Herkes zamanda yolculuk yapıyor aslında…

Arsız güçlü olunca, haklı suçlu olurmuş…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , . Leave a Comment »

Kendi adına konuşamayan hep başkalarının bir adım gerisinde duran insanlar ihtiyaçlarını da dile getiremezler

Kendi adına konuşamayan hep başkalarının bir adım gerisinde duran insanlar ihtiyaçlarını da dile getiremezler.

Bu aslında kendini ezik ve kurban hissetme duygusundan kaynaklanır.

Böyle hallerde destek olumlamaları.

İHTİYAÇLARIMIN KARŞILANMASI BENİM EN DOĞAL HAKKIMDIR.

İSTEDİKLERİMİ KOLAYCA SEVGİYLE İSTİYORUM.

BEN DEĞERLİ BİR İNSANIM KENDİMİ BÖYLE KABUL EDİYOR VE ONAYLIYORUM.

Bu olumlamaları yüksek sesle ve sık sık söylüyorsunuz.

Serap Özger

Neler İstediğinizi Boşverin, Neyi İstemediğinizi Farkedin !

Neler İstediğinizi Boşverin, Neyi İstemediğinizi Farkedin !

” Yaşadığınız her başarısızlık, aslında başarıya ulaşmaya ne kadar az kaldığınızın göstergesidir.

”Sadece bakış açınızı biraz değiştirmeyi deneyin.

Kuantum Yaşam Haritası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ve anladım ki; bu dünyada neyi çok istersen, o senin imtihanındır…

<img src="https://fbcdn-sphotos-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn1/c82.0.403.403/p403x403/547862_366271100093917_153379075_n.jpg&quot; alt="Photo: Siz benim için kusursuzluğun ta kendisisiniz! Sizi gördüm, sizi her gün görüyorum. Mükemmel olduğunuz sonucuna bir takım değerlendirmelerle, mantıksal önermelerle ulaşmış değilim; yalnızca böyle olduğunuza inanıyorum. Ama size karşı bir de günahım var: Sizi seviyorum. Oysa mükemmellik sevilmez, yalnızca seyredilir, öyle değil mi? Buna karşın ben size aşığım. Aşk insanları denkleştirir, eşitler; ama kaygılanmayın, böyle bir denklik en içrek hayallerimde bile yer almadı…

Dostoyevsky” width=”403″ height=”403″ />

Güneşi Doğduğu Gibi, Sabahı Geldiği Gibi,Sevdiğini Olduğu Gibi Kabul Et…

Sekiz Rüzgar ve 1 Osuruk

Photo: Sekiz RüzgarBin yıl kadar önce Song Hanedanı sırasında yaşamış büyük Çin şairlerinden Su Dongpo, Budist öğretilerin hevesli bir öğrencisiydi. Budizm'i sıklıkla yakın dostu olan Zen üstadı Foyin'le tartışıyordu. İki dost aynı nehrin karşı kıyılarında yaşamaktaydı - Su Dongpo'nun evi kuzey kıyıda, Foyin'in Altın Dağ Tapınağı ise güney kıyıdaydı.Bir gün Su Dongpo'ya ilham geldi ve aşağıdaki şiiri yazdı.Cennet içinde cennete eğerim boynumu,Saç tellerim kainatı aydınlatır.Sekiz rüzgar yerimden kımıldatamaz beni,Yine morlu, altın ışıltılı lotusun üstünde otururum.Kendi eserinden çok etkilenen Su Dongpo, bu şiiri bir uşağa verip Foyin'e gönderdi. Dostunun da şiirinden kendisi kadar etkileneceğinden kuşkusu yoktu.Foyin şiiri okur okumaz, onun hem Buda'ya bir övgü hem de şairin kendi ruhsal olgunlaşmasının ilanı olduğunu gördü. Şiirdeki "sekiz rüzgar"; övgü, alay, onur, onursuzluk, kazanç, kayıp, haz ve ızdırap - maddi dünyanın erkeklerin duygularını yönlendiren ve etkileyen kavramlarına gönderme yapmaktaydı. Su Dongpo artık bu güçlerin kendisini etkilemediği yüksek bir ruhsallık düzeyine ulaştığını söylüyordu.Zen üstadı gülümseyerek Su Dongpo'nun elyazısının üstüne "osuruk" yazdı ve onu şaire geri yolladı.Su Dongpo iltifatlar ve taktir beklediğinden, Zen üstadının ne yazmış olduğunu görünce şok oldu. Öfkeyle kükredi: "Bana nasıl böyle hakaret edebilir? İğrenç ihtiyar maymun! Bana bunun hesabını verecek!"Öfkeden deliye dönen Su Dongpo, kendisini nehrin karşı kıyısına geçirecek tekneyi çağırdı ve karşı kıyıya varır varmaz, tekneden atlayıp tapınağa koştu. Tek isteği Foyin'i bulmak ve kendisinden özür diletmekti.Hışınla tapınağa girdi. Foyin'in kapısı kapalıydı. Kapıya iliştirilmiş notta aşağıdaki satırlar okunuyordu:Sekiz rüzgar yerimden kımıldatamaz beniBir osuruk karşı kıyıya savurur.Bu satırları okuyan Su Dongpo dondu kaldı. Foyin bu öfkeli ziyareti öngörmüştü. Su Dongpo'nun öfkesi dostunun maksadını anlayınca sönüp gitti. Eğer gerçekten sekiz rüzgardan hiç etkilenmeyen, ruhsal olgunluğa erişmiş bir adam olsaydı, bu denli kolayca kışkırtılır mıydı?Azıcık kalem oynatarak, küçücük bir gayretle Foyin, Su Dongpo'nun gerçekte, kendi iddia ettiği gibi ruhsal olgunluğa ulaşmış biri olmadığını göstermişti. Yaptığından utanmış, ama biraz daha bilgeleşmiş olan Su Dongpo, tapınaktan sessizce ayrıldı.Bu olayın, Su Dongpo'nun ruhsal gelişiminde bir dönüm noktası olduğu söylenir. O günden sonra büyük şair, sadece bu erdeme sahip olduğunu iddia etmenin ötesine geçip, gerçekten tevazu sahibi bir adam oldu.Derek Lin - Gündelik Hayatın Tao'su70. Gün

Sekiz Rüzgar Bin yıl kadar önce Song Hanedanı sırasında yaşamış büyük Çin şairlerinden Su Dongpo, Budist öğretilerin hevesli bir öğrencisiydi. Budizm’i sıklıkla yakın dostu olan Zen üstadı Foyin’le tartışıyordu. İki dost aynı nehrin karşı …kıyılarında yaşamaktaydı

– Su Dongpo’nun evi kuzey kıyıda, Foyin’in Altın Dağ Tapınağı ise güney kıyıdaydı. Bir gün Su Dongpo’ya ilham geldi ve aşağıdaki şiiri yazdı. Cennet içinde cennete eğerim boynumu, Saç tellerim kainatı aydınlatır. Sekiz rüzgar yerimden kımıldatamaz beni, Yine morlu, altın ışıltılı lotusun üstünde otururum. Kendi eserinden çok etkilenen Su Dongpo, bu şiiri bir uşağa verip Foyin’e gönderdi.

 Dostunun da şiirinden kendisi kadar etkileneceğinden kuşkusu yoktu. Foyin şiiri okur okumaz, onun hem Buda’ya bir övgü hem de şairin kendi ruhsal olgunlaşmasının ilanı olduğunu gördü.

Şiirdeki “sekiz rüzgar”; övgü, alay, onur, onursuzluk, kazanç, kayıp, haz ve ızdırap – maddi dünyanın erkeklerin duygularını yönlendiren ve etkileyen kavramlarına gönderme yapmaktaydı. Su Dongpo artık bu güçlerin kendisini etkilemediği yüksek bir ruhsallık düzeyine ulaştığını söylüyordu. Zen üstadı gülümseyerek Su Dongpo’nun elyazısının üstüne “osuruk” yazdı ve onu şaire geri yolladı. Su Dongpo iltifatlar ve taktir beklediğinden, Zen üstadının ne yazmış olduğunu görünce şok oldu. Öfkeyle kükredi: “Bana nasıl böyle hakaret edebilir? İğrenç ihtiyar maymun!

Bana bunun hesabını verecek!” Öfkeden deliye dönen Su Dongpo, kendisini nehrin karşı kıyısına geçirecek tekneyi çağırdı ve karşı kıyıya varır varmaz, tekneden atlayıp tapınağa koştu. Tek isteği Foyin’i bulmak ve kendisinden özür diletmekti. Hışınla tapınağa girdi. Foyin’in kapısı kapalıydı. Kapıya iliştirilmiş notta aşağıdaki satırlar okunuyordu: Sekiz rüzgar yerimden kımıldatamaz beni Bir osuruk karşı kıyıya savurur. Bu satırları okuyan Su Dongpo dondu kaldı. Foyin bu öfkeli ziyareti öngörmüştü. Su Dongpo’nun öfkesi dostunun maksadını anlayınca sönüp gitti.

Eğer gerçekten sekiz rüzgardan hiç etkilenmeyen, ruhsal olgunluğa erişmiş bir adam olsaydı, bu denli kolayca kışkırtılır mıydı? Azıcık kalem oynatarak, küçücük bir gayretle Foyin, Su Dongpo’nun gerçekte, kendi iddia ettiği gibi ruhsal olgunluğa ulaşmış biri olmadığını göstermişti.

Yaptığından utanmış, ama biraz daha bilgeleşmiş olan Su Dongpo, tapınaktan sessizce ayrıldı. Bu olayın, Su Dongpo’nun ruhsal gelişiminde bir dönüm noktası olduğu söylenir. O günden sonra büyük şair, sadece bu erdeme sahip olduğunu iddia etmenin ötesine geçip, gerçekten tevazu sahibi bir adam oldu.

 Derek Lin – Gündelik Hayatın Tao’su

Bu kitabı gözyaşları içinde okuyorum. Gerçekten yaşamaya dair.

Bu kitabı gözyaşları içinde okuyorum. Gerçekten yaşamaya dair. Sözler bir doktorun bilge yüreği aracılığıyla yaşanmışlıkların dile gelişi. Herhangi bir öğreti veya manevi bir akıma atıf olmadan, sıradan görünen hayatlarımızda herşey ve herkesten öğrenebileceğimizin canlı bir kanıtı. Kelimeler az geliyor..

 “Bir kaç dakika onu düşünceleriyle yalnız bıraktıktan sonra, ‘Ne düşünüyorsun, Peter?’ diye …sordum.

‘Hep bana bir gün gelip enfeksiyonun geri geldiğini, artık tedavi edilemeyeceğini ve bu enfeksiyonun beni öldüreceğini söylemenizden korkmuştum.’ dedi.

‘Peter, üzgünüm ama sana söylediğim şey buydu.’ dedim yumuşak bir ses tonuyla.

‘Ben de bundan bahsediyorum işte!’ diyerek beni rahatlatmaya çalıştı.

‘Artık üzerinde hiçbir kontrolüm olmayan bir şey için bir an bile endişe etmeme gerek yok.’

 Bir zamanlar bu adamın bana herhangi bir şey öğretebileceğine inanmamıştım. ‘Peter’ dedim.

 ‘Gerçekten inanılmazsın. Daha ilk ziyaretinde çok özel bir insan olduğunu anlamıştım.’

‘Karşında öfkeli bir zenci bekliyordun da ondan!’ diye şakalaştı benimle. ‘Sanırım haklısın. Senin başına gelen ve gelmeye devam edenler bir başkasının başına gelse, herhalde öfkeden deliye dönerdi. Ama ben seni hiçbir zaman öfkeli görmedim.’ ‘Bir keresinde çok öfkelenmiştim. Vurulduktan hemen sonra, hastanede yatarken, yatağımdaki ayaklanmalara alkış tutup, hırsızları destekliyordum. İçim öylesine nefret dolmuştu ki gazetelerde benim hakkımda yazan her şeyin doğruluğunu kanıtlayan bir insan olmak istiyordum.’

 ‘Peki bu kadar değişmeni sağlayan ne oldu?’ diye sordum. Peter, bunun cevabı çok basitmiş gibi baktı ve ‘Onları affettim.’ dedi.

 ‘Hepsini affettim. Polis memurunu, davaları, savcıyı, gazetecileri, hepsini. Bir gün yeğenimi, mahalledeki çetelere katılıp benim başıma gelenlerin intikamını almalarına  yardımcı olacağını söylerken duydum. Böyle nefret dolu sözleri küçük bir çocuktan duyduğuma inanamıyordum, ama bu çocuk bir de yeğenim olunca, bu kişisel bir mesele haline geldi. Bu sevgi dolu çocuğa nefret aşılanmıştı ve bunun sorumlusu bendim.

O güne kadar ne kadar nefret dolu olduğumu ve bu nefreti başkalarına da nasıl bulaştırabileceğimi anlamamıştım. Bir anda, sanki birisi karanlık bir odada ışık yakmış gibi, annemin bize öğretmeye çalıştığı şeylerin ne demek olduğunu anladım. Vahşi hayvanlardan, benim serbest bıraktığım vahşi hayvanlardan koruyormuşcasına  yeğenime sıkı sıkı sarıldım. Sadece sevgimi hissetmesini istedim, ama bende de verecek pek fazla sevgi yoktu.

Benliğimi saran arzunun aslında affetme arzusu olduğunu anladığımda, daha önce hiç duymadığım bir huzur duydum. Sanki artık ben de affedilmiştim.’

 Daha önce gözlerinde gördüğüm korku kaybolmuş, yerini bir damla göz yaşı almıştı. Ama bu gözyaşı üzüntüden akmıyordu. Bu gözyaşı, bazen birinin çok özel bir hediye aldığını gördüğünüzde gözünüzden süzülen gözyaşı ile aynı gözyaşıydı. Sözlerini bitirmeden elimi tuttu.. ‘O günden bu yana öfke hissetmedim. Ve hiç bir şeyden pişman değilim.’ …”
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir tartışma sonrası eğer kadın telefonunu açmıyorsa kırılmıştır…

Fotoğraf

Her Mevsimin Güneşi Farklıdır…Her Gülümsemenin Sebebi Gibi… Sen Başını Eğme…Perdeni Arala, Bırak Güneşin İçine Doğsun…

Sözü Gizleyen Değil Açık Söyleyen Mert Olur…

Kıymet bilmek çok işe yarıyor…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , , , . Leave a Comment »

Yolumuzdaki engeller

Photo: Yolumuzdaki engellerEski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye başlamış beklemeye. Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer gelmişler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girmişler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirmiş. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkagelmiş. Saraya meyve ve sebze getiriyormuş. Sırtındaki küfeyi yere indirip iki eli ile kayaya sarılmış ve ıkına sıkına itmeye başlamış. Sonunda kan ter içinde kalmış ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereymiş ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu görmüş. Açmış ki bir de ne görsün, kese altın doluydu. Bir de kralın notu varmış içinde. "Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders vermişti. "Her engel, hayat şartlarımızı daha iyileştirecek bir fırsattır." 'Kuantum Yaşam HaritasiKuantum Yaşam Harita'm Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye başlamış beklemeye. Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray …görevlileri birer birer gelmişler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girmişler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirmiş. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.

 Sonunda bir köylü çıkagelmiş. Saraya meyve ve sebze getiriyormuş. Sırtındaki küfeyi yere indirip iki eli ile kayaya sarılmış ve ıkına sıkına itmeye başlamış. Sonunda kan ter içinde kalmış ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereymiş ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu görmüş. Açmış ki bir de ne görsün, kese altın doluydu. Bir de kralın notu varmış içinde.

“Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders vermişti.

“Her engel, hayat şartlarımızı daha iyileştirecek bir fırsattır.”

Kendini Sev Çünkü Kendini Sevdiğin Kadar Sevilirsin…

Sevgi enerjisinin bizim bünyemizde doğal bir şekilde akmasına ve diğer insanlara yayılmasına engel olan en önemli neden, çeşitli direnç mekanizmalarının devreye girmesidir. Bu direnç mekanizmalarına “kabuklar” adını veriyoruz.

Kabuklara, he…r seviyeden çeşitli derecelerdeki bağımlılıklarımız, tutsaklıklarımız da diyebiliriz. Bağımlılıklar ve tutsaklıklar sevginin ortaya çıkmasına engel olurlar.Gerçek sevginin ortaya çıkabilmesi için samimiyet, dürüstlük ve doğallığın o varlıkta belli bir potansiyelin üzerinde belirmiş olması gerekir.

Bu özelliklerin belirebilmesi için kendi üzerimizde bir iç çalışma ve denetim uygulamamız gerekir.

Kaynak: kuantum yaşam haritası…

Uyarı: Bütün kalbinizle birisini sevdiğinizde aklınızı yanınıza almayı UNUTMAYIN…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , . Leave a Comment »