Dünyanın İlk Tapınağı Göbeklitepe Hakkında Bilmemiz Gereken 14 Şey

İnsanlık tarihi hakkında bildiklerimizi yeniden düşünmemizi sağlayacak, yerleşik tarih anlayışını ve bilgilerini değiştirip, dinler tarihini sorgulatacak, bir kısmımızın varlığından haberi dahi olmadığı bir arkeolojik çalışma 1995 yılından beri Urfa Göbeklitepe’de devam ediyor. İnşası Milattan önce 10000 yılına uzanan Göbeklitepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor. Göbeklitepe İngiltere‘de bulunan Stonehenge’den 7000, Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha eski. Ayrıca yerleşik hayata geçişi temsil eden kültür bitkisi buğdayın atasına da Göbeklitepe eteklerinde rastlanmıştır. İnşa edildikten 1000 yıl sonra üstleri insanlar tarafından kapatılarak gömülen bu tapınaklar yeniden gün ışığına çıkıyor.

1. Göbeklitepe’nin coğrafi konumu

1. Göbeklitepe'nin coğrafi konumu
Göbeklitepe, Şanlıurfa‘nın 20 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik köyü yakınlarında, yaklaşık 300 metre çapında ve 15 metre yüksekliğinde geniş görüş alanına hakim bir konumda yer almaktadır.

2. Göbeklitepe, tarihin bilinen ilk ve en büyük tapınağı

2. Göbeklitepe, tarihin bilinen ilk ve en büyük tapınağı
Neolitik döneme ait Göbeklitepe, ilk tapınağın dolayısıyla yeryüzündeki ilk inancın merkezi olabilmesi açısından önemli. Bu bölgede yaklaşık 20 tapınak tespit edilmiş ve şu ana kadar yalnızca 6 tapınak gün ışığına çıkartılmıştır.

3. En eski yapıttan 7500 yıl daha eskiye ait

3. En eski yapıttan 7500 yıl daha eskiye ait
Göbeklitepe bu zamana kadar bilinen en eski yapıt ve tapınaktan 7500 yıl daha eskiye ait. Göbeklitepe’nin keşfine kadar bilinen en eski tapınak ise Malta’da bulunmakta ve 5000 yaşında. Ayrıca Stonehenge’den 7000, Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha yaşlı…

4. Kayaların biçimlendirilmesi ve tapınağın inşası

4. Kayaların biçimlendirilmesi ve tapınağın inşası
Göbeklitepe’nin inşa edildiği dönemde insanoğlu bitki toplayan ve hayvanları avlayan küçük gruplar halinde sürekliliğini sağlıyordu. Kayalık bölgelerden, büyük sütunların ve ağır taşların el arabaları ve yük hayvanları olmadan 2 kilometre taşınarak Göbeklitepe’ye getirilmesi için muhtemelen tarihte insanların ilk defa bu kadar kalabalık bir şekilde bir arada olması gerekmişti.

5. Mağara duvarlarındaki resimlerden kabartma hayvan figürlerine

5. Mağara duvarlarındaki resimlerden kabartma hayvan figürlerine
Mağarada duvarlarındaki avcılığı temsil eden resimlerden ziyade burada hayvan figürleri tek ve kabartma olarak işlenmiş, sanatsal açıdan farklı bir anlayışı etkileyici biçimde yansıtmaktadır. Taşlar üzerinde işlenmiş akrep, tilki, boğa, yılan, yaban domuzu, aslan, turna ve yaban ördeği figürleri yer almaktadır. Bir kısım arkeoloğa göre bu hayvan figürleri tapınağı ziyaret eden farklı kabilelerin sembolü olarak nitelendiriliyor.

6. Buğdayın atası Göbeklitepe’de

6. Buğdayın atası Göbeklitepe'de
Bölgede yapılan araştırmalar ve elde edilen bulgular doğrultusunda önemli kültür bitkisi olan ve yüzlerce genetik varyasyonu bulunan buğdayın atasının ilk olarak Göbeklitepe eteklerinde yetiştiği ortaya çıkarıldı.

7. T sütunlarda yer alan 3 boyutlu aslan figürü

7. T sütunlarda yer alan 3 boyutlu aslan figürü
Arkeologlar boyları 3 ile 6 metre arasında değişen T biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan figürleri olduklarını düşünüyorlar. Sütunlar üzerine yansıtılan diğer figürlerden farklı olarak aşağı doğru iner şekilde tasvir edilen 3 boyutlu aslan kabartması dikkat çekiyor. Bu ve diğer aslan figürleri neolitik dönemde aslanların Anadolu’da yaşamış olma ihtimalini güçlendiriyor. İnsanları temsil eden T sütunlarının ağırlıkları 40 ile 60 ton arasında değişiyor.

8. Çiftçinin bulduğu oymalı taşla gelen arkeolojik devrim

8. Çiftçinin bulduğu oymalı taşla gelen arkeolojik devrim
1983 yılında tarlasını süren Mahmut Kılıç tarlada bulduğu oymalı taşı müzeye götürdü fakat eser sıradan bir arkeolojik bulgu olarak Urfa Müzesi’nde sergilenmeye başlandı. 1963 yılında ise İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi ortak bir çalışma yürütmüş, bölgeyi incelemiş fakat çalışmaların üzerinde durulmamıştır.

9. Ve çalışmalar 1995 yılında başlıyor

9. Ve çalışmalar 1995 yılında başlıyor
Şanlıurfa Müzesi başkanlığında ve Prof. Dr. Klaus Schmidt’in bilimsel danışmanlığında kazılar başlamıştır. 2007 yılında ise kazı başkanlığına Klaus Schmidt getirilmiştir.

10.Tarihi tapınakta tarihi hırsızlık

10.Tarihi tapınakta tarihi hırsızlık
2010 yılında, 40 santimetre boyunda, 25-30 kilogram ağırlığında taştan yapılmış ve üzerinde hayvan figürleri olan insan başı heykelinin çıkartıldıktan iki gün sonra kazı alanından çalındığı tespit edildi.

11. Bira için tarım!

11. Bira için tarım!
Bulgular taş devri insanlarının bira içtiğini de gösteriyor. Kazılarda şu ana kadar en büyüğü 160 litrelik kapasiteye sahip kireç taşına oyulmuş, altı bira varili bulundu. Klaus Schmidt,  bulgular ışığında, insanoğlunun ekmek için değil, bira uğruna tarıma başladığına, bunun da ilk kez Urfa’da gerçekleştiğine kanaat getirmiş.

12. Sıvı kullanılarak yapılan törenler

12. Sıvı kullanılarak yapılan törenler
Arkeologlar tapınak kalıntılarındaki  zeminlerinin özellikle sıvıyı geçirmeyecek şekilde yapıldığına dikkat çekiyor. Buradan, törenleri ne olduğu şu an kesinleşmese de bir sıvı (kan, su, alkol v.b.) eşliğinde gerçekleştirdikleri fikri oluşuyor. (Foto: Tunç Süerdaş)

13. Tarımla değil tapınakla gelen yerleşik hayat

13. Tarımla değil tapınakla gelen yerleşik hayat
Göbeklitepe, yıllardır tarih derslerinde öğretilen “göçebe toplulukların tarımı öğrenerek yerleşik hayata geçtiği” tezini de çürütüyor. Yerleşik hayata geçişin çiftçilik ve hayvancılığın ortaya çıkışıyla birlikte gerçekleştiği düşünülüyordu. Schmidt’e göre ise avcı ve toplayıcı toplulukların Göbeklitepe gibi dini merkezlerde sürekli olarak bir araya gelmelerinin sonucunda yerleşik hayata geçilmiştir. Kalabalık toplulukların ibadet merkezine yakın olma arzusu ve çevrede bu toplulukların ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yeterli kaynak bulunmamasından dolayı insanlar tarıma yönelmişlerdir. Yani tarım yerleşik hayatı getirmemiş, dini mabetlerin etrafında kalma arzusu sonucunda yerleşik hayat tarımı getirmiştir.

14. Göbeklitepe UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde

14. Göbeklitepe UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'nde
Göbeklitepe 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Geçici Listesi’ne alınmıştır.
Dünyanın İlk Tapınağı Göbeklitepe Hakkında Bilmemiz Gereken 14 Şey
Göbeklitepe’de kazı başkanlığını yürüten Prof. Dr. Klaus Schmidt geçtiğimiz günlerde yaşadığı kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
“Göbeklitepe’deki kazılarda elde ettiğimiz bulgularla, dünyanın bilinen en eski tapınma merkezlerinden birinin bu bölgede olduğunu ortaya çıkarmıştık. Ancak, son kazı çalışmalarıyla tapınma merkezinin dünyanın en büyük tapınma merkezi olduğunu tespit ettik. Yaptığımız araştırmalarda, Cilalı Taş Devrinde yaşamış insanların, yabani sığır, akrep, tilki, yılan, aslan, yaban eşeği, yaban ördeği ve yabani bitki kabartmalarını incelediğimizde hayvanlarını evcilleştiremedikleri sonucuna ulaştık. Ayrıca, dikili taşların (Stel) üzerindeki resimler ve kabartmalar o dönemde yaşamış olan insanların sanatları hakkında bizlere fikir veriyor. Buradaki tapınak, dünyanın bilinen en büyük tapınağı olma özelliğini taşıyor”

Prof. Dr. Klaus Schmidt

kaynak onedion

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »

Sekiz Rüzgar ve 1 Osuruk

Photo: Sekiz RüzgarBin yıl kadar önce Song Hanedanı sırasında yaşamış büyük Çin şairlerinden Su Dongpo, Budist öğretilerin hevesli bir öğrencisiydi. Budizm'i sıklıkla yakın dostu olan Zen üstadı Foyin'le tartışıyordu. İki dost aynı nehrin karşı kıyılarında yaşamaktaydı - Su Dongpo'nun evi kuzey kıyıda, Foyin'in Altın Dağ Tapınağı ise güney kıyıdaydı.Bir gün Su Dongpo'ya ilham geldi ve aşağıdaki şiiri yazdı.Cennet içinde cennete eğerim boynumu,Saç tellerim kainatı aydınlatır.Sekiz rüzgar yerimden kımıldatamaz beni,Yine morlu, altın ışıltılı lotusun üstünde otururum.Kendi eserinden çok etkilenen Su Dongpo, bu şiiri bir uşağa verip Foyin'e gönderdi. Dostunun da şiirinden kendisi kadar etkileneceğinden kuşkusu yoktu.Foyin şiiri okur okumaz, onun hem Buda'ya bir övgü hem de şairin kendi ruhsal olgunlaşmasının ilanı olduğunu gördü. Şiirdeki "sekiz rüzgar"; övgü, alay, onur, onursuzluk, kazanç, kayıp, haz ve ızdırap - maddi dünyanın erkeklerin duygularını yönlendiren ve etkileyen kavramlarına gönderme yapmaktaydı. Su Dongpo artık bu güçlerin kendisini etkilemediği yüksek bir ruhsallık düzeyine ulaştığını söylüyordu.Zen üstadı gülümseyerek Su Dongpo'nun elyazısının üstüne "osuruk" yazdı ve onu şaire geri yolladı.Su Dongpo iltifatlar ve taktir beklediğinden, Zen üstadının ne yazmış olduğunu görünce şok oldu. Öfkeyle kükredi: "Bana nasıl böyle hakaret edebilir? İğrenç ihtiyar maymun! Bana bunun hesabını verecek!"Öfkeden deliye dönen Su Dongpo, kendisini nehrin karşı kıyısına geçirecek tekneyi çağırdı ve karşı kıyıya varır varmaz, tekneden atlayıp tapınağa koştu. Tek isteği Foyin'i bulmak ve kendisinden özür diletmekti.Hışınla tapınağa girdi. Foyin'in kapısı kapalıydı. Kapıya iliştirilmiş notta aşağıdaki satırlar okunuyordu:Sekiz rüzgar yerimden kımıldatamaz beniBir osuruk karşı kıyıya savurur.Bu satırları okuyan Su Dongpo dondu kaldı. Foyin bu öfkeli ziyareti öngörmüştü. Su Dongpo'nun öfkesi dostunun maksadını anlayınca sönüp gitti. Eğer gerçekten sekiz rüzgardan hiç etkilenmeyen, ruhsal olgunluğa erişmiş bir adam olsaydı, bu denli kolayca kışkırtılır mıydı?Azıcık kalem oynatarak, küçücük bir gayretle Foyin, Su Dongpo'nun gerçekte, kendi iddia ettiği gibi ruhsal olgunluğa ulaşmış biri olmadığını göstermişti. Yaptığından utanmış, ama biraz daha bilgeleşmiş olan Su Dongpo, tapınaktan sessizce ayrıldı.Bu olayın, Su Dongpo'nun ruhsal gelişiminde bir dönüm noktası olduğu söylenir. O günden sonra büyük şair, sadece bu erdeme sahip olduğunu iddia etmenin ötesine geçip, gerçekten tevazu sahibi bir adam oldu.Derek Lin - Gündelik Hayatın Tao'su70. Gün

Sekiz Rüzgar Bin yıl kadar önce Song Hanedanı sırasında yaşamış büyük Çin şairlerinden Su Dongpo, Budist öğretilerin hevesli bir öğrencisiydi. Budizm’i sıklıkla yakın dostu olan Zen üstadı Foyin’le tartışıyordu. İki dost aynı nehrin karşı …kıyılarında yaşamaktaydı

– Su Dongpo’nun evi kuzey kıyıda, Foyin’in Altın Dağ Tapınağı ise güney kıyıdaydı. Bir gün Su Dongpo’ya ilham geldi ve aşağıdaki şiiri yazdı. Cennet içinde cennete eğerim boynumu, Saç tellerim kainatı aydınlatır. Sekiz rüzgar yerimden kımıldatamaz beni, Yine morlu, altın ışıltılı lotusun üstünde otururum. Kendi eserinden çok etkilenen Su Dongpo, bu şiiri bir uşağa verip Foyin’e gönderdi.

 Dostunun da şiirinden kendisi kadar etkileneceğinden kuşkusu yoktu. Foyin şiiri okur okumaz, onun hem Buda’ya bir övgü hem de şairin kendi ruhsal olgunlaşmasının ilanı olduğunu gördü.

Şiirdeki “sekiz rüzgar”; övgü, alay, onur, onursuzluk, kazanç, kayıp, haz ve ızdırap – maddi dünyanın erkeklerin duygularını yönlendiren ve etkileyen kavramlarına gönderme yapmaktaydı. Su Dongpo artık bu güçlerin kendisini etkilemediği yüksek bir ruhsallık düzeyine ulaştığını söylüyordu. Zen üstadı gülümseyerek Su Dongpo’nun elyazısının üstüne “osuruk” yazdı ve onu şaire geri yolladı. Su Dongpo iltifatlar ve taktir beklediğinden, Zen üstadının ne yazmış olduğunu görünce şok oldu. Öfkeyle kükredi: “Bana nasıl böyle hakaret edebilir? İğrenç ihtiyar maymun!

Bana bunun hesabını verecek!” Öfkeden deliye dönen Su Dongpo, kendisini nehrin karşı kıyısına geçirecek tekneyi çağırdı ve karşı kıyıya varır varmaz, tekneden atlayıp tapınağa koştu. Tek isteği Foyin’i bulmak ve kendisinden özür diletmekti. Hışınla tapınağa girdi. Foyin’in kapısı kapalıydı. Kapıya iliştirilmiş notta aşağıdaki satırlar okunuyordu: Sekiz rüzgar yerimden kımıldatamaz beni Bir osuruk karşı kıyıya savurur. Bu satırları okuyan Su Dongpo dondu kaldı. Foyin bu öfkeli ziyareti öngörmüştü. Su Dongpo’nun öfkesi dostunun maksadını anlayınca sönüp gitti.

Eğer gerçekten sekiz rüzgardan hiç etkilenmeyen, ruhsal olgunluğa erişmiş bir adam olsaydı, bu denli kolayca kışkırtılır mıydı? Azıcık kalem oynatarak, küçücük bir gayretle Foyin, Su Dongpo’nun gerçekte, kendi iddia ettiği gibi ruhsal olgunluğa ulaşmış biri olmadığını göstermişti.

Yaptığından utanmış, ama biraz daha bilgeleşmiş olan Su Dongpo, tapınaktan sessizce ayrıldı. Bu olayın, Su Dongpo’nun ruhsal gelişiminde bir dönüm noktası olduğu söylenir. O günden sonra büyük şair, sadece bu erdeme sahip olduğunu iddia etmenin ötesine geçip, gerçekten tevazu sahibi bir adam oldu.

 Derek Lin – Gündelik Hayatın Tao’su