Ev telefonu hayli yüksek gelince, ev halkı toplanmış:

Ev telefonu hayli yüksek gelince, ev halkı toplanmış:

Baba: “Yahu bu korkunç bir fatura. Ben bu telefonu asla kullanmıyorum, hep çalıştığım şirketteki telefonu kullanıyorum. Nasıl oluyor?”

Anne: “Aynen ben de… Akşama kadar çalıştığım bankada elimin altında telefon. Ne yapayım bunu.”

… Oğlan: “Vallahi ben de Şirketimin bana verdiği cep telefonu ile bütün görüşmelerimi yapıyorum.”

Kız: “E benim de şirket hattım var. Ev telefonunu hiç kullanmam ki.”

Herkes aniden evdeki hizmetçiye döner ve cevap arar gözle bakarlar.

Hizmetçi: “Eee… Problem ne o zaman? Sanırım hepimiz iş telefonlarını kullanıyoruz..”

Al,İstediğin Kızı Getirdik…

Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir.Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda,bu gerçekliği yaşamaktan başka bir şey gelmez elinizden. Başka yolu yoktur.Bu bir felsefe değil,bu bir fiziktir.

421863_605727339440747_415671623_n[1]

 

Her şey enerjidir  ve  her şey yalnızca bundan ibarettir.Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda,bu gerçekliği yaşamaktan başka bir şey gelmez elinizden.

Başka yolu yoktur.Bu bir felsefe değil,bu bir fiziktir.

(Albert Einstein)

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU

480505_593631943983620_1303292986_n[1]

Yüzyıllardır gelmiş geçmiş üstadların,bilgelerin,peygamberlerin en azından 1 kez olsun gönül gözü diye adlandırdığı şey gerçek oluyor.

Kalbimizin sadece vücudumuza kan pompalayan bir organ olmadığı bilim tarafından son yıllarda giderek daha iyi anlaşılıyor.

Kalbin daha önceden bilimin farketmediği, AMA sözde daha ilkel toplumların çoktanfarkettiği, bil…diği bir dolu yönü de bilim tarafından farkedilmeye başlandı.

Mesela kalbimizde NÖRONLAR bulundu. O sebeple de kalp nakli yapılan bazı insanlarda daha önceden olmayan alışkanlıklar, özellikle de daha önceden olmayan yeni yeme alışkanlıkları ortaya çıkabiliyor.

KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU.Bu köprünün henüz NE yaptığı bilinmiyor.Muhtemelen BİLGİ taşıyor.Çünkü nöron demek bize ait bilgiler demek.Ya bizimkalbe kayıt ettiğimiz,yada doğuştan gelen..

Kalbimizin beynimizden 100 kere daha güçlü elektrik Alan ve 5000 kere daha güçlü manyetik Alan ürettiği saptandı.

O kadar güçlü manyetik bir Alan ki 22.000 mil uzaktaki uydudan bile ölçülebiliyor.

Dünyanın manyetik alanındaki dalgalanmalardan biz insanların etkilendiği biliniyordu, ancak bizim kalbimizin yaydığı manyetik alanın dünya manyetik alanını etkilediği pek bilinmiyordu.

Yeryüzünün manyetik alanları ve bu alandaki dalgalanmalar uydulardan düzenli olarak ölçülüyor.

Örneğin ikiz kulelerin yıkıldığı 11 Eylül günü dünyanın manyetik alanlarında bilim adamlarının anlayamadığı anormal bir sapma olmuş.

Sonradan araştırdıklarında o gün televizyonlardan kulelerin yıkılma görüntüsünü dünyanın çeşitli yerlerinden izleyen insanların duyduğu üzüntüden kaynaklandığı anlaşılmış.

Kalbe dayalı yaşamı geliştirmek için bir Kalp Matematiği Enstitüsü bile kurulmuş.

Belki internetten girip bakmak isterseniz diye İngilizcesini de yazayım: IHM, açık hali ileInstitute of Heart Math.

Başında Howard Martin adında bir bilim adamı var. Sürekli kalp zekası ve kalpten evrene yayılan dalgalarla ilgili çeşitli bilimsel araştırmalar yapıyorlar.

Aslında tavsiyem, belkiye bırakmayın, mutlaka bu web sitesini ziyaret edin.

Bu enstitünün misyonu kalbe dayalı yaşamı geliştirmek, insanların stres düzeylerini azaltıp kalp ve beyin ilişkisinin COHERENCE dedikleri durumda kalabilmelerini sağlamak.

Bir de Global Coherence adını verdikleri bir yeryüzü manyetik alanı ile insan kalbi ve beyin manyetik dalgaları arasındaki ilişkiyi gözlemleyen bir proje ya DA sistem kurmuşlar.Coherence (uyum, ahenk , eş fazlı) durumunda kalp ve beyin dalgaları arasındaki ilişki uyumlu oluyor ve ölçülebiliyor.

0.10 hertz olduğunda coherence yani uyum gerçekleşiyor.

Ve bu dalga boyuna gelebilmek ise ancak bir başkası için şefkat, (çare, takdir, affetme ve şükran duyguları hissettiğinizde oluyor.

Bu durumda olmak ise sizin bağışıklık sisteminizin güçlenmesine, hastalıklarınız varsa iyileşmesine yardımcı oluyor, stres hormanları düzeyi düşüyor.

Aynı zamanda yeryüzü manyetik alanı ile de uyum içerisinde oluyorsunuz.

Hatta coherence durumunda olup olmadığınızı ölçmek için bir alet bile geliştirmişler.

Aletin adı DA EM Wave. Artık bazı bilim adamları bu aleti takıp dolaşıyor.

Eğer uyum durumunda değilseniz alet de kırmızı ışık yanıyor.

Kalp ve beyin arsındaki iletişim uyumlu ise yani takdir, şükran ve sevgi duyguları içerisindeyseniz alet yeşil yanıyor.

Tabii kırmızı görünce hemen toparlanıp, bir dakika ben NE düşünüyorum, hissediyorum DA kırmızı yanıyor diye kendinizi yoklamanız gerekiyor.

Ve hemen zorla DA olsa kendinizi daha olumlu duygular hissetmeye yönlendiriyorsunuz.

Sizdeki yeşil ışıktan hem sağlığınız, hem de dünya manyetik alanı olumlu etkileniyor.

Bir süre sonra kendinizi iyice eğitip muhtemelen artık çoğunlukla yeşil ışıkta kalmayı başarıyorsunuz.

Bir de elinizi bizzat kalbiniz üzerine koymak DA, elin yarattığı baskı yüzünden zihnin dikkatini oraya çekip kalbe inmeyi, kalple bağlantı kurmayı kolaylaştırıyormuş.

Bu sitede stresi azaltmak, kalp boyutunda yaşamayı öğretmek için başka teknikler de var.

Kısacası artık analitik zihinlerimizden uzaklaşıp daha çok kalp boyutunda yaşamayı mutlaka öğrenmemiz gerekiyor.

Bilim de bunu söylüyor.” – Alıntı –

Kaynak: Arzu Seçkin

Bu Yazı Bilinçaltıma Yazdığım Bir Nottur… Bu Böyle Biline…

150403_10151477532832618_919435194_n[2]

Ben bu kişisel gelişim konularına ne kadar meraklıysam, çevremdeki kişiler de o kadar uzak oluyor. Bu niye böyledir acep diye uzun zamandır da düşünüyorum. Sonunda şu cevabı buldum. Demek ki benim içimde bir yer bütün bunlara kuşkuyla bakıyor. O yüzden de, başta annem olmak üzere, bütün arkadaşlarımın bana söylediği cümleler aslında bilinçaltımın bana söylediği cümleler.

Cümleleri merak mı ediyorsunuz, şu mealde gidiyorlar; ‘’Ya sen deliriyor musun ?, bu kadar da olur mu?, acaba mı?, kızım başka işin mi yok mu?, senin kursların hiç bitmeyecek mi? bu işlere ayırdığın parayla neler yapılır? gibi bütün kuvvetli ve cılız seslerin aslında kendi içimden geldiğini farketttim. İşte bu yazı da kendi bilinçaltıma verdiğim cevaptır.

Velev ki deliriyorum; en azından bir şeyler uğruna çalışarak, debelenerek deliriyorum. Bu çabam ne mi? Çok basit, başta kendim olmak üzere, tüm karşılaştığım insanları şifalandırmaya çalışmak. Kendimin senelerce çözmek için uğraştığı şeyleri, (ve sonuçta çözebilmişsem) başkalarına aktararak bu sıkıntılı sürelerine en aza indirmeye çalışmak.

Tamam mı bilinç altım rahatladın mı? Artık karşıma bu konulara inanmayan, tereddüt eden insanlar çıkmasın. Anlaştık mı? Elele tutuşup daha hızlı yol alacağımız insanlar çıksın oldun mu?

Mesela ana kraliçem (annem) bugünden başlayarak bana ‘’aferin’’ kızım desin. ‘’Anne yürürken sadece yürü, yemek yaparken sadece yemek yap, örgü örerken sadece ör dediğimde’’ bana delirmişim gibi bakmasın. Olur mu?

Arkadaşlarıma; ellerimle şifa vermeye çalıştığımda, enerji mi, o ne, olur mu öyle şey, hahahah demesinler. Hastalıkların esas sebebinin duygularımız kaynaklı olduğunu söylediğimde bana gülmesinler.

Ey bilinçaltım aha da yüzleştim seninle. Beni yolumdan döndüremezsin.

Karşımıza çıkan her insanın bizi aynaladığını, ve hoşumuza gitmeyen her huyumuzu büyüttüğünü söylediğim de beni ciddiye almayan iş arkadaşlarım, bendeki ne sizi bu kadar rahatsız ediyor biraz da kendinize bakınız dediğimde, dursunlar ve biraz düşünsünler artık… Tamam mı?

Ya da evdeki tüm işe yaramayan eşyaları saklamaktan vazgeçip, ihtiyacı olanlara dağıttığımda , ee ya bunlara ilerde ihtiyacım olur mu diye hafif pişmanlık içeren cılız sesimi duymak istemiyorum…Oldu mu?

İçimden gelen, kalben beni çağıran her eğitime gitmeye de devam edicem. Benim gelişimime mani olamazsın. Farzet ki, gittiğim eğitim boşunaydı. O zaman kalbimi ve iç sesimi daha iyi dinlemem gerektiğini öğrenmiş olurum. Ne yani, her yaptığım da doğru olacak diye bir şey yok değil mi? Nihayetinde ben de hatalarımdan ders alıp, gelişme yolunda yürüyen bir çekirgeyim. Öyle değil mi?

Kendimi her halimle, sevip kabul ediyorum, başıma hoşlanmadığım bir olay geldiğinde de, bunun neden olduğunu, ne öğrenmem gerektiğini bulup, sevgiyle uğurluyorum. Oh be…

Geçmişi ve kötü anıları temizlemenin ve serbest bırakmanın ne kadar önemli olduğunu anlattığım arkadaşlarım; bütün sizi rahatsız eden olayları 21 gün boyunca çizgisiz kağıda yazıp, yakın sonrada sifonu çekin ve tüm olayların üzerinize verdiği ağırlıktan nasıl kurtulduğunuz gözlemleyin dediğimde, itirazlar, yapmak istemiyorumlar, o kadar kolay mılar yerine, bunu deneyimleyip, sonucu görelim, konuşalım sözlerinizi duymak istiyorum artık. Tamam mı?

Ve gelecek kaygıları peşini bırakmayan ahali? Siz Allah’a inanmıyor musunuz? Onun her şartta ve her durumda sizin sadece iyiliğinizi istediğini bilmiyor musunuz. Kalbinizi Allah sevgisiyle ve teslimiyetle doldurmanız gerektiğini görmüyor musunuz? Bunun üzerine hala konuşacak şey bulmanıza sadece şaşırıyorum…

Ey bilinçaltım, işte soruların ve işte cevaplarım… Seni olduğun gibi kabul ediyor, onaylıyor ve seviyorum. Bunu da böyle bil!…

Sağlıcakla,

Bilgeliğe üç yoldan ulaşılır. Birincisi düşünmek ki, en iyisidir. İkincisi kendini sınırlandırmak ki, en kolayıdır. Üçüncüsü tecrübe ki, en acısıdır…

Bilgeliğe üç yoldan ulaşılır. Birincisi düşünmek ki, en iyisidir.
İkincisi kendini sınırlandırmak ki, en kolayıdır.
Üçüncüsü tecrübe ki, en acısıdır…

Konfüçyüs

Niceleri Geldi Neler İstediler, Sonunda Dünyayı Bırakıp Gittiler…