Çocuğunuza Bu İlacı Sakın Vermeyin…

 

Ecza dolabınızı kontrol edin evinizde bu ilaçlar varsa tehlikedesiniz, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) uyarıyor bileşiminde ’Dekstrometorfan’ bulunan öksürük şuruplarınız varsa çöpe atın. Bileşiminde ’Dekstrometorfan’ bulunan öksürük şuruplarının toplatılmasına karar verildiği haberleri üzerine Sağlık Bakanlığı’ndan açıklama geldi.
Dekstrometorfan içeren ilaçlar;
ACTIDEM (Şurup)
BENAFED (Şurup)
BENICAL (Şurup)
BENICAL COLD (Lak Tablet)
BRONKAR-A (Şurup)
DEFEKS (Şurup)
DEKSAN (Şurup)
DORFAN (Şurup)
METORFAN (Draje)
RHINOTUSSAL Mikropellet Kapsül
RHINOTUSSAL Süspansiyon
TRİATÜS (Şurup)
TYLOL Cold (Şurup)
VICKS Medinait (Şurup)
VICKS Vapodry (Şurup)
WİNTUS (Draje)
Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanlığı’ndan ilgili yerlere ‘çok acele’ koduyla gönderilen resmi yazıya göre; Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) resmi web sitesinde ‘dekstrometorfan’ içeren öksürük şuruplarının kullanımına bağlı olduğu düşünülen ölümlerle ve ciddi advers etkilerle sonuçlanan olaylar görüldü. Sağlık Bakanlığı, ‘dekstrometorfan’ içeren öksürük şuruplarının kullanılmaması gerektiğini açıkladı. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) resmi internet sitesinde ‘dekstrometorfan’ içeren öksürük şuruplarının kullanımına bağlı olduğu düşünülen ölümler ve ciddi rahatsızlıklar yaşandığı bilgilerinin yer aldığına dikkat çeken bakanlık, 81 ildeki tüm eczacılara ‘çok acele’ koduyla bir yazı gönderdi. Yazıda ‘dekstrometorfan’ adlı etken madden yer alan yerli ya da ithal tüm ilaçların piyasadan geri çekilmesi gerektiği ifade edildi.
Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanlığı’ndan İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası, Türkiye İlaç Sanayicileri Derneği, Türk Eczacılar Birliği, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği, Ecza Depocuları Derneği, Gelişimci İlaç Firmaları Derneği ve Tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği’ne ‘çok acele’ koduyla resmi bir yazı gönderdi. İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkan Yardımcısı Güven Artıran imzalı yazıda, Dünya Sağlık Örgütü’nün resmi internet sitesinde ‘dekstrometorfan’ içeren öksürük şuruplarının kullanımına bağlı olduğu düşünülen ölümlerle ve ciddi advers etkilerle sonuçlanan olayların yaşandığı kaydedildi. Konuyla ilgili yapılan araştırmaların sonucunda olaylara ‘levometorfan ile kontamine dekstrometorfan’ içeren öksürük şuruplarının kullanımının sebep olduğunun düşünüldüğü vurgulandı. Dekstrometorfan adlı etken maddenin Konduskar Laboratories Private Limited, Kolhapur, Hindistan’da üretildiği, buradan ithal edilen dekstrametorfan adlı etken maddenin spesifikasyonlarına uygunluğunun kontrol edilmesi gerektiği konulu alarm yayınlandığı hatırlatıldı.
Adı geçen üretim yerinden Türkiye’ye dekstrometorfan adlı etken maddenin ithal edilip- edilmediğinin bildirilerek, ediliyor ise ithalatının durdurulması gerektiğinin altı çizilen yazıda şu ifadelere yer verildi: “Adı geçen üretim yerinden ithal edilen söz konusu etken madde kullanılarak üretilen ürün olup- olmadığının ve/veya adı geçen üretim yerinde üretilmiş ürünlerinin ithal edilip edilmediğinin bildirilmesi ve varsa kullanılmamasının gerektiğinin, adı geçen üretim yerinde üretilmiş dekstrometorfan adlı etken madde yer alan yerli ya da ithal tüm müstahzarlarının ithalatının/üretiminin durdurularak, stoklarda bulunanlarının ülkemiz piyasasına verilmemesi ve piyasada mevcut tüm partilerinin, ilgili mevzuat doğrultusunda piyasadan geri çekilmesi ve kurumumuz ile irtibata geçilmesi gerekmektedir.”

SİZDE PAYLAŞIN HERKES ÖĞRENSİN..

Kaynak: gönül sofrası

Kum Tanesinden… İnci Tanesine

Bir zamanlar kendi halinde yaşayan küçük bir istiridyecik vardı. Zamanını mercan ormanlarının altında huzurla süzülen balıkları seyrederek geçirirdi. Bu sessiz sakin istiridyenin yaşamı bir gün bir anda karabasana dönüştü…

Kapağını açtığı günlerden birinde küçücük bir kum taneciği giriverdi içine. İstiridye önce önemsemedi bunu; ancak o kum taneciği giderek daha çok acı vermeye başladı. Bu acı bir süre sonra o denli arttı ki…

İstiridyenin acısına gözyaşları karıştı. Şu doğanın dengesine lanet mi okumalıydı şimdi? Doğanın dengesinde kendisinin bir etkisi olamadığı için yeni bir düzen arayışına mı kalkışmalıydı? Yoksa şu uçsuz bucaksız denizin kendisini yeterince korumaması karşısında yakınıp durmalı mıydı? Bunların hiçbirini yapmadı sancılı istiridye… Sancısının biraz hafiflediği, kendisinin biraz sakinleştiği bir anda, kesin kararını verdi: “Onu yok edemediğime göre onla birlikte yaşamaya çalışacağım” dedi.

Yıllar, her zaman olduğu gibi, yine birbirlerinin ardısıra geldiler, geçtiler ama…

İstiridyecik için bu kez biraz acı geçtiler…

Fakat sonunda doğa, her zaman ki yasasını uyguladı ve…

İstiridyenin bu kederini de kurtuluşla bitirdi. Ve yaşamının acılarla geçmesine neden olan küçücük kum taneciği, onun engin dayanma gücü sonunda görkemli bir inciye dönüştü. İstiridyenin bulunduğu yerden geçen sualtı sakinleri onu ziyaret etmeye başladılar. Hemen tüm sualtı sakini, yapısıyla olduğu denli görüntüsüyle de bir doğa harikası olan inciyi görüp, onu hayran hayran seyretmeleri yanı sıra, istiridyenin yıllar süren dayanma gücü nedeniyle ona duydukları hayranlıkları belirttiler.

İstiridyenin böylesine dayanma kararı ve içindeki rahatsızlık nedenini bir doğa harikasına dönüştürme gücü gerçekte tüm insanların örnek almaları ve uygulamaları gereken bir olgudur.

İstiridyenin içinde önce, bir kum tanesi olduğunu unutmazsak ve o kum tanesinden bu güçlü ve sabırlı sualtı sakininin, sonunda görkemli bir inci oluşturabileceğini anımsarsak, kendi içimizde bizi önce rahatsız ederek oluşa gelen değişimlerden, bizim de harikalar yaratabileceğimizin ayırdına varabilmiş oluruz

ERKEN YARGI “

 

Bir zamanlar 4 Oğlu olan bir adam varmış. Çocuklarının çok erke…n karar vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. Böylece her birini uzak bir yerde duran Ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş.

İlk oğlan Kışın gitmiş, İkincisi İlkbahar, üçüncüsü yazın ve sonuncusu sonbaharda. Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne gördüklerini sormuş.

İlk Oğlan Ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söyledi.

İkinci oğlan Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı dedi.

Üçüncü oğlan başka fikirdeydi. Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki daha önce hiç böyle bir şey görmemişti.

Sonuncu Oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtti.

 

Yaşlı Adam Oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyledi.Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti.Onlara bir Ağacı veya bir İnsanı kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya çalıştı.Ya da neye sahip olup olmadıklarını …..

 

Gerçekleri ancak sonunda 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz .

 

Eğer kışın vazgeçersen, İlkbaharın nimetinden olursun, Yazın Güzelliğinden ve Sonbaharın bütünlüğünden de…

 

Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.

Hayatınızı bir mevsim yüzünden yargılamayın

Halinden memnun olmanın zenginlik olduğunu anlayamazsak hayat boyu bahçemizde gömülü hazinenin farkında olmadan yoksul bir hayat süren adama benzeriz.

Halinden memnun olmanın zenginlik olduğunu anlayamazsak, hayat boyu bahçemizde gömülü hazinenin farkında olmadan yoksul bir hayat süren adama benzeriz.

Bir okulda ilkokul çocuklarına eğer gerçekleşecek 1 dileğiniz olsa bu dilekle ne yapmak isterdiniz diye sormuşlar. Çocuklardan bir tanesi, “Eğer gerçekleşecek bir dileğim olsaydı, annemin istediğim kadar çikolata yememe izin vermesini dilerdim,” demiş. Diğer çocuklar bunu onaylayarak alkışlamışlar. Bu gerçekten iyi bir dilekmiş.

İkinci çocuk daha akıllıymış, “Eğer gerçekleşecek bir dileğim olsa, o zaman bir pastaneye sahip olmak isterdim,” demiş. “Bu sayede istediğim kadar çikolatayı kimseden izin almadan yiyebilirim.” Belli ki bu çocuk daha akıllıymış ve arkadaşları mutlulukla onu alkışlamışlar.

Üçüncü çocuk, “Eğer gerçekleşecek bir dileğim olsaydı o zaman dünyanın en zengin insanı olmak isterdim,” demiş. “Bu sayede sadece kendi mahallemdeki değil tüm dünyadaki çikolataları istediğim gibi yiyebilirim.” Çocuklar daha da mutlu olmuşlar bu fikirle.

Dördüncü çocuk, “Eğer gerçekleşecek bir dileğim olsaydı o zaman gerçekleşecek sonsuz dilek hakkım olmasını isterdim,” demiş. “Bu sayede dilediğim her şey gerçek olurdu.” Öğrenciler deliler gibi alkışlamışlar. Belli ki bu son derece akıllıca, dahiyce bir fikirmiş.

Sonra beşinci çocuk kalkmış. Nazik, sevecen bir çocukmuş. “Eğer gerçekleşecek bir dilek hakkım olsaydı,” demiş. “Bununla, hiçbir şey dilemeyecek kadar halimden memnun olmayı dilerdim.”

İşte bizim öğretmenimiz bu çocuk olmalı.

CEM ŞEN

Bir araştırmaya göre 3 günlük açlık diyeti…

Bir araştırmaya göre 3 günlük açlık diyeti vücudun bağışıklık mekanizmasını tamamiyle sıfırdan yeniden oluşturuyor…

Neden hastalanınca iştahımız kesilir hiç düşündünüz mü? Acaba vücudumuz, sindirim sistemini kapatarak hastalıkla tüm gücüyle ilgilenebilmek için bize işaret mi veriyor?
water-fasting-for-weight-loss
Uzun süreli açlık diyetinde su dışında hiçbir besin maddesi alınmaz. Yazar olarak ben şahsen 3 hafta boyunca hiç yemek yememiş birini tanıyorum, kendisi 2 haftadan sonra hayatımda hiç görmediğim kadar sağlıklı bir şekilde karşıma geçmiş ve vücudundaki değişiklikleri anlatmıştı. Söylediğine göre bütün eski yaraları tamamiyle yok olmuş, vücudu kendini onarmak için yaralardaki malzemeyi kullanmıştı. Ayrıca astımı ve gluten intoleransı da kaybolmuştu. Bana kendini yeniden doğmuş gibi hissettiğini söylüyordu.

Aşağıdaki makaleyi The Telegraph gazetesinde bulduk. Sıcağı sıcağına sizin karşınıza getiriyoruz:
Fasting-Diet
3 günlük oruçtan sonra vücudun bağışıklık mekanizması yeni akyuvar oluşumunu tetikleyerek vücudun bağışıklık sistemini tamamiyle yeniliyor.

Çığır açan bir araştırmaya göre 3 günlük oruç yaşlılarda bile vücudun bağışıklık mekanizmasını komple yenileyerek vücudun dinçleşmesini sağlıyor.

Diyet uzmanları tarafından oruç diyetleri sıkı bir şekilde eleştirilse de, araştırmaya göre vücudu aç bırakmak kök hücreleri tetikleyerek yeni akyuvar üretilmesine yol açıyor.

Güney Kaliforniya üniversitesindeki bilim adamları bu bulgunun bağışıklık sistemi zarar görmüş hastalarda mesela kemoterapi gören kanser hastalarında çığır açabileceğini belirttiler.

Ayriyeten bağışıklık sistemleri yaşlılık nedeniyle zayıflamış,ve basit hastalıklara karşı bile dirençsiz kalmış yaşlılarda da bu oruç faydalı oluyor.

Açlık vücuttaki kök hücrelerindeki bir düğmeyi aktif hale getirerek vücudun bağışıklık sisteminin kendini yenilemesini gerçekleştiriyor.

Kaliforniya Üniversitesi’ndeki gerontoloji ve biyolojik bilimler profösörü Walter Longo’ya göre oruç kök hücrelere ‘AKTİF OL’ emri vererek onların bağışıklık sistemini yenilemesine neden oluyor.
shutterstock_139450574

Ve işin güzel tarafı vücut bu bağışıklık sistemini yenilemek için gereksiz ve hasarlı parçaları yokederek bunlardan elde ettiği malzemeyle yeni sistemi oluşturuyor.

Kemoterapi yada yaşlanma nedeniyle aşırı şekilde hasar görmüş bir sistemle başlasanız bile oruç döngüleri kelimenin tam anlamıyla yeni bir bağışıklık sistemi oluşturulmasına neden oluyor.

Uzun süreli açlık, glikoz ve yağ depolarını kullanmak için vücudu zorlar ama aynı zamanda beyaz kan hücrelerinin de önemli bir bölümünü yokeder. Beyaz kan hücrelerindeki bu azalma kök hücre bazlı rejenerasyonu tetikler ve bu da yeni bağışıklık sistemi hücrelerinin değişimini gerçekleştirir.

Yapılan testlerde insanlardan altı ayı aşan sürelerde 2 ile 4 gün arasında oruç tutmaları istendi.

Uzun süreli oruç sırasında yaşlanma ve kanser riskini ve tümör büyümesini artıran bir hormon olan enzim PKA da azalmış bulundu.

Doktor Longo’ya göre, uzun süreli açlık süresince vücut hücreleri azalan enerjiyi korumaya çalıştıkları için öncelikli olarak hasarlı ve çok verimli olmayan bağışıklık hücrelerini yok etti.

Hem insan hem hayvanlarda ölçümlerimize göre akyuvar sayısı kayda değer miktarda azaldı. Ardından kişi tekrar yemeye başlayınca tüm akyuvarlar tekrar yerine geldi. Biz acaba nereden ortaya çıktı, nereden üredi bu akyuvarlar diye merak ettik. Kök hücrelerinin aktifleşip bunları ürettiğini sonradan bulduk

dedi.

72 saat tutulan oruç aynı zamanda kemoterapi gören kanser hastalarına da faydalı oldu.Araştırmanın yazarlarından olan USC Norris Kanser merkezi asistan profösör Tanya Dorff’a göre

Kemoterapi hayat kurtarmasına rağmen vücudun bağışıklık sistemini önemli miktarda çökertir. Bu araştırmanın sonuçlarına göre uzun süreli açlık kemoterapinin zararlı etkilerini büyük miktarda azaltıyor.

Daha fazla klinik test yapılmalı. Ve böyle bir diyet kesinlikle doktor gözetiminde yapılmalı.

Profosör Longo ayriyeten belirtti ki, daha fazla klinik deneyler yapmaktalar ve sadece bağışıklık sistemi değil diğer organ ve sistemlerin de olumlu olarak etkilendiği bulunabilir.

Fakat burada belirtmekte fayda var ki bazı İngiliz bilim adamları bu bulgulara kuşkuyla yaklaştılar.

Londra üniversite hastanesi profösörlerinden Doktor Graham Rook’a göre böyle bir şey katiyen mümkün değil.

UCL’de yeniden oluşturma ilaçları Profösörü Chris Mason’a göre: Çok ilginç sonuçlar bulunmuş. Bu araştırmaya göre 72 saatlik bir açlık sırasında vücudun akyuvar ve diğer bağışıklık hücresi sayısı hatırı sayılır miktarda azalıyor, ardından tekrar yemek yenildiğinde bu sefer hücre sayısı eskisinden de yüksek miktarda geri geliyor. Potansiyel olarak faydalı olabilir, çünkü 72 saat çok uzun bir süre değil, kanser hastalarını geri dönüşü olmayacak şekilde zarar verdirecek kadar bir süre değil. Bence en doğru devam yolu bir şekilde ilaçlarla birlikte oruç tutturmak hastalara. Ayrıca oruç konusunda kesin olarak emin olduğumu söyleyemem insanlar düzenli yemek yiyerek savaşıyorlar hep hastalıklarıyla.

Doktor Longo’ya göre oruç zarar vermiyor, tam tersine bulgulara göre fayda sağlıyor.

Kanser hastalarından yüzlerce e-mail aldım. Onkolojistleri gözetiminde oruç tutuyorlar ve çoğunda ilerleyiş olumlu yönde. Sadece az sayıda yan etki görüldü bayılma ve karaciğer işaretleyici testlerinde kötü sonuç tespit edildi. Bunun dışında herhangi bir yan etkiye rastlanmadı.

kAYNAK: SUPERİLERİ.COM

OKUMADAN GEÇME !

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner.

Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.
Herkes bir bardak secince, profesör şöyle söyler :

‘Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı.

Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında.

Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. !

Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız.

Hayat kahveye benzer, is, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayati tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yasadığımız hayatin kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de.

Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz.

Kahvenizin tadına varın!
En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.