Kadınların bilmesi gereken 25 şey,

Screen-Shot-2013-11-15-at-4.07.44-PM[1]

 

1. Unutma! Sen değerlisin.
Çalışsan da çalışmasan da… Ünlü olsan da olmasan da… O erkek seni istese de istemese de… Sen sen olduğun için bi’tanesin.
2. Kadın olmanın tadını çıkartmalısın.
Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik, biraz seksilik, bolca zeka ve altıncı his… Sen şahanesin!

MUTLULUK SENİN İÇİNDE
3. Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye, saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin.
4. Kendine güvenin en büyük silahındır ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki.
5. Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın, sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana, tartışmana gerek yok.
Olmuyorsa, üstünü çizip devam etmelisin.
6. Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin.
Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin.
7. Hiçbir evlilik, hiçbir olması gerek şov, sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir.
Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir.
8. Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir.
9. Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin. Sınır neresidir? Sana saygısızlık yaptığı yerdir. Buna asla izin verme.
10. Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan; herkes sana öyle davranır. Asla ama asla kendini küçümseme.

HERKESE ‘SEVGİLİM’ DEME
11. Evde oturup derdine yanma.
Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama.
Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama!
12. Eski sevgili adı üstünde ‘eski’dir…
Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme.
13. Yeniden seveceksin, çok da sevileceksin. Kimse son değil, bunu bileceksin.
14. Dünyanın kanunu bu; düşündüğünü çekersin. Allah rızası için kurup durma, senaryolar yazma!
15. Sevgilini çok sevmelisin. Öyle herkese ‘sevgili’ dememelisin.
Fakaaat çok sevmen demek, kendini ayaklar altına alman demek değildir. Bir kadın gerekirse, severken de gidebilir değil mi?

HER ŞEYİN ŞIK OLSUN
16. Her şeyin şık olsun. Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin… Kadınlık şıklık demektir.
17. Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç! Onlar sen olamaz, sen de onlar… Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir.
18. Kız arkadaşların önemlidir, en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi bileceksin. Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin.
Sadece kötü gününde değil, başarında, mutluluğunda da yanında olan, yüreğini ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin.
19. Erkekler çocuktur. Nokta!
Çocuğunu hem sevecek hem kızacak, icap ederse küsecek, cezasını vereceksin.

SEN ÖZELSİN BUNU UNUTMA!
20. Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin.
Aramazsa aramasın be!
21. Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın vizesini keseceksin.
22. Sen renklisin, sen beceriklisin, sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın, sen sonsun…
Mecbursun, bunu fark edeceksin!
23. Her şey bir karar vermene bakar. Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin.
24. Yapamayacağın şey yok.
Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok! Şu an silkelenip kendine geleceksin!
25. Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum; SEN ÖZELSİN, SEN Bİ’TANESİN, ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN!!!!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kararsızlık öldürür…

Titreşimlerin-Sırrını-Çözen-Kainatın-Sırrını-Çözer[1]

 

Profesör elinde bir Fare ve kutu ile salona girdi. Öğrencilerin şaşkın bakışları arasında fareyi kutunun içine koydu ve kutuyu kapattı. Salona dönerek: “Bu kutuya iki gün kimse dokunmasın!” dedi ve salondan çıkıp gitti.

Salondaki öğrenciler olaya bir anlam verememişlerdi. Ne olacağını merak ederek iki gün beklediler.

İki gün sonunda profesör salona girdi ve kutuya yaklaşarak açtı. Kutunun içindeki fare ölmüştü. Sınıfa dönerek farenin neden ölmüş olabileceğini sordu.

– Havasızlıktan…

– Açlıktan…

– Susuzluktan…

 

Her öğrenci olabilecek ihtimalleri saymıştı. Profesör kutuyu havaya kaldırıp içini öğrencilere gösterdi. Kutunun her tarafı kemirilmiş vaziyette idi.

Görüyorsunuz değil mi? Fare anlaşılan çıkmak için çok mücadele etmiş. Bunu kutunun içindeki vaziyetten anlıyoruz. Şu var ki fareyi sizin dediğiniz gibi ne havasızlık nede açlık öldürdü. Fareyi asıl KARARSIZLIK ÖLDÜRDÜ! Fare kutunun her yerini parçalayıp çıkacağına sadece bir köşesini parçalasaydı ve bunda da kararlı olsaydı çıkıp kurtulacaktı.

Hayatta zaman zaman kararsızlığa düşeriz. “O mu, bu mu?” derken bizim için en kıymetli varlık olan zamanı tüketmiş buluruz kendimizi. Hedeflerimizi çok iyi belirlemeliyiz. Hayat kararsızlık içersinde yüzecek kadar uzun değil.

“İradesi kuvvetli insanlar, en dayanılmaz şartlar altında dahi başarıya ulaşabilirler.”

Milton

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ENDİ FREKANSIMIZI YÜKSELTEREK İYİLEŞTİRMEK

Bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “frekans” denir.  “Hertz” birimiyle ölçülür. Herşey titreşmektedir. Bu nedenle herşeyin frekansı vardır. İnsan bedenindeki her hücrenin kendine göre bir doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin , her virüsün de doğal frekansı vardır. Her hücreyi kendi doğal frekansına döndürmek, bedeni sağlığa kavuşturur. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme  neden olabilir. Yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, dokümanların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.

Amerikalı Bilim Adamı Dr. David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde , yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin ; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu . En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamış ve Power vs Force – An Anato my of Consciousness ( Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Kitabında detaylı olarak anlatmış.

12742453_10205842754492323_3506177599363077072_n.jpg
Bilinç Haritası
Yapılan araştırmalardan kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış.

Bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde . Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde , çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması .

Tablo şöyle :

300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,
600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.

Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji,750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji,10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydığı enerji,70 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir…

Yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış.
Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın  anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır.
Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların  da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler , o alanda yaşayan insanlar, bitkiler , toprak, hava, eşyalar,binalar  vs tarafından oluşturulmaktadır. 200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır. Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300’lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400’lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır.  500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500’lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.

Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım . Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım . Biz acaba bu tablonun neresindeyiz. Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir ?

Kaynak : Power vs Force – An Anato my of Consciousness
Dr. David Hawkins

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ali Kartal Ressamların Ressamı…

Manzara resimlerinde üstüne tanımadığım ressamlardan biri Ali Kartal…

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İLAHİ MAHKEME

Bir adam ölmüş ve öbür dünyada yargılanmak üzere sırasını bekliyormuş. Sıra kendisine gelip mahkeme salonuna girdiğinde bir de ne görsün? Yargıç kürsüsünde bir insan oturuyor. Tanık sandalyesinde ise Tanrı yerini almış. Adam şaşkın, “Aman Tanrım, bu nasıl oluyor? Beni senin yargılayacağını sanmıştım. Oysa orada hakim olarak bir insan oturuyor.” Tanrı gülümsemiş, “Ben hiçbir zaman sizi yargılamadım. Sonsuz sevgimle, ne yapmayı seçtiyseniz, sizi seçiminizde özgür bıraktım. Bana yargılamak değil, sevmek yakışır. Çünkü ben saf sevgiyim. Sizi kendimden yarattığım için sizi yargılamak kendimi yargılamak olur.

Ayrıca benim yargılamama ne gerek var ki? Her şeyi bilen ben sadece burada tanıklık ediyorum. Dünyada olduğu gibi burada da insanlar tarafından yargılanıyorsunuz. Birazdan salonu hayattayken, senin zarar verdiğin, hoşgörülü davranmadığın, yargıladığın, kalplerini kırdığın insanlar dolduracak. Onlara kendini affettirmeye çalış. Onlar seni affederse ne ala. Çünkü cennetin yolu onların affından geçiyor.” demiş. Adam merakla sormuş: “Peki ya affetmezlerse ne olacak? “Tanrı yine sevgiyle gülümsemiş,

“Ben cenneti de, cehennemi de yeryüzünde yarattım. Seni tekrar yeryüzüne göndereceğim. Orada öyle bir yaşam süreceksin ki, tüm yaptığın kötülükler, verdiğin zararlar sana aynen yaşatılacak. Yani ettiğini bulacaksın. Ama bunun amacı sana ceza vermek değil. Sadece o insanların hissettiklerini bizzat yaşayıp anlaman, yaptığın kötülüklerin bilincine varman. İşte o zaman sen kendini affetmiş olacaksın.” Adam bir süre düşünmüş, “Peki, cennet nasıl bir yer?” diye sormuş Tanrı’ya.

“Cennet, bir yer değil, bir bilinç düzeyidir evladım. Dünyada mutlu, huzur ve sevgi dolu, insanlara destek olmaktan haz duyan, yarattığım canlı ve cansız her varlığa saygı göstermeyi bilen insanlar var ya, işte onlar, dünyada cenneti yeniden yaratmaları için geri gönderdiğim cennetliklerdir.Cennet de dünyadan başka yerde değil.” demiş Tanrı.
“Ama kutsal kitap bana öyle öğretmedi.” diye karşı çıkmış adam.”Kutsal olan tek şey yaşamdır. Ben o kitapları kutsal kılmadım. Siz kıldınız. Her şeye sevgi ile bakmasını bilerek yaşayan insan, en büyük ibadeti yapandır.” demiş Tanrı. “Peki dünyaya döndüğümde doğru yola görmemde yardımcı olacak mısın?” diye sormuş adam.
“Ben bunun için siz insanların içine “vicdan” denen bir pusula koydum. Eğer bu pusulanın etrafına ördüğünüz kalın bencillik duvarlarını yıkarsanız, vicdanınızın yani benim sesimi kolaylıkla işitebilirsiniz.” “Peki biz insanlara ne kadar yakında bulunuyorsun?” diye sormuş adam.
“Hem size şah damarınızdan daha yakınım, hem de düşman olduğunuz kadar sizden uzağım.” demiş Tanrı. “Çünkü düşmanlarınız da Ben’im. Siz de Ben’im.” “Yani mahkeme salonunda insanlara hiç mi hesap sormuyorsun Tanrı’m?” “Sadece iki sorum oluyor tüm insanlara.” diye gülmüş tanrı. “Dünya okulunda ne kadar sevmeyi öğrendiniz? Ne kadar bilgi kazandınız?”****

Alıntı

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Fiziksel ve duygusal acıların kaynağı “ruhun kası” psoas’ta gizli…

Psoas kası çoğu zaman bedenin en derindeki çekirdeği, yoga terapisti ve sinemacı Danielle Olson’un dediği gibi “ruhun kası” olarak görülür. Kalça kemiğine yakın bir bölgede bulunan bu kas; hareket, denge, eklem fonksiyonları, esneklik ve daha birçok bedensel özelliği etkiliyor. Psoas kasının bedeni dik ve hareket eder bir şekilde tutmasının yanı sıra, özellikle esnetildiğinde kişinin yaşadığı anda kalmasını ve vücuttaki gerilimin azaltılmasını sağladığı düşünülüyor.

Araştırmalar da psoas kasının vücudun yapısal durumunun yanı sıra psikolojik durumu açısından da hayati öneme sahip olduğunu gösteriyor. The Psoas Book kitabının yazarı Liz Koch, psoas için “Gerçek anlamda en derinde yatan hayatta kalma dürtümüzü somutlaştıran ve bunun da ötesinde en temel isteğimiz olan gelişimi sağlayan bir kas” diyor.

Fiziksel ve duygusal acıların kaynağı "ruhun kası" psoas'ta gizli
Psoas, bacaklarla bel kemiğini bağlayan tek kas.
Psoas kası nerede yer alıyor?

Psoas kası, fiziksel stabiliteyi sağlayan en temel kas grubu. Bacaklardan başlayarak omurgaya uzanan psoas, bacaklarla bel kemiğini bağlayan tek kas. T12 omurlarından çıkan kaslar, lumbar omurlarına doğru ilerliyor ve en sonunda kalça kemiğine bağlanıyor.

Kalça kemiğinin yanı sıra psoas kası diyaframa da bağlanıyor. Nefes alıp verme sırasında harekete geçen diyafram kası aynı zamanda korku ve anksiyeteyle ilişkili birçok fiziksel semptomun yer aldığı bir bölge. Liz Koch bunun psoas ile beyin sapı ve omuriliğin bilinen en eski bölümü olan “alt beyin” ile doğrudan ilişkili olduğunu düşünüyor. Koch’a göre beyin korteksinin cümle kurma veya organizasyon kapasitesi gelişmeden çok daha önce, yaşamsal dürtülerin yer aldığı alt beyin oluşuyor ve bu bölüm en temel beyinsel fonksiyonları yönetiyor.

Kronik psoas geriliminin sonuçları

Psoas kasları, neredeyse doğduğumuz günden itibaren gergin ve kasılmış bir halde bulunuyor. Koch araç koltukları, dar kıyafetler, duruş bozukluklarına neden olan sandalyeler veya ayakkabılar gibi günlük hayatın içindeki birçok unsur nedeniyle bu gerginliğin daha da üst seviyelere çıktığını söylüyor. Psoas üzerinde hayat boyu süren bu kronik gerginlik sırt, kalça, diz ağrıları hatta sindirim sorunlarına veya düzensiz nefes alma gibi rahatsızlıklara neden olabiliyor. Birçok kişinin kronikleşmiş fiziksel acı şikayetinin temelinde de psoas üzerindeki gerginlik yatıyor.

Sadece bununla da sınırlı değil. Psoas kası, vücudun yapısal stabilitesinin temelini oluşturduğu için bu kas üzerindeki kronik gerginlikler nası hissettiğinizi, dünyaya nasıl baktığınızı, başkalarına nasıl davrandığınızı bile etkileyebiliyor. Psoas üzerindeki gerginlik duygusal durumunuzu veya kişilerle olan ilişkilerinizi etkileyebiliyor.

Korku ve psoas kası ilişkisi

Korku öyle bir duygu ki en olmadık şekillerde ortaya çıkabiliyor ve kendisini vücutta “kilitleyebiliyor”. Bu da fiziksel ve duygusal gerilimle sonuçlanıyor. Oysa psoas kasına denge kazandırarak, bu gerilimi hafifletmek mümkün. Gerilimin hafiflemesi de duygusal olarak korkulardan kurtulmayı ve hem fiziksel hem de zihinsel iyiliği beraberinde getiriyor. Psoas kasındaki dengeyle birlikte büyük bir iç huzura ve aynı zamanda kas ağrılarından kurtulmuş bir bedene kavuşmak mümkün.

Fiziksel ve duygusal acıların kaynağı "ruhun kası" psoas'ta gizli
Bugün tüm dünyada uygulanan yoga pozlarının birçoğu, psoas kasının uzatılması ve esnetilmesi prensibine dayanıyor.
Vücut enerjisi ve psoas kası ilişkisi

Psoas kasını uzatıp esnetmek, sizi iyileştirici ve canlandırıcı enerjisiyle dolu olan toprağa çekiyor. Bu da hem vücut enerjisini dengelemeye hem de yaşadığınız anı hissetmeye yardımcı oluyor. Sağlıklı psoas kası sayesinde düzgün yapısal bir stabiliteye sahip olmak, vücudunuzda yaşamsal enerjinin daha kolay yayılmasını sağlıyor. Fiziksel olarak da hareketleri kısıtlanmayan, sağlam bir vücuda sahip olmak ise sizi daha enerjik yapıyor.

Geçmişten gelen bir bilgi

Bizler psoas kasını yeni tanıyoruz. Oysa insanlık tarihinin en eski bilgilerinden biri bu. Özellikle yoga, bizlere eski bilgelerin psoas kasının önemini yüzyıllar öncesinde kavradığını gösteriyor. Bugün tüm dünyada uygulanan yoga pozlarının birçoğu, psoas kasının uzatılması ve esnetilmesi prensibine dayanıyor.

Kaynak:
The Mind Unleashed-UPLİFERS

 

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KENDİNİZİ İYİLEŞTİRMEK İÇİN; KENDİNİZİ İZLEMEYİ ÖĞRENİN?

gok-gurultulu-yagmur-sesi-10-saat_8393803-360660_1280x720[1]
Kendinizi iyileştirmek için; kendinizi izlemek
Yaşadığımız sürece hep birilerini izler,onun hakkında yorumlar yaparız, izlediğimiz kişinin sadece dıştan görünüşünü yani bizim izlediğimiz yanları hakkında kendimizce iyi yada kötü yorumlar yaparız. Bu yorumlarımız çoğu zaman iyi niyetle yapılan yorumlardır. Kendimize göre “şöyle yapsa daha iyi olur”. “neden böyle davranıyor, yaptığı, izlediği yol yanlış” diye yorumlar yaparız. Ama iç durumu bilmeden, yaşadığı sorunları anlayamadan, ruhsal sorunlarını bilmeden bu yorumların ne kadar doğru olduğu tartışılır.

Bizler yorum yaparken sadece dış gözlemleyici olarak izleriz filmi. Ve ister iyi niyet ister beğenilmeyen yönler hakkındaki yorumlarımız için asla kendimizi o kişinin yerine koymayız. Oysa ona yardımcı olmak için Onun yerine geçip dışardan bir izleyici gibi değilde kendi filmimizi izlercesine izlemekle daha doğru yorumlar yapabiliriz.

Aslında herkesin zihin gücünü kullanarak kendi kendini izleme yeteneği vardır. Bu yöntemle kişi kendini seneryosunu kendi yazdığı filmini izleyerek yaşamındaki yanlış ve doğruları izleyerek yaşamını daha güzel hale getirebilir. Nasıl mı?

Kendimiz hakkında başkaalrının yorumuna kızar yada inananırız. Peki kendi kendinizi seyredip “bakar kör” olduğumuz, farkedemediğimiz şeylerin farkına varmak sizin kendi kendinizi düzeltmenize, daha iyi olmanıza yardımcı olacak bir yöntemle kendinizin doktoru olmak istemezmisiniz.?

Gelin birlikte bu yöntemi uygulayalım….. ne dersiniz!

Sessiz bir ortama geçin ve gözlerinizi kapatın.şimdi içinde olduğunuz durumu genel olarak yaşamaya ama içinizde yaşamaya başlayın. İçinde bulunduğunuz yaşamın sıkıntılarını, sorunlarını, eşinizle, çocuklarınızla, işyerinizle ne tür olursa olsun aynı o anı yaşıyormuşcasına yaşayın….

Şimdi de ikinci perdeye geçelim….

Şimdide aynı olayı başkasının gözünden bakarak izleyin. tamamen başkasının gözünden bakarcasına izleyin. Şimdi neyi farklı görüyorsunuz? karşıdan nasıl görünüyorsunuz? ne istiyorsunuz? Neler farkettiniz acaba? Kendi filmini izlemek kendi hayatınızın, yada yaptıklarınızın, yaşadıklarınızın, ilşikil erinizin yanlış yada doğrularını farkettirmedimi?

İşte kendiniz hakkında en iyi yorumu yapacak olan siz kendinizsiniz. Yorumlarınızı içtenlikle yapın ve hayatınızı daha iyi yaşayın.

En iyi günler, sıkıntısız yaşamlar herkesin olsun…. Kendi doktorunuz kendiniz olun…. Çünkü sizi sizden iyi tanıyan ve size sizden iyi ve doğru yorumlayan yoktur.

* Alıntı`

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Damarlarınızı Temizlemek İçin Doğal Çözümler

  • Damar tıkanıklığı kalp krizine neden olabilir. Bu yüzden, yaşam kalitenizi arttırmak için damarlarınızı “temiz” ve “açık” tutmanız çok önemlidir.

    Her gün yediğiniz yiyecekler sağlığınıza zarar veriyor olabilir ve damarlarınızı tıkayarak kalbinize olan kan akışını engelleyebilir. Damarlarınızı temizleyecekyiyecek ve tedavileri öğrenmek için okumaya devam edin.

    Damarlarınızı temizlemek için en iyi yiyecekler

    • Sarımsak: Sarımsağın ne kadar faydalı olduğunu biliyor musunuz? Sağlığa olan yararlarından dolayı sarımsak, evde hazırlanan tedavilerin çoğunda kullanılır. Çünkü sarımsağın içerdiği antioksidanlar bedendeki hasarla savaşır. Damarlardaki yağın (düşük yoğunluklu lipoproteinler, LDL veya “kötü kolesterol”) azaltılmasını sağlar. Tansiyonu düşürür. Sarımsağı isterseniz çiğ isterseniz pişirilmiş olarak tüketebileceğiniz sayısız tarif vardır.
  • Artery
    • Yulaf: Yulaf kendisinin yedi katı sıvı tutabilir ve düşük karbonhidrat içerir. Genelde endüstriyel atıştırmalıklar, pastane ürünleri, kekler ve etlerde kullanılır. Yulaf çok basit bir yiyecektir, kolesterolün damar duvarlarına “yapışmasını” vedamar sertliği oluşmasını önler, kalp hastalığı riskini azaltır.
    • Nar suyu: Kaliforniya, Los Angeles, İtalya ve Nepal’de yapılan araştırmalar, nar suyunun diğer tüm meyve ve malzemelerden hatta yabanmersini, portakal ve böğürtlenden daha fazla miktarda antioksidan içerdiğini göstermektedir.
    • Elma: Bu lezzetli meyve yüksek oranda, kolesterole bağlanan ve kolesterol seviyelerini düşüren bir lif olan pektin içerir. Ayrıca düzenli tüketildiğinde kalp krizi riskini %50 azaltan flavanoidler de içermektedir.
  • Yağlı balık: Bedenin düzgün çalışmak için ihtiyaç duyduğu, son dönemde çok popülerleşen Omega-3 yap asitlerini içerir. Ayrıca damar tıkanıklıklarını açar. Bu tür balıkların arasında; sardalya, ringa, alabalık, ton balığı, uskumru ve somon bulunmaktadır.
  • Ceviz: Yüksek miktarda mono doymamış yağ ve Omega-3 yağ asidi içerir. Badem, fındık, yer fıstığı ve pekan cevizi gibi diğer yemişler de önerilmektedir. İster ara öğün olarak ister atıştırmalık veya meze olarak tüketebilirsiniz.
  • Zeytinyağı: Bir başka süper besin. Tüm özelliklerinden faydalanabilmek için soğuk preslenmiş natürel sızma zeytinyağı tüketmelisiniz. Bu yağ hem yemeklerinize lezzet katacak hem de kalp hastalığı riskini azaltacaktır çünkü zeytinyağı mono doymamış bir yağdır. Damarların duvarlarına yapışan tabaka “oksidize” olmuş kolesterolür.
  • Avokado: Bu meyve bol miktarda, vücut içerisinde oksidize olmayan mono doymamış yağ içerir. Bu sayede damar sertleşmesi veya damarlarda tabaka oluşması riskini yükseltmez.

Artery3

  • Domates: Yüksek miktarda likopen içerir. Bu oksitleyici, kötü veya LDL kolesterolün oksitleşip damar duvarlarına yapışmasını önler. Her gün öğünlerinizde domates tüketmek sizin için çok faydalı olacaktır.
  • Ispanak: Temel Reis’in o kadar güçlü olmasının nedeni ıspanak yemesiydi. Ispanağın yüksek oranda, kolesterolün oksitlenmesini önleyip damar sertleşmesi riskini önlediği bilinen C ve A vitamini içerdiği kanıtlanmıştır. Ispanak, marul veya pazı gibi pek çok sağlıklı özelliği olan, yeşil yapraklı bir bitkidir.
  • Tam tahıllar: Öğütülmemiş pirinç, esmer veya çavdar ekmeği, yulaf unu; tüm bunlar kalp sağlığı için çok faydalıdır. İçerdikleri çözülebilir lifler, kötü kolesterolün azaltılmasına ve damarlarda plak oluşmasının önlenmesine yardımcı olur.
  • Kuşkonmaz: Kuşkonmaz bulunabilecek en başarılı kan ve damar arındırıcısıdır. Damarlardaki kan basıncını azaltır, zararlı hatta ölümcül pıhtıların oluşmasını önler.

Artery4

Damarlarınızı temizlemeniz için üç tarif

Kendinizi yorgun hissediyor ama nedenini bilmiyorsanız veya kan testleriniz kolesterolünüzün yüksek olduğunu gösteriyor ama siz ilaç kullanmak istemiyor veya ilaç tedavisine doğal yollarla destek olmak istiyorsanız, sizinle paylaşacağımız bu 3 doğal damar temizleme tarifini bir kenara not edin.

  • Yarım bardak elma sirkesi ve bir diş kıyılmış sarımsağı iyicene karıştırın. Sabahları kahvaltıdan önce için ardından da bir bardak su için. Bir hafta boyunca tekrarlayın.
  • 3 havuç ve iki elmanın suyunu sıkın. Buzdolabına koyup daha sonra içebilirsiniz. Sabahları kahvaltıdan önce bir bardak için. Yedi gün boyunca tekrarlayın.
  • 3 yemek kaşığı bal ve yarım limon suyu ile bir karışım hazırlayın. İki yemek kaşığı ılık su ekleyin. İyicene karıştırın ve bir hafta boyunca her gün için.

Artery5

Fotoğraflar Patrick J Lynch, Colin Davis, lowjumpingfrog, Dan Foy, Jaanus Silla ve Alan Levine’in izniyle kullanılmıştır.
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Göz Ardı Edilmemesi Gereken Gizemli 10 Ağrı

Pain-150x150 (1)

 

Herkes hayatı boyunca bir noktada nedeni bilinmeyen ve bazen uzun süre devam eden ağrılar yaşamıştır. İnsanların çoğu bu ağrıları dikkate almıyor ve bir süre sonra ağrı durduk yere geçiyor. Ancak, görmezden gelmemeniz gereken 10 gizemli ağrı bulunmaktadır. Bunların neler olduğunu öğrenmek için okumaya devam edin.

Bu ağrılar aslında arada bir arabanızın çıkardığı garip seslerden pek de farklı değiller. Arabanız bir vızırdama veya ıslık sesi gelir ve ortaya çıktığı gibi yok olur. İşi bu olmayanlarımız bu sesi çok umursamayız. Ama aynen arabanız gibi, bedeninizdeki ağrılar da zaman içerisinde kötüleşebilir ve daha ciddi başka bir problemin habercisi olabilir.

Tüm ağrılar bu tarz bir belirti veya acil bir durum olmasa da bazı nedeni bilinmeyen ağrılar göz ardı edilmemelidir. Çok az kişinin doktora gitme konusunda hevesli olduğu gibi doktorlar da önceden teşhis ve tedavi edilebilecek ama zaman içerisinde ölüm kalım durumuna dönüşmüş bir durumla karşılaşma konusunda aynı derecede heveslidir. Peki bu nedeni bilinmeyen ağrıların hangileri göz ardı edilmemelidir?

1. Göğüs ağrısından çok daha fazlası

Bu bölüm kalp hastalıklarına odaklansa da, bu durumun tek belirtisi göğüs ağrısı değildir. Şöyle bir senaryo düşünün: sıcak bir yaz günü ve bahçenizle uğraşırken terliyorsunuz. Alnınızdaki teri silmek için durduğunuzda birdenbire çeneniz ağrımaya başlıyor. Bu ağrıyı çok umursamıyorsunuz, belki de çalışırken dişlerinizi çok sıktığınız için çeneniz ağrıdı.

Ne yazık ki, çene ağrısı kalbinizin stres altında olduğunun bir göstergesi olabilir. Çene ağrısı yaklaşmakta olan bir kalp kirizinin göstergesi olabilir.

Genelde kalp krizi ile alakalı ağrılar göğüs bölgesinin farklı yerlerinde ortaya çıkarlar: omuzlar, kol, batın bölgesi, çeneninm alt kısmı veya boğaz. Eğer ani bir omuz veya çene ağrısı başınıza gelirse, her ne yapıyorsanız bırakın ve birisine haber verir; ardından doktorunuza gidin.

2. Bel ağrısı

Improve-your-back

Çok yaygın bir durum olan bel ağrısı, sadece ağrıyan kaslardan çok daha fazlası olabilir. Bel ağrısı, böbrek sorunlarının belirtisi olabilir; hatta (çok acılı bir şekilde kendiliğinden geçebilen) bir böbrek taşının belirtisi olabilir. Eğer böbreğiniz enfekte olur ve şişerse, ağrısı belinize de vuracaktır. Ayrıca bir böbrek tümörü de yeterince büyüdüğünde bel ağrısına neden olabilir.

3. Yoğun karın ağrısı

Bazen karın ağrısının nedeni net olarak açıklanamaz. Böbrek, akciğerler veya rahim gibi yakındaki diğer organlar da karın ağrısına neden olabilir. Sağ alt kadrandaki bir ağrı apandisitinizde sorun olduğunu gösterebilir ve bu durumda acil ameliyat olmanız gereklidir.

Sağ üst kadrandaki bir ağrı ise safra kesesi sorunlarının göstergesi olabilir. Üst karın ağrısı (bel ağrısıyla birlikte) pankreatit göstergesi olabilir. Eğer acil şekilde tedavi edilmezse, bağırsak dokusu ölebilir ve başka sorunlar ortaya çıkabilir. Son olarak, hepatit nedenli karaciğer yangısı, bağırsaklarda çok ağır bir ağrıya neden olabilir.

4. Baldır ağrısı

Baldır ağrısı genelde uzun bir günün sonunda veya dik merdivenlerden çıktıktan sonra kendini gösterir. Ancak baldır ağrısı, özellikle de bir sakatlanma sonucu ortaya çıkmadıysa başka şeylerin belirtisi olabilir.

Bacaklarımızda kaslar ve kalbimiz arasında kan akışını sağlayan damarlar bulunmaktadır. Derinin altından görülebilen damarlar orta toplardamar olarak adlandırılır ve daha derindeki damarlara kan taşırlar. Damarların içerisindeki ufak kapakçıklar, kanın ters yöne akmasını engeller. Çatlamış damarlar yüzünden pıhtılaşma oluşabilir. Bunun sebebi derin venöz trombozunudur (DVT) ve baldırlarda ağrıya ve bacaklarda şişmeye neden olabilir.

5. Bacaklarda ve kollarda karıncalanma

Legs

Uzun süre bacak bacak üstüne attıktan sonra, bacaklarınızda acılı bir karıncalanma hissediyor musunuz? Bunun nedeni kan akışının azalmasıdır ve ayağa kalkıp biraz hareket ettikten sonra geçer.

Bacak bacak üstüne atmadan da bacaklarınızda veya ellerinizde böyle bir his varsa bu durum sinir hasarının bir göstergesi olabilir. Karıncalanma, uyuşma ve bir noktada yanma periferik nöropati belirtileri olabilir.

6. Genel vücut ağrısı

Eğer bedeninizin bir yeri ağrıyosa, büyük ihtimalle o bölgeye özen göstermelisiniz. Fibromiyalji, daha çok kadınlarda ortaya çıkan, kendisini rahatsızlık ve ağrı olarak gösteren bir hastalıktır. Fibromiyalji, hastaları fiziksel basınç ve acıya daha hassas hale getirir ve bu da uyuma zorluklarına neden olur.

İnanması biraz güç ama depresyon da bedenin farklı yerlerinde, nedensiz ağrılara neden olabilir. Kendisini sırt ağrısı, baş ağrısı veya ağrıya ve acıya karşı hassasiyet olarak gösterebilir.

7. Testis ağrısı

Testis ağrısı asla göz ardı edilmemelidir çünkü uzun süre devam ettiği durumlarda gittikçe kötüleşebilir. Basurdan kansere kadar pek çok farklı şey testis ağrısına neden olabilir. Ayrıca sperm kanalı dolanıp testis ağrısına neden olabilir.

Her testisin altında yer alan, sperm dağıtılmasını sağlayan spiral tüp, epididimisin iltihaplanması da testis ağrısına neden olur. Eğer testis ağrınıza ek olarak garip bir his devarsa, varikosel olarak da bilinen bir varisiniz olabilir.

8. Ağır başağrısı

Headache1

Genelde başağrıları durduk yere olurken bazı baş ağrıları çok hızlı ortaya çıkıp sizi tren çarpmışa çevirebilir. Bu ani ortaya çıkan ağır ağrı, sadece bir başağrısından çok daha fazlası olabilir. Eğer başağrılarınız sizi neredeyse kör ediyorsa, bu kalp krizi veya geçici iskemik atak belirtisi olabilir.

9. Cinsel ilişki sırasında pelvik ağrı

Pelvik enflamasyon hastalığının en yaygın belirtisi, cinsel ilişki sırasında pelvik bölgede rahatsızlık ve ağrıdır. Dölyatağı borusu kırmızı, şiş ve ağrılı bir hale gelir. Enflamasyon kısırlık gibi sorunlara sebep olacak yara oluşumuna neden olabilir.

Pelvik enflamasyon hastalığına kronik pelvik apse veya ağrı da neden olabilir.Chlamydia ve belsoğukluğu gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar veya üreme organlarının yakınındaki herhangi bir bakteri kaynağı da pelvik enflamasyon hastalığına neden olabilir.

10. Sürekli eklem ağrısı

Genelde yaş ve kıkırdak doku aşınması ile ortaya çıkan osteoartrit, kemiklerin birbirine sürtünmesine neden olur. Bu eklem ağrısının en yaygın sebeplerindendir.Ancak eklemlerdeki şişme ve sertleşme inişleri ve çıkışları olan, iyileşme sürecinde tekrar ortaya çıkan lupus hastalığı yüzünden olabilir. Lupusun diğer belirtileri arasında bitkinlik, saç dökülmesi ve ateş bulunur.

Karaciğeri etkileyen bir hastalık olan hepatit de eklem ağrısına neden olur. Bu ağrılar artrit veya romatoid artrit yüzünden de olabilir. Romatoid artrit, bedenin bağışıklık sisteminin kontrolden çıkıp kendisine saldırmaya başladığı bir bağışıklık sistemi hastalığıdır.

KAYNAK: SAĞLIĞA BİR ADIM

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Saç İle İlgili Gerçekler Ve Kızılderililerin Saç Uzatma Sebepleri…

kızılderili

 

Saç ile ilgili bu bilgi Vietnam Savaşından bu yana halktan saklanmaktadır.

Kültürümüz insanları saç stilinin kişisel bir tercih konusu olduğuna inanmaya yönlendirir, saç stili moda konusudur ve insanların saçlarını yaptırma tarzı sadece kozmetik bir sorundur. Ama Vietnam’a geri döndüğümüzde bütünüyle farklı bir resim ortaya çıktı, dikkatli bir şekilde örtülen ve halktan saklanan bir resim.

Doksanlı yılların başında Sally (mahremiyetini korumak için isim değiştirildi) VA Hastanesinde çalışan lisanslı bir psikolog ile evlendi. Post travmatik stres rahatsızlığı olan savaş gazileri ile çalışıyordu. Onların çoğu Vietnam’da hizmet etmişti.

Sally anlatıyor, “Bir akşam kocam eve geldiğinde ellerinde kalın bir resmi görünen dosya vardı. İçinde hükümet tarafından görevlendirilmiş bazı araştırmaların yüzlerce sayfası vardı. Kocam içindekilerden şok oldu. O dökümanlarda okuduğu şey hayatını tamamen değiştirdi. O andan itibaren orta yaşlardaki muhafazakar kocam saçlarını uzattı ve bıyık bıraktı ve bir daha hiç kesmedi. Dahası, VA tıp merkezi bunu yapmasına izin verdi ve diğer çok muhafazakar adamlar da onu takip etti.

Dökümanları okurken nedenini anladım. Vietnam Savaşı sırasında savaş departmanındaki özel kuvvetler yetenekli casusları aramak için Amerikan Kızılderilileri bölgelerine gizli uzmanlar gönderiyordu, engebeli arazilerde gizlice hareket edecek eğitimli genç erkekleri arıyorlardı. Özellikle sıra dışı, neredeyse doğaüstü, iz sürme yetenekleri olan adamları arıyorlardı. Onlara yaklaşılmadan önce, bu dikkatle seçilmiş adamlar iz sürmede ve hayatta kalmada uzmanlar olarak dökümante ediliyordu.

Yeni askerleri askere almak için kullanılan işe yarayan düzgün cümlelerle olağan ayartmalarla, bu Kızılderililerin bazıları askerliğe kaydedildi. Askere kaydolduklarında, şaşırtıcı bir şey oldu. Kendi doğal bölgelerinde sahip oldukları yeteneklerin ve becerilerin gizemli bir şekilde yok olduğu görüldü, bu askerler başarısız olmaya devam ettiler.

Ciddi performans başarısızlıkları, hükümetin bu acemi erleri kapsamlı şekilde test etmesine yol açtı. Beklendiği gibi performans gösterememeleri sorgulandığı zaman, daha yaşlı askerler ısrarlı şekilde askerlik nedeniyle saçları kesildiği zaman, artık düşmanı ‘hissedemedikleri’ yanıtını veriyorlardı. ‘Altıncı duyuya’ erişemiyorlardı, ‘sezgileri’ artık güvenilir değildi, ince işaretleri ‘okuyamıyorlardı’ ve süptil duyular dışı bilgiye erişemiyorlardı.
Test kurumu daha fazla Kızılderili asker topladı, saçlarını uzatmalarına izin verdi ve onları çoklu bölgelerde test etti. Tüm testlerde aynı skorları alan adamları ikili olarak bir araya getirdiler. Adamlardan birinin saçı kesilmezken, diğerinin saçı kesildi. Sonra iki adam tekrar teste tabi tutuldu.
Saçları uzun olan adam yüksek skorlar almaya devam etti. Saçları kesilen adam daha önce yüksek skorlar aldığı testlerde başarısız oldu.
Döküman tüm Kızılderili askerlerin saç kesiminden muaf tutulmasını tavsiye etti.

Yorum:

Memeli bedeni milyonlarca yıldır evrimleşmektedir. İnsan ve hayvanların hayatta kalma yeteneklerinin bazen neredeyse doğaüstü olduğu görülüyor. Bilim sürekli şekilde insanların ve hayvanların hayatta kalma şaşırtıcı yetenekleri ile ilgili daha fazla keşifler getiriyor. Bedenin her bir parçasının, bütün olarak bedenin esenliği ve hayatta kalması için icra ettiği duyarlı bir işi vardır. Bedenin her bir parçasının var olma nedeni vardır.
Saç sinir sisteminin bir uzantısıdır, dışsallaşmış sinirler olarak görülebilir; beyin sapına, limbik sisteme ve neokortekse çok fazla miktarlarda önemli bilgi aktaran bir tür son derece evrimleşmiş ‘duyarga’ veya ‘anten’ olarak düşünülebilir.

İnsanlarda sadece saç değil, erkeklerde yüz kılları beyne ulaşan bilgi ana yolu sağlar; saç aynı zamanda enerji yayar, beyin tarafından dış ortama yayılan elektromanyetik enerjiyi yayar. Bir insan uzun saçlı iken ve saçlarını kestirdikten sonra Kirlian fotoğrafları ile bu görülmektedir.
Saç kesildiği zaman, ortamdan alınan ve ortama gönderilen aktarımlar büyük ölçüde engellenir. Bu hissizleşme ile sonuçlanır.
Saç kesimi lokal ekosistemde çevresel stresin farkındalıksızlığına katkıda bulunan bir faktördür. Ayrıca her türde ilişkide duyarsızlığa katkıda bulunan bir faktördür.

kaynak: spritüelle

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kırklı yaşlardan sonra farkındalıklarım…

merly2
Bazı şeyler için artık sabrım yok; ukala biri haline geldiğim için değil, aksine hayatımda artık beni mutsuz eden ya da üzen şeyler ile vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için…

Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere ve hangi türden olursa olsun talep ve beklentilere artık sabrım yok.

Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim.

Artık yalan söyleyen ve beni yönetmek isteyen insanlara bir tek dakika bile harcamak istemiyorum.

Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum.

Çok bilmişliğe ve akademik ukalalığa tahammülüm yok.

Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum.

Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan nefret ediyorum.

Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan bir dünyaya inanıyorum, bu nedenle katı ve toleransı olmayan olan insanlardan kaçınıyorum.

Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum.

Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum.

Abartılar beni sıkıyor.
Ve her şeyin de üzerinde, sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok.

Işıl İpekçi’nin (0536 508 19 73) muhteşem melek tasarımları sizi korumak ve kollamak için tasarlandı…

 

Işıl İpekçi’nin (0536 508 19 73) muhteşem melek tasarımları sizi korumak ve kollamak için tasarlandı…

Ben de Baş Melek Mikael ve Baş Melek Rafael var. Bana uygun en uygun melek hangisi diyorsanız Işıl Hanımı ( 0536 508 19 73) aramanız yeterli. Üstelik ay sonuna kadar Ayşe Takı Galerisinde kendisini ziyaret edip hem size uyan meleği almanız mümkün  hem de ”Yaz Cümbüsü Segisindeki” eserlerini görmeniz…

Ayşe Takı GalerisiValikonağı Cad.Şakayık sok Tuna Palas apt. n.53 Teşvikiye

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sokak Fotoğrafçısı 1970… Günün Fotosu… 15/06/2016

13340347_1096917367031937_2035680224326149460_o[1]

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

BOĞAZI YÜRÜYEREK GEÇMEK …

amphea0mxrqoplk5e[1]

 


Zaman 1954’ün Şubat ayı. İnsanlar İstanbul Boğazı’nın bir yakasından diğerine, denizin üstünden yürüyerek gidiyorlar.

O tarihte Tuna’dan Karadeniz’e akan büyük buz blokları Büyükdere, Çengelköy, Kanlıca ve Ortaköy kıyılarını bir buz denizi haline çevirmişti.

Tarihçiler, İstanbul’un bu tip kışları zaman zaman yaşadığını söylüyorlar. İstanbul yakın tarihimizdeki en şiddetli kışı, tavuk ve kuşların donup bir buzdan heykel haline geldiği söylenen 1929 yılında yaşamış

İstanbul’un kışları 25 Şubat 2001 tarihli Milliyet Gazetesinde, “Boğaz ve Haliç buz tutmuştu” başlığı altında şu şekilde anlatılmış: “47 yıl önce bu hafta İstanbul Boğazı’nda buz parçaları yüzüyordu. Üstelik bu bir kereye mahsus değildi. İstanbul Boğazı ve Haliç belirli aralıklarla buz tutarmış. Bir de şimdiki kışlara bakın.

Bundan 47 yıl önce İstanbul Boğazı’nın iki yakasında bulunan Poyrazköy-Rumeli Kavağı arasında denizin üstünden yürümek mümkün olmuştu.

Hayır, bu hikaye Hz. Musa ve Kızıldeniz macerasının 20’nci yüzyıl versiyonu değil. 24 Şubat 1954’te İstanbul Boğazı’nın sularına bakanlar – 2001 yılında sıkça gördükleri gibi – parlayan güneşin yansımasını değil, buz parçaları ve minyatür buzdağları gördü. Çünkü Tuna’dan Karadeniz’e akan büyük buz blokları uzun seyahatlerine Boğaz’dan devam etmeyi uygun görmüşlerdi.

Büyükdere, Çengelköy ve Kanlıca kıyıları koyları buzla doldu. Ortaköy önleri de öyle. Ve gerçekten de Poyrazköy ve Rumeli Kavağı arasında yürüyerek karşıdan karşıya geçenler oldu. Vapur seferleri iptal edildi. Buz akımı da marta kadar sürdü.

Buz üstünde fotoğraf – 24 Şubat 1954’te görünen buz kütleleri yine Boğaz trafiğini aksatmıştı. Meraklılar buz üstünde yürümüş, hatta kimileri sandallara atlayıp bu buz kütlelerinin yanına gitmiş, yanlarında getirdikleri bayrakları dikerek fotoğraf çektirmişlerdi. Bu olayın en önemli yanı ise, bu tarihten sonra böyle bir tecrübenin yaşanmamış olmasıdır.

Küresel ısınmadan mıdır bilinmez, bu kış İstanbul’da sıcaklık hep mevsim normallerinin üzerinde seyretti. Gazetelerde üç günde bir çıkan “Müthiş soğuk geliyor, kar her yeri vuracak” haberleri hep ıska geçti. Bayram sırasında bol bol edilecek “Nerede o eski bayramlar” muhabbetine ısınma hareketleri dahilinde, gittik tarihçi Eser Tutel’in kapısını çaldık; “Nerede İstanbul’un o eski kışları?” diye sorduk. İşte kimi Tutel’in ağzından dökülen, kimi kitaplarında yazılı eski İstanbul kışları

• 401 yılında, Bizans İmparatoru Arkadius zamanındaki donma 20 gün sürmüş. 739 yılında bir kez daha… 755’teki kışta ise Karadeniz kıyılarının, bütün Haliç’in, hatta Marmara’nın kuzey kesiminin baştan sona buzlarla kaplandığına dair belgeler var.

• 763 kışında Haliç’in çevresindeki kıyılar 100 adım mesafeye kadar donmuş. Hem de yer yer 30 metre derinliğe kadar. Karadeniz’deki buzlar çözülürken, kütleler kenetlenince Boğaziçi ve Haliç tıkanmış. Dönemin metinlerinde, insanların ve hayvanların Üsküdar’dan Galata’ya yürüdükleri yazıyor

• Tam 100 yıl sonra bu hadise yeniden gerçekleşmiş. Sonra 928’de bir daha. Üstelik buzların erimesi dört ay sürmüş. Ardından 934’te bir daha… 1232’de bir daha…

• İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine girdikten sonraki ilk büyük don olayı 9 Şubat 1621’de gerçekleşmiş. Yine Boğaziçi ve Haliç donmuş. İnsanlar çoluk çocuk, yaşlı genç demeden Üsküdar’dan Galata’ya yürümüşler; buzların arasında sıkışıp kalan kayıkların arasından geçerek.

• 1823’te, II. Mahmud padişahken yaşanan dondurucu soğuklarda sadece Haliç değil, şehrin çeşmeleri de donunca halk susuz kalmış.

• 1878 yılında aynı olay yaşandığında, Osmanlılar, Plevne’de Ruslar’la savaş halindeymiş. Rumeli’yi kırıp geçiren soğuklar nedeniyle Sultan II. Abdülhamid orduya yardım gönderememiş.[/size]

• Günümüzde hayatta olanların anımsayabilecekleri en şiddetli kış 1929 kışıdır. Önce, şubat ayında Haliç dondu. Ardından 1 Mart’ta Karadeniz’den Boğaz’a giren büyük buz kütleleri limanın ağzına yığıldı, şehir hattı vapurları çalışamadı. Sadece Galata Köprüsü-Harem seferleri yapılabildi. Köprü ile Kadıköy arasındaki seferler de aksadı. Buzların üzerinde bulunan, Macar katanalarına ait nal izleri, bu buzların Tuna’dan geldiklerini gösteriyordu.

Çocukların hokkalarındaki mürekkeplerin bile donduğu, kümeslerde yaşayan tavukların kaskatı kesilerek buzdan heykele döndüğü o günleri yaşayanlar, ağaçlarda donarak dallardan düşecek kuşları kapmak için ağızları açık, ağacın altında bekleyen uyanık sokak kedilerini anlatırlar.

Uğursuzluk alameti – Haliç’in tümü, Boğaz’ın da bir bölümü donunca tarihçi Vasıf durumu “Deniz 68’de dondu, buzdan bendeniz geçtim” diye nakletti.

Osmanlı döneminde buz kütleleri Karadeniz’den geldikçe devrin müneccimleri olayı uğursuzluğa yormuşlar, şehri büyük faciaların beklediğine inanmışlar.

Dönemin şairlerinden Seyyid Haşimi, bu olayla ilgili olarak şu mısra ile olayın geçtiği tarihi Hicri takvime göre de belirtiyordu:

“Yol oldu Üsküdar’a, bin otuz’da Akdeniz dondu!”

Şair Neşati ise şöyle yazmış:

“Lütfen ve mana ana dedi Neşati tarih
Be meded dondu bin otuzda soğuktan derya!”

1755 yılında yaşanan soğukta Haliç’in bütün, Boğaz’ın da önemli bir bölümü donunca halk Defterdar ile Sütlüce iskeleleri arasında halk denizi yürüyerek geçmiş.

Boğazın bir yanından diğerine yürüyerek geçemedik ama üniversitedeyken “Deli Tekin’in” motorsikleti ile köprüyü geçmişiliğim vardır :

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ateşi Düşürmek İçin…

13412942_507144479481846_5127033906387544699_n[1]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »