümü arasındaki
yaşamını temsil etmektedir.

Suyun içerisinde akıp geçtiği kayalar ise
hayattaki zorluklar olarak kabul edilir.

Su bazen düz bahçelerde yosun kaplı küçük bir taştan fışkırır
ve küçük bir akarsuyun başlangıcını temsil eder.

‘Su’ Zen bahçesindeki ikinci önemli unsurdur.

Bahçenin yaşam enerjisidir. Ve o olmadan yaşamda olmaz.

Suyun akış yönü bile bellidir.
Tıpkı güneşin doğuşu ve batışı gibi doğudan batıya doğru akar.

Kırık granit ve çakıl taşları her ne kadar suyu simgelese de ,
Zen bahçelerinde su öğesi ,
bambu kamışlı bir taş çanak içinde de uygulanır.

11. yüzyılda yazılmış olan Sakuteiki isimli Japon bahçelerini anlatan kitaptaki inanca göre;
suyun doğudan veya güneydoğudan batıya doğru akması gerekmektedir.

Bu şekilde akan su beraberinde kötülüğü de götürecek
ve bu sayede ev sahibinin sağlıklı ve uzun bir ömrü olacaktır.

Yine aynı kitaba göre,
suyun kuzeyden güneye doğru akması
yani Budizm inancına göre sudan ateşe doğru gidiş de
yine ying-yang’ı temsil etmektedir
ve bunun da iyi şans getireceğine inanılmaktadır.

Çakıl ve kum, özellikle kuru bahçelerde çok kullanılan elemanlardır.
Genelde suyu veya kumsalı temsil etmek için kullanılırlar.

Çakıla tırmık ile şekil verilmesi ile
suyun hareket hissi yansıtılmaya çalışılır.

Bu tırmıkla desen verme işlemi
estetik değerden başka zen rahipleri için
bir meditasyon egzersizi fonksiyonu da taşımaktadır.

(Derleme)
———————————

Uyur gezerliği bırakıp uyanmak gerekli;

akan değişen yaşamla birlikte

akmasını,
degişmesini öğrenmek gerekli…

kaynak: hülya reis

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gelirken İhsan’la Karşılaştım…

13325601_810059669094502_9989328983119520_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendini, Kendine Beğendir Önce…

13344498_1285941301423836_518121955720543012_n[1]

Nazan Arda geçen hafta 55 yaşında öldü. Göğüs kanseriydi.
Ameliyat için gittiği Amerika’da bir göğsü alınmıştı.
Döndükten 11 yıl sonra beyin kanaması geçirdi.
Beyninde de tümör vardı. Peş peşe geçirdiği iki ameliyatın ardından komaya girdi ve kurtarılamadı.
Gazetedeki fotoğrafında, elinde bir ayıcıkla gülümsüyordu.
“Ayıcık”, kendisi 4 yaşındayken vefat eden annesinin armağanıydı.
Arda, oyuncak ayısını 51 yıl boyunca hiç yanından ayırmamıştı.
Karacaahmet’e gömülürken, ayıcığını da yanında toprağa verdiler.

* * *
Burada Arda’yı anmamın nedeni, 11 yıl önce Amerika’ya ameliyata giderken yazıp eşine bıraktığı ölüm ilanı…
Ecel, beklediğinden geç gelmiş, ama boşandığı eşi vasiyete uyup kendi kaleminden vefat ilanını gazetelere vermiş.
İlan şöyle:
“Şu anda Tanrı’ya teslim etmiş olduğum ruhumu, ömrümce tüm sevdiklerim için mükemmeliyetçilik adına çok hırpaladım.
Kendimi sevecek ve özgürlük tanıyacak vaktim olmadı.
Bilmem o çok uğraş verdiğim ‘özel biri’ olabildim mi?
Rahatsızlık vermekten her zaman çekindiğim sizleri bugün (..) beni uğurlamanız için bekliyor, hepinizi çok seviyorum.”
İlanın köşesinde küçücük bir fotoğraf var:
Nazan Arda’nın ayıcığının fotoğrafı…
* * *
Metni okuyunca bunun bir vefat ilanından çok pişmanlık beyanı olduğunu düşündüm. Başkalarını mutlu edebilmek uğruna kendinden vazgeçmiş, “rahatsızlık veririm kaygısıyla benliğini tarumar etmiş, ruhunu doyasıya salıveremeden can vermiş “mükemmeliyetçiler” için kaleme alınmış bir ağıttı bu…
Nazan Arda, uğruna bir ömür adadıklarından, belki de ilk -ve son- kez bir
rahatsızlık” rica edip cenazesine çağırıyordu.
Törene kaç kişi gitti bilmiyorum; ama ilanı verenin, “boşandığı eşi” olması, o çok uğraş verdiği “özel biri” olup olamadığı sorusunu yanıtlıyordu.
Başkalarını seveyim derken, kendini sevecek vakti bulamamıştı. Son yolculuğunda yanında sadece vefakar ayıcığı vardı.

* * *
Arda’nın fizyolojik hastalığına olduğu kadar psikolojik rahatsızlığına da teşhisi Jean Baudrillard koyuyor: (“Tam Ekran”, YKY, 2002, s.10)
Fransız felsefeciye göre, vücudumuzdan bütün biyolojik düşmanları, mikropları, parazitleri atarsak nasıl savunma sistemi bozulan bedende hücreler birbirini kemirmeye başlar ve kanser tehlikesi doğarsa, ruhta da aynı şey oluyor:
“Sürekli pozitif olacağım” diye eleştirel öğeleri benliğinden uzak tutan, negatif duyguları dışlayan her ruhsal yapı, kendi kendini yiyerek felakete sürükleniyor.
Eleştirel düşünce ise, krizi damıtma yeteneği sayesinde bu felaketi önlüyor.
* * *
Benim yukarıdaki ilandan öğrendiğim şu:
Bütün varoluşunu “Beni beğenecekler mi?”, “Beni seviyor mu?”, “Rahatsız eder miyim?” kaygısı üzerine kuruyorsan, bil ki sonun hüsran…
Bir küçük serzeniş, sıradan bir tenkit ya da kadirbilmezlik, acılar pahasına kurduğun o “mükemmel kale”yi yerle bir edebilir.
Ölüm ilanını kaleme alacağına azat et kendini…
Seni, sen diye kabul edip sevecekleri sev.
Eleştir, ki onun için “özel biri” olabilesin.
Kendini, kendine beğendir herkesten önce… Kimseye beğendirmek için de kendinden vazgeçme.
Acıyı göze al, çünkü Dostoyevski’nin dediği gibi,
“İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır.”
CAN DÜNDAR
29.08.2004

Kaynak: Charlotte Gabayın sayfasından alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İstavrit Akını-1974… Günün Fotosu… 09/06/2016

13407059_796580307144360_2089908127225157162_n[1]

 

 

İstavrit akını 1974 İstanbul

Mikael Pulat. İstanbul’un Balık Cenneti Olduğu Zamanlar Albümünden…

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Öfkelenince Neden Bağırırız…

lotus.7[1]

 

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.

Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.
Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.
Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur?
Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.
“Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz,
Eskici bağırır , antikacı bağırmaz,
Söyleyecek sözü, fikri değerli olan bağırmaz,
Bağıran düşünemez düşünmeyen kavga eder…”
Mevlâna

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . 1 Comment »

ATEŞİN KARŞISINDA NEDEN RAHATLARIZ?

tumblr_mnsix5JzwR1r2v2mso1_500[1]

Çok uzun yıllar önce değil, kaloriferli evlerde yaşamadan önce sobalı evlerde yaşıyorduk. Sobanın dumanından ve temizliğinden bıktık, usandık ve daha modernleşmek için kaloriferleri seçtik. Ama bir şeyi unuttuk, ateşin Ruhsal yapımız üzerindeki etkisini ve yararını.
Çok eski çağlardan gelen ateş yakma ve karşısında oturup seyretme aslında bir “iyileştirme tekniği’dir”. Ateş Ruhumuz için gıdalar’dan bir tanesidir ve olumsuz duygularımızdan bizi arındırır.

Bir kamp ateşin karşısında oturup kendinize doğal terapi uygulayabilirsiniz. Kızgın olduğunuz insanları düşünerek, derin nefes alıp verin ve onlara söylemek istediğiniz ve bugüne kadar söylemeyediğiniz veya itiraf edemediğiniz her duygunuzu ifade etmenizin zamanı. İçinizden her ne duygu geliyorsa, bağırın, çağırın, içinizden küfür etmek geliyorsa, edin ve olumsuz duyguların ateşte yandığını görün. O kişiye veya kişilere neler geçiyor içinizden söyleyerek kendinizi ifade edin ve onları AFFEDİN, daha sonra da bu insanları içinizde bu güne kadar tuttuğunuz için kendinizi AFFEDİN.

Bir kamp ateşiniz yoksa yerine mumlar yakabilirsiniz, veya hayalinizde kapm ateşi yakabilirsiniz ve bu tekniği uygulayın. Arzu ederseniz bu resime uzun uzun bakarak, kendinizi kamp ateşin içinde de hayal edebilirsiniz. Önemli olan siz bu çalışmayı rahatladığınızı hissedene kadar uygulayın.

Kaynak: Bütünsel Sağlık Koçu Nermin Doğruoğlu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Koroner Atardamar Tıkanması –

Atardamarlar, yaş ilerledikçe sertleşebilir fakat bu süreci hızlandıran bir çok sebep vardır, örneğin; tütün kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı veya sağlıksız beslenme.

Koroner atardamarlar oksijence zengin kanı kalp kaslarına taşımak ile görevlidirler. Bu atardamarlar tıkanmaya başladığı zaman koroner atardamar hastalığına yol açarlar, bu da kalbe giden kanın azalmasına sebep olur ki bu da çok tehlikeli bir sağlık durumudur.

Eğer atardamarlar tamamen tıkanırsa, kalbin bu bölümlerinin zarar görmesi muhtemeldir. Bir çok durumda en kötü senaryo kalp kasının ölümüdür, ve bu son evresinde ölüme neden olabilen çok yaygın bir hastalıktır. 

Koroner atardamarları tıkanan kişilerin kalp krizi geçirmesi veya miyokard infraktüsü geçirme riski çok yüksektir. Bu hastalık hem kadınları hem de erkekleri etkiler ve iki tarafta da ölüm oranları oldukça yüksektir.

Kalp Hastalıklarına Sebep Olan Şeyler Nelerdir?

kalp
Koroner atardamarların tıkanmasının esas sebebi atardamarların içinde yağsı maddelerin birikmesidir. Bu da kan içerisinde kolesterol, kalsiyum ve diğer maddelerin oluşmasına sebep olur. Koroner kalp hastalığının temel sebepleri şunlardır:

  • Kalp kasına kan götüren atardamar duvarlarının kalınlaşması.
  • Koroner atardamarların içerisinde yağ birikmesi.
  • Koroner atardamarların daralması.
  • Koroner atardamarlardaki kanın pıhtılaşması sebebiyle oluşan kan akışının engellenmesi.
  • Koroner atardamarlardaki yangı.

Tıkanma nerede olduğu farketmeksizin bir veya birden daha fazla koroner atardamar içerisinde gerçekleşebilir ve şiddeti de birbirinden farklı olabilir. Kalp kasına düzgün kan akışını engellediğinden dolayı semptomları göğüs ağrısı ve/veya nefes darlığı olarak görülebilir.

Kalp Hastalığının Semptomları

kalp krizi

Koroner atardamar tıkanmasının en zor tarafı seneler geçtikçe oluşmasıdır. Bu çok büyük bir risk oluşturur çünkü erken dönemlerinde herhangi spesifik bir semptom görülmez ve hastalık tedavi etmesi zor bir duruma gelene kadar kendini göstermeyebilir. Koroner atardamar hastalığının semptomları kişiden kişiye değişebilir, fakat genellikle görülen semptomlar şunlardır:

  • Rahat edememe veya göğüs ağrısı (anjina).
  • Nefes alıp vermede zorlanma.
  • Ayaklarda ödem veya sıvı tutulumu.
  • Spordan sonra aşırı yorgunluk ve kırgınlık.
  • Kollarda veya omuzlarda ağrı ve acı.
  • Aşırı terleme.
  • Bulantı.

Risk Faktörleri

sigara

Yaşımız ilerledikçe genellikle bir çok durumda atardamarlar sertleşmeye başlar. Fakat bazı faktörler bu süreci hızlandırabilir ya da atardamarların tıkanmasına yol açabilir.

  • Cinsiyet: Erkeklerin kalp krizi geçirme riski kadınlara oranla daha yüksektir.
  • Yaş: Erkekler 45 yaşından sonra daha büyük bir riskle karşı karşıyadırlar, kadınlar ise 55 yaşından sonra.
  • Genetik Faktörler: Eğer ailede kalp rahatsızlığı geçmişi olan birisi varsa bu etkilidir.
  • Obezite veya aşırı kilo.
  • Hareketsiz bir yaşam sürme.
  • Sigara içme.
  • Yüksek kolesterol
  • Hipertansiyon.
  • Diyabet.
  • Stres.
  • Aşırı derecede alkol kullanma.
  • Yağlı yiyeceklerin, şekerin, kolesterol ve kalorinin aşırı tüketimi.

Koroner Atardamarların Tıkanmasını Önlemek Mümkün Müdür?

Diğer kronik hastalıklar gibi, sağlıklı bir yaşam sürmek koroner kalp hastalığının önlenmesinin anahtarıdır. Aşağıda size günlük hayatınıza uygulayarak koroner kalp hastalığından korunmanız için bazı öneriler vereceğiz.

  • Sağlıklı bir kiloda kalmaya çalışın ve aşırı kilolu olmaktan kaçının.
  • Tam tahıllı gıdaların, meyve ve sebzelerin tüketimini arttırmaya çalışın çünkü bunlar atardamarları temizlemek için vazgeçilmez besinlerdir ve kalp sağlığına faydaları vardır. Aynı zamanda, doymuş yağlardan, kırmızı etten ve işlenmiş etlerin tüketiminden de kaçınmalısınız.
  • Yaşınıza ve fiziksel kabiliyetinize uygun bir spor rutinine başlayın.
  • Eğer sigara içmek gibi kötü bir alışkanlığınız varsa, bunu bırakmak için yardım almaya başlayın.
  • Eğer hipertansiyon veya diyabetten muzdaripseniz, düzenli sağlık kontrollerine gitmeniz iki hastalığın da sonuçlarından kaçınmanız için çok önemlidir.
  • Günlük olarak düşük dozda aspirin almak koroner atardamarların tıkanmasını engelleyebilir, fakat bunu yapmadan önce bir doktora danışmanız çok önemlidir.
  • İyi kolesterol tüketimini arttırın, kötü kolesterol ve trigliserit tüketimi seviyesini düşürerek sağlıklı bir hayat sürmeye çalışın.
  • Kaynak: Sağlığa bir adım

 

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kanseri Hızlandıran Büyük Tehlike : Şeker

kanseri-huzlandiran-buyuk-tehlike-seker-bizsiziz[1]

“Son araştırmalar, tüketilen gıdaların genlerimizle bir anlamda konuştuğunu ve onların mesajlarının bağışıklık sistemimizi kapatıp açabildiğini gösterdi” diyen Tıbbi Onkolog Prof. Canfeza Sezgin’e göre, yüksek oranda karbonhidrat ya da şeker içeren beslenmenin kanser riskini arttırdığı, bilimsel çevrelerde daha yüksek sesle dile getirilir oldu.

Kanser ile şeker arasındaki ilişki uzun zamandır onkolojinin gündeminde. Bazı konularda olduğu gibi şeker konusunuda da tıp dünyasında farklı sesler çıkıyor. Kimi uzmanlar, şekerin kanser gelişiminde veya geliştikten sonra yayılmasında etkili olmadığını söylerken, bazıları ise şekerin, kanser hücresini besleyen önemli kaynaklardan biri olduğu görüşünde.

Şeker- kanser ilişkisini ntv.com.tr’ye değerlendiren ve çevre, egzersiz, stres, meditasyon, maneviyat ve diyet gibi epigenetik değişkenlerin DNA’da dış değişikliklere yol açabildiğini belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Canfeza Sezgin, özellikle kanseri doğrudan olmasa bile dolaylı olarak besleyen şeker ve glikoz meselesinin çok yoğun tartışılmaya devam ettiğini söyledi.

“İNSÜLİN, ŞEKERE REFAKAT EDER”

İnsülin hormonunun, glikoz ve şekerin hücrelere girmesini sağlayan bir tür refakatçi olduğunu dile getiren Sezgin, “Kanda şeker olduğunda insülin üretilerek şekerin hücreye girip mitokondride enerji üretiminde kullanılmasını sağlar. Çok fazla şeker, kan şekerini ve insülin seviyelerini arttırır. Zamanla normal sağlıklı hücreler ihtiyaçtan fazla olan şekeri alamaz. Hücrenin zarındaki insülin reseptörleri insüline yanıtsız hale gelir ve artık yanıt vermez. Bu durumda insülin direnci gelişir. İnsülin direnci de şişmanlık, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği ve kanser riskinde artış ile ilişkilidir” dedi.

KANSER HÜCRESİ ŞEKERİ NASIL KULLANIYOR?

“Kanser hücreleri çok yakıt (şeker) tüketmesine rağmen, kötü randıman (enerji) veren eski tip motor gibidir” benzetmesinde bulunan Prof. Sezgin, kanser hücrelerinin şekeri nasıl kullandığını şöyle anlattı:

“Yakıta çok daha fazla ihtiyacı olduğu için kanser hücrelerinin yüzeyi insülin reseptörleriyle çevrilidir ve sağlıklı hücreden onlarca kat daha fazla şekeri hücrenin içine alırlar. Bu nedenle sağlıklı hücrelerde insülin direnci gerçekleştiğinde dahi kanser hücreleri şekeri içeri almaya devam eder. İnsülin kanser hücresinin içine şekeri salar ve bu durum kanser hücresinin çoğalmasını sağlayan genlerin açılmasına neden olur. Bilim insanları bu etkiyi ’gaz pedalindaki bir ayak gibi’ kanser hücresinin büyümesini tetikleyen bir etki olarak tarif etmektedir.”

GÖKKUŞAĞI RENKLERİNDE BESLENİN

Peki, yediğimiz besinler kanser genlerini kapatabiliyor ve tümör baskılayıcı genleri açıyorsa ne yenmesi gerekir? Hastalıklardan kurtulmanın doğal reçetelerini veren Tam Şifa kitabının da yazarı olan Prof. Canfeza Sezgin, gökkuşağı renklerinde beslenmeye vurgu yaparak şunları söyledi:

FİTOKİMYASALLAR İÇİN BOL SEBZE TÜKETİN

“Bu sorunun cevabı; gökkuşağı gibi farklı renklerden bol miktarda sebze tüketilmesidir. Sebzeler, fitokimyasallardan zengindir ve bunlar bitkileri çevreden, stres faktörlerinden, güneşten, toksinlerden ve daha birçok şeyden korur. İnsanların sağlıklı olmak için fitokimyasallara ihtiyaçları vardır. Onlar genlerimize etki eder, bağışıklığı güçlendirir, detoksifikasyonu sağlar, kalp sağlığına olumlu etki eder, östrojen metabolizmasının sağlıklı olmasını sağlar, iltihabı önler ve bağırsaklarımızdaki yararlı bakterileri beslerler.

YAĞI İHMAL ETMEYİN

Sağlıklı diyetin diğer bileşenlerini ise yağlar ve proteinler oluşturur. Bu konudaki sağlıklı seçim ise avokado, balık, yağlı tohumlar (fındık, ceviz), çekirdek, fındık yağı ve organik tereyağı gibi yağ içeren besinleri tüketmektir. Bunlara ek olarak zeytinyağı, keten tohumu yağı, hindistan cevizi yağı-sütü ve avokado yağı diğer iyi seçimlerdir.

PROTEİN KAYNAKLARINA DİKKAT

Protein kaynakları ise yumurta, balık, kırmızı et, tavuk, hindi etleridir. İşlenmemiş günlük süt, yoğurt ve peynir diğer protein kaynaklarıdır. Tahıllar da protein içermektedir. Hayvansal protein kaynakları serbest gezinen ve organik olanlardan tercih edilmelidir.”

Kaynak: Nutrition & Cancer. Oncology Nurse Advisor Navigation Summit; April 7-9, 2016; Orlando.

Phileppe Halsman ”Dali Atomicus”

6071998_1_l[1]

Dali ‘yi sevipte yol arkadaşı fotoğrafçı Halsmanda bahsetmemek olmaz. 1948 tarihli bu foto ortak çalışmaları arasında beni en çok etkileyendir.

Dali Atomicus, ABD’li fotoğrafçı Philippe Halsman’ın 1948 tarihli eseri. Fotoğrafta İspanyol ressam Salvador Dalí, kapalı bir odada, çeşitli eşyalar ve üç canlı kediyle birlikte havada asılıymış izlenimi verecek şekilde betimlenmiştir.

Gerçeküstü bir içeriğe sahip fotoğraf photoshop gibi çeşitli resim düzenleme yazılımlarının henüz var olmadığı bir dönemde, asistanların yardımıyla ve canlı çekim yoluyla üretilmiştir.

Fotoğrafta arka planda Salvador Dalí havaya zıplamış olarak görülür. Önünde, üzerinde belirsiz bir resim bulunan bir şövale vardır. Resmi sağ tarafında ise, Dalí’nin henüz tamamlanmamış olan Leda Atomica isimli tablosu yer alır. Fotoğrafa verilen Dali Atomicus ismi, bu tabloya bir göndermedir.

Ön planda ise sol tarafta havada asılı duran bir sandalye vardır. Sol taraftan bir kova su, sağ taraftan ise üç canlı kedi havaya fırlatılmıştır. Kedilerden yüksekte olanı suyun içinden geçerken, diğer ikisi havada yan yana asılıdır.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Nereye Böyle Fikret? Yoksa Başka Bir Kadın Mı Var?

13407256_1636690393323023_2009826768604097716_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

1891 Yılında Bisikletle Dünya Turu Yapan İki Kafadarın Çektiği Enfes Fotoğraflar

1891 Yılında Bisikletle Dünya Turu Yapan İki Kafadarın Çektiği Enfes Fotoğraflar – Ekşi Şeyler

Bisikletle dünya turu ya da dünya turu benzeri bir şey yapmak birçok insanın hayalidir. Bu hayali gerçekleştiren iki arkadaş, gittikleri yerlerde enfes fotoğraflara imza atmışlar. Onlardan bazılarını Sözlük yazarı ”lawyermih” derlemiş.

william schatleben ve thomas allen‘in 1891 yılında bisiklet ile yaptıkları ve round trip bicycling asia minors ismini verdikleri yunanistan’dan özbekistan’a uzanan tur da bunlardan biridir.

1890 yılında washington universitesi’nden mezun olan iki kafadar marco polo‘dan gaza gelip bir seyahate çıkarlar. önce trenle new york’a varan gençler* sonra londra üzerinden küçük asya ismini verdikleri bu tura çıkarlar. bu turda sırasıyla; yunanistan, türkiye, iran ve günümüzde türkmenistan ve özbekistan olan diyarları dolaşırlar. fotoğraflar 28 ocak 1891- 15 mart 1891 arası çekilmiştir. fotoğrafların en güzel özelliği ise, adeta bir street view tadında olması ve doğrudan insanlar ile beraber çekilmesi. kodak kamera ile çekilen yaklaşık 1200 civarında tarihi fotoğrafların bir kısmı şu şekilde görülebilir;

yunanistan

atina’nın aşağılarında bir sokak sahnesi

türk camii önünde gezginleri bekleyen kalabalık

acropolis’te bisiklet sürmek

türkiye

sultan abdülhamid’in cuma selamlığı

sandal ile boğaza giriş

sultanahmet

ayasofya

galata köprüsü üzerinde

çemberlitaş civarı

beypazarı

sivas

iran

ülkeye giriş kapısı

amerikalı bir misyoner

tebriz’in güney kapısı

halılarıyla meşhur kazvin şehri girişi

türkmenistan ve özbekistan

semerkant’ta toplanan halk

semerkantlı bir berber

taşkent’te bir rus ortodoks kilisesi

hani en başında marco polo’dan esinlenmişler demiştik ya;

buralardan sonra kazakistan’a oradan da gobi çölü üzerinden çin’e kadar gitmişler. nihayetinde şangay üzerinden gemi ile vancouver’a oradan da san francisco’ya 1892 yılında varabilmişler. oradan da new york’a giden gezginler sonunda 1893 yılında tam bir turu tamamlamışlar.

her iki gezgin de ilginç şekilde 1950 yılında vefat etmiş.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beyninizin İçinde “Sil” Komutlu Bir Tuş Olduğunu Biliyor Muydunuz?

 

Bu, beyninizin yeni ve daha kuvvetli irtibatlar kurmak için izlediği hayranlık verici bir yol.

Daha önceki bir söyleyiş vardır “birlikten kuvvet doğar.” Nöronlar (sinir hücreleri) için de bu geçerli. Nöron hareketliliğiniz ne kadar yoğun olursa, hareketliliğin gerçekleştiği bölgedeki devreler de o kadar güçlenir.

Kaynak: http://www.fastcompany.com/3059634/your-…

Bu da “pratik yapmak mükemmeliğe götürür” ifadesini haklı çıkarıyor.

Ne kadar çok piyano çalarsanız, yeni bir dili kullanırsanız veyahutdahokkabazlıkla uğraşırsanız alakalı nöron bağları o kadar güçlenir.

Örnekler saymakla bitmez. İşte Fast Company’den, konunun ayrıntıları:

Öğrenme yetisi yalnızca nöron bağlarını yapmak ve güçlendirmekten ibaret değil.

Yıllardır “öğrenme” konusunun odağı bu olmuştur. Ancak çalışmalar vaziyetin değişik olduğunu gösteriyor. Daha da ehemmiyetlisi daha önceki bağları ortadan kaldırabilme yetimiz ve buna “sinaptik (sinirsel) budama” tecrübe ediyor.

Çalışma prensibine beraber bakalım:

Beyniniz bir bahçe gibi.

Beyninizin bir bahçe olduğunu düşünün. Tabii, çiçek, meyve ya da sebze yetiştirmek yerine “nöron”lar arası sinaptik (sinirsel) irtibatlar yetiştiriyorsunuz.

Bu irtibatlarsa dopamin, seratonin (halk arasında mutluluk hormonları olarak bilinirler ancak çeşitli görevleri vardır) ve benzeri nöro-aktarıcıların (kimyevi taşıyıcı/nöro-hormon) hedeflerine erişmelerini sağlar.

“Gliya hücreleri (sinir hücrelerinin savunucuları)” beyninizin bahçıvanlarıdır.

Belli nöronlar arasındaki sinyalleri hızlandırmak için görev başındadırlar.

Kimi diğer gliya hücreleriyse atıklarla uğraşır, zarar veren maddeleri ortadan kaldırır, ölü yaprakları temizler.

Beyninizin budamadan mesul bahçıvanlarıysa “mikro-gliyal hücreler”dir. Sinaptik (sinirsel) irtibatlarınızı budarlar.

Sualimizse şu, “hangisini budayacaklarını nasıl biliyorlar?”

Araştırmacılar bu gizemin üzerindeki perdeyi aralamaya başladılar ancak bildikleri şey şu ki, az kullanılan sinirsel irtibatlar “C1q” isimli bir protein tarafından işaretleniyor.

Budamadan mesul bahçıvanımız olan “mikro-gliyal” hücrelerse bu işareti gördükleri vakit, o proteinle birleşip, sinirsel irtibatı yok ediyor.

İşte bu şekilde, beyinlerimiz yeni ve daha kuvvetli irtibatlar kurup, bizim için fiziki boşluk oluşturuyor ki daha fazla şey öğrenebilelim.

Uyku neden ehemmiyetli?

Hiç, beyninizin tıka basa dolu olduğunu hissettiniz mi?

Belki yeni bir işe başlarken veyahut ehemmiyetli bir projenin derinliklerindeyken.

Yeterince uyumuyorsunuz, üstüne bir de, daimi yeni bilgi depoluyorsunuz. Bir
nevi beyniniz sahiden “dolu.”

Yeni bir hayli şey öğrendiğiniz vakit, beyniniz irtibatlar inşa eder, ancak bunlar zayıftır, kroki gibidirler.

Beyniniz bu irtibatların çoğunu budamaya ihtiyaç duyar zira daha akıcı, randımanlı sinirsel yollar kurması gerekir. İşte bunu uyurken gerçekleştirir.

Beyniniz, siz uyurken kendini temizler. Beyin hücreleriniz %60 oranında küçülür ki, gliya hücreleri gereksiz sinirsel irtibatları rahat rahat ortadan kaldırsın.

Hiç, güzel bir gece uykusundan uyandığınızda, duru bir zihinle ve hızlıca düşünebildiğinizi fark ettiniz mi?

Bunun sebebi gece süresince beyninizde gerçekleşen budama ve temizlik çalışması.

Öğrenmenizin kolaylaşması hesabına rahat bir ortam oluşmuş vaziyette içeride.

Uykusuz bir beyinle düşünmek, devasa ve yoğun bir ormanda meyve bıçağıyla yolunuzu açmaya çalışmak gibidir. Bıkkınlık verici, yavaş ve verimsiz.

Şekerlemeler de aynı sebepten dolayı düşünsel yetileriniz için çok yararlı.

10 ya da 20 dakikalık şekerleme, beyninizdeki gardiyanların kısa müddetliğine de olsa işbaşı yapmalarını ve yeni bilgi edinimleriniz için alanı temizlemelerini sağlar.

Dinlenmiş bir beyinle düşünmek, İstanbul’un mesai çıkışı trafiğinde tek aracın sizinki olması gibidir.

Yollar bomboş, zaman kaybınız yok, gereksiz duraklamalar geride kalmış.

Sahip olduğunuz bilginin farkında olun.

Aslında, beyninizdeki mevzubahis budama/temizlik işleri gerçekleşirken, kontrolün bir bölümü da sizin elinizde.

Geri dönüşüm kutusuna giden sinirsel irtibatlar, “sizin” kullanmadıklarınız. 

Kullandıklarınızsa güzelce sulanıyor ve bakımdan geçiyor. Neyi düşündüğünüze bu yüzden dikkat etmelisiniz.

Şayet Game of Thrones’un sonuna konusunda çok fazla kuram okursanız ve işinize yeterince odaklanmazsanız, tahmin edin hangi sinirsel irtibatlar silinmeleri adına işaretlenecek?

Şayet işyerinden biriyle aranız bozuksa ve ona gününü göstermek adına ne yapabileceğinize kafa yorarsanız ve elinizdeki asıl işleri ihmal ederseniz, yenilikçi istikametiniz zarar görecek ve intikam düşkünü sinirsel bir hücre hayat bulacak.

Beyninizdeki bu tabii bahçevari sistemin özelliklerinden yararlanın.

Sizin için ehemmiyetli olan şeyleri düşünün. Bahçıvanlarınız bu irtibatları
güçlendirecek ve sizin için ehemmiyetsiz olanları temizleyecekler.

Bahçenizi savsaklamayın 😇

kaynak | MekanikAdam BLOG | MekanikadamBLOG

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÖMRÜNÜ BOŞ YERE HARCAMAYACAKSIN..

sümbül_23[1]

Yanlış Hayatın Peşinden Koşmayacaksın!
Boş Hayaller Kurmayacaksın!..
Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın!
Her şeyden önce farkına varacaksın!…
Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun
yanılgısına kapılmışsın demektir.
Kendini kandırmayacaksın!
Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin.
Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir.
Onu da yaşayacaksın.
Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin,
bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.
Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın.
Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin.
Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin.
Yüreğinle yüzleşeceksin.
Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.
Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin.
Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın.
Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız
var
Ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.
Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın!
Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine,
Neden hayatına başlayamadığını çözeceksin.
Korkularınla yüzleşeceksin.
Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens
beklemeyeceksin.
Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak,
Kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban,
Kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da,
Sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!
Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın.
Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın,
Bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin;
Kimseye dayanmayacaksın!
Dünya da sensin, evren de!
Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın.
Ruhunu da, aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın,
Sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.
Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.
Ne olmasını bekliyorsan,
sen öyle oturdukça, olmayacak.
Candan Ünal

 

Elma Şekerci… Günün Fotosu… 08/06/2016

13407286_10154246236863545_590180807235284435_n[1]

Ara Güler 1960 Elma Şekerci

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »