FENG SHUİ DEKORASYONU İLE HAYATINIZIN AŞKINI BULUN

Modern-kırmızı-beyaz-yatak-odası-dekorasyon[1]

 

Yaşam alanlarınızda uygulayacağınız feng shui dekorasyonu ile hayatınızın aşkını bulmanız için vereceğim ipuçlarına dikkat etmenizi öneririrm.

*Gül feng shui için aşkı temsil eder .Evinizde kullandığınız parfüm esansını gül aramolı seçmeniz ilk olarak enerjinizi tazeliyecektir…

*Yatak odanızda kırmızıya yer açın . Kırmızı yatak örtüsü ,kırmızı mum , kırmızı bir puf ortamın enerjisini değiştireceği gibi aşk enerjisini aktive edicektir.

*Yatak odanızda her aksesuar ve objenin mutlaka çift olmasına dikkat edin . Eski ilişkinizden kalan hiçbirşeyi evinizde özellikle yatk odanızda bulundurmayın .

*Yatak odanızda elektronik eşyalar bulundurmayın . Odanızı temiz ve taze oksijene ihtiyacı olduğunu asla unutmayın. Havalandırın .

*Yatak odanızdaki gereksiz yığınlar eşyalar hayatınıza gereksiz insanları çeker. Taşımamanız gereken yükleri omuzlarınıza yükler .Bunu istemezsiniz değil mi ?

*Yatak başınızı mutlaka saglam bir duvara dayamayı unutmayın . Aşk enerjinizi düzenleyecek en iyi uygulamalardan biri yatak başınızdaki duvara hayalinizdeki aşkı temsil eden bir görsel Ya da tablo asın .Sonuçlarınıza inanamıyacaksınız .

Feng shui dekorasyonu ile hayatınıza aşkı çekmek için bu ipuçlarından başlayın. Değişimi gözlemleyin ,yaşayın ,ama benide olan bitenlerden haberdar etmeyi unutmayın :))

Hayatınızın en kıymetli ,en değerli aşkına rastlamanız dileğiyle ,harika bir hafta diliyorum.

Sevgilerimle
•İç Mimar Meral Akçay

____

 

Unutma cehennemi yarattığın gibi cenneti de yaratabilirsin….

13266103_956374277808888_6903113601496989074_n[1]

 

Çok mu üzgünsün, çok mu mutsuzsun, çok mu acı çekiyorsun o zaman yarattığın cehennemden çık… Yapman gereken nasibinde olmayan şeylere tutunmayı bırakmaktan geçiyor.
Unutma cehennemi yarattığın gibi cenneti de yaratabilirsin….
Anette inselberg

Çalakalem Laflarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Karakaya Retreat, Gümüşlük tepelerinde yerleşmiş bir teras gibi, nefes kesici güzellikteki dağlık doğada, muhteşem bir gökyüzü manzarasıyla;

13407332_1034302623273671_8517840630266706841_n[1]

 

Karakaya Retreat, Gümüşlük tepelerinde yerleşmiş bir teras gibi, nefes kesici güzellikteki dağlık doğada, muhteşem bir gökyüzü manzarasıyla; lezzetli, sağlıklı ve enerji veren festivalleriyle bilinir. Yemekler en iyi malzemlerle, mevsimlik, organik ve yerel ürünler kullanılarak hazırlanmaktadır. Her zaman olduğu gibi bütün yiyecekler, Türk, Akdeniz, Vegan ve Çiğ beslenme çeşitleriyle, ev sahibesi ve gurme Melania Gil De Sagredo ve Karakaya’daki arkadaşı yetenekli aşçı Gramya Molho ve Karakaya Retreat mutfak çalışanları tarafından aşkla hazırlanmaktadır.

Karakaya Retreat is famous for the delicious, healthy and energy-giving feasts enjoyed on the terrace that overlooks the breath-taking mountainous natural scenery and gorgeous skies above Gumusluk. Food is truly a highlight and is prepared using the best seasonal, organic and local produce. As always meals promise to be an irresistible fusion of Turkish, Mediterranean, Vegan and Raw, all lovingly created by host and foodie, Melania Gil de Sagredo and Karakaya friend and talented cook, Gramya Molho and Karakaya Retreat Kitchen Staff.

 

3-6 Temmuz’da, Müzik ve Meditasyon festivalinde Karakaya’da! Dopdolu bir programla sizi de bekliyoruz smile ifade simgesi:)
Kayıt ve detaylı bilgi için; Info@karakayaretreat.com ve 0538 873 04 11

We are getting together for Music & Meditation Festival @ Karakaya @ 3-6 July. Waiting to host you with a great program smile ifade simgesi:)
For registration and detailed info; Info@karakayaretreat.com and 0 (538) 873 04 11

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUHTEŞEM BİR HİKAYE : GÖZ YAŞLARIYLA OKUYACAKSINIZ !!!

ogrenci-ogretmen[1]

 

Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkâns
ızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış
ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne büyük? F? (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.

Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.?

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.

Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

“Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok
fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.

Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı.

Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri
getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya
kadar bu böyle devam etti.

Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı
ile beceriksizce sarılmıştı.

Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.

Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz.

Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı. O günden
sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları
eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik
ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta
ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini
söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.

Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not buldu,
ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında
üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile
mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm
yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl
daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan
sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala
karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi
ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle imzalanmıştı,

Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

Öykü burada bitmiyor.

Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.

Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
Mediha nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?

Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına şöyle fısıldadı,

“Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.

Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim”

Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,

Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana
öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum”.

Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım..

pirahmetlikoyu_135676692888[1]

 

Çok soğuk bir kış günü padişah tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş.. yanına baş veziri alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler- adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş..

Padişah ihtiyarı selamlamış- selamün aleyküm ey pir-i fani
-aleyküm selam ey serdar-ı cihan’ diye cevaplamış adam

Padişah sormuş- altılarda ne yaptın ?
Adam cevaplamış- altıya altı katmayınca otuz ikiye yetmiyor..

Padişah gene sormuş -geceleri kalkmadın mı ?
-kalktık.. lakin ellere yaradı” olmuş adamın cevabı

Padişah gülmüş – bir kaz yollasam yolar mısın ?
-hem de ciyaklatmadan.. ‘ diyerek gülümsemiş ihtiyar..

Padişahla başvezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar.. padişah vezirine dönüp sormuş- ne konuştuğumuzu anladın mı ? – hayır padişahım hiç bi şey anlamadım..
padişah sinirlenmiş – bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım..

Korkuya kapılan başvezir padişahı saraya bıraktktan sonra telaşla dere kenarına koşmuş.. Allahtan ihtiyar hala orada çalışıyor.. – ne konuştunuz siz padişahla ?

İhtiyar başveziri şöyle bi süzmüş – kusura bakma, bedava söylemem, ver bi 100 altın söyleyeyim.. başvezir hemen çıkarmış 100 altın, işin ucunda kellesi var sonuçta.. yaşlı adam –sor sorunu’ demiş..

-sen padişahı serdar-ı cihan diye selamladın, nerden anladın padişah olduğunu ?
-ben dericiyim.. onun üstündeki kürkü padişahtan başkası giyemezdi..

Vezir kafasını kaşımış – pekii, altılara altı katmayınca otuz ikiye yetmiyor ne demek ?
Adam bu soruya cevap vermek için de bir 100 altın daha almış..

-padişah altı ay yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun’ diye sordu, ben de- yalnızca altı ay yaz değil, altı ay kış da çalışmazsak, yemek bulamıyoruz’ dedim..

Vezir bir soru daha sormuş- geceleri kalkmadın mı ne demek ?
İhtiyar bi 100 altın daha almış cevaplamak için- geceleri kalkmadın mı, yani çocuk yapmadı mı diye sordu, yaptık ama hepsi kız oldu, evlenip gittiler, başkalarına yaradılar’ dedim..

Vezir gene kafasını sallamış..
-pekii, bi kaz yollasam yolar mısın’ o ne demek ?

Adam gülmüş- onu da sen bul ..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

21 Maddede Frida Kahlo’nun İç Dünyasına Yolculuk

Frida Kahlo’nun resimlerine yeniden bakmak, hayatını konu alan filmini yeniden izlemek, kısacası ona yeniden hayran olmak için bu liste harika bir fırsattı bizim için. Onun iç dünyasına yapacağımız yolculuğun tadına yalnız varmayalım, siz de bize eşlik edin istedik. Yaşadığı her şeyi tuvaline yansıtan Frida’nın resimleri, bir nevi otobiyografisi. Bu resimlerde aşk da yer aldı, acı da…

Resimleri sürrealist olarak değerlendirilir ama o, bu değerlendirmeye katılmaz ve kendi gerçekliğini resmettiğini söyler. “Bildiğim tek şey şu ki, resim yapıyorum çünkü buna ihtiyacım var” diyen Frida’nın dünyasına hoş geldiniz!

1. Doğum günü 7 Temmuz

frida kahlo bw
Dört kız çocuğu bulunan bir ailenin üçüncü kız çocuğuydu. 6 Temmuz 1907 yılında Mexico City’nin güneyindeki Coyoacan’da dünyaya geldi. Ama o, doğum günü tarihini Meksika Devrimi’nin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 olarak kabul etti.

2. Tahta Bacak Frida

frida cocukluk
Frida Kahlo’nun sağlık sorunları daha çocukken başladı. Altı yaşındayken babasıyla çıktığı bir gezinti sırasında ayağı ağaç köklerine takıldı ve yere düştü. Bu olay sonrası çocuk felci geçirdi ve bir ayağı topal kaldı. Bu sakatlık nedeniyle kendisine “Tahta Bacak Frida” denmişti. Frida o günler için “Bir gerçek varsa o da bedenime acının ilk kez o gün girmiş olduğudur” dedi.

3. Karakteri okulda şekillendi

frida okul
Frida, kendine takılan lakaplar yüzünden hayattan soğuyacak biri değildi. Dönemin en iyi eğitim veren kurumlarından Ulusal Hazırlık Okulu’na kaydoldu. Okulun Frida’nın hayatında önemli bir etkisi oldu. Okul onu, dönemin kültürel ve politik hayatına yakınlaştırmakla kalmadı, sonraları Meksika düşün hayatında etkin olacak isimlerle dostluk kurmasını da sağladı. Aynı dönemde anarşist bir edebiyat grubuna dahil oldu. Bu yıllar, Frida’nın karakterinin oluşmasında büyük rol oynadı.

4. İlk kazasını yaşadı

frida yatak
Tüm hayatını etkileyecek kazayı yaşadığında henüz 18 yaşındaydı. Okuldan eve dönmek için bir otobüse bindi. Yıl 1925, günlerden 17 Eylül’dü. Yanında o dönemki sevgilisi Alejandro Gomez vardı. Her zamanki gibi sıradan bir gün olması gerekiyordu ama olmadı. Bindikleri otobüs bir tramvayla çarpıştı. Otobüste bulunanların çoğu kaza sırasında hayatını kaybetti. Frida ölümden döndü ama bir demir çubuk sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmıştı. Bunun yanı sıra vücudunda çeşitli kırıklar vardı.

5. Kadife elbise sana çok yakışıyor

frida kadife
Kaza sonrası hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Haftalar, aylar boyunca sürecek zorunlu yatak seansları başladı. Kırıklar nedeniyle uzun bir süre vücudunun büyük bir kısmı alçıda kaldı. Daha sonrasında alçının yerini demir korseler aldı. Yatağa bağımlı olduğu dönemde ailesi ona resim yapması için tuval ve boya hediye etti. “Aslında pek de önem vermeksizin resim yapmaya başladım” diyecekti Frida. Resme acılarını hafifletmek için başladı. Kendisini görebilmek için yatağının üstüne bir ayna koydurdu. O aynaya bakarak otoportreler yaptı. İlk çalışması kadife elbiseli otoportresi oldu.

6. Fil ile güvercinin aşkı başladı

frida diego
Kaza sonrası 32 ameliyat geçirdi. Sayısız kere doktora göründü, acıları için çeşitli ilaçlar kullandı. İki yılın ardından yeniden ayağa kalkmayı başardı. Hayat mücadelesinin ilk turunu kazanmıştı. Resim yapıyor, arkadaşları ile çeşitli partilere katılıyordu. Bunlardan birinde fotoğrafçı arkadaşı Tina Modotti aracılığıyla dönemin ünlü ressamı Diego Rivera ile tanıştı. Diego, ünü Meksika sınırlarını aşmış bir ressamdı ve Frida, Diego’ya büyük bir hayranlık besliyordu. Ondan resimlerine bakmasını istedi. Bu, Diego ile yaşayacakları uzun ve fırtınalı aşkın da başlangıcıydı.

7. “…Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı”

diego frida
Diego ve Frida, birbirlerinin hem aşkı hem de yoldaşı oldu. Zaten tanışmalarından kısa süre sonra da evlendiler. Her ne kadar ona aşkı yaşatmış olsa da en büyük acıları yaşatan kişi de yine Diego oldu. Frida, sonraları bu ilişkiyi tanımlamak için “Hayatımda iki büyük kaza geçirdim; biri Diego’ydu ve diğerinde ise bir tren az daha beni öldürüyordu. Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı” cümlelerini kuracaktı. Frida 1931 yılında, evliliklerini resmettiği bir tablo yaptı. San Francisco Kadın Ressamlar Topluluğu’nun yıllık sergisinde sanatseverlerin beğenisine sunulan bu tablo, onun bir sergide yer alan ilk tablosu oldu.

8. ABD’de Meksikalı bir kadın

my dress hangs there frida
İkili, Diego’nun aldığı resim siparişleri nedeniyle bir süre ABD’de yaşadı. Frida bu dönemde de resim yapmayı sürdürdü. Ama ABD günleri ilişkilerine pek de iyi gelmedi. Diego’nun sadakatsizlikleri Frida’nın canını yakıyordu. Her ne kadar Diego’dan sadakat değil bağlılık sözü istemiş olsa da, Diego’nun başka kadınlarla birlikteliğini kabullenmek düşündüğü kadar kolay olmadı. ABD ve Meksika arasında bölünmüş hayatını, 1933 yılında New York’ta yaptığı “My Dress Hangs There” isimli eserinde anlattı.

9. Doğmamış çocuğa resimler

frida henry ford hospital
Frida’nın hayatında en çok istediği şeylerden biri çocuk sahibi olmaktı. Sağlık sorunları nedeniyle bir kez çocuğunu aldırmak zorunda kaldı. Bunun üstüne art arda iki kez düşük yaptı. Frida 1932 yılında yaptığı “Henry Ford Hospital” adlı eserinde, yaşadığı acıyı tüm yalınlığıyla tuvale aktardı.

10. Fotoğrafçı Muray ile uzun soluklu ilişki

frida muray
Diego ve Frida birbirlerini çok seviyordu ama bu, başkalarıyla birlikte olmalarına engel değildi. Frida 1931 yılında Amerikalı fotoğrafçı Nickolas Muray ile tanıştı. Muray, Meksika’da tanıştığı Frida’ya tabiri caizse ilk görüşte âşık olmuştu. İnişli çıkışlı on yıllık bir ilişkinin ardından Muray, Frida’nın Diego’dan kopamayacağını kabullendi. Muray ilişkileri boyunca Frida’nın pek çok fotoğrafını çekti ve belki de Frida’nın en güzel portreleri hep Muray’ın elinden çıkanlar oldu.

11. Hiç aklımdan çıkmıyorsun ki!

frida diego rivera
Diego ve Frida’nın ilişkisi gün geçtikçe kötüleşiyordu. Diego’nun, Frida’nın ablasıyla birlikte olduğu iddiaları durumu daha da zorlaştırdı. Frida, Diego ile evlerini ayırdı. Frida çalışmalarına devam etti. Yurtdışında sergilere katıldı. Keyfi yerinde görünüyordu ama hep aklının bir köşesinde Diego vardı. Hatta Frida ona yazdığı bir mektupta duygularını şöyle tarif etmişti: “Seni sevmeye başladığım o günden beri acı çeken bir yüreğim var

12. İsyan, devrim, özgürlük!

frida trocki
Diego ve Frida, iyi birer ressam olmanın yanı sıra dönemin politik hayatının da etkin isimlerindendi. Her ikisi de Komünist Parti üyesiydi. Hatta ülkesinden sürgün edilen Lev Troçki, eşi ile beraber bir süre Meksika’da çiftin yanında kaldı. Ancak Troçki ve Frida’nın ilişki yaşadığı iddiaları bu ziyaretin kısa kesilmesine neden oldu. Troçki ve eşi, Coyoacan’da başka bir eve geçti. Daha sonra Troçki bu evde uğradığı bir suikast sonrasında hayatını kaybetti.

13. Ayrılık da sevdaya dahil

frida kisa sac
Diego ile evlerini ayırmıştı ama resmen boşanmamışlardı. Diego bir süre sonra bu ayrılığı resmiyete dökmek istedi. Bazı eleştirmenler, Frida’nın yukarıdaki resmi boşanmanın etkisiyle yaptığını ve çok sevdiği saçlarını keserek kadının nasıl olması gerektiğine dair söylenenlere karşı ciddi bir eleştiri sunduğunu söyler.

14. Birkaç küçük sıyrık

few small nips
Frida’nın tablolarının her biri, hayatından bir kesite denk düşer. “Few Small Nips” isimli tablosu da bunlardan biri. Bu sefer tuvaline yansıyan, gazetede gördüğü bir haber oldu. Karısını bıçaklayarak öldüren adamın sözlerinden etkilenmişti Frida. Adam mahkemede kendini, “But it was just a few small nips!” diye savunmuştu. Bu sözlerden etkilenen Frida; yaşadığı acıları, çektiği ıstırabı başka bir kadının acısında buldu.

15. Rengi gören adamla rengi giyen kadının hikâyesi

frida kucak
Diego rengi gören adam, Frida da rengi giyen kadındı ve 1922 yılından beri…” Bu cümleler, Frida’nın Diego’ya yazdığı mektuplarından birinde geçiyor ve devam ediyor: “Yaşanan tüm saatlerden sonra. Vektörler asıl yönlerinde devam ediyor. Hiçbir şey onları durdurmuyor. Canlı histen başka bir bilgileri yok. Tek istedikleri bir yerde buluşana kadar devam etmek. Yavaşça. Büyük bir huzursuzlukla ama altın parçanın her şeye kılavuzluk ettiğine dair güvenle. Hücresel bir diziliş var. Hareket var. Işık var. Tüm merkezler aynı. Budalalık diye bir şey yok. Her zaman olduğumuz ve olacağımız gibiyiz. Aptal kadere bel bağlamıyorum
Yukarıdaki resimde merkezde Diego var, aynı hayatında olduğu gibi. Meksika tarihinden sembollerin de olduğu resimde Frida, Diego’yu sevgiyle kucaklıyor; hiç sahip olamadığı çocuğunu kucaklar gibi.

16. Acısı hiç dinmeyen “yaralı geyik”

frida geyik
New York’ta geçirdiği operasyon Frida’ya sağlığına yeniden kavuşacağına dair umut verdi. Ancak Meksika’ya döndükten sonra ağrıları dinmedi. Hem fiziksel hem de mental olarak ağrılarla boğuşan Frida, derin bir depresyona girdi ve “The Wounded Deer” isimli tablosunda kendini geyik vücudunda resmetti. Vücuduna oklar saplanmış bir halde ormanda gezinen bu geyik, Frida’nın içinde bulunduğu ruh halini de gözler önüne serdi. Bu tabloda çaresizlik ve umut bir aradaydı. Kimi eleştirmenler, bu resimde Frida’nın kaderini değiştirme gücü olmadığını anlatmaya çalıştığını söyler.

17. Gözyaşları sel oldu tuvale aktı

frida broken column
1944 yılında Frida, kırılan kemiklerinin iyileşmesi için 5 ay boyunca çelik bir korse giymek zorunda kaldı. “The Broken Column” adlı eserinde kendini bu çelik korseyle birlikte resmetti. Diğer resimlerinden farklı olarak bunda ne renkli arka planlar ne hayvanlar ne de başka bir şey vardı. Frida yalnızdı ve acı içindeydi.

18. İki kadın tek Frida

two fridas kahlo
Diego ile ayrılığın acısı öyle büyüktü ki, Frida’nın elinde bu acıyı hafifletmenin tek bir yolu vardı; resim. Frida, “Two Fridas” adlı tablosunda, o dönem yaşadığı ikilemi, öfkeyi aynen ortaya koymuştu. Tabloda yer alan iki kadın, Frida’nın iki halini sembolize ediyordu. Sağdaki kadın daha geleneksel bir kıyafet içindeydi ve elinde Diego’nun çocukluk resmini tutuyordu. Soldaki kadın daha Avrupai bir kıyafete sahipti. Kadınlar birbirine kalpten bağlıydı. Soldaki kadın elindeki makas ile kalbinin kanamasını durdurmaya çalışıyordu ama elbisesi kana bulanmıştı bile. El ele tutuşmuş, oturdukları yerden bizlere bakan bu kadınların tek dostu, yine kendileriydi.

19. Mücadeleyi hiç bırakmadı

frida hasta
1950’li yıllara gelindiğinde sağlık durumu daha da kötüleşmişti. Omurgasındaki sorunlar nedeniyle 9 ay hastanede yattı. 1953 yılına gelindiğinde hayat Frida için pek de cömert sayılmazdı. Yurtdışında sergiler açmış bir ressam olarak ülkesindeki ilk sergisini o yıl gerçekleştirebildi. O dönem yataktaydı ve kesinlikle çıkmaması gerekiyordu. Ancak Frida’nın, kendi ülkesindeki ilk sergisinin açılışını kaçırmaya hiç de niyeti yoktu. Madem yataktan çıkamıyordu, o halde yatağı ile sergiye giderdi. Aynen öyle yaptı. Ancak birkaç ay sonra sağ bacağını kaybetti.

20. Yaşasın Hayat!

frida yasasin hayat
Frida, 13 Temmuz 1954’te akciğer embolisi nedeniyle hayatını kaybettiğinde henüz 47 yaşındaydı. Geride 55’i otoporte olmak üzere 143 tablo bıraktı. Öldüğü yıl yaptığı “Yaşasın Hayat” isimli bu tablo, onun hayata bakışını özetler gibiydi.

kaynak listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik hikâyesi anlatılır.

13417686_1748200875422576_2657782117756346982_n[1]

 

Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik hikâyesi anlatılır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talepte bulunur. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım. Yoksa bütün hakkını kaybedersin.” der.
Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz.

Reis, atı üzerinde olanları yeis ile izlemektedir. Daha evvel kaç defa şahit olduğu hadise yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u defnederler. Reis Pahom’un mezarının başında durur ve hüzünle mırıldanır: “Bir insana işte bu kadar toprak yetiyor!”
Ve bazıları öyle bağlanır ki hayata, bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mide Ülseri için Doğal Tedaviler

Stres, kötü yeme alışkanlıkları ya da bir ilacın uzun süredir kullanılıyor olması vücudunuzda bir çok hasara sebep olur. Bu hasarlardan bir tanesi de mide ülseri veya Peptik ülser olarak adlandırılır.

 

Eğer bunlardan biri bugün sizin de başınıza geldiyse mide ülseri için doğal tedavilerden bahseden makalemizi okumaya devam edin. Bu sayede ağrılarınızı ve acılarınızın geçmişte bırakın.

Mide ülserleri: bilmeniz gerekenler

Bu ülser tipi midenin iç yüzeyini kaplayan mukus tabakasındaki Lezyonlardan meydana gelir. Oluşmasında etkili olan bazı sebepleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Özel bir bakterinin varlığı (Helikobakter pilori)
  • Sinirler
  • Hareketsiz bir yaşam sürmek
  • Yeterince egzersiz yapmamak
  • Fazlaca baharatlı veya yağlı yiyecekler tüketmek
  • Stress
  • Anksiyete
  • Kötü beslenme
  • Belirli ilaçların kullanılması (özellikle antienflamatuvar ilaçlar ve ağrı kesiciler)

Mide ülserleri son derece ağrılı olabilir ve hastalar bazen mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler gösterebilirler. Eğer erken safhalarda tedavi edilmezlerse oldukça ciddi komplikasyonlara ve hasarlara sebep olabilirler. Bu komplikasyonlar sonucu mide iç tabakasında oluşan hasarı tamir edebilmek için ameliyat bile gerekebilir. Mide ülserleri ayrıca mise kanseri oluşum riskini de arttırır.

mide asit

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi kötü beslenme alışkanlıkları bu tip ülserlere sebep olabilir. Bu yüzden size tavsiyemiz:

  • Bitki bazlı yiyecekler (meyve ve sebzeler) ile bitkisel proteinlerden (baklagiller, kuru yemişler,v.b.) daha fazla faydalanın.
  • Balık ve tavuk gibi yağsız etler tüketin.
  • İşlenmiş ve beyaz olanlar yerine tam tahıllı pirinç, makarna ve ekmekleri tercih edin.
  • Kahve ve alkol gibi içeceklerden, sosis, kızarmış yiyecekler gibi işlenmiş gıdalardan, şekerli ya da fazla baharatlı besinlerden uzak durun.

Doğal mide ülseri tedavisi için liste

Beslenme alışkanlıklarınızı geliştirmenin yanı sıra, iyileşmeyi desteklemesi için birkaç bitki de deneyebilirsiniz. Ancak tabii ki önce doktorunuzla konuşmanız, doğru miktarları tüketmek ve herhangi bir yan etki ya da komplikasyona maruz kalmamak için oldukça önemlidir.

Doğal mide ülseri tedavilerinden bazıları şunları içermektedir:

Rezene

Bu anason kokulu bitki sıklıkla bir çok tarifte kullanılmaktadır. Siz de bir rezene bitkisi satın alabilirsiniz ancak yüksek tansiyonu tetikleyebildiğinden, bu hastalığa sahip kişiler için kullanılması tavsiye edilmemektedir.

En iyi yöntem gliserin içermeyen ve aynı zamanda hiçbir potansiyel yan etkisi bulunmayan DGL meyan kökü edinmektir. Meyan kökü mideyi bir çok ilacın yan etkisi ne karşı korur. Midenize “koruyucu bir tabaka” oluşturabilmek için her yemekten önce az miktarda meyan kökü tüketmeyi deneyin.

Ginseng

Bu bitki her türlü diyet ve sağlıklı gıda içeren marketlerde bulunabilir. Sahip olduğu anti-mikrobik özellikleri ile tanınır. Ginseng kökleri Helikobakter pilori bakterisinin neden olduğu enfeksiyonlara karşı savaşta size yardımcıdır. Bunun yanı sıra mide iç çeperi hücrelerinde oluşan hasarların tedavisinde de oldukça etkilidir.

mide

Aloe vera

Aloe veranın doğal tedavilerde içten ve dıştan kullanıldığı yüzlerce uygulaması vardır. Aloe vera bitkisinden elde edilen jel ciltteki yaraların tedavi edilmesinde kullanılabilir. Buna ek olarak midenizdeki mukus tabakası için de oldukça faydalıdır. Her gün içinde bir miktar aloe vera jeli içeren bir bardak su içmeyi deneyin (mümkünse aç karnına). Bazıları içindeki sert kısmı çıkardıktan sonra köklerini bile yemeyi tercih edebiliyorlar.

Bu az bilinen mide ülseri tedavilerinden biri olmakla birlikte, inanılmaz derecede yatıştırıcı ve etkilidir. Ancak bu seçeneği uygulamaya karar verirseniz dikkatli olmanız gerekir, çünkü müshil etkisi gösterebiliyor. Bu yüzden bahsettiğimiz tedavi yöntemini haftada iki defadan fazla uygulamayın.

Arnavut biberi

Bu biber yüksek miktarlarda kullanıldığı taktirde tahriş edici özellik gösterirken, araştırmalar Arnavut biberinin temel bileşenlerinden bir tanesinin (kapsein, bibere acılığını veren madde) aslında ülser oluşumuna neden olan bakterinin büyümesini yavaşlatarak mide iç yüzeyinin korunmasına yardımcı olduğunu göstermiştir.

Lahana

Aslında teknik olarak tüketmeniz gereken lahanadan ziyade lahana suyu. Bunu kendiniz bir blender yardımıyla yapabilirsiniz (ancak içine bir miktar da su ilave etmeyi unutmayın). Konu mide ülseri tedavisi olduğunda lahana oldukça güçlü bir sebzedir. Ayrıca lahanayı salatalarınıza da ekleyebilir ya da diğer tariflerinize uyarlayabilirsiniz. Yine de en iyi yöntem onu çiğ olarak tüketmektir.

karın ağrısı

Yaban mersini

Her gün biraz daha fazla insan bu küçük siyah meyvenin müdavimi olmaya devam ediyor. Çünkü yaban mersini; böbrek problemleri, yüksek kolesterol, aşırı kilo, yüksek tansiyon gibi bir çok sorun için harika bir çözüm. Ve tabii ki mide ülseri tedavisi için de…

Bu tedavi yönteminde size yaban mersini suyu içmeyi tavsiye ediyoruz. Bu sayede mide iç çeperinde ülser oluşumunu engelleyebilir, enfeksiyonlarla savaşabilir ve sindirim sisteminizi rahatlatabilirsiniz. Tek yapmanız gereken ise yaban mersini suyu tüketmek.

Çuha çiçeği

Bu güzel turuncu çiçek cildiniz için çok faydalıdır. Bunun yanı sıra aloe vera gibi iyileştirici özelliğe de sahiptir. Mide ülserleri içinse harika bir çözümdür. Çuha çiçeğini, çay olarak tüketebilirsiniz.

Malzemeler

  • 1 avuç dolusu çuha çiçeği
  • 1 bardak su (250 ml)

Hazırlanışı

Suyu kaynatın ve çiçekleri üzerine ekleyin. Kısık ateşte 5 dakika beklettikten sonra altını kapatın ve 5 dakika daha soğuması için bırakın. Çayı süzün ve içmeden önce içerisine bir yemek kaşığı bal (ayrıca bakterilerle de savaşır) ilave edin.

Yeşil çay

Aslında içerisinde flavonoid içeren her türlü yiyeceği seçmeniz mümkün. Örneğin:

  • Kırmızı üzüm
  • Elma
  • Erik
  • Maydanoz
  • Soya
  • Mercimek

Bütün bu yiyeceklerin sindirim sistemindeki iltihabı azalttığı, mide ülserine neden olan bakterilerle savaştığı, ve mide iç çeperindeki hasarların tedavisinde faydalı olduğu bilinmektedir. Bu doğal mide ülseri tedavilerini günlük beslenmenize eklemeyi denerseniz etkilerini siz de göreceksiniz.

Muz

Güncel bir araştırmaya göre içeriğindeki proteaz sayesinde muz, bakterileri hasar vermeden önce öldürerek mide iç çeperinin ülserden korunmasına yardımcı olur.

kaynak: sağlığa bir adım

Ayrıca iç çeperi kalınlaştırır ve mukus üretimini tetikler. Bu da sorunlara neden olan zararlı asitlerin mideden uzak tutulması için mükemmel bir yöntemdir. 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kızım, Çekmiyo Geçmişte Telefon…

telefon-neden-kapalı[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir güzellik yap kendine.Sadece sahip olduklarını düşün, mutlu ol onlarla.

images9D19TOKZ

 

Bir güzellik yap kendine.
Sadece sahip olduklarını düşün, mutlu ol onlarla.
Bırak sahip olamadıkların üzülsün senin olmadıklarına.

Bir güzellik yap kendine.
Keşkeleri hiç düşünme.
Bırak keşkeler üzülsün senin seçimlerine.

Bir güzellik yap kendine.
Sevdiklerinin sevgisini büyüt içinde.
Bırak sevmediklerin üzülsün kalbinde yerleri yok diye.

Bir güzellik yap kendine.
Kimseleri sevmediğin kadar, kendini sev sadece.
Bırak seni sevmeyenler üzülsün;

“Yüreklerine sığamayacak kadar büyüksün diye…”

P. Auster

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ruhumu Nasıl Tanıyacaksın?

IMG_9652

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Başkalarını etkilemek ihtiyacından VAZGEÇİN..

imagesZJ4HWLFN

 

Başkalarını etkilemek ihtiyacından VAZGEÇİN..

Daima haklı olma ihtiyacından VAZGEÇİN..
Sizi sınırlayan inançlardan VAZGEÇİN..
Kontrol etme ihtiyacından VAZGEÇİN…..
Başkalarını suçlamaktan VAZGEÇİN..
Değişime direnmekten VAZGEÇİN…..
Kendinizi suçlamaktan VAZGEÇİN..
Mazeretlerinizden VAZGEÇİN..
Şikayet etmekten VAZGEÇİN..
Korkularınızdan VAZGEÇİN..
Başkalarını etkilemek ihtiyacından VAZGEÇİN..
Daima haklı olma ihtiyacından VAZGEÇİN..
Sizi sınırlayan inançlardan VAZGEÇİN..
Kontrol etme ihtiyacından VAZGEÇİN…..
Başkalarını suçlamaktan VAZGEÇİN..
Değişime direnmekten VAZGEÇİN…..
Kendinizi suçlamaktan VAZGEÇİN..
Mazeretlerinizden VAZGEÇİN..
Şikayet etmekten VAZGEÇİN..
Korkularınızdan VAZGEÇİN..
Bağımlılıktan VAZGEÇİN..
Etiketlerden VAZGEÇİN..
SEVMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYİN

kaynak: Banu Gökçil
Etiketlerden VAZGEÇİN..
SEVMEKTEN ASLA VAZGEÇMEYİN

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Heyt Bee… Yataga Karı Atmak Diye Buna Derim…

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çay Koysana Abi… Günün Fotosu… 20/06/2016

335148_10151211845632744_1111735437_o

Inle Lake-Myanmar by Niko Guido

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Aborjinlerin Şaşırtan Hayatı…

Kapak.jpg

Avustralya kıtasının yerlileri olan Aborjinler, görüp göremeyeceğiniz en farklı kabile… Gelenekleri ve yaşam şekilleriyle yüzlerce yıl geriden gelen Aborjinler, kendi alanlarının dışına çıkmadan ve sınırlarına kimsenin girmesine izin vermeden çok uzun yıllar yaşamlarını sürdürmüşler. Şimdi bir kısmı bizim dünyamıza adapte olmuş olsa da onlar, şu anda dünya üzerinde yaşayan kabileler arasında ruhlarını ve bedenlerini bizden çok daha farklı kontrol etmeyi başarabilen ender kabilelerden.

1.jpg

İngilizler 18. Yüzyılda Avustralya’ya yerleştiğinde orada, 300.000’den fazla Aborjin yaşamaktaydı. Ancak maalesef bu sayının büyük bir kısmı İngilizler tarafından öldürülüp, topraklarından sürüldüğü için bu sayı eksildi ve 1900’lere gelindiğinden Aborjin nüfusu 45.000 olarak kayıtlara geçti. Ancak 1960’lar, Aborjinler için ‘yaşama dönüş çizgisi’ oldu ve hükümet onlara toprak hakkı tanı***** kendi yaşam alanlarını yaratmalarına ve korumalarına izin verdi. Böylece Aborjinler de nüfusları tükenmeden önce derin bir nefes aldılar ve neticesinde şu anda 300.000 ile 400.000 arasında bir nüfusa sahip oldular.

2.jpg

Avustralya’da yaşamlarını sürdürmeye çalışan Aborjinler, zannedildiği kadar vahşi bir toplum değil, aksine çok hümanist kabilelerdir. Aborjin halkı şimdiye kadar birçok zorlukla karşılaşıp, fazlaca kayıp verdiği için kendi benliğine olan güvenini de büyük ölçüde kaybetmiştir aslında. Yani saldırgan olduğu düşünülen Aborjinlerin esasında, sadece doğayla bütünleşen ve insanlara zarar veremeyecekleri bir inanç sistemi vardır. Aborjinlerin dini inanışlarına göre ‘Hayal Zaman’ denilen bir dönemde ruhlar toprağın üzerinde dolaşıp tüm hareketli hareketsiz varlıkları, ağaçları, taşları, nehirleri ve insanları yaratmışlardır. Bazı yorumlamalara göre toprak ve barındırdığı her varlık bütünüyle kutsaldır. Çitleri, demiryolları ve hayvanlarıyla beraber gelen beyaz adam da bu kozmosun bir parçası olduğundan yerlilerin ona karşı bir müdahale hakları olamaz.

3.jpg

Aborjinler koyu tenli, kahverengi ya da siyah saçlıdırlar. Avcılık ve toplayıcılıkla uğraşan Aborjinler, kanguru ve opossum gibi hayvanları, sürüngenleri ve kuşları avlayarak, balık tutarak, kabuklu deniz hayvanları toplayarak, böcek, yaban balı, yumurta, tırtıl, meyve, tohum ve kökler arayıp bularak yaşarlar. Toprağı işlemedikleri ve hayvan beslemedikleri halde, doğal kaynakları dikkatle kullanır ve korurlar. Ustalıkla değerlendirdikleri doğal çevrelerini, bugün olduğu gibi eskiden de çok iyi tanırlardı. Evcilleştirdikleri tek hayvan dingo denilen bir tür yabani köpektir. Göçebe olarak yaşayan Aborjinler, çok fazla eşya sahibi olmazlar…

4.jpg

Her ne kadar Aborjinler’in tek bir kültürü paylaştığı düşünülse de bu aslında kocaman bir yanılgıdan başka bir şey değildir. Avustralya gibi büyük bir toprak parçasına tek başlarına egemen oldukları için ada içerisinde birbirinden çok farklı kültürlere, dillere ve yaşam şekillerine sahip olmuşlardır. Avrupa gibi dünyanın en küçük kıtasında bile birbirinden çok farklı dil ve kültürün bulunduğunu düşünürseniz, aynı durumun Avustralya yerlilerinde yaşandığını da anlamak zor olmayacaktır. Aborjinler açıkta, ağaçlardan yapılan ilkel barınaklarda yaşayan ve doğayla bağlantılarını asla kesmeyen bir topluluktur. Üstlerine sürdükleri boyaları bir giysi gibi kullanırlar, örtünmeye çok fazla ihtiyaç duymazlar. Kıyafetler için kanguru derisini tercih ederler. Ancak bugün Aborjinlerin büyük bir çoğunluğu kasaba ve şehir hayatına uyum sağlamış durumdadır.

5.jpg

Aborjinler için ‘Rüya’ çok ayrı bir anlama sahiptir. Rüya görmek önemli bir ritüeldir ve bu durum, alternatif tıbbın yoluna da ışık tutmayı başarabilmiştir. Öyle ki, Didgeridoo adı verilen Aborjin çalgılarının tamamen uyku seansları düzenlemek için çalındığı düşünülmektedir. Günümüzde “Uyku Apne Sendromunu” tedavisi için alternatif yöntem olarak Aborjin çalgılarının sesleri kullanılır. Aborjinler için uyku geçmiş, gelecek ve şimdinin bir karmasıdır ve Aborjinler için düş görmek bir iletişim aracıdır. Onların inancına göre, hiç kimse ölmez ve yaşam son bulmaz çünkü gerçek hayat rüyalarda görülen dünyalardır ve bu dünya, düş zamanı denilen bir çizgide ilerler. Ölüm ve doğum bu düş zamanının parçalarıdır; hayat döngüsü rüya ile başlar ve devam eder. Aborjinlerin olabildiğince sade kalan hayatları ve medeniyetlerini geliştirmemelerindeki en büyük etken de bu felsefedir. Aborjinler dünyayı o kadar fani görürler ki, deyim yerindeyse bu dünyaya dikili tek bir ağaçları bile olmadan yaşayabilmeyi başarmışlardır.

6.jpg

Aborjinlerin belirgin özelliklerinden birisi de telepati yetenekleridir. Seslerini, şarkı söylemek ve ayin yapmak için kullanan Aborjinlerin, duygu ve düşüncelerini algı yoluyla iletmekte oldukları düşünülür. Aynı soruya birbirleriyle konuşmadan ortak cevap veren Aborjinlerin, kendi aralarında telepati yeteneklerinin ne derecede yoğun yaşandığı da tamamen bizim anlayamayacağımız bir şey… Bir Aborjin’e verilen bilginin, herhangi bir görüşme olmadan diğerinden edinilebilmesi bu şüpheleri kuvvetlendirmektedir. Her ne kadar bu konuda kesin bir bilimsel kanıt ortaya çıkartılmamış olsa da, mevcut testlerde ilkel hayatını koruyan, asimile olmamış Aborjinlerin telepatiyle iletişim kurduklarına dair şüpheler oldukça yoğundur. İşte tam da burada şöyle bir not düşmeliyim; telepati yeteneğinin gelişmesi ve kullanılır olmasındaki en büyük etken, Aborjinlerin hayatlarında yalana yer olmayışıdır. Yalana yer olmamasından da ziyade Aborjin kültüründe “yalan”, tanımlanmış bir kelime bile değildir aslıda. Yalan olmadığı için de duygularını tüm gerçekliğiyle karşı tarafa aktarmak mümkün hale gelebilmiştir.

7.jpg

Aborjinler soyları boyunca çölde yaşamak için denenecek ve yapılacak her şeyi yapmışlardır. Bu sebeple Aborjinler, su içmeye çok fazla ihtiyaç duymazlar çünkü bünyeleri en kötü şartlara alışıktır. Aynı zamanda buldukları su birikintileri fazla olmadığı için banyo da yapamazlar. Ancak temizlenmelerini sinekler sağlar. Sabah güneşi ile gelen sinekler vücutlarını kaplar ve tüm vücudun üzerinde bulunan mikrop ve benzeri şeyleri yerler ve bu iş bitince herkes yoluna devam eder.

Aborjinler daha birçok yeteneğe sahiptir ki bunlardan bir tanesi de iz belirleme kabiliyetleridir. Bu insanlar herhangi bir ayak izine bakarak o ayak izini yapan kişinin yaşını, sağlık durumunu ve ne zaman geçtiğini belirlerler. Bunun yanı sıra gövdesi toprakta olan bitkilerin toprak üzerinde bulunan yapraklarına dokunarak bu bitkinin ham mı yoksa olgun mu olduğunu anlarlar.
Dünya üzerinde yaşayan en ilginç kabilelerden birisi olan Aborjinleri görmek ise hiç de kolay değildir. Bir Aborjin kampı ancak özel izinle ziyaret edilebilir. Eğer ziyaret için özel bir sebep belirtebiliyorsanız Toprak Konseyine yazıp dört ila altı hafta arasında cevap beklemelisiniz. Daha fazla bilgi için büyük şehirlerde bulunan Aborjin Destek Guruplarına başvurabilirsiniz. Avustralya’nın kuzey batısında rezerve kampları dışında az sayıda Aborjin misyon evlerinde yaşamaktadır.

8.jpg

Düşündüğünüzün aksine Aborjinler ile iletişime geçmenin hiç de kolay olmadığından bahsetmiştik. Küçük bir uyarı daha; Alice Springs’e trenle yolculuk ederken geçilen küçük kasabaların istasyonlarında rayların dibine oturmuş, cansız gözlerle kameralara, trenlere ve kalkan tozlara bakan Aborjinler görebilirsiniz. Bazı yerlerde turistleri durmamaları ya da bakmamaları için uyaran levhalar vardır. Bu uyarılara aldırmayan birçok kişi araçlarına gelen taşlara katlanmak zorunda kalmıştır. Ancak bazıları da tıpkı beyaz Avustralyalılar gibi güler yüzlüdür. Eğer onlara denk gelirseniz çok daha başarılı bir iletişim gerçekleştirebilirsiniz. Ülkenin kuzeyinde oto stop yapıyorsanız onlarla beraber olma şansınız yüksektir. Onlarla konuşmayı deneyebilirsiniz fakat bu, rastladığınız Aborjin’in ruh haline ve dünya görüşüne bağlıdır. Eğer Aborjin kültüründeki yabancılarla sohbeti hoş karşılamayan kurallara bağlı birine denk geldiyseniz pek şansınız yoktur. Kuzey Queensland’de bir parkta sigara içen ve polisi görür görmez hemen ortalardan kaybolan Aborjin guruplarını da görebilirsiniz.

kaynak: spritiüeller

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »