Vücuttaki Organlara Benzeyen 11 Sağlıklı Gıda

Bazı sağlıklı gıdaların vücuttaki çeşitli organlara neden benzediğini hiç düşündünüz mü? Ve bunlar benzedikleri organlar için faydalıyken diğerleri için neden faydalı değiller? Bu tesadüfi durum sizce de şaşırtıcı değil mi?

Doğanın ne kadar zeki olduğunu hepimiz biliriz ancak bizimle böylesine açık bir şekilde konuşması gerçekten hayret verici.

 

Doğa ananın yaptığı hiçbir şeyin rastgele ya da sebepsiz olmadığı ve biz göremesek bile her şeyin bir nedeni olduğu söylenir. Bugünkü makalemizde 11 farklı sağlıklı gıdanın vücudumuzdaki organlara olan benzerliğini ve aynı zamanda vücuttaki etkilerini paylaşacağız.

Vücut fonksiyonları ile ilişkili sağlıklı gıdalar

1. Havuç ve gözler

Havuç, sağlık için gerçekten çok önemli bir sebzedir. Özellikle içeriğindeki yüksek miktardaki beta karoten sayesinde göz sağlığı için vazgeçilmezdir. Ayrıca havuç sahip olduğu ciddi derecede A, B1, B2, B3, B6, B9, C, E, K vitaminleri ve kolin ile potasyum, magnezyum, demir, kalsiyum ve fosfor gibi mineraller sayesinde yiyebileceğiniz en sağlıklı gıdalardan biri haline gelir.

Bu besin değerleri özellikle göz sağlığı için çok önemlidir. Konuyla ilgili fikir vermesi amacıyla şu örnek verilebilir; eğer vücudunuzda hiç A vitamini kalmazsa gece körlüğü yaşayabilirsiniz. Ayrıca havuç, katarakt ve yaşlanmaya bağlı maküler deformasyon oluşumun önlenmesine de yardımcı olur.

Eğer bir havucu eni boyunca keserseniz, iç kısmının görüntüsünün bir insanın gözüne ne kadar benzediğini görebilirsiniz. Çizgilerin göz bebeği ve irise benzediğini fark edeceksiniz.

İstediğiniz kadar çok havuç yiyebilirsiniz. Ancak havucu pişirmek biraz daha tatlanmasını sağlamasına rağmen göze faydalı olan antioksidanların yok olmasına neden olur.

Havuç, doymuş yağ ve kolesterol içermeyen yüksek oranda karbonhidrat ve lif kaynağıdır. Ayrıca çok az kalori (100 gramlık porsiyonda 40 kalori) içermesinden dolayı kilo vermek için ideal bir gıdadır.

2. Çilek ve dişler

Aşağıdaki resimde de gördüğünüz gibi, dişin ve çileğin iç kısmı birbirine gerçekten çok benzer. Doğal diş beyazlatıcıların en başında gelen çilek; güçlü ve sağlıklı dişlere, diş etlerine ve ağız yapısına sahip olmanızı sağlar.

çilek diş

3. Zencefil ve mide

Sağlıklı gıdaların en başında gelen bir diğer yiyecek ise, geleneksel Doğu tıbbında yüzyıllardır mide rahatsızlıklarını iyileştirmek için kullanılan zencefildir. Eğer yakından bakarsanız zencefilin mideyle aynı şekilde olduğunu fark edeceksiniz.

Vücuttaki Organlara Benzeyen 11 Sağlıklı Gıda – Sağlığa bir adım

zencefil mide

4. Domates ve kalp

Tam ortadan kesilmiş bir domatese baktığınızda çekirdeklerin yer aldığı ayrı odacıklar göreceksiniz. Bu odacıkların yerleşimi kalpteki odacıkların şekline çok benzerdir.

Domates en sağlıklı yiyecekler arasında bulunur. Kalp rahatsızlıklarına karşı bizi koruyan ve kolesterolün olumsuz etkilerini yok eden bir sebze pigmenti olan likopen yönünden çok zengindir.

İlginçtir ki, domates gibi karakteristik olarak kırmızı olmadığı halde likopen içeren fasulye ve maydanoz gibi sebzeler de vardır.

kalp domates

5. Fasulye ve böbrekler

Fasulye ve böbreklerin fiziksel benzerliği diğerlerine göre çok daha belirgindir. Bu sebze böbrekler için güçlü bir arındırıcı etkiye sahiptir. Geleneksek Çin tıbbında fasulye, böbrek fonksiyonlarını iyileştirmek ve güçlendirmek için kullanılır.

fasulye böbrek

6. Portakal ve meme bezi

Portakal, limon, misket limonu (lime) ve greyfurt ilginç bir şekilde insan göğüsüne benzer. Bu meyveler, meme bezlerindeki lenfatik drenajı arttıran ve göğüslerdeki kanser hücrelerinin gelişimini engelleyen özelliklere sahip maddeler içerir.

portakal göğüs

7. İncir ve cinsel organlar

İncir, hem kadınlarda hem erkeklerde libidoyu, doğurganlığı ve cinsel gücü arttırır. Ayrıca bu meyve, mutluluk hormonu olan serotoninin salgılanmasından sorumlu olan yüksek miktarda B6 vitamini içerir.incir cinsel organ

8. Ceviz ve beyin

Ceviz, içeriğindeki yüksek miktarda omega-3, omega-6 ve omega-9 yağ asitleri sayesinde beyin için ideal bir yiyecektir. Şaşırtıcı olan şey ise, cevizin üzerindeki kıvrımların, katların ve hatta kabuğun şeklinin bile insan beyninin görünüşüyle aynı olmasıdır.

Ceviz, nörotransmitterlerin gelişimini maksimuma çıkarır ve beynin kimyasal dengesinin korunmasına katkıda bulunur. Ayrıca, düzenli ceviz tüketiminin depresyon ve bunama gibi rahatsızlıklara karşı mücadele ettiğini destekleyen çalışmalar da mevcuttur.

ceviz beyin

9. Avokado ve rahim

Resimde de gördüğünüz gibi avokadonun şekli gerçekten rahme benzemektedir. Sağladığı birçok faydanın yanı sıra bilinmesi gereken bazı ilginç bilgiler de vardır:

  • Avokadonun içeriğinde, hamile kalma olasılığını arttıran bir madde olan folik asit vardır.
  • Folik asit, kansere dönüşebilecek anormal bir durum olan servikal displazi riskini azaltır.
  • Bir diğer ilginç bilgi ise şudur: Avokadonun bir çiçekten meyveye dönüşmesi, bir bebeğin ana rahminde gelişmesiyle aynı sürede, yani 9 ayda gerçekleşir.

avokado rahim

10. Kereviz ve kemikler

Görüntüsü kemiğe benzeyen kereviz, ilginç bir şekilde kemik gelişimine katkıda bulunur. Ön kol kemiği ve dirsek kemiği kerevizin sapları gibi ince ve güçlüdür.

Bu sebze, kemiklerin güçlenmesi için temel olan silis maddesini yüksek miktarda içerir. Ayrıca kemiklerimiz için gerekli bir diğer element olan kalsiyum yönünden de çok zengindir. Hatta çarpıcı benzerliklerini daha da ileri götürüp şu bilgiyi verebiliriz: Hem kerevizin hem de kemiklerin %23’ü sodyumdan oluşmaktadır.

kereviz kemik

11. Muz ve eller

Muzun, eklem sağlığı için ve aynı zamanda eklem ve kas deformasyonlarına karşı gerekli olan potasyumu yüksek miktarda barındırdığı herkes tarafından bilinir.

muz

Doğa gerçekten hayret verici ve yeni yeni anlamaya başladığımız bir dil olan benzerlikler dili aracılığıyla bize mesajlar gönderiyor. Bu dili öğrenmek gerçekten çok önemli, çünkü doğaya ne kadar çok yaklaşırsak aslında kendimize de bir o kadar çok yaklaşmış oluruz.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir Kez Kırıldın Diye Niye Dünya Durdu Zannediyorsun A Çocuk?

IMG_0418

 

Aşk acısı çekmemiş olan var mı aramızda? Hiç zannetmiyorum. Hem de bu acı; insanın sokaklarda deliler gibi amaçsızca dolaşmasına, sebepli sebepsiz ağlamasına, ben öldüm bittim artık yaşayamam diye düşünmesine, hatta gözünün ferinin sönmesine bile yol açmıştır.

İnanın ki bu işin daha kolay kısmı (yandım-bittim diye dolaşma hali), esas zor kısım ne biliyor musunuz? Tüm bu şok, ve içinden geçmek istemediğiniz- ama geçmek zorunda bırakıldığınız- bu acı geçtikten sonra neler olacağı?

Yeni bir ilişki mi? Allah korusun deyişinizi duyar gibiyim ama insanoğlu işte bir noktadan sonra aşksız yaşayamayacağını anlıyor ve mutlaka bir başkası karşısına çıkıveriyor.

İşte esas mesele de burada başlıyor…

O kırılma-o acı- geçmesine geçiyor da ne geçmiyor biliyor musunuz? İzi… Ve kendini tekrar o acıdan koruma içgüdüsü doğuyor birden. Ben kendimi tekrar o kadar kaptıramam diyorsunuz ve abuk subuk davranmaya başlıyorsunuz. Kendinizi bırakmakla- bırakmamak arası bir yerde gidip geliyorsunuz.

Tam kendinizi bırakacak gibi olurken-Yemezler- deyip kendinizi şöyle bir silkeliyiveriyor ve uzaklaşıyorsunuz.

Bu sefer özlüyorsunuz ama ağzınızdaki eskiye ait buruk tadı unutmak ne mümkün. Yine de yandan yandan yaklaşıyorsunuz tekrar o heyecana. Böyle yaklaş-uzaklaş şeklinde son derece dengesiz hareketlerinize dayanamayan karşı taraf gittiğinde ise ‘’çok şükür gitti’’ diyen bir tarafınızla, ‘’aptal, niye kendini bırakmadın’’ diyen öbür tarafınız aranızdaki savaş tekrar başlıyor.

Birinin yaptığı hatayı, bir diğerine yüklemek niye? Evet mantık tüm cevapları vermeye hazır ama yalnızlık o kadar emin bir duygu hali ki, yalnız olmayı seçiyorsun son kertede ve iyi halt ediyorsun?

Aşkın kollarına kendini bırakmayarak yaşamından çalıyorsun sadece. Bunu bilmiyor musun? Anlamıyor musun? Anlıyorum da hazır değilim mi diyorsun. Valla yalan. Billa yalan. Külliyen de yalan. O cesareti bir daha toplayana kadar karşına kim çıkarsa çıksın kaybedeceğini biliyorsun değil mi? Yazıktır çocuğum yapma, yakma hayatını… Korkuyu yenmenin en iyi yolu, onun içinden geçmektir. Kimse söylemedi bunu sana… Derin derin nefesler al ve gir tekrar aşkın kanatlarına… Gerekirse tekrar acı çek. Bilmiyor musun aşk da geçecek, aşksızlık da geçecek, korku da geçecek(eğer izin verirsen), koca hayat geçiyor bu mu geçmeyecek?

Ama hayatının hakkını ver, duygularını yaşa, bastırma… Ne olursun bastırma… Emin kalende yaşamak çok güzel geliyor sana biliyorum… Çok güvenli geliyor sana biliyorum. Çok acısız geliyor sana biliyorum… Ama hayat nerede o zaman? Damarlarında hızlı hızlı akması gereken kan nerede o zaman? Kendini, canlıyken cansızlığa mahkum etme… Aç tekrar kendini duygularının gerçeğine…

Geçenlerde bir arkadaşımın kızı benle aşk hakkında dertleşti… Kendisi henüz 15 yaşında ne dedi biliyor musun? ‘’Bir önceki aşkında çok incinmiş o yüzden kendini bir süre ilişkilere kapamış’’ Ya cancanım sen bunu 15 yaşında dersen biz ne diyelim? Tabi ki biraz köşene çekilicen, yaralarını sarıcan, ne oldu, neden oldu muhasebesine giricen? Ama karşına yeni biri çıktığında, ne olur geçmişin günahını yenisine ödetme olur mu?

Ne çektin be aşktan çocuğum… Evde bacağını kırıp otursan olmuyor? Dışarda koşup yeni birisini arasan olmuyor? Ne çektin ve be aşktan çocuğum…Ne çektin?

Hepimize aşkı dolu dizgin yaşayacak taze ve cesur bir yürek diliyorum…

Not: Tabi bir de kalpte kıvılcım çaktıracak adam lazım :)))

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Karen Kabilesi Kadınları… Günün Fotosu…14/06/2016

IMG_7617

Chiang Mai- Taylandda yaşadığım dönemde Karen Kabilesine Yaptığım Ziyaret Sırasında Çektim… 2010-Anette İnselberg

Myanmar-Tayland sınırı yakınında yer alan Mae Hong Son’da yaşayan Long Neck Karen boyunlarına taktıkları halkalar nedeniyle tüm dünyanın ilgisini çekiyor. Red Karen (Karenni) Kabilesi‘nin bir alt gurubu olan ve Dünyanın en uzun boyunlu kadınları unvanını taşıyan Padaunglar, Chiang Mai şehrine gidenler için mutlaka görülmesi gereken bir yer…

Efsaneye göre Karenlerin ataları dişi bir ejderha ile rüzgâr tanrısından geliyor. Karen kadınlarının boyunlarını uzatma geleneği ise ejderhanın görünüşünün yansıtma çabasıymış. Kadınlar ejderhayı, erkekler rüzgârı sembolize ettiği mitolojilerinde, sadece ejderha olanlar bu altından boyunlukları takabilirlermiş. Bu halkaları sadece çarşamba günü doğmuş kadınlar yine sadece dolunay zamanlarında takarmış. Herhangi bir yazılı kayıt olmadığı için, eldeki bilgiler ağızdan ağıza aktarılan hikâyeler ile biliniyor.

Kabilenin neden bu boyunlukları kullandığına dair aktarılan bilgilerden diğer biri de; vahşi hayvan saldırılarından korunmak için olduğu söyleniyor. Köle ticareti zamanında kadınların kendilerini çirkin göstermek amacıyla takıyor oldukları ise diğer bir bilgi.

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Zonguldak’ta 4112 Yaşında Porsuk Ağacı Bulundu

 

Zonguldak’ta yeni tespit edilen bir Porsuk ağacı tam 4112 yaşında çıktı ve dünyanın bilinen en yaşlı Porsuk ağacı oldu.

Ağaç ilk olarak Bronz Çağı’nda filizlenmiş.

Zonguldak'ta Bronz Çağ'a tarihlenen Porsuk ağacının (Taxus baccata), Anadolu'nun bilinen en yaşlı ağacı olduğu ortaya çıktı. Ağaç aynı zamanda dünyanın en yaşlı beş ağacı arasına girdi.

Zonguldak’ta Bronz Çağ’a tarihlenen Porsuk ağacının (Taxus baccata), Anadolu’nun bilinen en yaşlı ağacı olduğu ortaya çıktı. Ağaç aynı zamanda dünyanın en yaşlı beş ağacı arasına girdi.

4112 yaşındaki Porsuk ağacının tarihlendirilmesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Dr. Ercan Oktan ve Anturia Danışmanlık’tan Dr. Murat Yıldız tarafından yıllık halkaların laboratuvarda incelenmesiyle yapıldı. Yapılan incelemelerde ortaya çıkan sevindirici sonuçlardan biri de ağacın hala oldukça sağlıklı olması ve insanlar tarafından zarar görmediği sürece en az 4.000 yıl daha yaşayabileceği.

Zonguldak'ta 4112 Yaşında Porsuk Ağacı Bulundu

Dünyanın en yaşlı beş ağacından biri olan ağaç, Zonguldak Doğa Koruma ve Milli Parklar İl Şube Müdürü Sezgin Örmeci tarafından tespit edildi. Örmeci, Arkeofili’ye yaptığı açıklamada bir köylünün kendisine haber verdiğini ve daha sonra bölgede incelemeler yaptıklarını belirtti. Örmeci, ağacın bulunduğu 1500 dekar alanın Tabiat Anıtı olarak ilan edilerek mevcut Gumeli Tabiat Anıtı’na ekleneceğini de duyurdu.

Zonguldak’taki Gumeli Tabiat Anıtı, dünyanın en yaşlı ormanlarından biri olarak kabul ediliyor. İçindeki birçok yaşlı ağacın yanısıra, 1987 ve 1164 yaşlarında iki ağacı barındırıyor.

kaynak: arkeofoli.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sana Verecek Kızımız Yok…

13427780_737879413020485_7944613214532219841_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sana Verecek Kızımız Yok…

13427780_737879413020485_7944613214532219841_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.

can_yucel_15[1]

 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de
hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

CAN YÜCEL..

Atı Gördüğünüzde Paylaşın…

13346501_199114777151242_8301565155758146660_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Annemle Babam Evleniyor 1965 Şubat… Günün Fotosu…13/06/2016

tarama0003

Annemle babam evleniyor tarih şubatın biri 1965…

Anette İnselberg

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Minimalizmi Hayata Geçirmek İçin Uygulayabileceğiniz 21 Adım

minimalizm[1]

 

 

Gardrobunuza bakıp ne giyeceğinizi seçmeye saatlerinizi harcadığınız halde yine de “giyecek hiçbir şeyim yok!” mu diyorsunuz?
•Toz alırken tek tek tüm bibloları kaldırıp indirmekten gına mı geliyor?
•Yazlıkları, kışlıkları, battaniye ve pikeleri evin neresine sokacağınızı şaşırıyor musunuz?
•Sürekli yapmanız gereken şeyleri düşünüp ama yapmayıp kendinize mi sinirleniyorsunuz?
•Gün içinde nereye koşacağınızı, kaça bölüneceğinizi şaşırıyor ve “neden gün 24 saat ki!” diye sinirleniyor musunuz?
•Ormanları, doğayı seviyorsunuz ama tükettiklerinizi düşününce vicdan azabı mı çekiyorsunuz?

Eğer bu soruların pek çoğuna “evet” dediyseniz, minimalizm ile tanışma zamanınız gelmiş demektir.

1. Şu mottoyu bir yere yazın: “Daha az eşya, daha çok anı”

Ne kadar çok eşyanız olursa, o kadar çok onların bakımına, temizliğine, düzenlenmesine, saklanmasına zaman ve para ayırmanız gerekir. Bir düşünün; en çok gitmek istediğiniz ülkeye bir seyahat yapabilmeyi ve bir ömür hatırlayacağınız anılar biriktirmeyi mi tercih edersiniz yoksa bir süre sonra eskitip atacağınız yeni bir eşya satın almayı mı?

2. Tarzınızı ve ihtiyaçlarınızı belirleyin.

Bu çok kolay bir adım değil. Zamana ihtiyacınız var. Yaşam tarzınızı düşünün; otobüsle işe gidip geliyorsanız onca topuklu ayakkabı niye? Ya da Ankara’da yaşıyorsanız neden dolabınız mayo dolu olsun? Sevmediğiniz ya da kırk yılın başı giyeceğiniz şeyleri sırf moda diye -bkz. göbeği açık bluz- satın almayı bırakın. En sevdiğiniz renkleri belirleyin ve onların dışına çıkmayın. Bu konuda nötr renklere güvenin; siyah, beyaz, bej, gri gibi nötr renkler ve dümdüz, desensiz giysiler daima kurtarıcıdır. Sizin için kullanışlı olacağını düşündüğünüz giysilerin bir listesini yapın.

3. Bütün dolabınızı indirip tek tek eleyin.

Evet. Üşenmeyin. İndirin o dolabı. Alıp da son 1 yıldır hiç dokunmadığınız şeyler, bir nedenle sizin işinizi görmüyor, mutlu etmiyordur. İlk başta biraz zor gelebilir ama acımayın; son bir yıldır giymediyseniz, muhtemelen önümüzdeki yıl da giymeyeceksinizdir. İyi durumda olanları yıkayın, ütüleyin, onarın ve sizden daha fazla ihtiyacı olan birilerine verin. Verdiğiniz giysilerin nesini sevmediğinizi de bir yere not edin: tam olmuyordu, kumaşı rahatsız geldi, desenini sevmedim vs. diye. Daha sonra bu listeye de ihtiyacınız olacak.

4. Listesiz alışverişe çıkmayın.

Daha önce yazdığınız o iki liste var ya? Hah, alışverişe giderken işte onu yanınıza alın. Böylece gerçekten işinize yarayacak olanları satın almış olacaksınız. Sadece işe yarayan şeyleri satın aldıktan sonra, diğerlerine aslında o kadar da ihtiyaç duymadığınızı fark edeceksiniz.

5. Daha az satın alın, ama daha iyisini alın.

Böylece zamanla daha az satın almaya başlayacaksınız; daha az satın almak demek, daha fazla para biriktirebilmek ve daha az borca girmek demektir. Karın tokluğuna çalıştırılan zavallı Çinli işçiler tarafından üretilmiş ve ucuza satın aldığınız 10 tane polyester bluzunuz olacağına, 2 tane daha pahalı ama daha etik şartlarda üretilmiş ve doğal malzemeden yapılmış bluzunuz olsun.

6. Son 4 maddeyi, evinizin diğer alanları için de yapın.

Mutfak dolabını açınca üzerinize yığılan yüzlerce saklama kabı, cici bulup aldığınız ama kullanmadığınız on farklı kek kalıbı, hediye gelen ama desenini sevmediğiniz o bardak seti, artık dinlemediğiniz CD’ler, bitirdiğiniz ve bir daha okumayacağınız kitaplar. Hepsini bir köşeye ayırın. Atılacakları da atın

7. “Armağan Ekonomisi” ile tanışın.

Emin olun, ayırdığınız bu eşyaların hepsine sizden daha fazla ihtiyaç duyan birileri vardır. Bunları verebileceğiniz yerleri araştırın. İnternetten “Takas Pazarı” gibi terimleri inceleyin . Pahalı ürünler ise, ikinci el dükkanlarına satabilirsiniz ya da internetten satıp kara geçebilirsiniz!

8. Eşyalara uyguladığınız bu adımları, şimdi de yaşamınızın diğer yanlarına uygulayın.

Nelere vakit ayırıyorsunuz? Hangi ilgi alanlarına ya da hobilere sahipsiniz? Facebook’taki insanların kaçıyla görüşmekten gerçekten keyif alıyorsunuz? Kendinize gün içinde boş vakitler yaratın ve bu konuları iyice bir düşünün. Acaba yüzlerce oyuncak ayı satın almanızın altına yatan esas ihtiyaç, birilerinden şefkat görmek miydi?

9. İyice düşündünüz mü? Güzel. Şimdi Kullanmadığınız tüm sosyal medya hesaplarını kapatın.

Üşenmeyin, hepsinden bir bir çıkın. Sadece en çok kullandığınız 1-2 tanesi dursun. Onlarca blog açtıysanız onları da kapatın. .

10. Sosyal medyada “arkadaş detoxu” yapın.

“Kalsın” dediğiniz hesapların içinden, “arkadaş detoxu” yaparak aslında çok da görüşmek istemediğiniz insanları silin. Oh… Zor oldu ama yaptınız. Listenizde sadece, gerçekten önemsediğiniz ve sık sık görüştüğünüz insanlar var. Bir gün size gelip de “neden sildin?” diye soracaklarını sanıp korkmayın. Sormayacaklar.

11. E-postanızı, SMS’lerinizi, telefon rehberinizi de temizleyin.

İlgilenmediğiniz yerlerden gelen onca reklam, onca mesaj, rehberinizi işgal eden onca şey… Ne gerek var? Bunların hepsi zihnizi siz farkında olmadan çok yoran ve dikkatinizi dağıtan şeylerdir. Silin veya abonelikten çıkın.

12. Bütün sorumlulukları üzerinize almak zorunda değilsiniz.

Her yere yetişmek zorunda değilsiniz. Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Evinizi bal dök yala yapmak, her akşam okuldan çocuğu kendiniz almak, üniversitede çift dal yapmak zorunda değilsiniz.  Tüm sorumlulukları üzerinize alırsanız, insanlar size yardımcı olmaları gerektiğini anlamayabilirler.

13. Toplumun sizden beklediği her şeyi, ideal şekilde yapmak zorunda değilsiniz.

Herkes size “artık evlen” diyor ama siz belki de dünyayı gezmek istiyorsunuz. “Çocuk yap” diyor ama siz hazır hissetmiyorsunuz. “Daha müdür olamadın mı” diye soruyor ama siz bambaşka bir kariyer istiyorsunuz. Tüm bunlar arasında gidip gelip kendinizi sorguluyorsunuz. Bırakın insanların düşüncelerini… Bu hayat sizin hayatınız. Onu hiç kimsenin isteklerine göre yaşamayın.

14. Hobileriniz için hırs yapmayın.

Hem süper bir müzisyen, hem müthiş bir aşçı hem acayip bir buz pateni sporcusu olmak zorunda mısınız? Veya olmak için kendinizi ne tür bir strese sokuyorsunuz? Halbuki çok basit şeyler bile insanı mutlu edebilir. Doğada yürümek, arkadaşlarınızla vakit geçirmek, müzik dinlemek… Geriye, sadece sizi mutlu eden aktiviteler kalsın. Kendinize karşı samimi olun.

15. Sıra geldi, dilinizdeki çer-çöpe…

Sürekli şikayet ediyoruz, başkalarını suçluyoruz, dedikodu yapıyoruz, trafikte bağırıp çağırıyoruz, laf olsun torba dolsun diye konuşuyoruz, insanları kırıyoruz, tersliyoruz, kendimizi yanlış ifade ediyoruz… Belki de bu kadar çok olumsuz konuşma, düşüncelerimizi de kirletiyor olabilir. Aslında orada olmayan şeyleri abartarak kendimizi yoruyor olabiliriz. 1 gün boyunca hiç şikayet etmemeyi deneyin. Hatta buna “şikayet orucu” deyin. Bakalım günün sonunda nasıl hissedeceksiniz!

16. Daha etik yaşayın, gece başınızı yastığa huzurla koyun.

Hayatınızda bunun gibi dikkatsizce yaptığımız o kadar çok yanlış seçim var ki…  Halbuki daha az tüketmek kadar, tükettiklerimizin gittiği yeri takip etmek de önemlidir. Neden kendi mahallenizde herkesin işine yarayacak bir akım başlatmayı denemiyorsunuz?

17. “Eyvah! Mideme girenler konusunda minimalist olamıyorum!”

Hayatımızın her alanını kıvır zıvırdan arındırdık. Peki ya midelerimize giren abur cuburlar? Kıyafetlerde nasıl “az sayıda ama kaliteli” ilkesini benimsediysek, bu konuda da aynısını yapmamız gerekiyor. Almış olmak için almak, konuşmuş olmak için konuşmak, yapmış olmak için yapmak nasıl kötüyse, yemiş olmak için yemek de kötü. Bunu kabul etmeliyiz… Daha kaliteli ama az miktarda yemek yedikçe, yediğiniz yemeklerden çok daha fazla keyif aldığınızı keşfedeceksiniz. İşin ucunda sağlık var!

18. Zamanınızı nasıl harcadığınızı fark edin.

Yukarıdakilerin hepsini yapıp da, hala “Hiçbir şeye yetişemiyorum!” diyorsanız, zamanınızı etkin kullanmıyor olabilirsiniz. Belki de internetin başında gereğinden fazla kalıyorsunuzdur? Belki de televizyona takılıp tüm geceyi boşa geçiriyorsunuzdur? Bir gün içinde nelere zaman ayırdığınıza dikkatinizi verip bulgularınızı bir kenara yazın. Aslında ne kadar çok şeye zaman kaldığını görüp şaşıracaksınız.

19. Aynı anda birden fazla iş yapmayın.

Kimse kusura bakmasın, bunun adı “becerikli” olmak değildir. Araba kullanırken telefonla konuşmazsanız ve indiğinizde arayan kişiyi geri ararsanız, emin olun öbür taraftaki kişi kalp kırıklığından ölmez. Ama o telefonu cevaplamaya çalışırken siz -ve arabadaki diğerleri- kaza yapıp ölebilirsiniz. Yaptığınız işe dikkatinizi vermek için, diğer işleri yapmayı bırakın.

20. Sessizliğin tadını çıkarın.

Kendinize arada sırada kaçabileceğiniz sessiz bir zaman dilimi yaratın. Sadece yarım saat ya da bir saati kendinize ayırın. İster dua, ister meditasyon… Hiçbir iş yapmadan, öylece aklınızla baş başa kalın. Kafanızın içindeki dalgaların durulduğunu, zamanla daha sakin bir insan olduğunuzu fark edeceksiniz.

21. Son olarak: Sahip olduğunuz şeyler için minnettar olun.

Kaynak: Nil Yalçınkaya

Siz de gerçekten sizi en mutlu eden şeyleri düşünün ve bunlara sahip olduğunuz için şükredin. Ve unutmayın, minimalizm bir yaşam tarzı ve bir süreçtir. Öyle pat diye olmasını beklemeyin. Zamanla azaltın ve azaltmanın sizi ne kadar özgürleştirdiğini fark edinn

Tamamen katılıyorum, zaman zaman eşya, mail ve facebookta arkadaş temizliği de yapıyorum. Size de tavsiye ederim. Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »

Ürkek Çocuk… Günün Fotosu… 12/06/16

3. Ürkek Çocuk

Tayland’da gezerken çektiğim fotoğraflardan biri… Kızın bakışı beni çok etkilemişti… Tayland 2010- Ürkek Çocuk-Anette İnselberg

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ali Kartal Taboları….

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MANEVİ ÖĞRETİLER de bir çok bilgi gibi eğilip bükülmeye

2968[1]

 

MANEVİ ÖĞRETİLER de bir çok bilgi gibi eğilip bükülmeye ve aslından uzaklaştırılarak, bireysel bir doğrulama, bir meşrulaştırma aracına dönüştürülmeye müsaittirler

Örneğin;

POZİTİF OLMAK: Bir olaydaki olumsuz yanları görmezden gelmek, her yapılana gerçekçi olmayan bir açıklama bulmak ve her işin ille ”kendimizce olumlu bulduğumuz” bir sonuca varacağına inanmak, yani ısrar ve inadımızı ya da körlüğümüzü Polyannacılıkla örtmek değildir! Pozitiflik, yaşadıklarımızın sonunda bir çöküş ve kayboluşa teslim olmamak, yaşananları bir deneyime dönüştürüp yola devam etme gayreti bulmaktır. En olumsuz durumu dahi bir öğreti vesliesine dolayısıyla bir faydaya çevirebilmektir. Ama olandaki uyugunsuzluğu ya da çıkmazı görmezden gelmek değildir!

ANDA KALMAK: Aklımıza eseni, kolayımıza geleni yapmak… Hiiiç bir sorumluluk almamak… Hiiiç bir zora girmemek… Hatta plan yapmamak değildir :))) Yaptığın planda değişim yapmanı gerektiren durumları esneklik göstererek kabul edebilmek becerisidir. Ama bu da nefse kolay gelene yönelerek olmaz! Hele üzerine düşenden kaçarak hiç olmaz. Anda kalmak basitçe; Çorba yapıyorsan özenle yapmak, bir yandan salatayı nasıl yetiştirecem diye kaygılanarak çorbayı berbat etmemek… Çorba taştıysa, taşırmış olduğun için sinirlenmeyi ve bu arada başka şeyleri de saçıp dökmeyi bırakıp ocağı silmeye odaklanmak… Tencere hepten yandıysa masaya peynir ekmek koymak… Yani yaptığının hakkını vermek ve çözüme açık olmaktır. Ama bana ne başkası düşünsün diye ortalığı dağınık bırakıp çekip gitmek değildir :)))

AYNA OLMAK: Bu kavram artık sinsi bir hakaret olarak kullanılmaya başlandı :)))) Bir eleştiri aldığımızda karşımızdakine hemencik ”Ben size ayna olmuş olmayayım?” deyip lafı sokmak ve kaçmak adet oldu :))) Elbette kendimizde olan bir sorunu bazen etrafta da varmışcasına algılamamız mümkündür. Ancak bir durumdan çıkarttığımız sonucun, bir insanda ya da bir grupta gördüğümüz niteliğin, ille de bizde olan ve kendimize itiraf etmekten kaçındığımız bir şey olması gerekmez. İnsanların ve durumların bize AYNA OLMASI, yaşadığımız olayın bizde oluşturduğu duyguları çözümleyerek, kendimize dair bir içgörü edinmektir! Biri bize saldırgan davranıyorsa bu ille de onun saldırgan olmadığı bizim kendi saldırganlığımızı onda gördüğümüz ya da saldırgan olduğumuz için saldırganları bulduğumuz anlamına gelmez… Ama saldırı karşısında hissettiklerimizi ve verdiğimiz tepkileri izleyerek kendimizi tanıyabiliriz. Bir olayı değerlendirirken, karşımızdakine değil bu olayın tetiklediği iç dinamiklere odaklanmak öğretici ve geliştiricidir. İnsanın insana yaptığı asıl AYNALIK BUDUR!

kaynak: Juno Gözlmeci

AYDINLIK SABAHLAR EFENDİM smile ifade simgesi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bir Barış Akarsu geçti dünyadan.Insanlığı,güzel yüreğiyle kısacık uğradı ve gitti.

barisakarsu[1]

 

Üniversiteyi yeni kazanmıştım. Babamın pek durumu yoktu, ben de biraz para biriktirmek için yazın Bodrum’ a gittim. Bir arkadaşım bir mekanda çalışıyordu, ben de orada işe başladım. Onu ilk kez orada gördüm .Sahneye çıkıyordu, daha yeni yeni tanınıyordu ama..
Sabah oldu, sahnesi bitti, yanımıza geldi ;
Dostum gel otur gel dedi.
Ben utana sıkıla abi iş var dedim.
Ya gel sen, sonra yaparız beraber dedi.
Oturdum kimsin bakalım sen, adın ne ? dedi..
Yusuf dedim.
Ekmek kuyunun dibindedir Yusuf dedi.
Gülümsedim
Okuyorum abi, para lazım dedim..
Aferin dedi
İyi geceler bile demeden gitti..
Sonra hemen hiç selam bile vermeden 2 ay geçti..
Ben babamı kaybettim abi orada çalışırken.
Memlekete gittim.
Mersin’ e.
Baktım kalabalıkta biri var, siyah deri mont, gözlüklü.
Yaklaştı yanıma, olur Yusuf olur..
Hayat bu, kuyudan çıkmaya gayret et sen hep dedi..
Gitti..
Kardeşime bir zarf bırakmış, içinde biraz para ve bir mektup var, bir de banka hesap cüzdanı..
Bütün eğitim masrafların bana ait, kimseye söz etmek yok.
Etmedim abi, kimseye birşey demedim…
O günden sonra abim, babam, herşeyim oldu o benim..
Evlendim, oğlum var bir tane, adı Barış.

Yusuf Sami Atılgan

Bir Barış Akarsu geçti dünyadan.
Insanlığı,güzel yüreğiyle kısacık uğradı ve gitti.
Yaptığı iyilikler yılda birkez hatırlatmıyor, hergün aramızda yaşatıyor onu.
Oda Haziran hüzünlerimizden biri oldu.

Nurselname

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Biliyorsunuz, bir çocuk doğduğunda, cennette seslenirler: “Bu çocuk, şu kızı eş olarak alacaktır.”.

2252260[1]

 

“Alman filozof Moses Mendelssohn, günümüzden iki yüz yıl kadar önce Hamburg’a gider.

Orada banker Guggenheim ve ailesi ile tanışır; adamın güzel kızı Frumtje’ye aşık olur. Mendelssohn’un kambur, çirkin ve kısa boylu olduğunu özellikle belirtmem gerek.

Mendelssohn, birkaç hafta bu aşk ile baş etmeye çalışır ve sonunda kalkıp Guggenheim’a gider ve kızının kendisl hakkında ne düşündüğünü sorar. Tahmin edebileceğiniz gibi, kız bu adamdan hiç hoşlanmamış, hatta ondan korkmuştur.

Mendelsshon, kıza veda etmek için izin isteyip üst kata çıkar ve kızı orada nakış işlerken bulur.

Kız, bakışlarını kaçırarak konuşmaktadır. Filozof, kıza hislerini anlatır. Frumtje, sonunda adama şunu sorar: “Evliliklerin cennette kararlaştırıldığına siz de inanır mısınız?”.

“Kesinlikle!” diye yanıtlar filozof ve konuşmaya devam eder:

“Biliyorsunuz, bir çocuk doğduğunda, cennette seslenirler: “Bu çocuk, şu kızı eş olarak alacaktır.”. Ben doğduğumda da, gelecekteki eşim böyle belli olmuştu. Sonra eklemişlerdi: “Fakat ne yazık ki, bu kızın bir kamburu olacak.”. Ben bağırdım: “Yüce Tanrı’m; o kamburu bana ver; onu güzel ve iyi şekillenmiş olarak yarat!”.

Derinden duygulanan Frumtje, elini Mendelsshon’a uzatır ve çok geçmeden evlenirler.”

(Theodor Reik’in “Aşk ve Şehvet Üzerine – Romantik ve Cinsel Duyguların Psikanalizi” adlı kitabından alıntıdır.)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »