Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Dar attım kendimi karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim ki için çekti bir sabah vakti
Erkenden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtıyor su ortadan
Ege Denizi efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bir de bide dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de İşte çil çil konuşan balıklar
Lapinalar, gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yunuslar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya TAKSİM ya BEYAZIT MEYDANI
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR diyor YÜRÜYELİM
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başı SEVGİ diyor
Gözlerim yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım.
CAN YÜCEL

Bir bilgeye sormuşlar:
“Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
“Terzimi severim,” diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
“Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?
O da nereden çıktı?
Neden terzi?”
Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:
“Dostlarım, evet ben terzimi severim.
Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.

Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.
İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.
Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık.
Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi.
İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.
‘Ben demiştim’ ,’ben bilirim’, ‘ben zaten anlamıştım’,
Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.
İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.
Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.
Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.
Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.
Kestirmeleri de öğrendim gide gele.
Boş geçen her saniye değerli artık.
Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.
Gerektiğinde ‘HAYIR’ demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.
Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.
Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.
Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.
Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.
Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor.
Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece.
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.
Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.
Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .
Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı.
Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.
Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.
Sonra Sezen’in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.
İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.
Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.
İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.
Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.
Can Dündar

Hesaplamanın temelinde ‘Fadik Sistem’ bulunmaktadır. Yani, herhangi karmaşık sayının, tek haneye ininceye kadar kendi arasında toplanmasına dayanmaktadır.
Böylece: 10, 1+0= 1 1990, 1+9+9+0 = 19 19, 1+9=10 10, 1+0=1 olmaktadır. (Daha hızlı bir hesaplama için karmaşık rakamlardaki ’9′ sayısını, ’0′ yani etkisiz eleman kabul edebilirsiniz. ’9′lar dahi ya da hariç hesaplama yaptığınızda sonucun aynı çıktığını görebilirsiniz.)
Bir örnek doğum tarihi alalım ve Kişisel Şifremizi oluşturan sayıları tespit edelim. Tüm sayılardan en az bir tane olacağı için ben 12 Mayıs 1964 tarihini almayı uygun buldum. 12 Mayıs 1964 = 12.05.1964 = 12 / 05 / 1964 3 5 2 1 4 8 7 6 (toplama işlemlerini kolayca ve hata oranını düşürerek yapmak, ileride detayları verilecek element, işletim sistemleri vs gibi detayları ilk bakışta görebilmek açısından yukarıdaki dizilimi önerebilirim, bununla beraber hesaplanan her yeni şifre yan yana da yazılabilir.)
İlk Hane (Kişilik-Görme Duyusu-Zihin-İnsanlar Sizi Nasıl Görüyor-İlk İzlenim): Doğum Günü tarihidir. Bu örneğimizde 12′dir. Rkamları tek haneye indirgememiz gerektiği için topluyoruz. 12 , 1+2 = 3
İkinci Hane (Sosyal Bilinçlilik-Duyma Duyusu-Duygu-SesTonu-Konuşma Biçimi):Doğum ayına bakılarak hesaplanır. Örneğimizde tek basamaklı bir sayı olan ’5′tir. (Ama, aralık ayı olsa idi, 12 yani 1+2=3 yapacak ve bu haneye bu bulduğumuz sayıyı yazacaktık.)
Üçüncü Hane (Küresel Bilinçlilik-Tatma Duyusu-Dürtünüz-İnançlar ve Dünyayı Algılamanız-Almak İstediğiniz Roller-Dünya Görüşünüz): Doğum Yılınızdır. Örneğimizde 1964′tür. Rakamları bir arada toplayıp, 1+9+6+4=20, ardından 20′yi 2 + 0 = 2şeklinde olacaktır. Ve 3.haneye yazın.
Dördüncü Hane (Yaşam Döngüsü-Koku Duyusu-İş Yapma Biçiminiz-Olaylara Yaklaşımınız-Bir şeylerden Nasıl Uzaklaştığınız) : Üst sıradaki 4.haneyi hesaplamak için ilk üç hanedeki rakamları topluyoruz. 3 + 5 + 2 = 10, tek haneye indirmek için 1 + 0 = 1 rakamını buluyoruz ve yazıyoruz.
Beşinci Hane (Ders hanesi-Dokunma Duyusu-Zihniniz-Öğrenmeniz Gereken Hayat Dersiniz-İnsanların Yaşamına nasıl Dokunuyorsunuz?-Sık Sık karşılaştığınız Önemli Sorunlar): Bu haneyi ‘Yaşam Döngüsü’ ve ‘Kişilik’ Hanesinde yer alan sayıları toplayarak bulabiliriz. Yani 1. hane + 4. Hane toplamı bize bu haneye ait şifreyi vermektedir. Örneğimizde, 3 + 1 = 4 ‘tür.
Altıncı Hane (İçsel Benlik-Ruh Duyusu-Duygularınız-Kendinizi Tanımlama Biçiminiz-Kendiniz Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?- Olduğunu Düşündüğün Kişilik-İçsel Sesiniz): Bu ikinci sıradaki ilk hanedir. Hemen üzerindeki iki sayının toplanması ile bu hane elde edilir. Yani, ‘Kişilik Hanesi’ ile ‘Sosyal Bilinçlilik’ Haneleri toplanır ve İçsel Benlik Sayısı elde edilir. Örneğimizde bu sayılar 3 + 5 = 8′dir.
Yedinci Hane (İçsel Çocuk-sezgi Duyusu-Dürtünüz-Beklenmedik Durumlardaki Tavrınız-Güvenecek Hiçbir Şey Yoksa Güvendiğiniz Dürtünüz): Bu hane, ‘Sosyal Bilinçlilik’ ve ‘Küresel Bilinçlilik’ haneleri toplanarak bulunur. Yani, üst satırda yer alan 2. ve 3. haneler toplanarak elde edilir. Örneğimizde, 5 + 2 = 7′dir.
Sekizinci Hane (Ruh Duygusu-yaradılış Duyusu-Pratiklik-Canlanıp Harekete Geçmemizi Sağlayan Dürtü-Gerçek ve Doğal Kişiliğiniz-Varlığın Derinliğindeki Duyunuz): 3. satırdaki bu hane hemen üzerindeki 2 sayının toplanması ile elde edilir. Yani, ‘İçsel Benlik’ ve ‘İçsel Çocuk’ rakamları toplanarak bulunur. Örneğimizde bu sayılar, 8 + 7 = 15 dolayısı ile 1 + 5 = 6 olacaktır. Böylece Kişisel Şifrelerin hesaplanması tamamlanmış olur.
Dokuzuncu Hane (Kader Şifresi-Yaşam Duyusu-Varoluş Amacınız ve Göreviniz- Evren ile Uyum Sağlamak İçin Ne Yapmanız Gerekiyor?): Kader Şifresini, tüm bu sayıların tamamını yan yana yazıp toplayarak elde ederiz. Şöyle ki: 3 + 5 + 2 + 1 + 4 + 8 + 7 + 6 = 36, 3 + 6 = 9 olarak hesaplarız. ve ). Hanemizi yani Kader Şifremizi buluruz.
Kader Şifresi; 1 Yaratıcılık,Bağımsızlık, Özgünlük, ego, kendine düşkünlük. Bu insan doğal bir liderdir. Kendine yeterlidir ve hırslıdır. İş hayatında aşırılıklardan, Hükmedici davranmaktan ve acelecilikten kaçınmalıdır.
2 Sezgi, İş birlik anlayışı, Tasarım ve kavrama, Aşırı duyarlık, Bağımlılık. Bu insan sevgi dolu,barış yanlısı, eleştirici ve ideal ortaktır. Detaylara gömülmekten, Ve yalnız kalmaktan kaçınmalıdır.
3 Sanat Kabiliyeti, Sosyal kişilik, Dostluk meyli, Yüzeysellik,Ziyankarlık. Bu insan dışa dönüktür. Hayatı ve eğlenceyi sever. Yaratıcı ve duyarlıdır. Rutinden hoşlanmaz. Kendine disiplin uygulamayı öğrenmelidir.
4 Pratiklik, Uygulayıcılık, Güvenirlik, Bükülmezlik, Sağlamlık. Sıkı bir çalışandır. Her şeyin başarılmasını ister. İyi bir arkadaş ve candan olmayı öğrenmelidir. Güvenlik duygusunun aşırılığından sakınmalıdır.
5 Özgürlük, Uyum Kabiliyeti, Gezginlik, Değişkenlik, Erotizm meyli. Cesur, yürekli ve ikna edici bir kişiliktir. Güzel şeylerden ve bunlara sahip olmaktan hoşlanır. Can sıkıntısından fazla etkilenir. Bunun aşırılığından sakınmalıdır. Kolayca amacından sapması olasıdır.
6 Aşk, Sorumluluk, Anlayış, Her işe karışmak, Kıskançlık. Sıcak, koruyucu ve mutlu kişiliktir. Güvenilir ve sağlam yapıdır. Sevdiği insan için her türlü fedakarlığı yapar. Kendini aşırı kötümser hissetmekten ve başkaları tarafından istismar edilmiş duygusundan arınmalıdır.
7 Ruhsallık, Zihni analizcilik, Zeka, Eleştiricilik, Sır saklama ve baskıcılık. Derin bir düşünürdür. Ruhsal meyillidir. Eksantrik ve değişkendir. Soğuk ve mesafeli durmaktan kaçınmalıdır. Yalnızlıktan ve iyi şeylere sahip olamama duygusundan arınmalıdır.
8 Yöneticilik yetenekleri, Organizasyon yeteneği, Güçlülük, Maddi ve adil. Güçlü,kararlı ve sonca giden kişiliktir. Para ve maddi konularda başarılıdır. Amacının karşısında gördüğü insanlar için duygusuz davranma meylinden arınmalıdır.
9 Sanatkar yetenekleri, Hümanist, Romantik, Duygusallık, İsraf ve konfor . Sezgili, Duyarlı ve yaratıcı kişiliktir. Dünyaya kendini kanıtlamak için savaşır. Kötü alışkanlıklarından kurtulmak ve hayatın küçük detaylarından fazla etkilenmemek için çalışmalıdır.
11 Sezgi gücü, Ülkücülük, Keşif yeteneği, Duyarlık, Fanatik. Hayalci ve öngörülü kişiliktir. Sanatkardır. Bilinç üstü gelişmiştir. Çok gergin ve aşırı duyarlı olmaktan korunmalıdır.
22 Pratik bir idealist, Maddi alanda üstünlük,Çabuk zengin olabilen,Saldırgan. Amacına bağlı ve pratik kişiliktir. Global düşünce tarzına sahiptir. Çok erken dünyaya gelmiş olmak duygusundan ve geleceğe fazla düşkün olmaktan sakınmalıdır.
yansımalar
Geçenlerde yazılarını, fikirlerini, düşüncelerini çok beğendiğim biriyle ‘’helalleşme’’ üzerine sohbete giriştik. Tam fikirlerimiz uyuşmadı, ama bazı noktalarda tutuştuk tabi… O konuşmanın içeriğini burada aktarmayacak olsam da, gene de helalleşme üzerine bir yazı yazmam gerektiğine karar verdim.
Kişisel gelişim konularıyla iç içe geçmeye başladıktan sonra; insan hayatını, yaptıklarını, kendine yapılanları ve olduğu durumu sorgulamaya başlıyor. Başka bir gözle bakmaya başlıyor. En sonunda da sebep- sonuç ilişkilerine yani karmaya gelip takılıveriyor.
Hele de o anda, hayatın yolunda gitmiyorsa ( burada tamamen ilişkilerden bahsediyorum) hım diyorsun geçmişte, üzdüğüm, kırdığım, acı verdiğim insanlardan af dilemeliyim ki, önüm açılsın…
Ben de böyle bir sorgulamadan sonra; iyi davranmadığımı düşündüğüm, kırdığım, incittiğim iki kişiyi tespit ettim. Ve onlarla kapalı olan kapıları açıp, vicdanımı rahatlatmalıyım dedim. Önce birisini aradım, tabi sesimi duyunca ufak bir şok geçirdi. ‘’Bir kahve içmeye gelir misin, senle konuşmak istediğim şeyler var’’ dedim. Biraz da ısrar ettim, en sonunda kahve içmeye getirebildim.
Başladım konuşmaya, ’’geçmişte toydum, şunları şunları yaparak seni incittiğimi şimdi anlıyorum diyerek bir giriş, arkasından da çok özür dilerimle biten bir kapanış’’ yaptım. Aman Allah’ım benim özür cümlelerimden sonra, karşımdaki insan bir kaplana dönüşüverdi, başladı bana giydirmeye, bakıyor benden cevap yok, giydirmeye devam. Bazen bakıyorum haksızlık yapıyor, ama gene susuyorum, amacım karmayı kapatmak ya, baktım o konuşma böyle kızgınlıkla bitecek kalktım masadan, ardından ikinci, sonrada üçüncü buluşma geldi. Benim amacım iyice içini döksün rahatlasın, normale gelelim…
Neyse bu buluşmaların neticesinde, karşı taraf baktım ki gene bana meylediyor, hem de içi; öfkeyi, sevgiyi, acıyı barındırırken.’’ Eyvah’’ diyorum’’ işler sarpa saracak, bu işi kapatmam lazım ve karşı tarafa artık yeteri kadar konuştuk bir süre konuştuklarımızı düşünelim, belki de barışma vaktimiz daha gelmemiştir’’ diyorum. Ve karşı tarafı gene öfkelendiriyorum. Yani kapıyı açacağım yerde, açıp daha gürültüyle kapanmasına sebep oluyorum …
Bu birinci hezimetten sonra, özür dilemek istediğim ikinci kişiye mail atıyorum. Yüz yüze işleri yürütemediğimi anladım ya; bari yazıyla bu işi temizleyeyim diyorum. Onla da, kavga, dövüş, susma, alttan alma, özür dileme, bir mesaj, bir mesaj daha, tekrar bozulma, kırılma, suskunluk, tekrar kavga döneminden sonra ikinci başarısızlığıma uğruyorum.
Yani hata yaklaşım tarzımda mı, konuştuğum kelimelerde mi, karşımda bıraktığım kötü izin derinliğinde mi, zamanı gelmemiş olmasından mı bilemiyorum ama , feci iki bozguna uğruyorum.
Bu iki tecrübeden sonra da helalleşmelerimi de hep kendi nezdimde, fakat zatı-muhtereme hitaben yapmaya başladım…Çok da rahatladım ve bu tecrübemden dolunayda geçmişin yükleriyle bağ kesme çalışmam ortaya çıktı…
Her şeyde olduğu gibi bununda doğrusu yanlışı ya da belirli bir yöntemi yok, ancak benim merak ettiğim sizin böyle helalleşme denemeleriniz oldu mu ve başarıya ulaştınız mı? Başarıya ulaştıysanız bana anlatın şu işin sırrını da, ilerde belki ben de daha temiz bir yere ulaşabilirim…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg