Bir insanın yüzünde taşıdığı ifade, sırtında taşıdığı elbiseden önemlidir…

 

 

Bir insanın yüzünde taşıdığı ifade, sırtında taşıdığı elbiseden önemlidir…

Dale Carnegie

Dış Görününş Daima Aldatıcıdır…

Çoğunlukla Sizi Bağlayan Zincirler, Fiziksel Olmaktan Çok Zihinseldir…

Koşulsuz Sevgi Nedir?

Bir kimseyi sevmenin ne demek olduğunu biliyor musunuz? Bir ağacı, bir kuşu ya da bakıp gözettiğiniz bir hayvanı sevebilir misiniz? Size hiçbir karşılık vermese, gölgesinden de yararlanamasanız, arkanızdan da gelmese, size bağımlılık duymasa gene de sevebilir misiniz?

Jiddu Krishnamurti

Hayatta Hiçbir Şey Senden Önemli Değil…Bu Böyle Biline…

Sezgi, kalbin ve ruhun akıldan önce anlamasıdır…

 

 

 

Sezgi, kalbin ve ruhun akıldan önce anlamasıdır…

Anette

İnsanlar, beni nasıl bilirse bilsin…

Kendini Alıp Götürdün Mü, Her Şeyi Götürdün Demektir…

DAYANAMDIM PAYLAŞTIM ÇOK GUZEL YAZMIŞ CAN USTA
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına, bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
… Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle ”yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
Böyle gidiyor işte.
Bir yanımız ”kalk gidelim”, öbür yanımız “otur” diyor.
“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İs, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık, monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz.
Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler…
Borçlara girmeler…
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal, ben…
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek, iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
”Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır; evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler. Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira. Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar.
Ama az. Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif…
Denk olsa.
Gün içinde mesela…
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 09.00, aksam 18.00.
Sonra başka mecburiyetler.
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
Ne saçma.
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba. Ben her bahar aşık olmam; ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç. Ama olsun… İstemek de güzel.
CAN YÜCEL

Ben Seni Hakedecek Ne Yaptım Defne?

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kibar ol. Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten. Basit yaşa: Cömertçe sev, yürekten düşün sevdiklerini

Kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç tel saç görmüş.
” Hım, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım.
” Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş.
Ertesi gün kalkmış, aynaya bakmış, kafasında iki tel saç kalmış. ” Hım. ” de…miş, ” bugün saçımı ikiye ayıracağım.”
Dediğini de yamış, harika bir gün geçirmiş. Bir ertesi gün yine kalkmış, aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var. ” Tamam, tamam. “ demiş. “ artık bugün atkuyruğu yaparım.” Öyle de yapmış ve çok çok güzel bir gün geçirmiş. Daha bir ertesi gün aynaya baktığında, kafasında bir tek tel bile kalmamış.
” Wow! ” diye bağırmış. ” Bugün saç derdim yok. ” Bakış açısı her şeydir.
Kibar ol. Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten. Basit yaşa: Cömertçe sev, yürekten düşün sevdiklerini

Neden Bazı İnsanlar Daha Şanslı?

 

 

Şans faktörü:

Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslıyken, diğerleri hak ettikleri olanaklara asla sahip olamaz?

Bir psikolog, yanıtı bulduğunu söylüyor.

10 yıl önce, şansı araştırmaya başladım. Neden bazı insanların hep doğru zamanda doğru yerde olduğunu, diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla boğuştugunu merak ediyordum. Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı ya da şanssız hisseden insanların benimle temasa geçmelerini rica ettim.
Yüzlerce erkek ve kadın, araştırmam için gönüllü oldu. Yıllar boyunca, onlarla söyleşiler yaptım; yaşamlarını gözlemledim ve deneylere katılmalarını sağladım.
Sonuçlar gösterdi ki insanlar, neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam olarak bilemeseler de düşünceleri ve davranışları, bu durumu büyük ölçüde etkiliyor.
Bir şans ya da bir fırsat gibi görünen durumları düşünelim. Şanslı insanlar bu tür fırsatlarla sürekli karşılaşırken, şanssız insanlar pek karşılaşmazlar. Bu durumun, fırsatları fark etme yeteneği ile ilgili olup olmadığını bulmak için basit bir deney yaptım. Hem şanslı, hem de şanssız insanlara bir gazete verdim ve onlardan gazeteyi iyice inceleyip içinde ne kadar fotoğraf olduğunu bana söylemelerini istedim.
Gazetenin ortalarında bir yere, üzerinde şu not yazılı olan büyük bir mesaj yerleştirdim:
“Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin; 250 dolar kazanın.”
Bu mesaj, sayfanın yarısını kaplıyordu ve büyüklüğü 5 cm’in üzerinde olan bir fontla yazılmıştı. Herkesin yüzünü sabit bakışlarla süzüyordum:
Şanssız insanlar, ilanı fark edemezlerken, şanslı insanlar hemen fark ettiler. Nedenini bulmaya çalışırken şanssız insanların, daha gergin olduğunu gözlemledim ve bu endişeli ruh hali, beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar verdi. Sonuç olarak, fırsatı kaçırdılar; çünkü başka bir hedefe odaklanmışlardı.
Bu durum gerçek hayatta pek çok alanda gözlemlenebilir. Örneğin; şanssız insanlar genelde partilere, mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle giderler; bu yüzden de iyi arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırırlar ya da belli iş ilanını bulmak için gazeteleri incelerler ve diğer iş olanaklarını farkedemezler.
Buna karşılık şanslı insanlar, daha geniş bir çerçeveden bakarlar, beklenilmeyene karşı daha açıktırlar. Dolayısıyla, yalnızca aradıklarını degil, orada başka neler olduğunu da görürler.
Araştırmam, sonuç olarak şunu gösterdi: şanslı insanlar, dört ilke sayesinde şanslarını yaratıyorlar.
* Fırsatlar yaratma ve fark etme konusunda becerikliler;
* Sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar veriyorlar;
* Olumlu beklentilere sahipler ve bu sayede doğru çıkan tahminlerde bulunuyorlar.
* Şanssızlığı şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimsiyorlar.

Çalışmanın sonuna doğru, bu ilkelerin, şansı yaratmada kullanılıp kullanılamayacağını merak ettim. Bir grup gönüllüden, bir ay boyunca, şanslı bir insan gibi davranmalarına yardımcı olacak egzersizler yapmalarını istedim. Bu egzersizler, şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri, şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmalarında onlara yardımcı oldu. Gönüllüler, bir ay sonra döndü ve neler olduğunu anlattılar.
Sonuçlar, çarpıcıydı: Bu insanların % 80′i, artık daha mutluydu; yaşamında daha çok tatmin oluyordu ve belki de en önemlisi, daha şanslıydı.
Sonuç olarak, asla akla gelmeyecek “şans faktörü”nü bulmuştum.”
Aşağıda, Profesör Wiseman’ın şanslı olmak için önerdiği dört temel egzersiz bulunuyor:
* İçsel sezgilerinizi dinleyin; normalde doğru çıkarlar.
* Yeni deneyimlere ve normal rutininizi bozmaya açık olun.
* Her gün birkaç dakikanızı iyi giden şeyleri hatırlayarak geçirin.
* Önemli bir toplantı ya da telefon görüşmesi öncesinde kendinizi şanslı olarak hayal edin.

Şans, çogu zaman, doğru çıkan bir tahmindir.
Profesör Richard Wiseman – Hertfordshire Üniversitesi

 

Kadın ve Erkek!

 

Kadın ve erkek üzerine minik bir hikaye:

 

İki araba karşılıklı birbirlerine yaklaşıyorlardı…
Birinin içinde bir adam, diğerinde de bir kadın vardı…
Tam yan yana geldiklerinde, adam camı açıp kadına:
“DOMUZ…!!! diye bağırdı. Ve konuşmasına devam edecekken, kadın çok sinirlendi ve o da camı açıp adama:
“HAYVAN…!!! diye sinirle cevap verdi… Ve arabalar yollarına devam ettiler…
Kadın tam virajı dönmüştü ki yolun ortasında duran kocaman bir DOMUZ’a çarptı!
Bu hikayeden çıkarılacak sonuç:
1- Kadınlar dinlemeyi bir öğrenebilseler,
2- Erkekler de konuşmayı…!!!

 

Hayatın tüm zorluklarına rağmen, çiçeklerin o parlak gülümseyişlerini yüreğimizden ve yüzümüzden eksik etmek istemiyoruz

Benjamin Franklin:Dişlerinin arasında olmasına rağmen bazen kendi diline bile hâkim olamıyorsan, başkalarının söylediklerini önemsememelisin.

 

 

 

Gülümseyerek gel, güneşi topla gel, sevdayla aşkla gel,
Haydi hayatın zorluklarına inat sevgiyle yüreğini açta gel…

Hayatın tüm zorluklarına rağmen, çiçeklerin o parlak gülümseyişlerini yüreğimizden ve yüzümüzden eksik etmek istemiyoruz. Güçlüklerin içinden geçerken, sanki daha bir güzel görünüyor çiçekler, sanki daha bir güzel ve aydınlık geliyor sabah.. Güneş yormuyor yorgun kalbinizi artık, yaşamaya atıyor..

Rabindranath Tagore

O halde bana kimse nasıl yaşamam gerektiğini söyleyemez …

File:William Golding 1983.jpg

 

 

 

Kimse bana yaşamak isteyip istemediğimi sormadı .
O halde bana kimse nasıl yaşamam gerektiğini söyleyemez …

William Golding

Belki de tek sorun şuydu : biz ne istediğimizi bilememiştik hiçbir zaman. Ve dolayısıyla her şeyi deniyorduk.

 

 

 

Belki de tek sorun şuydu : biz ne istediğimizi bilememiştik hiçbir zaman. Ve dolayısıyla her şeyi deniyorduk.

Hakan Günday