Bugün kötü dediğin yarın senden iyi olabilir. O yüzden hiçkimse kötü değildir.

Bugün kötü dediğin yarın senden iyi olabilir. O yüzden hiçkimse kötü değildir. Herkes her seçiminde, iyilik ya da kötülük potansiyeline sahiptir. Kötü dediğini affedemediysen kendini de affedemedin demektir. Affettiysen, seninle beraber, sendeki o da artık iyileşmeye başlamıştır.

demişti dostum geçen yaz…ne güzel demişti…

Kaynak: CevatÜnal

Kuleli & Boğaziçi
Photo by Erdal Suat

16 Ağustos 1996 yılında, ABD’nin Chicago kentinde bulunan Brookfield Hayvanat Bahçesi’nde çok ilginç bir olay yaşandı

522546_534017053315368_1472024250_n[1]

16 Ağustos 1996 yılında, ABD’nin Chicago kentinde bulunan Brookfield Hayvanat Bahçesi’nde çok ilginç bir olay yaşandı. Üç yaşındaki bir çocuk gorillerin arasına düştü. Bunu gören 8 yaşındaki dişi bir goril hemen çocuğu kucağına alıp emniyetli bir yere götürdü. Bir kütüğün üstüne oturdu ve baygın haldeki çocuğu kucağında sallayarak kendine getirmeye çalıştı.

Daha sonra çocuğu hayvanat bahçesinin bakıcılarına teslim ederken, hem sevgisini belli etmek hem de iyileşeceğini söyler…cesine bir iki kere sırtına vurdu.. Dişi gorilin adı Binti Jua idi. Kameralara çekilen olay bütün dünyada gösterildi.  Onu doğadan kopartıp hayvanat bahçelerine hapseden insanlığa ders veren Binti, kahraman ilan edildi! Peki, goril Binti’nin bu hareketi niye önemliydi? Çünkü Binti’nin davranışı, “empatinin”, yani “kendini başkasının yerine koyarak onun durumunu anlama; ötekinin acısını hissetme” yeteneğinin, sadece insanlarda değil, hayvanlarda da olduğunu gösteriyordu.

Empati kültürel bir şey de değildir, nörolojik mekanizması olan bir gerçektir! Bu duruma ayna hücreler deniliyor, ve bu hayvanlarda da var, ne eksik ne de fazla. Bunun gibi pek çok olay var ama çok fazla gündeme gelmiyor, çünkü bu gerçekler bilinip tanınırsa hayvanlar üzerinde deney yapmak ve hayvanat bahçelerinin yanlışlığı gibi hayvanlara yapılan tüm zulümler ortaya serilmiş olur.

Tıpkı gorillerin konuşmayı öğrenmesinin gizlenmesi gibi. Yasalar konuşan canlılar üzerinde deney yapılmamasını emreder, oysa genel kitle hala hayvanların zeki olup olmadığının tartışmasını yapar. Onları birer canlı, yaşam formu olarak görmek çok mu zor ?

Abi Sen Söyle Bu Lekede Ne Görüyorsun?

Son İşinizden Nasıl Ayrıldınız?

Kendine Ağır Geleni Başkasına Yapma…

Hayat Basit…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »

Duygularının Köklerini Ara…

Onunla savaşma, zihninin bir başka şeye takılmasına izin verme. Çok üzgün hissettiğin için bir film izlemeye gitme. Duygularını bastırmaya çalışma. Bu, meditasyon için muazzam bir fırsattır. Sadece öfkenin ortaya çıktığı yerden itibaren izle. Sadece köklere kadar git. Sadece kederin gelmekte olduğu köklere kadar git ve en büyük sürpriz, onun herhangi bir kökünün olmamasıdır.

Yani sen köklere baktığın an, duyguların bunu görüp “Bu adam bir garip; kökleri araştırıyor!” diyerek kaybolmaya başlar. Ve bu acıların, duyguların, hislerin hiçbirisinin herhangi bir kökü yoktur.

Onlar senin zihnini çevreleyen, köksüz bulutlardan ibarettir. O yüzden sen kökleri aramaya başlarsan duyguların dağılmaya başlar; “Bu doğru kişi değil, o bizden etkilenmeyecek. O biraz garip; biz buradayız, o ise kökleri arıyor!” Kederli olmaktansa, öfkeli olmaktansa, mutsuz olmaktansa kökleri ara! Her duygulanım, her hissiyat şayet sen kökleri ararsan kaybolacaktır. Eğer farkındalığın bu arayışında bu kadar derine inerse, o zaman duygu kaybolacaktır ve senin içsel varlığının gökyüzü bütünüyle temiz ve net olacaktır. Sadece dene bunu ve şaşıracaksın.

 

OSHO

 

AYNA ÇALIŞMASI ÖRNEĞİ

BABANI TARİF ET

Babanızı tarif ederek onun olumsuz bulduğunuz özelliklerini yazın. Neler yazdınız?

“Baskıcı, bencil, sorumsuz, despot, sevgisiz, keyfine düşkün, bağımlı, çocuk gibi, düşüncesiz.”

Yazdığınız her bir özelliği düşünün. Kendinize soracağınız sorularla öncelikle babanızı neden baskıcı olarak nitelendirdiğinizi tespit etmeye çalışın.

1. soru: Babam bana ne yapıyor ki ona baskıcı diyorum?

“Geç yatma, ışıkları kapat, telefonda saatlerce konuşma” diyor.

2. soru: Böyle yaparak bana ne yapmış oluyor?

Baskı kuruyor.

3. soru: Peki, ben nerelerde, kimlere baskı yapıyorum?

Eğer, “Ben şu anda kimseye baskı yapmıyorum” diyorsanız, o halde hemen geçmişinize bakın. Zaten içinizden bir ses, “Evet, erkek/kız arkadaşıma baskı yapmıştım” diye cevap veriyor.

4. soru: Erkek/kız arkadaşıma nasıl baskı yapıyordum?

“Benden habersiz sokağa çıkma, öğlene kadar mutlaka bana telefon et ya da mesaj at, kızlara/erkeklere bakma, zaten dün gözünü o kadından/erkekten ayıramadın.”

O da size, “Hayır, nereden çıkarıyorsun bu saçma fikirleri” diyor. Siz de ona, “Yalan söylüyorsun, beni kandıramazsın” diyorsunuz. Adam/kadın bu durumda, ya bu baskıya pes edip boyun eğiyor ya da çekip gidiyor.

Çalışmanın devamı, sizi korkuları bulmaya götürecek. Yani içinizdeki hangi korku, erkek/kız arkadaşınızın sizi aldattığını söylüyor ya da onun yalancı olduğunu düşündürüyor? Siz de ona, farkında olmadan bu şekilde baskı yapıp duruyorsunuz? İşte bunu görmeniz için babanız size baskı yapıyor.

Aynalardaki mesajı bazen tarif ettiğiniz kişi üzerinden çözemezsiniz. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi. Babanızın size yaptığı baskıyı, siz babanıza yapmıyordunuz ama erkek arkadaşınıza yapıyordunuz. Bunu kırk yıl düşünseniz aklınıza gelmezdi. Ama artık fark ettiğinizde, babanızla aranızdaki aynalardan biri çözülmüş oluyor.

Bu çalışmadan sonra baskıcı kişiliğinizi dönüştürebiliyorsanız ve artık kimseye baskı yapmıyorsanız, evren de size baskı kuran insanları göndermeyecek. Ama hâlâ birileri size baskı yapıyorsa ve siz bundan şikâyetçiyseniz, bilin ki bu huyunuz dönüşmedi. Artık yapmanız gereken, baskı kurduğunuz ve baskı gördüğünüz bütün sahneleri dönüştürmek olacak.

 

www.cananyolac.com.tr

 

Sorularınız İçin: 0 212 260 39 40

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

İnsanlara Laf Anlatmayı Bıraktım; Uygun Fiyata Deve Aldım,Hendek Atlatıyorum…

Acıları Kabullenelim…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . Leave a Comment »

HARİKA BİR YAZI, HERKES OKUMALI..Hayat Bir Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?

 

Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti, ‘Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum’ dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl ve…rmesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmaya başladım: Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı ‘insan yetiştirmek’ olan bir iş. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın. Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını… Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden ‘neden ben değil de o?’ demeden…

Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona. Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini, kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu. Gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret. Kitaplardan keyif almasını. Ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını, ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum, ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı.

Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp da kendini yönlendirmeyi bulmasını. Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla. Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret, belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar, bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine… Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona.

Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret.Alın terine saygıyı öğret ona. Aşk acısı çekmenin hiç aşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret.Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi gerektiğini öğret,başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı… Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil, söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret. Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat.Hayatı sorgulamayı öğret ona…

Bilginin en büyük güç olduğunu öğret.Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını, ama kalbini ve ruhunu kendisine saklaması gerektiğini öğret. Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmesini öğret ve haklıyken dik durmasını. Günün birinde yaptıkları değil yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini öğret. Basit yaşaması gerektiğini öğret ona, çay içmekten keyif almayı… ‘İstemiyorum’, ‘hayır’ demeyi öğret ona, istediğinde ise ‘istiyorum’ demeyi. Sevdiğinde ise ‘seni seviyorum’ diyebilmeyi öğret ona. Bir kot pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona. Temiz kokmasını… Sorgusuz sevmeyi…

El yazısı ile notlar yazmayı… Lafı dolandırmamayı… Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını, dostluğa yatırım yapması gerektiğini, kıymetini bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona. Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını. İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona, en yoğun zamanda bile kendine vakit ayırması gerektiğini öğret… Ama en çok da kendini sevmesini öğret… Kendini sevmezse kimsenin onu sevmeyeceğini…

Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi gerektiğini… Kendine özenli yemekler yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağını… Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona… –

Aylin Kotil

HÜKÜM VERMEDEN ÖNCE; BEKLE VE GÖR

 

Öykü ünlü Cin düşünürü Lao Tzu’nun zamanında geçer… Lao Tzu bu öyküyü çok sever,anlatırmış. Köyün birinde çok fakir yaşlı bir adam varmış… Ama kral bile onu kıskanırmış… Öyle dillere destan bir beya…z ati varmış ki, Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış… “Bu at, bir at değil benim için… Bir dost… İnsan dostunu satar mi” dermiş hep… Bir sabah kalkmışlar ki,at yok… Köylü ihtiyarin başına toplanmış… “Seni ihtiyar bunak. Bu ati sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.

Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var,ne de atin” demişler… İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. Sadece ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atimin kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mi, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez…” Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.

Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine… Dönerken de, vadideki 12 vahşi ati pesine takip getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler. “Babalık” demişler” Sen hakli çıktın.Atinin kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, simdi bir at sürün var…” “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar… Sadece atin geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?” Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden “Bu herif sahiden gerzek” diye geçirmişler… Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarin tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kirmiş. Evin geçimini temin eden oğul simdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara… “Bir kez daha hakli çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak.

Oysa sana bakacak başkası da yok.Simdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler… İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kirdi. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez… Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarin kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savasın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler… “Gene hakli olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık,ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..” “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar… Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var.

Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor. ” Lao Tzu, öyküsünü su nasihatle tamamlarmış, etrafına anlattığında: “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatin küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklin durması halidir. Karar verdiniz mi, akil düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akil insani daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insani huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi baslar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz

Kaynak: Bilge Sarı

Omega 3 ve 9 Hakkında Bilgiler…

ENERJİNİZİ TÜKETEN SEYLER:

 483747_527480790637916_947113674_n[1]

•Kendinize vermiş olduğunuz fakat bir türlü tutamadığınız sözler

•Kullanmadığınız halde evinizde, işyerinizde bulundurduğunuz her türlü materyal.

•Görüşmek istemediğiniz halde “ayıp” olur düşüncesinden ötürü iletişim halinde olduğunuz herkes. …

•Geçmişinizde affedemediğiniz, hala zihninizde kavga halinde olduğunuz aile fertleri ve kişiler.

•Evinizde sizi bekleyen fakat bir türlü vaktiniz olmadığı için yapamadığınızı ifade ettiğiniz birikmiş tadilat veya işler.

•İstemeyerek giriştiğiniz her türlü proje. •Sevmediğiniz fakat “kim sevdiği işi yapıyor ki?” dediğiniz işiniz .

•Her türlü dağınıklık.

•”Yarın yaparım” diyerek ertelediğiniz, her yeni hayaliniz.

•Canınızı sıktığı halde görüşmeye devam ettiğiniz herkes.

•Her yıl ertelemeye yöneldiğiniz ya da bir görev misali gittiğiniz tatiliniz.

•Yapamadığınızı, başaramadığınızı düşündüğünüz her şey. (hayallerinizdeki işiniz, hayallerinizdeki eşiniz, hayallerinizde yaşamak istediğiniz yer…)

• “Hayır” diyemediğiniz, iyi niyetli olduğunuz için yaptığınızı sandığınız her şey.

•Mutsuzluğunuzdan kaynaklı gösteremediğiniz performans.

•Tutamadığınız her türlü söz.

• “Keşke” diyerek hayıflandığınız her şey.

•Vermek istediğiniz ama bir türlü veremediğiniz cevaplar.

•Sağlığınızla ilgili aldığınız ama bir türlü uygulayamadığınız kararlarınız. ( spora gitmek…)

•Vermek istediğiniz kilolarınız.

•Cevaplamadığınız mailler

. •Tamamlanmamış, ötelediğiniz, ertelediğiniz, sizi yiyip bitiren her şey!

Alıntı

Şimdi Tek Bir Noktaya Odaklıyoruz Zihnimizi…