Yol uzun, güzergah zorlu: ne demeliyim, Zarif kardeşim benim, Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim.

 

 

Yol uzun, güzergah zorlu: ne demeliyim, Zarif kardeşim benim, Seni aldım yanıma, ikizimi almış yürüyor gibiyim.     Ba – Birhan Keskin

Bir adam arıyorum; sükunet içinde bir tutkuyla seven…..

File:Lynda Lemay-Concert Carcassonne04410.jpg
bİR k/ADIN.___________________
Bir adam arıyorum;   Her düşü kurmuş, her düşü yitirmiş, şimdi artık   ne istediğini bilen…
Bir adam arıyorum;   yaşamış, her tütünü içmiş, her içkiyi   devirmiş, …  yeteri kadar da kadın tanımış ve   artık başkalarını aramayan…
Bir adam arıyorum;   Veremeyeceklerinin farkına varmış, ama ancak şimdi yaşamaya başlamış…
Bir adam arıyorum;   Kendini en kötüye hazırlamış, zamanın neleri   iyileştiremediğini görmüş, anlamış, öğrenmiş…
Bir adam arıyorum;   Gerçeklerle yüzleşen,   yalan söylememe cesareti   edinmiş, duygularından kaçmamayı öğrenmiş…
Bir adam arıyorum;   Kendini artık ciddiye almayan, yüzünde   kırışıklıkları olan,   sükunet içinde bir tutkuyla seven…..
Lynda Lemay…

Halil İbrahim Bereketi…

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış Büyüğü Halil…. Küçüğü ise İbrahim… Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekarmış… Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin… … Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.. Bununla geçinip giderlermiş… Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar…. İş kalmış taşımaya…. Halil, bir teklif yapmış : İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle. Peki abi demiş İbrahim… Ve Halil gitmiş çuval getirmeye…. O gidince, düşünmüş İbrahim: Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine Böyle demis ve, Kendi payından bir miktar atmış onunkine… Az sonra Halil çıka gelmiş. Haydi İbrahim…! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara. Peki abi…! İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..
O gidince, Halil’i düşünür bu defa: Der ki: Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek, Kendi payından atar onunkine birkaç kürek….. Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider….. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile….
Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki … Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe… Aksine çoğalır buğdayları. Dolar tasar ambarları. Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adi :
Halil İbrahim bereketidir..
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kahve Fincanının Hikayesi


Yaşlı kadın bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi.
Fincanın biçimi üzerindeki işlemeler renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu.   Ödediği fiyatı hatırladı; hayır hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi:
“Bana hayranlıkla baktı…ğının farkındayım.
Ama bilmelisin ki ben hep böyle değildim.
Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.”
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.
“Demek istiyorum ki ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı ezdi dövdü yoğurdu.
Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.
“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm döndüm döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
“Henüz değil!”
“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı.
Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu.
Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”
“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum.
Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.
“Bir saat kadar sonra fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı.
Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
“Lütfen usta! Yapma gıdıklanıyorum!” dedim.
Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”
“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı.
Korkudan ölecektim.
“Hayır! Beni yine fırına sokma lütfeeen!” diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı.
“Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm.
Pencereden bakıp ona yine yalvardım ama o yine “Daha değil!” diyordu.
Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum.
Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”
Ona “Evet” dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum.
Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”
“Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım çatlayacaktın.
Boyamasaydım hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde..
Ve ben kahve fincanı şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
– Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için;
” Sonsuz Teşekkür Ederim “…
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Neden hepsi birbirinden bu kadar farklı benim arkadaşlarımın?

Arkadaşlarımın hepsini bir araya toplasam bayağı kafası karışır herhalde insanların. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” lafının  anlamı kalmaz.

Neden hepsi birbirinden bu kadar farklı benim arkadaşlarımın?
Neden bazıları marjinal ötesi?
Biri arkadaşımsa diğeriyle nasıl anlaşabiliyorum? Neden kimse anlayamıyor?
Galiba onların hepsi içimdeki çok farklı “ben”leri gün ışığına çıkarıyor da ondan.

Biriyle uslu, kibar kız oluyorum.
Diğeriyle küfürlü konuşup, abuk şakalar yapıyorum.
Biriyle oturup ciddi ciddi konuşuyorum.
Diğeriyle saçma sapan şeylere kıkırdıyorum.
Biriyle evde oturup çay içiyorum.
Diğeriyle bara gidip dans ediyorum.
Birinin derdini dinleyip öğüt veriyorum.
Diğerinin bana verdiği öğütleri dinliyorum.
Hepsi bir bulmacanın parçaları sanki, tamamlayınca ortaya bir hazine çıkıyor. Arkadaş hazinesi!

Beni bazen benden daha iyi anlayan, iyi günümde, kötü gönümde beni yalnız bırakmayan arkadaşlarım…

Hepsi farklı günlerde aldığım rengarenk anti-depresanlarım sanki.

Mehmet Öz’den yeni bir şey daha öğrendim. Arkadaşlar sağlık için de faydalıymış. Şaka değil! F vitamini diyor Mehmet Öz arkadaşlar için.

(F “Friends”den geliyor.) F vitaminin sağlığımıza faydaları say say bitmiyormuş…

Yapılan araştırmalara göre güçlü sosyal iletişim içerisinde olanlarda depresyona girme ve ölümcül krizlerin oluşma riski azalıyormuş. Düzenli F vitamini kullanmak sizi gerçek yaşınızdan 30 yaş daha genç hâle getirebiliyormuş. Dostluğun sıcaklığı stresi azaltıyor, gergin olduğunuz zamanlarda bile kan damarlarınızda pıhtılaşma ve kalp krizi geçirme riskiniz yüzde 50 azalıyormuş.

Vay canına! Bilmeden yıllardır ne çok vitamin depolamışım vücudumda. Yaşasın!

Ayrıca, hesap da doğru. 45 – 30 = 15! Ben kendimi tam 15 yaşında hissediyorum. Kafa olarak ne bir eksik, ne bir fazlayım. (Bana kalsa hiç büyümek istemiyorum ama bana kalmıyor!)

Neymiş yani, arkadaşlara çok önem vermeye, mümkün olduğunca çok bağlantıda kalmaya, beraber her şeyin komik bir tarafını bulmaya devam…. Gülerken ağzımızı kocaman açmayı da unutmuyoruz, uçuşan bütün F vitaminlerini yutuyoruz (!)

Paris, 22 eylül 2010
Ayşe Akgün GiraudDevamını Gör

Ben Böyleyim İşte:)))

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Allah Özünüze Döndürsün, Dert Verip Reiki Aratmasın…

Burdan 27 Yaşlarında, Yüzünde Buruk Bir İfade Olan, Siyah Saçları Omuzlarına Düşen, Narin Ve Ürkek Adımlarla Yürüyen Bir Kadın Geçti Mi?

Yedi Senedir En Sevdiğim Çiçeği Öğrenemedi Öküz…

Efendim buyrun size, Sivri, Hınzır ve Cüretkar bir dille, Burçların ”Bi Dakka Ya… Burada Ters Giden Bişi Var!” anındaki stratejileri…

Hepimiz bazen değişen ortamlar karşısında zayıf ve savunmasız hissederiz… O zaman bir maske takarız yüzümüze ve onun arkasında güvende kalıp, toparlanmayı umut ederek bekleriz. Oysa dışarıya verdiğimiz görüntü bambaşkadır! Efendim buyrun size, Sivri, Hınzır ve Cüretkar bir dille, Burçların ”Bi Dakka Ya… Burada Ters Giden Bişi Var!” anındaki stratejileri…

KOÇ: Uyyy en beter Koç, kendini kırılgan hisseden Koçtur! ”En güçlü benim bi kerem… Hiyhoyt!!!” diye ortada gezerken, gafil avlanan bir Koç’un bu duruma karşı geliştirebildiği tek savunma şekli, dudağı sarkık, kendini elletmeyen, atarı tutmuş bir velet gibi davranmaktır! Ne deseniz sırt döner, ne verseniz yere atar… Aslında kavgası kendisi iledir. ”Koç Kafası”na göre, başarısız olan, iktidardan düşer… İktidardan düşen ise sevilmez! Koç bu hissi, etrafındakilere ”sen ne kadar beceriksiz ve hatta bir de edepsiz olsan da, annecik seni seviyor” dedirterek aşmaya çalışır. Ama bilin ki o halleri ne sevmeye, ne dövmeye gelmez :))) En akıllıcası,  dengesini bulsun diye azcık kendi haline bırakmak ve ”kahrını çektirdiği anne” durumuna düşmemektir. Zira hazret bu durumuna şahit olan ve ona akıl vermeye kalkan insana da sonradan pek sıcak bakmaz 😉 O kendi burnunu kendi sürter… Kanayan yarasını da anca kendi geçirir… Kimsenin de zayıflığını yüzüne vurmasına müsaade etmez. O KADAR!

BOĞA: Boğa’ya göre güvende olmak ZENGİN ve GÜÇLÜ olmaktır… Öyle değilse bile öyle GÖRÜNÜR ki, herkes onun zaafını bilip, ezemesin! Zengin adam naapar; yer içer, hesapsız tüketir! Boğa, içindeki zayıflığı hissettikçe, üstüne sardığı ihtişam göstergelerinin miktarını arttırır. ”Bir gram et bin ayıp örter” lafı adeta Boğa için yazılmıştır 🙂 Eskaza yeme içmeyle iş olmayan bir Boğa ise, mutlaka üstüne başına bir şeyler  alır…  Bir de fiziksel varlığını hissedebilmek için ayıptır söylemesi ”aganigi naganigi”ye sarar :)))  Yani fındık, fıstık, iç çamaşırı ve parfüm satıcılarına gün doğaaarr :))) Haa bir de, onların girdiği ”kronik tüketici” durumunu elverişli bulanları, MAİYET’lerine katıp, etraflarında – ikinci bir göbek kadar anlamsız duran – bir insan çemberiyle de gezebilirler… Böyle zamanlarda, uyarı almaya katlanamamak gibi bir durumları da vardır… Yapılacak en iyi şey, AYAK UYDURMAMAKTIR 🙂 Aynaya dümdüz bakıp, kendini hiç sevilmeyecek bir şey gibi görmeye başladığı gün, Boğa kendi kendiyle hasbıhal edecek ve ağır ağır da olsa makul bir ayara gelecektir…

İKİZLER: Kendinden hoşnut olan İkizler sorar ve talep eder… Hoşnut olmayan İkizler ise namütenahi şikayet eder :))) Güvenini kaybetti mi, birdenbire dünya meselelerine sarar… Bir şeylere ANTİ olup, huzursuzluğunun suçunu birilerine yükler ve kendini de kurban durumuna düşürüp, sorumluluğu sırtından atar! Böyle dönemlerde – normalen kapısına bağlasalar durmayacağı tarzda  – bir takım fikri ve manevi gruplara dahi katılabilir… Organik temizlik ürünlerine ya da GDO’suz gıda bulmaya sarabilir… Hormonsuz Anamur Muzu ve Adapazı patatesi bulamadığı için potasyumsuz kaldığına kendini inandırıp, geceleri bu duruma bağlı ”huzursuz bacak” sendromu yaşar! Halbuki sadece uyku tutmamıştır ama sakın yüzüne vurmayın :)))) Tabii bu arada etrafındakilere de, sorumsuz, bilinçsiz, kaygısız davranışları yüzünden dünyanın sonunu hazırlamakta olduklarına dair sivri eleştiriler yöneltmekten geri durmaz :))) Sonra hayatına kendini iyi hissettirecek bir şey girer ve İkizlerin içine kaçmış olan ukala böcek çıkaaar gider :))) O böcek yok olana kadar İkizlere fazla bulaşmayın… Ne dese ”HE” deyin tamam mı :))))

YENGEÇ: Yaw bu yavrucaklar zaten pimpiriklidirler :))) Bir de kendilerine güvenleri azaldı mı, hepten zorlanırlar… Yengeç’i en güvensiz hissettiren durum YALNIZLIK’tır! Bütün yoksunluk, kayıp, endişe durumlarını, birilerini hayatlarında tutmaya çalışarak ve onların varlığının kendisini  koruyacağına inanarak atlatacaklarını zannederler. Ama hayat zamanın bir kesitinde, birilerinin yolunu mutlaka bizimkinden ayırır ve Yengeçciği bununla baş etmeyi öğrenmek durumunda bırakır… İşte böyle DERİN YAS zamanlarında Yengeç’in yaptığı en büyük hata, hemen bir kişinin yokluğunu bir başkası ile ikame etmeye kalkmaktır! ”Denize düşen yılana sarılır” sözü adeta Yengeçler için söylenmiştir… Amaaa, bir kez bir insanın hayatındaki varlığını garanti olarak görmeye başladımı da, Yengeç farklı bir moda geçer haberiniz ola :))) O zaman da yargılama ve düzeltme, yani güvenlik unsuru olarak gördüğü kişiyi, daha bi kendine uygun hale getirme prosesi başlar :))) Ne çok bilmiş, ne ”üstü çiçekli böcekli kılıfla kaplı kumanda aleti” Yengeçtir onlaaarrrr :))))

ASLAN: Yaw Aslan’ın kendine güvenen hali de biraz zordur elbet :))) Yani sürekli her şeyin EN BİŞEY’i olan biriyle yanyana olmaya kim uzun süre tahammül edebilir! Ama güvenmeyen hali  – emin olun – tarifin ötesinde zordur… Şimdi bir kere bunlar, üretim bandında ”kötüyüm… yardıma ihtiyacım var” düğmesini takan kişi süresiz izinliyken imal edilmişlerdir. Hata yapabileceklerine inanmak istemezler. İnkarı mümkün olmayan şekilde hataya düştüklerinde ise, full depresyona girerler! İşte o dönem biraz sıkıntılıdır… O tatlı dilli, cömert, şakacı, şeytana papucunu ters giydiren Aslan gideerr, yerine somurtkan, kimseye güven duyamayan, alaycı, sivri dilli, insanların duygularına aldırış etmeyen, hırçın biri gelir. Daha ileri vakalarda, etrafındakileri yüzsüzce kullanmaya, kandırmaya, kendisine sunulan imkanları sorumsuzca tüketmeye de eğilim gösterebilir. Dibe vuran Aslan’ın alkolizme de yatkınlığı olur ya da bir tür zararlı maddeyi aşırı şekilde tüketerek, kendine de zarar verebilir… Ona destek mestek verilmez! Depresyona giren Aslan, onun afra tafrasına izin vermeyen ve Japon usulü bir disiplin içeren türden, profesyonel bakıma ihtiyaç duyar… ”Herkesin düşebileceğini ama sadece gerçekten cesur olanların ayağa kalkıp yola devam edeceğini” anladığı zaman ise, özüne dönebilir 🙂

BAŞAK: Zaten ”şüphe duymak” üzerine kurulu bir dünya görüşü olan bir insan, bir de üstüne güven krizine girerse ne olur? Elbette, ABARTIR! Sorunu abartır… Kendini eleştirmeyi abartır… Başkalarına kızmayı abartır… Sorgulamayı abartır… Kaygılanmayı abartır… Eh tabi nihayetinde durum kangren olur. Ve Başak ”başarısız” olduğunu düşündüğü işin kapısını, bir daha açmamak üzere kapatır. Bu hayatından kalkan bir cenaze gibidir… SAKINNN ama SAKIN bu durumdayken ona ”Ne var ki yaw… O kadar da dert etme. Herşeyin bir çaresi bulunur.” demeye kalkmayın! Onun yasını anlamsız bulduğunuzu düşünmek hem kendine olan güvensizliğini arttırır, hem de size gıcık olması garanti altına alınır 🙂 Hele de onun namına işe el atıp çözüm üretmeyi filan hiiiç aklınızdan geçirmeyin :))) Aboooovv… Bir Başak’ın en tahammül edemeyeceği şey, komik ve beceriksiz görünmektir. İyisi mi – yani ille de ona destek olacam diyorsanız – dikkatini kesinlikle başarılı olabileceği bir şeye çekin. İyi yaptığı şeyleri hatırlarsa, güvensizlik yaratan konuda da, yeni çözümler arama cesaretini bulabilir. Öneride bulunmak yerine, çözümün onun aklına gelmesi için küçük ipuçları verin. Bir şeyin peşine bizzat düşmek ve ulaşmak, ona ilaç gibi gelir 🙂

TERAZİ: Güven krizine giren Terazi, kendini buzdan bir  duvarın içine hapseder! Onu görür ama erişemezsiniz… Onu kaygılandıran durumla arasına kesin çizgiler çeker ve ilgi göstermeyi reddeder. Kayıtsıza bağladığı durumlarda, ”Mutfakta yangın var” deseniz, ”Kapısını çek şekerim, duman içeri gelmesin” diyecek kadar ileri gidebilir 🙂 Aslında gizli gizli, görünmez bir  elin sorunu halletmesini ve o tekrar dönüp baktığında kaygılanmasını gerektirecek şeylerin ortadan yok olmasını ümit etmektedir. O absürd duyarsızlığı içinde öyle çaresiz görünür ki, işe el atıp, onu rahatlatmaya kalkışan birileri illa ki bulunur! Bu durumda Terazi ne yapar? Yapılana kusur bulur :))) ”Onu, şunu, bunu da düzelt madem…” diye yardım eden iyi niyet sahibine mangal maşası muamelesi yapar… Bir şekilde başkalarını kendi çıkmazının sahibi haline getirip, kendini üstten bakan bir konuma geçirmeye çalışır. Her şeyin tam istediği gibi olmasında ayak diretir… Onun için uğraşanları canından bezdirir. Sonra bir an gelir ve olayın kendi istediği mecrada yürümesinin hiç bir imkanı kalmadığını idrak eder! İşte o anı görmek gerekir :))) O hırçın gergin insan birden sahneden çekilir… yerine bir uzlaşma üstadı gelir! Endişe ettiği duruma öyle bir teslim olur ki, kendini savunmasına gerek kalmaz :))) O ara sizi yok sayacaktır… Aldırmayın 🙂 Dengesini bulur bulmaz  – o sıkıcı dönemde verdiğiniz nazik destek için – fazla detaya girmeksizin bir teşekkür edecektir…

AKREP: Ne güveni…? Siz bakmayın onların ”küçük dağları ben yarattım, büyüklerin de temelini attım ama başka proce çıktı” der gibi ortalarda dolanmasına… Akrep bünyesi, zaten ne kendine ne de dünyaya güven duymayan bir bünyedir 🙂 İnsanların onlar için ne düşündüklerine aldırmamalarının temel nedeni de, zaten kimsenin kimseyi eleştiremeyecek kadar fazla kirli çıkısı olduğuna dair sonsuz inançlarıdır :))) Onlar güven krizine filan girmezler! Durum krize girer ve Akrep kafasını kullanır 🙂 Kimsenin aklına gelmeyecek çözümleri üretmelerinin nedeni, zaten fırtınanın gelişini alttan alta sezmiş ve A, B, C,…Z planlarını yapmış olmalarıdır. Herkesin onun yüzüne ”Hah, işte şimdi ayvayı yedi!” der gibi baktığı bir durumda kalırsa da, insanları riske dahil eder. Siz Akrep’i tehdit edemezsiniz, zira Akrep sizin hakkınızda daima sizin onunla ilgili asla sahip olamayacağınız kadar fazla bilgiye sahiptir. Çok üstüne gelinen Akrep, hiç düşünmez direkt rezalet çıkartır :))) Bir bakarsınız Akrep bir patlayıcı kuşak sarmış beline, elinde de bir Zippo çakmak … bir sürü insanın orta yerinde bas bas bağırıyor; ”Ya beni de kurtarırsınız, ya da hep  beraber batarız!”

YAY: Ayyy… İşte bir Yay’ın en hüzünlü hali de budur! ”Çıkmayan candan umut kesilmez!” sözünün mucidi gibi davranan ve en olumsuz koşullarda bile bir çıkış yolu bulmak için gayret gösteren Yay, çöktü mü … onu kimse toplayamaz. Zira onun kendine güvenini kaybetmesi, hayata dair bütün umutlarını da kaybetmesi ve yaşamanın bir anlamı olmadığını düşünmeye başlaması demektir. Etrafında her daim insanlar olsun isteyen ve her ruh halini başkalarıyla içli dışlı yaşayan Yay, güvensizlik krizi kulvarına girdi mi birden kendine döner ve adeta bile isteye yalnızlaşır… Ona müdahale etmek neredeyse imkansız gibidir, zira elinizden kaçıp gitmenin ve kendince bir dünya haline gömülmenin bir yolunu illa ki bulacaktır. Gerçeği kabul etmemek adına en olmayacak işlere kalkışabilir. Ferrarisini satıp Tibet’e gider… Bir gemiye tayfa yazılır… Karşısına çıkan ilk kişiyle evlenip, bir de çocuk yapana kadar onun ruh eşi olmadığını fark etmez… Berduşa bağlar… Alkolik olur… Derin depresyonun keşfedilmemiş diplerine yolculuk yapar… Bu devrede, kendiyle yaşayabileceği en büyük yüzleşmeyi geçirecektir. Güven krizini atlatıp hayata dönen Yay ise, hakikaten bilgelik kapısından geçmiştir 🙂

OĞLAK: Üfff… ya çok sevimsiz ve hoyrat bir şey olur! Derinliğini kaybeder… Hırtlaşır :)) Hayatında plan, düzen, sistem diye bir şey kalmaz… O anda neye mecbursa onu yapar ama bir sonraki adım hakkında kör olur. Üzerine bir sakarlık, bir basiretsizlik çöker. Kesinlikle bencilleşir. İşinin ve hayatının sahibi olmak yerine, aksi giden her şey için etrafındakilere bağırıp çağırır… Yani Oğlak Oğlak olmaktan çıkar, öküze bağlamış bir mahalle delikanlısı olur :))) Öyle bir durumda Oğlağa gereken şey, reddedemeyeceği kadar kıymet verdiği birinin, ona ihtiyaç duymasıdır! Ya da sıfırdan başlayıp, kendini helak edercesine uğraşmak zorunda kalacağı bir proje… Dağdan düşmenin yarattığı korkuyu geçirecek tek şey, yeni bir dağa çıkmaktır :))) Verin kendine güvenini kaybetmiş Oğlak’a vicdanı yüzünden kaçmayı beceremeyeceği bir sorumluluk ya da akıllı adamı deli edecek türden bunaltıcı bir iş… Oğlak o işi toparlarken, kendini de toplar, güvenini de tazeler… Nirvanayı da bulur :)))

KOVA: Güvenini kaybetti mi Kova’ya KAL GELİR! Onlar dünyanın en ”oda yanmaz suya batmaz” insanlarıdırlar ya… Vasat insanların yaşayacağı türden başarısızlıklar Kova’nın başına gelince, ”Yani şimdi bi dakka ya… bi dakka nasıl yani ya?” süreci biraz uzuuuun olur :))) Hayatın sıradan kaygılarına değmeden, sadece onun yakalayabildiği dalgaların üzerinde zekice surf eden ve kendi gezegeninin Küçük Prensi olan Kova, yer çekiminin onu da bağladığını anladığı zaman, hayatla arasına panik atak ya da agora-fobi gibi psikosomatik engeller dahi koymaya kalkabilir! İç hesaplaşma, alıp verme, kendini hayattan alacaklı çıkartma ve herkesi hırsız ilan etme, sonra kendini beş para etmez biri ilan edip çöp tenekesine girip üstüne kapağı kapatma gibi süreçler birbiri arkasına gelir… O ara, ”Nen var?” diyene ”Niye… ordan bakınca ezik mi görünüyorum?” gibi absürd cevaplar vermesi… ”Senin için ne yapabilirim?” diyene, ”Ben hiç birinize minnet etmemmm! Başımın çaresine bakarımmm!” diye hönkürmesi mümkündür :))) Kovanın bu anlamsız ”Nefret et ama acıma” tribinden çıkması için yapılacak en iyi şey, ona bir iş vermektir. Kendini yeniden işe yarar hisseden Kova, anında ”kaybeden” modundan çıkar… O gayet iyi bildiğiniz ve paso gıcık olduğunuz ”tepesi antenli küçük yeşil  adam” geri döner :)))) Vadaaaaa :)))))

BALIK: Balık’ın kendine güvenmek, güvenmemek gibi bir paradigması yoktur! Onun işi, ortamı sezmek ve gereğini yapmaktır… Güvensiz bir ortamda kaldığını idrak eden Balık – şaka gibi ama – KENDİNİ BULUR :))) ”Nassın be yaaa…” sorusuna ”Aynı be yaaa!” cevabını veremeyecek durumda olduğunu anladı mı, Balık kısmı harekete geçer! Suyun fazla soğuduğunu ya da gereksiz ısındığını fark edince, hemen konum ve tutum değiştirir… Bir bakmışsın günleeerdir kah orada kah burada dolanan Balık, sırra kadem basmış 🙂 Kişisel değil, genel bir kriz ortamında kalan Balık ise, herkesi şaşırtabilir! Aaa, bir bakmışsın o kendine dönük insan, herkesle muhatap oluyor :))) Kimsenin sormadığı soruları soruyor…. Mantıklı ve pratik açılım önerileri getiriyor :))) Adeta ortamın yıldızı!  Şaşırdınız di miii… Şaşırırsınız tabi :))) Balıkların sahip olduğu ”izlemede kalma” yeteneğinin, sanılandan daha güçlü bir nitelik olduğunu daha önce de söylemiştim ben size… Onun işi, kendini dünyanın formülünü çözmüş zannedenleri, şok etmektir! Çekin elinizi üzerinden! Size yaptırdığı her şeyin feriştahını yapar :))) Boşaltın akvaryumunun suyunu, UÇAR BİLEM :)))

kAYNAK: JUNO ASTROLOGY

Neden erkeğe ”koca” kadına da ”karı” demiş eskiler?

Bir insanın hayattaki başarısı, ulaştığı pozisyonla değil, oraya ulaşırken üstesinden geldiği engellerle ölçülmelidir…

Bir gülüş, hüznü fethedebilir.

Bir gülüş, hüznü fethedebilir.
Bir adım, uzun bir yolculuğu başlatabilir.
Bir dua, bir kelimeyle başlar.
Bir umut ışığı ruhumuzu besleyebilir.
Bir dokunuş, ne kadar önemsendiğinizi hissettirebilir.
Bir ses, bilgelikle konuşabilir.
Bir, yürek gerçek olanı anlayabilir.
Bir yaşam çok şeyi değiştirilebilir.
Görüyorsun ya…
Her şey sana bağlı!.
Ne kadar önemli olduğunuzu asla unutmayın…
~ Margo Daniel~

Kürk Mantolu Madonna…Çok Çok Okunası Bir Kitap…

 

Başını birden bana çevirerek:
“Neden bana bu kadar dikkatli bakıyorsunuz?” dedi. Bu sual aynı  zamanda benim kafamda da canlandı: Nasıl oluyordu da, hiç çekinmeden,  bir kadına belki ilk defa olarak bu kadar dikkatli baktığımı aklıma  getirmeden, onu uzun uzadıya seyrediyordum? Ve nasıl oluyordu da hala, o bu suali sorduktan ve gözlerini bana çevirdikten sonra bile, cesaretimi kaybetmeden ona bakmakta devam ediyordum. Beni de hayrete düşüren bir  cesaretle “İstemiyor musunuz?” dedim.

“Hayır ondan değil, sordum işte… Belki istiyorum da onun için sordum.”

Biz İlişkiye Ara Verdik:)))

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »