Erkeklerle En Utandığım ‘’An’’lar…

Hepimizin hayatında ‘’ah keşki yapmasaydım’’, ‘’ah keşki demeseydim’’ dediği anlar vardır ya, işte bende de onlardan çok var… Bu hafta dedim ki yazayım onları da kurtulayım. Artık beni rahatsız etmesinler…

Şimdi arkadaşlar benim isim ve yüz hafızam çok zayıftır. O yüzden birisiyle tanıştığımda yüzüne, boyuna, posuna çok dikkatli bakarım. Çünkü bilirim ki, bir sonraki karşılaşmamızda tanımayacağım ve bir sürü sıkıntıya yol açacağım. Üniversite yıllarımda, sınıftan birileriyle arkadaş olurdum, sonra bahçede görürdüm-ama tanımadığımdan- yanlarından dümdüz geçer giderdim. Bu yüzden arkamdan, ‘’kendiğini beğenmiş, bize yüz vermiyor, soğuk nevale’’ dendiğini çok duymuşumdur. Halbuki tek suçum hafızamın bu yönünün zayıf olması; hayır hayır zayıf olması falan değil, olmaması…

Mesela sinemada o yüzden casusluk filmi falan hiç seyretmem, ben kimin kim olduğunu öğrenene kadar zaten film bitiyor. Ya da daha doğrusu, biraz kalabalık bir film de bile kim kimdir bulana kadar film bitiyorJ…

Özellikle kadınlarla çok büyük sıkıntı yaşıyorum, ya bir saç renginizi değiştirmeden durun gözünüzü seveyim, bir gün sarı, bir gün kızıl, bir gün uzun saçlı görürsem her seferinde yeniden tanışırım sizinle…

Ama beni en çok utandıran olay şöyle gerçekleşti, yazlardan birinde -hava çok sıcak tabi-. Ben de bir otelin havuzuna gittim serinlemek için. Soyundum, güneşlenmeye başladım. Allah’ım uzaktan bir erkek bana gülümsüyor. Tabi ben çok alışığım tanımamaya. O yüzden gene tanımadım. Ama dedim ki kendi kendime bu güldüğüne göre beni tanıyordur, bende ona gülümseyeyim de ayıp olmasın bari. Biz böyle bir saat boyunca karşılıklı gülümseştik durdu. Ben de bir taraftan hafızamı yoklamaya çalışıyorum. Akrabalardan mı, okuldan mı, işten mi, Datça dan mı, nerden diye. Yok yok, kafamın içi boş ama dediğim gibi yine de tanımadığım anlamına gelmez bu. Neyse efendim sonunda adam yanıma doğru yürümeye başladı ah’’ tamam’’ dedim, ‘’şimdi adını da hatırlamam nasılsın, iyi misin, işler nasıl mealinde genel sorular sorar durumu da atlatırım’’. Yani herkese ‘’hatırlayamadım kusura bakma’’ demekten fenalık gelmiş çünkü üstüme…

Sonra adam geldi benle İngilizce konuşmaya başladım. Allah’ım başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Adamla ben farkında olmadan bir saattir meğerse cilveleşiyormuşum. Adamı tamamen ve gerçekten tanımıyormuşum. Ben bir utan, bir utan hiç sormayın. Ağzımda bir şeyler geveleyip, bir giyinip gitmişliğim var ki ordan görmeye değer J

Ama tabi bu bana kimden geçti derseniz annemden geçti. Biz beraber sokağa çıktığımızda durum tam körler sağırlar birbirini ağırlar durumu. O tanımaz, ben hiç tanımam. O isim hatırlamaz, ben zaten hatırlamam. Bizim karşımıza çıkan tanıdığa davranışımızı bir düşünün J…

Gelelim annemin kırdığı potlara; annem bir de çok meraklı ve çok konuşkandır. Kimi görse sohbet eder. Dükkana girer bütün tezgahlarla arkadaş olur. Dakkada hayatını anlatabilir, karşındakinin hayatını öğrenebilir. Geçen bir dükkana girmiş, kızcağızın da göbeği varmış. Annem sanki vazifeymiş gibi, sen git kızın yanına, ‘’tebrik ederim kaç aylık’’ diye sor; kız demsin mi hamile değilim, sadece şişmanım. Annem tabi hızla dükkandan çıkmış. Anne dedim sanane elalemin göbeğinden. Üstelik bu tarz potları birden fazla kırdı yine de akıllanmadı.

Bir de çok dalgındır, habire direklere çarpıp pardon der, sonra da bana bakar yan gözle. Gördüm mü, gülücem mi diye? Ay anne, direğe çarpmana değil de, yaramaz çocuk gibi -yan gözle- ne yapıcam diye bana bakıyorsun ya, ona çok gülüyorumJ

Bir tane daha kendimden anlatayım. Yıllar önce tatildeyim, eski arkadaşlardan da mesaj geldi, işte şu gün, şurda buluşuyoruz haberin olsun diye. Benim de onların arasında yıllardır beğendiğim biri var, hadi dedim kalkıp gideyim de, belki çocukla aramızda bir şey olur. Sen tatili kes, git güzel güzel hazırlan, cici elbiseni giy, masada da adamın yanına yerleş. Oh tamam bu sefer olacak bu iş deyip de gelin güvey ol. Sonra sohbet sırasında adamın üç- beş ay önce evlendiğini öğrenmeyeyim mi? Ahh bir de süslenip adamın yanına oturmuş bulundum, aayyy o yemek nasıl bitti, nasıl ordan kalktım, eve vardım. Bir ben bir de Allah bilir. Bir daha da o toplantılara gitmedim zaten. Ayy dedim kızım, bir dahaki sefere, önce adamın medeni durumunu öğren, sonra tatilini kes, masada yanına yerleş. Rezalet ki ne rezalet… Bu da bana iyi ders olmuştu yani…

Neyse laf lafı açıyor ama artık huzurlarınızdan kaçıyorum. Hadi sizde bana en utandığınız anıları yazın. Olur mu?

Sağlıcakla,

En Büyük Düşman; Kendi Algınız, Kendi Cehaletiniz ve Kendi Egonuzdur…

Osmanlı’dan Gelen Hoş Bir Adet…

Bitmiş Bir İlişkiyi Devam Ettirmeye Çalışmak, Biten Şampuan Kutusuna Su Doldurmak Gibidir :)

Pes etmek mi ? ——- BİLMİYORUM Yenilmek mi ? ——– GÖRMÜYORUM Umutsuzluk mu ? ——- DUYMUYORUM

Hisar’da Dolunay…Günün Fotosu…25/04/2013

Hepimiz İçin Hayırlısı Neyse O Olsun:)

İlk Tanışma Döneminde Sürekli İlgi Gösteren, Yakınlaşınca Bir Vires Düşüren, Elde Edince Vitesi Boşa Alan Kişiye: Türk Erkeği Denir:)

Yahu Sinem ”Biz İlişkiye Ara Verdik” Sen Gitmişsin Bu Arada Evleniyorsun…

Sağlıklı Beslenme Dikkat Edilecek Önemli Konular

Sevgisiz insanin kalp riski yüksek. İnsanlara severek kızarım. Herkesin de böyle yapmasını tavsiye ederim. Çünkü sevgisiz, kötülük düşünen, beddua ve küfür eden insanın kalp krizi riski ve ölüm oranı çok daha yüksek.
Dua etmek insanı iyileştirir. Ben inançlı biriyim. Her ameliyatımda mutlaka dua ederim. Bence duanın, meditasyon, şifa gibi, iyileştirici özelliği var. Ameliyat sonrası hastalarıma da mutlaka dua ettiriyorum. Bunun sağlıklarına çabuk kavuşmalarında müthiş bir e…tkisi var.
Doğu tıbbı çok gerekli. Ben de “klasik” tip adamıyım ama alternatif yani tamamlayıcı tıp yöntemlerini reddetmiyorum. Akupunktura yüzde 100 inanıyorum. Çinliler bu minnacık iğnelerin sırrını çözmüş. Ama bu tür tamamlayıcı tedavilerde insanın istemesi çok önemli. Doğu tıbbında özgür irade ön planda.
. İdeal sağlık göstergesi olarak, kadınlar için ideal bel ölçüsü 82 santimdir. Eğer 93 santimi geçerseniz, sağlık riskiniz artar. Erkekler için ideal ölçü ise 88.5 santimdir. 101 santimden yukarısı sağlık riski demektir.
Her gün aspirin içmeli. Hayatımda ilaç kullanmadım. Zorda kalmadıkça kimseye de tavsiye etmem. Ama herkese her gün mutlaka bir aspirin içmesini salık veriyorum. Ben de içiyorum. Aspirinin kanı sulandırdığını biliyorduk ama simdi yeni faydalarını da öğreniyoruz. Örneğin, vücuttaki birçok doku tahrişini önlediğini yeni öğrendik. Aspirin ömrü uzatıyor.
Sağlıklı Beslenme Dikkat Edilecek Önemli Konular
Çay yerine ıhlamur içilmeli. Günde en fazla iki çay ya da kahve içebilirsiniz. Fazlası zararlı. Ancak ıhlamur kesinlikle zararlı değil, dilediğiniz kadar için.
Sarımsak müthiş bir bitki… Vücudu koruyan hücreleri destekliyor,tansiyonu düşürüyor. Sarımsaktan çıkan maddeyi yüksek tansiyonlu kişiye kullandığımızda, tansiyonu hemen düşüyor. Her gün birkaç diş sarımsak yenmeli.
Başka bir mucize sebze de ayşekadın fasulye. Türkiye`de bol üretilen bu sebze bence her öğün, özellikle de çiğ olarak mutlaka sofrada bulunmalı. Vücuda müthiş yararlı bir bitki.
Semizotu da içindeki Omega 3 nedeniyle son derece faydalı. Çiğ yenirse, daha da yararlı. Biz her gün ailecek öbek öbek çiğ semizotu yiyoruz.
Et yiyecekseniz, yanında mutlaka çiğ domates de olmalı. Çünkü domatesin içindeki Lcyopin adli antioksidan, etteki zararlı Omega 6`ları yararlı hale dönüştürüyor.
Kayısı çok yararlı ancak günde bir avuçtan fazla yenmemesi gerekiyor. Karpuz ve kavunda ise ince bir dilim tercih edilmeli.
Üzüm ve muz, çok yüksek dozda şeker içerdiği için daha az tüketilmeli.
Her sabah aç karnına içilen bir bardak ılık suyun ardından bir avuç ceviz çok iyi gelir. Ben her sabah alıyorum.
Artık sütün de `Sağlıklı olanı” çok zor bulunuyor. Hayvanlara verilen hormon ve antibiyotikler süte karışıyor ve saflığını yok ediyor.
Çocuklara soya sütü içirilmeli. 35 yaşın üzerindekilere sütün içindeki laktoz pek iyi gelmiyor. Laktozu alınmış süt yerine ise de bol bol su içilmeli.
Balık hariç, kırmızı etle beyaz et aynı. Çünkü hem danaya, hem de tavuğa yüksek dozda hormon ve antibiyotik veriliyor. Et yenecekse, hepsi yenebilir. Fark etmez!
Beyaz pirinç ve beyaz un son derece zararlı. Çünkü her ikisi de yanınca şekere dönüşüyor. Yani ha avuç avuç toz şeker yemişsiniz ya da pilav ya da beyaz undan yapılan ekmek… Arada fark yok. Pilav ve ekmek için esmer un ya da esmer pirinci tercih edin.
Lahana zayıflamak için çok ideal. Hazmı zor olduğu için tıkar ve kalorisi çok düşük.
Şişmanlık en az sigara kadar tehlikeli. Hatta sigaradan da çok. İdeal kilodan daha düşük kilolu olan insanlar uzun ömürlü oluyor. İdeal rejimler haftada 1 kilo verdiren rejimlerdir. Diğerlerine aldanmamak lazım. Eğer haftada 1 kilodan fazla kaybediliyorsa, vücuttan sadece su kaybediliyordur, dikkat

kaynak: gelişimsel olumlama

YAŞAMIN HER ANI YÜKSEK İDRAKİNİZLE ŞEKİL BULSUN…

Başarılı olmak için,
BU SÖZLERDEN TAMAMEN VAZGEÇİN… .!!!!!!!!
Yapamam İnanmıyorum … Zamanım yok. Belki Acaba Korkuyorum… Olanaksız Eğer Çünkü Bilmiyorum Daha önce hep kaybettim.
SonraYukarıdaki sözcükler yerine aşağıdaki sözcükleri kullanın…
Yapabilirim İnanıyorum Zamanüreteceğim Kesinlikle Mutlaka Kendime güveniyorum İnanırsam her şey mümkündür Yapacağım Öğreneceğim Bu sefer kazanacağım Şimdi, şu an.

İsveç’te Çöp Bitti…

Geri dönüşüm, güneş enerjisi ve daha birçok sürdürülebilir uygulamada tüm ülkelerin başını çeken İsveç, şaka gibi bir sorunla karşı karşıya. Elektrik ve ısınma ihtiyaçlarının büyük kısmını çöplerden elde eden ülkede çöp bitti.
250.000’in ü…zerinde evin elektrik ve ısınma ihtiyacını çöplerin yakıt olarak kullanılmasından sağlayan İsveç hükümeti, ülkede üretilen çöpten daha büyük kapasiteli çöp dönüştürme tesisine sahip. Eurostat’ın verilerine göre İsveç’te bulunan evlerden çıkan çöplerin sadece %1’i çöplüklerde kalıyor. Bu oran, diğer Avrupa ülkelerinde %38 dolaylarındadır. Geri kalan kısım ya geridönüşüme uğruyor ya da gübre olarak kullanılıyor. İsveç’teki güç santrallerinin büyük bir kısmı çöpleri yakıt olarak kullanıyor. Ancak ülkede çöplerin tükeniyor olması, daha doğrusu yeterince çöp üretilemiyor olması, İsveç’i zora sokuyor.
Bu durum da İsveç’i komşusu Norveç’ten çöp ithal etmek durumunda bıraktı. Aslında bu yeni bir olay değil. İsveç bir süredir Avrupa’dan, özellikle de Norveç’ten yılda yaklaşık 800.000 ila 850.000 ton çöp ithal etmekteydi. Bu çöplerin büyük bir kısmı komşusu Norveç’ten geliyor. Hem de İsveç, bu ithalattan para da kazanıyor, çünkü Avrupa Standartları dahilinde çöplerinden kurtulmak isteyen Avrupa ülkeleri, İsveç’in çöplerini alması için para ödemekten çekinmiyor!
9.5 milyon nüfuslu ülkede çıkan atıkların yalnızca %4’ü geri dönüşmez durumda. Geriye kalan bütün çöpler geridönüşüm ile enerji üretiyor!
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Lan Kaç Zamandır Bakmıyorum, Ne Biçim Birikmiş Mail’ler…

HERKES "İLK"OLMAK İSTER."

 

İlk aşk”,”ilk öpücük” oysa “ilk” geÇicidir.

Sahip olduğunuz hangi “ilk”…hala sizin yada … … … sizinle düsündünüz mu?

Oysa kimsenin begenmediği “son”da durum farklıdir. Ondan ötesi yoktur…

Heyecandan avuÇlarinizin terleyerek tuttugu “ilk”elle değil,güvenerek sımsıkı tuttuğunuz “son” elle girerseniz mezara….

Durup tekrar düsündügünüzde;”ilk” olup yok olmak mı? “son” olup sonsuz olmak mı isterdiniz.?
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Affetmek. Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.

 Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller. Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir. Salt… kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı.

Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır. Affetmek insanı derinleştirir. Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir.Çünkü affetmek bir seçimdir. Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. Affetmek bir süreçtir. Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür. Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Yani koşullu affetme yoktur.

Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin. Affetmek bir seçimdir. Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir. Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık oluşturmayacaktır. O acılar sizin acılarınız. Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir.

Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır. Oysa aaffetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrolü altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.

Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.

Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.

Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.

Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.

Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.

Affetmek, o kişiyi hakli bulmak değil.

Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.

Affetmek kırgınlığın, kızgınlığın, nefretin hapishanesinden özgürlüğe çıkmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir.

Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir. “Duygusal unutma” affetmenin diğer adıdır.

İşte Bu yüzden AFFEDİN