KÖTÜLÜK… BELA… MUSİBET… NEDİR…??? BAŞIMIZA GELEN KÖTÜ OLAYLARIN NEDENİ…

 Hakikat de Evren de ”KÖTÜ” diye birileri yoktur.. Kötü rolünü oynayan oyun arkadaşlarımız vardır.. Özümüz itibariyle Allahın ruhumdan ruh üfledim dediği Ruhsal yapımızın kötü olması mümkünmüdür ki..??? İyi- Kötü… Güzel-Çirkin.. Pozitif-Negatif gibi kavramlar sadece Allahın bilinmekliği için DUALİTE’ ye, İK…İLİĞE gereksinim olmasından kaynaklanmış izafi kavramlardır.. Kötü olmasaydı İyinin, Çirkin olmasaydı Güzelin kıymeti ve değeri nasıl bilinebilirdi ki..:)

Bizler istemedikçe Evrende bize zarar verebilecek hiç bir kuvvet yoktur.. Eğer başımıza bizi üzen, inciten kötü diye tanımlayacağımız bir olay gelmişse bu ruhsal planda bizim bu deneyimi yaşamak istememizle gelmiştir. Bizim kendi ruhsal seçimimizdir.. 🙂 Kötülükler ve güçlükler bizi daha da güçlendirmek, farkındalığımızı artırmak, ruhumuzun tekamül etmesi için önümüze kendi seçimlerimizle çıkan deneyimlerdir.. Yaşananların bir oyun olduğunu illüzyon olduğunu farkedemezsek Ego Bedenin elinde oyuncak olur kendimizi kurban rolüne kaptırırız.

Fakat bu deneyimi yaşamımıza çekmekteki amacı gerçekleştirerek Farkındalıkla Hakikati görüp kendimizi bu illüzyondan kurtarabilirsek YÜKSELİŞİMİZ, UYANIŞIMIZ, AYDINLANMAMIZ gerçekleşir.. Başımıza gelen bela ve musibetler bizim yükselmemiz, aydınlanmamız için Hz. Allahın bize olan ikramlarıdır.. Allah der ki ” BEN EN BÜYÜK BELA VE MUSİBETLERİ PEYGAMBERLERİME, SONRA EVLİYALARIMA DAHA SONRA İSE BENİ SEVEN KULLARIMA VERİRİM Kİ YALANCI İDDİA SAHİPLERİ BENİ SEVDİKLERİ İDDİASINDA BULUNAMASINLAR.. ”

 Bu sebeple ben başıma gelen hiç bir olayı Kötü, Bela, Musibet gibi kelimelerle isimlendirmem.. Yaradanın bana ikramı olan deneyimler olarak bakarım.. Ve sonuçta bana bu deneyimde oyun arkadaşlığı yapan kardeşime bu fedakarlığı için teşekkür ederim.. 🙂 NEFRETİ SEVGİYE.. NEGATİFİ POZİTİFE.. KARANLIĞI IŞIĞA DÖNÜŞTÜRMEYİ ÖĞRENMEME YARDIMCI OLDUĞU İÇİN..:))) Sevgilerimle..

Mehmet Şen

Herkes biraz olmak istediği kişi, biraz olduğunu düşündüğü kişi ama en çok da olduğu kişidir.

 

Herkes biraz olmak istediği kişi, biraz olduğunu düşündüğü kişi ama en çok da olduğu kişidir.

norton kaspersky

Bir Yastıkta 35 Sene Geçer Mi?

Geçen ay Cnbc-e de ‘’Better With You’’ (Seninle Daha Güzel) isimli dizi başladı. Dizi biraz ağır ilerlemekle beraber ele aldığı konu çok güzel. Altı aydır beraber olan ve kız hamile olduğu için evlenmek üzere olan çiçeği burnunda çiftimiz, on beş yıldır ilişkileri devam eden, aynı evde yaşayan ve evliliğe karşı olan diğer çiftimiz ve otuz beş senedir evli olan ve bu iki kızın anne babası olan çift dizinin başlıca yapısını oluşturuyor.

Diziyle ilgili esas benim sevdiğim ise ilişkilerin ilk altı ayda, 15 yılda ve 35 senede ne hal aldığını esprilerle anlatması. Durumu o kadar iyi yakalamışlar ki her espride çevremden ve kendimden örnekler bulmam mümkün. Şimdi diziyi bir tarafa bırakıp kendimden ve çevremden örnekler vermek istiyorum.

İlişkinin ilk yılı: “Canım iş gezisine mi çıkıcan, gitmesen olmaz mı? Patronla bir daha konuşsan. Ben bu koca evde sensiz ne yaparım. O zaman her gece msn’den konuşuruz değil mi sevgilim?”

İlişkinin on beşinci yılı: “Aaa iş gezisi mi var. Kaç günlük. A çok iyi bende arkadaşlarla çıkıp biraz kafa dağıtırım. Hadi Allaha emanet ol. İyi yolculuklar.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “İş gezisi mi var. Tabi git git. Gitmişken biraz da uzat istersen. Öyle aceleyle çabucak dönme, evde biraz yalnız kalmak istiyorum.”

İlişkinin ilk yılı: “Sana yemek hazırlamak benim için büyük zevk. Yemek yiyişine bayılıyorum. Teşekkür ederim, eline sağlık deyişin beni motive ediyor.”

İlişkinin on beşinci yılı: “Dolapta dünden kalma bir şeyler var. Ben çok yorgunum. Sen kendin hazırlarsın artık.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “Ben rejimime göre bir şeyler hazırlayıp yedim. Zaten senin yemek yerken çıkardığın seslere de dayanamıyorum. Dolapta bir yığın şey var. İstediğini kalk hazırla, senin elin kolun yok mu?”

İlişkinin ilk yılı: “Benle alışverişe çıkmana bayılıyorum. Fikirlerin çok önemli. Senin sevmediğin hiçbir şeyi giymem. Mor elbise kötü diyorsan almam.”

İlişkinin on beşinci yılı: “Market alışverişi diye çıktık benle niye dükkanlara geliyorsun ki. Ben tek başıma uzun uzun bakmak, dolaşmak istiyorum. Evde fikrini söylersin.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “Bu ay mevsimlik alışveriş yaptım, ekstreyi ödersin.”

İlişkinin ilk yılı (işyeri aranır): “Canım seni çok özledim. Bir an önce akşam olsa da eve gitsek. Birbirimize sarılıp yatsak.”

İlişkinin on beşinci yılı: “Hava çok sıcak. Herkes kendi tarafında kalsın. Bana hiç ilişme.”

İlişkinin otuz beşinci yılı: “Yatakları ayırmamız iyi oldu. Senin horlamandan uyuyamıyordum geceleri artık.”

Çiftler bir arada durdukça birbirlerine sabırlarının kalmadığı aşikar. Belki de boşanmalar bu yüzden bu kadar artmıştır. Eski ilişkinin heyecanı geçince insanlar “tak sepeti koluna herkes kendi yoluna” yapıyordur. Böylelikle her yeni ilişkinin getireceği tazeliğe kavuşmak istiyorlardır. Yani sıkıldın mı yallah yenisi… Onsan da mı sıkıldın yallah yenisi hesabı…

Bilmiyorum ama uzun ilişkiler bana her zaman daha güvenilir gelir. Sanırım burada yapılması gereken tercih “heyecan mı – güven mi” duygusuyla beraber gelişiyor. Bu işlerin doğrusu yanlışı yok. Herkese gönlüne göre mutlu, huzurlu, aşk dolu yıllar dilerim.

Sağlıcakla,

Allah bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra veriyorken,

Allah bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra veriyorken,

biz aciz insanlar kim oluyoruz ki başkaları hakkında onları görmeden veya birkaç kez görmek, iki üç yazı okumak,

… birkaç dedikodu dinlemekle hüküm verebiliyoruz.

 

[Dale Carnegie]

sİZCE BU DOĞRU MU?

Mustafa abi müjde…

rESİMDE KAÇ KARE VAR?

Ne aradıysam zıddını buldum, doğruyu aradım yanlışı buldum…

“Herşey olduğu gibi…”

”Ne aradıysam zıddını buldum, doğruyu aradım yanlışı buldum, dostumu aradım düşmanımı buldum, aramayı bıraktığımda ise doğruların ve yanlışların ötesinde renklerin zıtlığında resmin bütününü gördüm.

Ne doğru vardı, ne yanlış, ne kötü vardı, ne iyi, herşey olması gerektiği gibi. Herşey olduğu gibi!”

___Virgina Woolf

DÜNYA BU 10 SORUNUN CEVABINI ARIYOR

 
İngiliz  televizyon kanalı  Eden tarafından yapılan araştırmalar, insanoğlunun binlerce yıldır cevaplanamayan  en merak ettiği sorunun  “Evrende yalnız mıyız?”  olduğunu gösterdi. İki bin kişinin katıldığı araştırmada, Tanrı’nın varlığı, kanserin çaresi, zaman yolculuğu gibi sorular da cevabı en merak edilenler listesinin üst sıralarında yer aldı. İşte cevabı en çok merak edilen 10 soru: …
 
1- EVRENDE  YALNIZ MIYIZ? Şimdiye kadar yapılan araştırmalar evrende zeki koşullar üzerine bir yaşama elverişli gezegen sistemlerinin olabileceğini gösterdi. Fakat, milyonlarca ışık yılı uzaktaki bu sistemlere erişebilecek bir teknolojiye kavuşmak hiçbir zaman gerçekleşmeyebilir.
 
2- KANSERE  ÇARE BULUNACAK MI? Kanseri atlatma oranları bazı kanser çeşitleri için her geçen gün heyecan verici araştırmalar ışığında daha da artıyor. Fakat, bir mucize gerçekleşmese bile yakın gelecekte kanser hastaları daha uzun yaşayabilecek.
 
3- TANRI’NIN VARLIĞI Tanrı’yla ilgili sorular listede üçüncü sırayı aldı.
 
4- EVREN  NE KADAR BÜYÜK? Bazı astronomlara göre evren genişliğine bir sınır biçilemiyor. Fakat, bir kısmı da Büyük Patlama sonrasında evrenin 150 milyar ışık yılı genişliğine eriştiğini öne sürüyor.
 
5- DÜNYADA YAŞAM  NASIL BAŞLADI? Bununla ilgili geliştirilmiş geliştirilmiş sayısız teori içinde farklı bakteri türlerinin ortak bir ilişki kurarak Dünya’nın kabuğunda ilk canlı yaşamını oluşturması öne çıkıyor.
 
6- ZAMANDA YOLCULUK  MÜMKÜN MÜ? Uzaydaki karadelikler, zamanda yolculuğa teorik olarak imkan sağlıyor. Fakat, karadeliklerin hem sabit olmayışları hem de geri itici yer çekimi yüzünden açık tutulmasının mümkün olmaması ve varlıklarının hala tartışmaya açık olması zamanda yolculuğun gerçekleşme ihtimalini düşürüyor.
 
7- UZAYDA  KOLONİ KURABİLECEK MİYİZ? Bilim insanları, Dünya’da yaşamın imkansız hale gelmesi durumuna önlem olarak Güneş Sistemi içinde mutlaka bir koloni alternatifi yaratılmasını öneriyor. NASA bu anlamda diğer gezegenler veya uydularında Dünya’ya benzer yaşam formları araştırmalarını sürdürüyor.
 
8- PETROLÜN YERİNİ  NE ZAMAN,  NE ALACAK? Alternatif enerji kaynakları şu anda da mevcut. Fakat, petrolün yerini alabilmesi için ihtiyaca tam olarak cevap vermesi ve daha uygun maliyetle kullanıma hazır hale getirilmesi gerekiyor. Ayrıca nanoteknolojik gelişmeler, petrolün yerine geçebilecek kaynak arayışı için umut doğuruyor.
 
9- EVREN  NASIL YOK OLACAK? Teorilere göre, evren genişlemesini durdurduğunda kendiliğinden patlayacak ve sıfırlanana kadar soğuyacak.
 
10- İNSAN ÖMRÜ  EN FAZLA  NE KADAR  UZATILABİLİR? Fareler üzerinde yapılan araştırmalar, insan ömrünün çok yakın gelecekte 100 yaşın üzerine kadar uzamasının artık bir istisna değil, rutin haline geleceğini gösterdi
alıntı