Heyt Bee… Yataga Karı Atmak Diye Buna Derim…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çay Koysana Abi… Günün Fotosu… 20/06/2016

335148_10151211845632744_1111735437_o

Inle Lake-Myanmar by Niko Guido

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Aborjinlerin Şaşırtan Hayatı…

Kapak.jpg

Avustralya kıtasının yerlileri olan Aborjinler, görüp göremeyeceğiniz en farklı kabile… Gelenekleri ve yaşam şekilleriyle yüzlerce yıl geriden gelen Aborjinler, kendi alanlarının dışına çıkmadan ve sınırlarına kimsenin girmesine izin vermeden çok uzun yıllar yaşamlarını sürdürmüşler. Şimdi bir kısmı bizim dünyamıza adapte olmuş olsa da onlar, şu anda dünya üzerinde yaşayan kabileler arasında ruhlarını ve bedenlerini bizden çok daha farklı kontrol etmeyi başarabilen ender kabilelerden.

1.jpg

İngilizler 18. Yüzyılda Avustralya’ya yerleştiğinde orada, 300.000’den fazla Aborjin yaşamaktaydı. Ancak maalesef bu sayının büyük bir kısmı İngilizler tarafından öldürülüp, topraklarından sürüldüğü için bu sayı eksildi ve 1900’lere gelindiğinden Aborjin nüfusu 45.000 olarak kayıtlara geçti. Ancak 1960’lar, Aborjinler için ‘yaşama dönüş çizgisi’ oldu ve hükümet onlara toprak hakkı tanı***** kendi yaşam alanlarını yaratmalarına ve korumalarına izin verdi. Böylece Aborjinler de nüfusları tükenmeden önce derin bir nefes aldılar ve neticesinde şu anda 300.000 ile 400.000 arasında bir nüfusa sahip oldular.

2.jpg

Avustralya’da yaşamlarını sürdürmeye çalışan Aborjinler, zannedildiği kadar vahşi bir toplum değil, aksine çok hümanist kabilelerdir. Aborjin halkı şimdiye kadar birçok zorlukla karşılaşıp, fazlaca kayıp verdiği için kendi benliğine olan güvenini de büyük ölçüde kaybetmiştir aslında. Yani saldırgan olduğu düşünülen Aborjinlerin esasında, sadece doğayla bütünleşen ve insanlara zarar veremeyecekleri bir inanç sistemi vardır. Aborjinlerin dini inanışlarına göre ‘Hayal Zaman’ denilen bir dönemde ruhlar toprağın üzerinde dolaşıp tüm hareketli hareketsiz varlıkları, ağaçları, taşları, nehirleri ve insanları yaratmışlardır. Bazı yorumlamalara göre toprak ve barındırdığı her varlık bütünüyle kutsaldır. Çitleri, demiryolları ve hayvanlarıyla beraber gelen beyaz adam da bu kozmosun bir parçası olduğundan yerlilerin ona karşı bir müdahale hakları olamaz.

3.jpg

Aborjinler koyu tenli, kahverengi ya da siyah saçlıdırlar. Avcılık ve toplayıcılıkla uğraşan Aborjinler, kanguru ve opossum gibi hayvanları, sürüngenleri ve kuşları avlayarak, balık tutarak, kabuklu deniz hayvanları toplayarak, böcek, yaban balı, yumurta, tırtıl, meyve, tohum ve kökler arayıp bularak yaşarlar. Toprağı işlemedikleri ve hayvan beslemedikleri halde, doğal kaynakları dikkatle kullanır ve korurlar. Ustalıkla değerlendirdikleri doğal çevrelerini, bugün olduğu gibi eskiden de çok iyi tanırlardı. Evcilleştirdikleri tek hayvan dingo denilen bir tür yabani köpektir. Göçebe olarak yaşayan Aborjinler, çok fazla eşya sahibi olmazlar…

4.jpg

Her ne kadar Aborjinler’in tek bir kültürü paylaştığı düşünülse de bu aslında kocaman bir yanılgıdan başka bir şey değildir. Avustralya gibi büyük bir toprak parçasına tek başlarına egemen oldukları için ada içerisinde birbirinden çok farklı kültürlere, dillere ve yaşam şekillerine sahip olmuşlardır. Avrupa gibi dünyanın en küçük kıtasında bile birbirinden çok farklı dil ve kültürün bulunduğunu düşünürseniz, aynı durumun Avustralya yerlilerinde yaşandığını da anlamak zor olmayacaktır. Aborjinler açıkta, ağaçlardan yapılan ilkel barınaklarda yaşayan ve doğayla bağlantılarını asla kesmeyen bir topluluktur. Üstlerine sürdükleri boyaları bir giysi gibi kullanırlar, örtünmeye çok fazla ihtiyaç duymazlar. Kıyafetler için kanguru derisini tercih ederler. Ancak bugün Aborjinlerin büyük bir çoğunluğu kasaba ve şehir hayatına uyum sağlamış durumdadır.

5.jpg

Aborjinler için ‘Rüya’ çok ayrı bir anlama sahiptir. Rüya görmek önemli bir ritüeldir ve bu durum, alternatif tıbbın yoluna da ışık tutmayı başarabilmiştir. Öyle ki, Didgeridoo adı verilen Aborjin çalgılarının tamamen uyku seansları düzenlemek için çalındığı düşünülmektedir. Günümüzde “Uyku Apne Sendromunu” tedavisi için alternatif yöntem olarak Aborjin çalgılarının sesleri kullanılır. Aborjinler için uyku geçmiş, gelecek ve şimdinin bir karmasıdır ve Aborjinler için düş görmek bir iletişim aracıdır. Onların inancına göre, hiç kimse ölmez ve yaşam son bulmaz çünkü gerçek hayat rüyalarda görülen dünyalardır ve bu dünya, düş zamanı denilen bir çizgide ilerler. Ölüm ve doğum bu düş zamanının parçalarıdır; hayat döngüsü rüya ile başlar ve devam eder. Aborjinlerin olabildiğince sade kalan hayatları ve medeniyetlerini geliştirmemelerindeki en büyük etken de bu felsefedir. Aborjinler dünyayı o kadar fani görürler ki, deyim yerindeyse bu dünyaya dikili tek bir ağaçları bile olmadan yaşayabilmeyi başarmışlardır.

6.jpg

Aborjinlerin belirgin özelliklerinden birisi de telepati yetenekleridir. Seslerini, şarkı söylemek ve ayin yapmak için kullanan Aborjinlerin, duygu ve düşüncelerini algı yoluyla iletmekte oldukları düşünülür. Aynı soruya birbirleriyle konuşmadan ortak cevap veren Aborjinlerin, kendi aralarında telepati yeteneklerinin ne derecede yoğun yaşandığı da tamamen bizim anlayamayacağımız bir şey… Bir Aborjin’e verilen bilginin, herhangi bir görüşme olmadan diğerinden edinilebilmesi bu şüpheleri kuvvetlendirmektedir. Her ne kadar bu konuda kesin bir bilimsel kanıt ortaya çıkartılmamış olsa da, mevcut testlerde ilkel hayatını koruyan, asimile olmamış Aborjinlerin telepatiyle iletişim kurduklarına dair şüpheler oldukça yoğundur. İşte tam da burada şöyle bir not düşmeliyim; telepati yeteneğinin gelişmesi ve kullanılır olmasındaki en büyük etken, Aborjinlerin hayatlarında yalana yer olmayışıdır. Yalana yer olmamasından da ziyade Aborjin kültüründe “yalan”, tanımlanmış bir kelime bile değildir aslıda. Yalan olmadığı için de duygularını tüm gerçekliğiyle karşı tarafa aktarmak mümkün hale gelebilmiştir.

7.jpg

Aborjinler soyları boyunca çölde yaşamak için denenecek ve yapılacak her şeyi yapmışlardır. Bu sebeple Aborjinler, su içmeye çok fazla ihtiyaç duymazlar çünkü bünyeleri en kötü şartlara alışıktır. Aynı zamanda buldukları su birikintileri fazla olmadığı için banyo da yapamazlar. Ancak temizlenmelerini sinekler sağlar. Sabah güneşi ile gelen sinekler vücutlarını kaplar ve tüm vücudun üzerinde bulunan mikrop ve benzeri şeyleri yerler ve bu iş bitince herkes yoluna devam eder.

Aborjinler daha birçok yeteneğe sahiptir ki bunlardan bir tanesi de iz belirleme kabiliyetleridir. Bu insanlar herhangi bir ayak izine bakarak o ayak izini yapan kişinin yaşını, sağlık durumunu ve ne zaman geçtiğini belirlerler. Bunun yanı sıra gövdesi toprakta olan bitkilerin toprak üzerinde bulunan yapraklarına dokunarak bu bitkinin ham mı yoksa olgun mu olduğunu anlarlar.
Dünya üzerinde yaşayan en ilginç kabilelerden birisi olan Aborjinleri görmek ise hiç de kolay değildir. Bir Aborjin kampı ancak özel izinle ziyaret edilebilir. Eğer ziyaret için özel bir sebep belirtebiliyorsanız Toprak Konseyine yazıp dört ila altı hafta arasında cevap beklemelisiniz. Daha fazla bilgi için büyük şehirlerde bulunan Aborjin Destek Guruplarına başvurabilirsiniz. Avustralya’nın kuzey batısında rezerve kampları dışında az sayıda Aborjin misyon evlerinde yaşamaktadır.

8.jpg

Düşündüğünüzün aksine Aborjinler ile iletişime geçmenin hiç de kolay olmadığından bahsetmiştik. Küçük bir uyarı daha; Alice Springs’e trenle yolculuk ederken geçilen küçük kasabaların istasyonlarında rayların dibine oturmuş, cansız gözlerle kameralara, trenlere ve kalkan tozlara bakan Aborjinler görebilirsiniz. Bazı yerlerde turistleri durmamaları ya da bakmamaları için uyaran levhalar vardır. Bu uyarılara aldırmayan birçok kişi araçlarına gelen taşlara katlanmak zorunda kalmıştır. Ancak bazıları da tıpkı beyaz Avustralyalılar gibi güler yüzlüdür. Eğer onlara denk gelirseniz çok daha başarılı bir iletişim gerçekleştirebilirsiniz. Ülkenin kuzeyinde oto stop yapıyorsanız onlarla beraber olma şansınız yüksektir. Onlarla konuşmayı deneyebilirsiniz fakat bu, rastladığınız Aborjin’in ruh haline ve dünya görüşüne bağlıdır. Eğer Aborjin kültüründeki yabancılarla sohbeti hoş karşılamayan kurallara bağlı birine denk geldiyseniz pek şansınız yoktur. Kuzey Queensland’de bir parkta sigara içen ve polisi görür görmez hemen ortalardan kaybolan Aborjin guruplarını da görebilirsiniz.

kaynak: spritiüeller

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kadınların bilmesi gereken 25 şey,

Screen-Shot-2013-11-15-at-4.07.44-PM[1]

 

1. Unutma! Sen değerlisin.
Çalışsan da çalışmasan da… Ünlü olsan da olmasan da… O erkek seni istese de istemese de… Sen sen olduğun için bi’tanesin.
2. Kadın olmanın tadını çıkartmalısın.
Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik, biraz seksilik, bolca zeka ve altıncı his… Sen şahanesin!

MUTLULUK SENİN İÇİNDE
3. Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye, saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin.
4. Kendine güvenin en büyük silahındır ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki.
5. Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın, sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana, tartışmana gerek yok.
Olmuyorsa, üstünü çizip devam etmelisin.
6. Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin.
Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin.
7. Hiçbir evlilik, hiçbir olması gerek şov, sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir.
Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir.
8. Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir.
9. Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin. Sınır neresidir? Sana saygısızlık yaptığı yerdir. Buna asla izin verme.
10. Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan; herkes sana öyle davranır. Asla ama asla kendini küçümseme.

HERKESE ‘SEVGİLİM’ DEME
11. Evde oturup derdine yanma.
Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama.
Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama!
12. Eski sevgili adı üstünde ‘eski’dir…
Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme.
13. Yeniden seveceksin, çok da sevileceksin. Kimse son değil, bunu bileceksin.
14. Dünyanın kanunu bu; düşündüğünü çekersin. Allah rızası için kurup durma, senaryolar yazma!
15. Sevgilini çok sevmelisin. Öyle herkese ‘sevgili’ dememelisin.
Fakaaat çok sevmen demek, kendini ayaklar altına alman demek değildir. Bir kadın gerekirse, severken de gidebilir değil mi?

HER ŞEYİN ŞIK OLSUN
16. Her şeyin şık olsun. Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin… Kadınlık şıklık demektir.
17. Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç! Onlar sen olamaz, sen de onlar… Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir.
18. Kız arkadaşların önemlidir, en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi bileceksin. Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin.
Sadece kötü gününde değil, başarında, mutluluğunda da yanında olan, yüreğini ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin.
19. Erkekler çocuktur. Nokta!
Çocuğunu hem sevecek hem kızacak, icap ederse küsecek, cezasını vereceksin.

SEN ÖZELSİN BUNU UNUTMA!
20. Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin.
Aramazsa aramasın be!
21. Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın vizesini keseceksin.
22. Sen renklisin, sen beceriklisin, sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın, sen sonsun…
Mecbursun, bunu fark edeceksin!
23. Her şey bir karar vermene bakar. Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin.
24. Yapamayacağın şey yok.
Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok! Şu an silkelenip kendine geleceksin!
25. Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum; SEN ÖZELSİN, SEN Bİ’TANESİN, ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN!!!!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kararsızlık öldürür…

Titreşimlerin-Sırrını-Çözen-Kainatın-Sırrını-Çözer[1]

 

Profesör elinde bir Fare ve kutu ile salona girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu ve kutuyu kapattı. Salona dönerek: “Bu kutuya iki gün kimse dokunmasın!” dedi ve salondan çıkıp gitti.

Salondaki öğrenciler olaya bir anlam verememişlerdi. Ne olacağını merak ederek iki gün beklediler.

İki gün sonunda profesör salona girdi ve kutuya yaklaşarak açtı. Kutunun içindeki fare ölmüştü. Sınıfa dönerek farenin neden ölmüş olabileceğini sordu.

– Havasızlıktan…

– Açlıktan…

– Susuzluktan…

 

Her öğrenci olabilecek ihtimalleri saymıştı. Profesör kutuyu havaya kaldırıp içini öğrencilere gösterdi. Kutunun her tarafı kemirilmiş vaziyette idi.

Görüyorsunuz değil mi? Fare anlaşılan çıkmak için çok mücadele etmiş. Bunu kutunun içindeki vaziyetten anlıyoruz. Şu var ki fareyi sizin dediğiniz gibi ne havasızlık nede açlık öldürdü. Fareyi asıl KARARSIZLIK ÖLDÜRDÜ! Fare kutunun her yerini parçalayıp çıkacağına sadece bir köşesini parçalasaydı ve bunda da kararlı olsaydı çıkıp kurtulacaktı.

Hayatta zaman zaman kararsızlığa düşeriz. “O mu, bu mu?” derken bizim için en kıymetli varlık olan zamanı tüketmiş buluruz kendimizi. Hedeflerimizi çok iyi belirlemeliyiz. Hayat kararsızlık içersinde yüzecek kadar uzun değil.

“İradesi kuvvetli insanlar, en dayanılmaz şartlar altında dahi başarıya ulaşabilirler.”

Milton

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ENDİ FREKANSIMIZI YÜKSELTEREK İYİLEŞTİRMEK

Bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “frekans” denir.  “Hertz” birimiyle ölçülür. Herşey titreşmektedir. Bu nedenle herşeyin frekansı vardır. İnsan bedenindeki her hücrenin kendine göre bir doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin , her virüsün de doğal frekansı vardır. Her hücreyi kendi doğal frekansına döndürmek, bedeni sağlığa kavuşturur. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme  neden olabilir. Yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, dokümanların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.

Amerikalı Bilim Adamı Dr. David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde , yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin ; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu . En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamış ve Power vs Force – An Anato my of Consciousness ( Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Kitabında detaylı olarak anlatmış.

12742453_10205842754492323_3506177599363077072_n.jpg
Bilinç Haritası
Yapılan araştırmalardan kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış.

Bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde . Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde , çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması .

Tablo şöyle :

300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,
600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.

Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji,750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji,10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydığı enerji,70 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir…

Yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış.
Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın  anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır.
Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların  da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler , o alanda yaşayan insanlar, bitkiler , toprak, hava, eşyalar,binalar  vs tarafından oluşturulmaktadır. 200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır. Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300’lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400’lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır.  500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500’lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.

Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım . Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım . Biz acaba bu tablonun neresindeyiz. Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir ?

Kaynak : Power vs Force – An Anato my of Consciousness
Dr. David Hawkins

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »