Beşiktaş-1950… Günün Fotosu…10/06/2016

13319700_1036883676395292_3356873413522553204_n[1]

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Zen bahçelerinde 3 ana unsur var: Kaya , su ve bitki..

imagesFDS08SFU

Su, Japon bahçelerinde her zaman kullanılan bir tasarım öğesidir.
Kimi zaman gölet şeklinde, kimi zaman küçük bir dere şeklinde, kimi zamansa kuru taş bahçelerinde beyaz kumla temsil edilerek bu bahçelerdeki yerini almaktadır.
Özellikle çay bahçelerinde su çanaklarının kullanımı çok yaygındır. Misafirler bunu sembolik anlamda Budizm’de çay seremonisinin kaynağını hatırlatan arınma için kullanırlar.

Suyun pozitif enerji getireceğine inanılır
ve tüm Zen bahçelerinde önemli bir yeri vardır.

Genellikle şelalemsi yukarıdan aşağı akan su ve bahçe çeşmeleri
Yin’ i temsil eder.

Budizm sembolizmine göre,
birbirini tamamlayan ve birbirine karşıt iki eleman olarak
su ve taş,
yin-yang’ı oluşturmaktadırlar

Zen bahçelerinde 3 ana unsur var: Kaya , su ve bitki..

bu felsefeye uygun olarak kullanılan her kaya , taş ve çakılın
zen bahçelerinde belli bir dizilimi var
ve her biri farklı bir yaradılışı simgeliyor.

Bu bahçelerin bir diğer özelliği de
yapısal unsurların ‘altın ölçüler ‘ olarak tanımlanan
1,3,5 ve 7 sayılarına uygun olarak kullanılması.

Zira bu bahçelerdeki gruplar tek sayıyla oluşturuluyor.

Dünya nasıl zıtlıklar üzerine kuruluysa ,
onun minyatürü olan Zen bahçelerinde de
tezatların uyumlu birlikteliği sergileniyor.

Şelaleler veya akarsuların Japon bahçelerinde büyük bir önemi vardır,
Japon dağlarındaki akarsuların ve çağlayanların
birer minyatür versiyonlarını temsil ederler.

Akarsuların aynı zamanda Japon bahçe sanatındaki anlamları
Budizm inancına dayanmaktadır.

Bu inanç sisteminde dağlardan çıkarak göle veya denize akan su,

insanın doğum ile ölümü arasındaki
yaşamını temsil etmektedir.

Suyun içerisinde akıp geçtiği kayalar ise
hayattaki zorluklar olarak kabul edilir.

Su bazen düz bahçelerde yosun kaplı küçük bir taştan fışkırır
ve küçük bir akarsuyun başlangıcını temsil eder.

‘Su’ Zen bahçesindeki ikinci önemli unsurdur.

Bahçenin yaşam enerjisidir. Ve o olmadan yaşamda olmaz.

Suyun akış yönü bile bellidir.
Tıpkı güneşin doğuşu ve batışı gibi doğudan batıya doğru akar.

Kırık granit ve çakıl taşları her ne kadar suyu simgelese de ,
Zen bahçelerinde su öğesi ,
bambu kamışlı bir taş çanak içinde de uygulanır.

11. yüzyılda yazılmış olan Sakuteiki isimli Japon bahçelerini anlatan kitaptaki inanca göre;
suyun doğudan veya güneydoğudan batıya doğru akması gerekmektedir.

Bu şekilde akan su beraberinde kötülüğü de götürecek
ve bu sayede ev sahibinin sağlıklı ve uzun bir ömrü olacaktır.

Yine aynı kitaba göre,
suyun kuzeyden güneye doğru akması
yani Budizm inancına göre sudan ateşe doğru gidiş de
yine ying-yang’ı temsil etmektedir
ve bunun da iyi şans getireceğine inanılmaktadır.

Çakıl ve kum, özellikle kuru bahçelerde çok kullanılan elemanlardır.
Genelde suyu veya kumsalı temsil etmek için kullanılırlar.

Çakıla tırmık ile şekil verilmesi ile
suyun hareket hissi yansıtılmaya çalışılır.

Bu tırmıkla desen verme işlemi
estetik değerden başka zen rahipleri için
bir meditasyon egzersizi fonksiyonu da taşımaktadır.

(Derleme)
———————————

Uyur gezerliği bırakıp uyanmak gerekli;

akan değişen yaşamla birlikte

akmasını,
degişmesini öğrenmek gerekli…

kaynak: hülya reis

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gelirken İhsan’la Karşılaştım…

13325601_810059669094502_9989328983119520_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendini, Kendine Beğendir Önce…

13344498_1285941301423836_518121955720543012_n[1]

Nazan Arda geçen hafta 55 yaşında öldü. Göğüs kanseriydi.
Ameliyat için gittiği Amerika’da bir göğsü alınmıştı.
Döndükten 11 yıl sonra beyin kanaması geçirdi.
Beyninde de tümör vardı. Peş peşe geçirdiği iki ameliyatın ardından komaya girdi ve kurtarılamadı.
Gazetedeki fotoğrafında, elinde bir ayıcıkla gülümsüyordu.
“Ayıcık”, kendisi 4 yaşındayken vefat eden annesinin armağanıydı.
Arda, oyuncak ayısını 51 yıl boyunca hiç yanından ayırmamıştı.
Karacaahmet’e gömülürken, ayıcığını da yanında toprağa verdiler.

* * *
Burada Arda’yı anmamın nedeni, 11 yıl önce Amerika’ya ameliyata giderken yazıp eşine bıraktığı ölüm ilanı…
Ecel, beklediğinden geç gelmiş, ama boşandığı eşi vasiyete uyup kendi kaleminden vefat ilanını gazetelere vermiş.
İlan şöyle:
“Şu anda Tanrı’ya teslim etmiş olduğum ruhumu, ömrümce tüm sevdiklerim için mükemmeliyetçilik adına çok hırpaladım.
Kendimi sevecek ve özgürlük tanıyacak vaktim olmadı.
Bilmem o çok uğraş verdiğim ‘özel biri’ olabildim mi?
Rahatsızlık vermekten her zaman çekindiğim sizleri bugün (..) beni uğurlamanız için bekliyor, hepinizi çok seviyorum.”
İlanın köşesinde küçücük bir fotoğraf var:
Nazan Arda’nın ayıcığının fotoğrafı…
* * *
Metni okuyunca bunun bir vefat ilanından çok pişmanlık beyanı olduğunu düşündüm. Başkalarını mutlu edebilmek uğruna kendinden vazgeçmiş, “rahatsızlık veririm kaygısıyla benliğini tarumar etmiş, ruhunu doyasıya salıveremeden can vermiş “mükemmeliyetçiler” için kaleme alınmış bir ağıttı bu…
Nazan Arda, uğruna bir ömür adadıklarından, belki de ilk -ve son- kez bir
rahatsızlık” rica edip cenazesine çağırıyordu.
Törene kaç kişi gitti bilmiyorum; ama ilanı verenin, “boşandığı eşi” olması, o çok uğraş verdiği “özel biri” olup olamadığı sorusunu yanıtlıyordu.
Başkalarını seveyim derken, kendini sevecek vakti bulamamıştı. Son yolculuğunda yanında sadece vefakar ayıcığı vardı.

* * *
Arda’nın fizyolojik hastalığına olduğu kadar psikolojik rahatsızlığına da teşhisi Jean Baudrillard koyuyor: (“Tam Ekran”, YKY, 2002, s.10)
Fransız felsefeciye göre, vücudumuzdan bütün biyolojik düşmanları, mikropları, parazitleri atarsak nasıl savunma sistemi bozulan bedende hücreler birbirini kemirmeye başlar ve kanser tehlikesi doğarsa, ruhta da aynı şey oluyor:
“Sürekli pozitif olacağım” diye eleştirel öğeleri benliğinden uzak tutan, negatif duyguları dışlayan her ruhsal yapı, kendi kendini yiyerek felakete sürükleniyor.
Eleştirel düşünce ise, krizi damıtma yeteneği sayesinde bu felaketi önlüyor.
* * *
Benim yukarıdaki ilandan öğrendiğim şu:
Bütün varoluşunu “Beni beğenecekler mi?”, “Beni seviyor mu?”, “Rahatsız eder miyim?” kaygısı üzerine kuruyorsan, bil ki sonun hüsran…
Bir küçük serzeniş, sıradan bir tenkit ya da kadirbilmezlik, acılar pahasına kurduğun o “mükemmel kale”yi yerle bir edebilir.
Ölüm ilanını kaleme alacağına azat et kendini…
Seni, sen diye kabul edip sevecekleri sev.
Eleştir, ki onun için “özel biri” olabilesin.
Kendini, kendine beğendir herkesten önce… Kimseye beğendirmek için de kendinden vazgeçme.
Acıyı göze al, çünkü Dostoyevski’nin dediği gibi,
“İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır.”
CAN DÜNDAR
29.08.2004

Kaynak: Charlotte Gabayın sayfasından alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »