Gezelim, Eğlenelim, Neşeli İnsanları Hayatımıza Alalım, Sohbeti Bize İyi Gelen Dost Meclislerine Katılalım, Bu Hayatın Hakkını Verelim…

 

 

 

Gezelim, Eğlenelim, Neşeli İnsanları Hayatımıza Alalım, Sohbeti Bize İyi Gelen  Dost Meclislerine Katılalım, Bu Hayatın Hakkını Verelim…

Sevmediğimiz yönlerimizi başkalarından saklamak için kullanılan maskeler bir süre sonra kişiyi kendi gözünden de saklar

 

Sevmediğimiz yönlerimizi başkalarından saklamak için kullanılan maskeler bir süre sonra kişiyi kendi gözünden de saklar.

Kişi içindeki boşluğu unutmak, acıyı azaltmak için değişik savunma mekanizmaları geliştirir. Ne kendisini, ne başkalarını olduğu gibi kabul edebilir

Eksikliğini gizlemek için mükemmeliyetçi olur.
Güçsüzlüğünü gizlemek için başkalarını kontrol etmek ister.
Korkaklığını gizlemek için şiddete ve öfkeye başvurur.
Suçluluk duygularını gizlemek için, başkalarını suçlar, eleştirir (yıkıcı), yargılar.
Onursuzluğunu gizlemek için gururlu olur.
Azimsizliğini gizlemek için hırslı olur.
Değersizliğini gizlemek için kibirli olur.
Yetersizliğini gizlemek için başkalarını hor görür.
Ahlaksızlığını gizlemek için “ahlakçı” olur.
Kıskançlığını gizlemek için sürekli hoş görünmeye çalışır.
Önemsizliğini gizlemek için kendini beğenmiş olur.
Sevgi açlığını gizlemek için aşırı yardımsever ve fedakâr olur.
Aptallığını gizlemek için, ahkâm kesen olur.
Ama mutlu olamaz, doyumlu olamaz, ÖZGÜR OLAMAZ.

Nil Gün…

400 yıl öncesinden gelen bilgelik…


Aşağıdaki yazı Mimar Sinan’ın 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusunun bir örneği ve çok etkileyici. Çoğumuz 1 yıl sonrasını bile düşünemezken bu kadar yüksek bir farkındalıkla hareket eden Mimar Sinan,  belki 400 yıl öncesinden yol gösterici bir ışık olabilir…
Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebaşı Cami’nin 1990′li yıllarda devam eden restoras…yonunu yapan firma yetkililerinden bir inşaat mühendisi, caminin restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı TV’de şöyle anlatmıştı.
“Cami bahçesini çevreleyen havale duvarında bu lunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer alıyordu. Biz insaat fakültesinde teorik olarak kemerlerin nasıl inşaat edildiğini öğrenmiştik fakat taş kemer inşaası ile ilgili pratiğimiz yoktu. Kemerleri nasıl restore edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktık.
Kalıbı söktük. Sökmeye kemerin kilit taşından başladık. Taşı yerinden çıkardığımızda hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir şeyler yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafından yazılmıştı. Şunları söylüyordu;
Bu kemeri oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşa edeceğinizi bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri nasıl inşa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum.
Koca Sinan mektubunda böyle başladıktan sonra o kemeri inşa ettikleri taşları Anadolu’nun neresinden getirttiklerini söyleyerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir biçimde kemerin inşasını anlatıyordu.
Bu mektup bir insanın, yaptığı işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insan üstü bir örneğidir. Bu mektubun ihtişamı, modern çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep kullanması gibi yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca mimarin erişilmez özelliklerindendir. Ancak erişilmesi gerçekten zor olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olan 400 sene sonraya çözüm üreten sorumluluk duygusudur…

Her Şey Vaktini Berkler…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

21 Ağustos 2013, Kova Burcunda Mavi Dolunay … DEĞER BİÇMEK ZAMANI!

Blue Moon Expedition by Duy Huynh

 

 

21 Ağustos gecesi, İstanbul‘a göre saat 04:45′de Aslan – Kova ekseninin 28 derecesinde DOLUNAY’ı yaşayacağız… Aslan döneminde meydana gelen ikinci dolunay olduğu için BLUE MOON – MAVİ AY deniliyor. Geçen dolunayda başlayan maçların, rövanşı, bu dolunayda oynanacak 🙂

Sahayı tarifleyelim;

Anın yükseleni Aslan’ın 8 derecesi, yöneticisi de Güneş… Güneş birinci ev ile ikinci evin sınırında ve Merkür ile kavuşum halinde. Ay ise 7′inci ve 8′inci evlerin sınırında. Kovadaki Ay ile, yöneticisi Uranüs arasında  45′lik stresli bir açı var. Ayrıca Uranüs, Yengeç’teki Jüpiter ile de tam kare açı içinde… ”HAY BİN KUNDUZ!” kıvamında, şenlikli, atraksiyonlu bir Dolunay :)))

Temmuz sonunda ”Ömürlük yüklerimize başka bir gözle bakıp, kalıcı çözümler geliştirmemizi sağlayacak bir DOLUNAY bekliyor bizi” demiştik… Aynı aksta gerçekleşen bu DOLUNAY’da ise, son bir ayın deneyimleri çerçevesinde bir daha bakacağız durduğumuz yere ve bizimle yanyana duran insanlara… Sonra da hepsine yeniden DEĞER BİÇECEĞİZ!

  • Onay ya da destek almaya – vermeye alıştığımız, bir yolu beraber yürümeye çalıştığımız insanlar,
  • Bizi dengelediğini, bütünlediğini, güçlendirdiğini düşündüğümüz ya da dengelemeye ve ayakta tutmaya çalıştığımız ilişkiler,
  • Hayatımızın – iş, aşk, para ya da her çeşit paylaşım içeren – temel kontratları

Masanın üzerinde ya da kapının ağzında! Bazılarında beklenmedik gerilimler oluşuyor… Bazılarında bastırılmış sorular patlak veriyor… Bazıları ”HAZIR DEĞİLİM” desek de hayatımıza giriyor.

Kısacası, bu DOLUNAY’da hayatımıza DEĞER KATAN ve bizi gerçekten biz yapanların neler olduğu ve bu alanlara ne kadar emek vermemiz gerektiği üzerinde çalışacağız. Bazı konular ve insanlar ODAK DIŞI KALACAK… Bazıları GÜNDEME GİRECEK… Bazıları ise ÖNCELİK DEĞİŞTİRECEK’ler!

Jüpiter – Uranüs arasındaki cüretkar kare, kendimizden ve hayatımızdan neler beklediğimiz konusunda, bu güne dek cüret etmediğimiz sorgulamaları yapmamıza ve hiç aklımıza getirmediğimiz adımları atıp, hiç bozulmayacağını sandığımız sınırları aşmamıza neden olabilir.

Yapmaya alıştığımız ya da artık zor gelse de yapmaya çalıştığımız şeyleri gözden geçirirken, ”NE ADINA?” diye soracağız kendimize… Neyi kaybetmemek için neyi ortaya koymaya hazır olduğumuza karar vermek durumunda kalacağız!

Elbette etrafımızdaki insanlar da bu moda girip, ”NE ADINA ya da NEREYE KADAR?” diye üstümüze yürüyebilir ve bizi de sınırlarımız ve taleplerimiz hakkında bir daha düşünmek zorunda bırakabilirler!

Üstelik olaylar biraz da ani bir şekilde patlak verebilir… Uranüs’ün Ay üzerinde yaptığı stresli açı, bastırılan duyguları, güdümlü füze kararlılığıyla ortaya saldırttırabilir. ”ENGİNLERE SIĞMAM TAŞARIM ULEENNN” tarzı bir Deli Kadir hali gelebilir yani üzerimize :)))

Gelgelelim, ne olacaksa HAYRA VESİLE… Zira Jüpiter, Kova’nın klasik yöneticisi olan Satürn ve Chiron ile – geniş orblu da olsa – üçgen görünüm içinde ve bu üçgen Ay Düğümleri ve Pluto‘nun devreye girdiği iki farklı uçurtmaya gönül eğdiriyor… Mesaj da aynen şöyle;

ESKİYE DÖNMEK MÜMKÜN DEĞİL… ARTIK SADECE İLERİ GİTMEK VAR VE BUNUN GETİRECEĞİ DEĞİŞİMLERDEN KAÇMAK ANLAMSIZ!

”İyi yazıyon, taşı kuş, boşu hoş gösteriyon Juno da… Elimiz boşa çıkıp durdukça içimize dolan korkuyu netçez… Ona ne diyon?” dediğinizi biliyorum 🙂 Ama ben açıkça, uçan çatıya üzülmek yerine, sığınak edindiğimiz durakları önemsemekten vazgeçmek yanlısıyım…

Bir şeylerin hayatımızdan çıkması, ya da bir şeylerin elimizden alınması, bazı konularda bize engel ya da sınırlar konulması, güçlü ya da güvende olduğumuzu sandığımız konuların ”çekince” altına girmesi ya da belirsiz bir hal alması değildir asıl sorun… Zira bu koşullar altında da biz yola devam etme dirayetini gösterebilir ve bu sayede varacağımız sahillerden,  çok daha hoşnut kalabiliriz…

Temel mesaj; ÖZÜNE GÜVEN!

Bizi değerli hale getirenin sahip olduğumuzu düşündüğümüz ya da elimizde tutmaya çalıştığımız işler, birikimler, insanlar değil, HAYAT İÇİNDEKİ DURUŞUMUZ ve HAYATA KATTIKLARIMIZ olduğunu anlamamızı istiyor gökler…

Hem şöyle bir bakın geçmişinize; başımıza ne geldiyse, şu bir şeyleri yitirmemek adına kendimizi kaybetmek yüzünden gelmedi mi…

Bizi değerli olduğumuza inandıran bir takım vesileleri değil, insan olmaklığımızı sağlayan değerleri yitirdiğimizde endişe etmeliyiz kendimizden!

Zira, bize her durumda yolu bulmak için güç veren ve görünmez destekçilerimizi, elle tutamadığımız korunma kalkanlarımızı daima etrafımızda tutan tek şey, ÖZ’ümüz ile kurduğumuz güçlü bağlardır. Korku o eşsiz bağı yitirmemize neden oluyorsa, ÖZ’ümüzü değil korkumuzu feda etmek daha akıllıca değil mi 🙂

Bize gerçekten lazım olanlar, iyi günde ve kötü günde yola bizimle devam edenlerdir!  Böyle kalıcı olmak istediğini söyleyen bir adamın şarkısı ile bitsin bu yazı;

LET IT BE ME … Sıcak şarap tadındaki sesiyle Ray de La Montagne… Yani o mümkünse hep benimle olabilir bence de :))))

juno astrology sayfasından alıntıdırı…

Uçamazsan Koş, Koşamazsan Yürü, Yürüyemezsen Sürün, Ama Ne Yaparsan Yap İlerlemek Zorundasın…

Evlendikten Sonra Çok Değiştin…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Fizibilite Çalışması…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Laf Duymak İstemiyorsan, Laf Yazmayacaksın…

 

 

 

Laf Duymak İstemiyorsan, Laf Yazmayacaksın…

Anette

Bardağı Taşıran Son Damlaya Bakarız Hep… Aslolan İse Bardağı Dolduran Etkenlere Bakmaktır…

Bardağı Taşıran Son Damlaya Bakarız Hep… Aslolan İse Bardağı Dolduran Etkenlere Bakmaktır…

Anette

İyi Kaptan Dalgalı Denizde Belli Olur…

 

 

İyi Kaptan Dalgalı Denizde Belli Olur…

Sana Özgürlüğünü Hediye Ediyorum…

Ben Karımı Aldatmaktan Vazgeçtim…

TESLİMİYET…

 
Eğer yaşadığınız koşulları çekilmez ve katlanılmaz buluyorsanız üç seçeneğiniz var;   Hiçbir bahane yaratmadan ya o durumdan uzaklaşın,   Ya o durumu değiştirin, ya da olduğu gibi kabullenin!   Hayatınızda yaptığınız herhangi bir eylem, eylemsizlikten her zaman daha iyidir.
Eğer yaptığınız eylem bir hataysa en azından bir şey öğrenirsiniz ya da bir ders alırsınız ki, bu durumda o hata… olmaktan çıkar.   Eğer şu an içinde yaşadığınız koşulları değiştirebilmek için gerçekten yapabileceğiniz bir şey yoksa o zaman tüm direncinizi bırakın ve “teslim olun.”
Teslimiyet zayıflık değildir!   O yaşama ve onun getireceklerine, içinizde hiçbir çatışma olmadan güvenmektir.   Yaşadığımız bütün koşullar geçicidir, biz yaşadığımız bir drama sıkı sıkıya yapışmadığımız takdirde mutlaka değişecektir.
Evrenin ve varoluşun doğası, her durumun her koşulun geçiciliğine yakından bağlıdır. Yeter ki; yaşama güvenelim ve direnç göstermeyelim.
Sevtap Ofsal

Ne Zaman Hayatımızın Sorumluluğunu Elimize Alıcaz? Ne Zaman Başkalarını Suçlamayı Bırakacağız?

“Dergahdan kovulan Derviş’e bir çoban yol gösteririr.
Şu karşıdaki dağın arkasında bir şehir var. Eyvallah dedikten sonra her şey bedava.
Yalnız 3 kuralı var.   1. Yalan söylememek.   2. Kulun işine karışmamak.   3. Allah’ın işine karışmamak.   Kolaymış der ve yollara düşer derviş. Şehre varır. İlk önce hamama gider ve yıkanır. Kasaya gider. Sağ elini sol göğsüne koyar ve eyvallah der. Sonra sorar “…borcum ne kadar?”
Kasadakiler “borcun yok eyvallah dedin” ya. Bu şekilde bir ay kadar geçirir. Sonra kovulan derviş evlenmek ister, bir kadın beğenir, eyvallah der ve evlendirilir.   Bir gün çarşıda gezerken saçı başı açık bir kadına bağırıp, çağırır.   “Niye böyle açık giyinirsin be kadın ” diye   Kadın “imdat zaptiye” der ve “bu adam benim işime karıştı” diye ekler.   Bunun üzerine adam 10 dayak yer. Kulun hatasını uyardığı için şikayet edilen bir de üzerine dayak yiyen derviş Allah’a   “Allah’ım bu nasıl iş? Hem kulunu uyardım hem üstüne bir de dayak yedim” Der   Bunu duyan bir adam ” imdat zaptiye” diye seslenir ve bu adam “Allah’ın işine karıştı” der.
Yine bunu üzerine 10 dayak daha yiyen derviş, yorgun argın evin yolunu tutar.   Evde uzanmış dinlenirken arkadaşları kapıyı çalar ve av için dervişi çağırırlar. Adam bunun üzerine karısına “beyim evde yok de” der.   Bunu duyan kadın “imdat zaptiye” diye bağrır ve “bu adam yalan söylüyor” diye ekler.   Kovulan derviş 10 dayak daha yedikten sonra bu köyden de kovulur. ”   Bu hikaye bana seminerlerde anlattığımız bir konuyu hatırlattı bana.
1. Benim sorumluluğum
2.Senin sorumluluğu
3.Allah’ın sorumluluğu
Hayat aslında ne kadar kolay   onun bunun sorumluluğuna, Allah’ın işine karışmasak.   Kurban rolünden bir çıksak da yaşam sorumluluğumuzu alıp, bu hayatı bir cennete çevirsek ne güzel olurdu değil mi ?   Tüba Kayta