




En basit gözüken konular bazen ne kadar önem kazanıyor değil mi arkadaşlar? Birine bir sırrını anlatıyorsun -ama öyle en büyüklerinden birin i değil- ve onun bunu kimseye söylemeyeceğini zannediyorsun… Ama bakıyorsun ki ; üç gün sonra gördüğü herkese bunu yaymış, ne kadar incitici bir durum ve ne kadar sık rastladığımız bir durum değil mi?
Halbuki insan istiyor ki birine bir şey söyledi mi onda kalsın, ona arkasını yaslayabilsin. İşte bu benim güveneceğim adam/ kadın desin… Ama nerde ??? günümüz dünyasında ağzı sıkı insan bulmak da zor. Aldatmak sadece başka kadınla/adamla olmak demek değil ki? Ona söylediğin şeyleri dinlemesi, özen göstermesi, senin değer verdiğin şeylere de değer vermesi , ona göre davranışlarına ayar çekmesi değil midir?
Arkadaşımın 8 yaşlarında bir kızı var. Adı Meltem. Bir de en yakın arkadaşı var onun da adı Sinem. Bunlar böyle ikisi çok yakın arkadaşlar ama okul dünyasını bilirsiniz; bazen gruplar iki kişilik kalır, bazen büyümeye yüz tutar. İşte Güneş’te bunlarla çok muhabbetliymiş. Bunlar da gruplarını üç kişiye çıkarma konusunda ciddi düşünmeye başlamışlar. Meltem, Sinem’e demiş ki. Gel Güneş’i deneyelim. Biz şimdi küsmüş gibi yapalım. Ben senin hakkında atayım, tutayım Güneş’e. Bakalım, sana gelip anlatacak mı? Sinem hemen kabul etmiş. Ve planlarını o gün yürürlüğe koymuşlar. Meltem, çekmiş Güneş’i bir tarafa. Bak Sinem şöyle, böyle biri. İşe yaramaz. İyi ki sen geldin gruba. Artık Sinem’le hiç işim olmaz, iyice bir saydırmış. Sonra da beklemeye başlamış. Güneş ne yapsa beğenirsiniz, koşa koşa gidip bunları Sinem’e yetiştirmiş. Böylece Güneş gruba girmeden, gruptan atılmış. Eee ne demişler sır tutamayana, sır verilmezmiş.
Yalnız beni hayrete düşüren; Meltem, birinin güvenilir olup olmadığını anlamak için, 8 yaşında yöntem geliştirmiş. Benim yöntem geliştirmem 30 senemi almış. Eeee ne demişler şimdiki çocuklar bir harika azizim, bir harika…
Geçen gün yolda Ebru’yla karşılaştık. Ayak üstü hayatının nasıl gittiğini sordum. O da insanlara artık güveninin kalmadığından şikayet ediyordu. Hayatına Mehmet diye biri girmiş. Ama daha durumları ortadaymış. Yani birbirlerini tanıma aşamasındaymışlar. Kız da Mehmet’ten özellikle rica etmiş, bak ben bu konularda çok hassasım. Kesin bir ismimiz konmadan, tamam bu benim aradığım adam demeden, bu iş ailemin kulağına gitmesin. Ne olur ağzını sıkı tut olur mu. Siz zannediyorsunuz ki adam kızın bu hassasiyetine özen göstermiş. Ama çok yanılıyorsunuz.
Adam ne yapsa beğenirsiniz? Önce kuzenine, sonra yakın arkadaşına, sonra bir yakın arkadaşına daha durumu aktarmış. Bizim Ebru’da hala rica etmeye devam etmiş. Bak, bizim işimiz kesinleşmeden, kimseye bahsetme. Gereksiz ailemle muhatap olmaktan hoşlanmıyorum. Onla denedim olmadı, bunla denedim olmadı demekten hoşlanmıyorum. Biz ne olduğunu anlamadan kimseye söyleme olur mu? Ve siz sanıyorsunuz ki, Mehmet ağzını kapalı tutmaya başladı değil mi? Yo ne gezer…
Arkasından annesine, arkasından iki üç tane daha kız arkadaşına durumu aktarmış, çüş diyorsunuz di mi , bende dedim valla. Ama daha en son bombayı duymadınız. En son da kime söylemiş biliyor musunuz? Teyzesinin arkadaşına. Pes dedim valla. Bari direk babana telefon etseymiş. Valla ben de öyle dedim diye Ebru kızgınlıkla anlatmaya devam etti. Bir de Mehmet ne dese beğenirsin? İyi işte annenler de öğrendi ,artık,karar vermen hızlanır. Ya at suratına suyu kalk git yani masadan. Hesap o hesap.
Ebru’ya dedim ki, valla yol yakınken adamın bu huylarını öğrenmen daha iyi olmuş. Bak ilerde ilişkiye girerdin, kendin hakkında daha detaylı şeyler anlatırdın, bütün arkadaşlarına yayarmış. (Bu adama bir şey söylemek demek, gazeteye ilan vermekle eşdeğermiş.. )Hiç sana gör değilmiş Ebrucuğum. Yol yakınken Allah kurtarmış bence…
Valla bence de Anette, öyle sinirliyim ki, hırsımdan kaç gecedir uyuyamıyorum. Bir de terbiyesiz bak ne diyor. ‘’Annenler de öğrendi . İş çözüldü.’’ Sanki iş annemlerde bitiyor. İş bende biter. Benim hassasiyetlerime, ricalarıma, önem verdiğim şeylere önem vermeyen, bu kadar sorumsuz, boşboğaz, aldırmaz, pervasız biriyle birlikte olmayacağımı bile daha anlamamış. Pes ki ne pes…Neyse bu hikaye de burada biter diyen Ebru, hala hırsını alamamış olmalı ki, hızla yürüyüp gitti yanımdan…
Aman arkadaşlar, siz siz olun, bazı şeyler oturmadan, etmeden, hele karşı tarafında açıklama rızası yoksa ağzını kapayın oturun. Yoksa başlamadan, biten ilişkiler kervanına katılmış olursunuz. Benden söylemesi…
Sağlıcakla,

“Gölgeler kişiliğimizin korku, cehalet, utanç ya da sevgiden yoksunluk yüzünden reddedilmis yanlarıdır. Gölge sizin olmamayı tercih ettiğiniz kişidir. Ruhsal yaşamımızın daha derin bir kaynağını yeniden keşfetmemiz için gölgelerimizle yüzleşmek ve bütünleşmek zorundayız. Başka bir seçenek yoktur.” Carl Jung
“Sahiplenmedigin şey senin sahibin olur” Debbie Ford
Sanırız ki, hayatta tüm kötülükler bizim başımızdadır ve hep bir suçlu vardır…
Hayat insana öyle sınavlar sunuyor ki, hiç birini anlayamadan, farkına varamadan, söylenip, suçlayıp, yaşayıp gidiyoruz. Hep bütün sorunlar bizim başımızdadır, her şey bizi bulur, bütün alçak insanlar bizim hayatımıza gelir. Hayat suçludur, insanlar suçludur, zaman suçludur ama biz mükemmelizdir…
Hayatınız boyunca karşılaştığınız kaç olayda; dönüp kendinize baktınız? Kaç kez acaba bu olay bana ne anlatıyor dediniz? Kaç kez bu sınavı nasıl atlatabilirim diye aklınızdan geçirdiniz? Hiç, değil mi? Çünkü bu olayı size yaşatan insanlar vardı, dostlarınız, sevdikleriniz, aileniz, eşiniz, çocuğunuz… Hep onlar yüzünden başınıza gelmeyen kalmıyordu.
Yolda yürürken ayağınız taşa takılsa ya taşa kızarsınız. Ama dönüp kendinize bakmazsınız, kafanızın içinde dolaşıp duran kin, nefret, öfke dolu düşünceleriniz yüzünden yürüdüğünüz yolun bile farkında değilsinizdir. O taş karşınıza çıkmasa başınıza gelebilecek başka dertlerin farkına varamazsınız. Yolda yürüyüp gidiyorsunuz ama aklınız başka, yüreğiniz başka yerde…
Oysa bir baksanız yolda sizin için serpilmiş çiçekleri, taşları, böcekleri ağaçları, arabaları, evleri vs. göreceksiniz. Doğayı yani diğer parçanızı göreceksiniz, aldığınız nefesin kıymetini anlayacaksınız. Düşüncelere değil de AN’a bir dalsanız hayatın şimdiye kadar görmediğiniz mucizelerine tanık olacaksınız.
Bizler o kadar çok yaşanmışlıklarla doluyuz ki, 3-5 dakikalık bir sorun yaşasak onu aylarca bazen yıllarca hatırlayıp, birde pişirip pişirip bize bunları yaşatan kişinin önüne koyarız… ,içimize bakmak, yüreğimizi dinlemek, kabule geçmek hiç aklımıza gelmez.
Her şeye küsmüşüzdür… Önce kendimize küseriz ve bunun farkında bile olmayız. Öyle ya biz mükemmeliz insanlar suçlu… Kendimize küskünlüğümüzün bilincine bile varamadan içimizden ya da dışımızdan etrafımızdaki insanlara küseriz, olaylara küseriz, hayata küseriz.
Oysa hiç gerek yoktur böyle ufak hesaplara… Çünkü tek bir hayatımız var ve bu hayatta değerli olan tek bir AN… Hayatımızda sorunlar yoktur, sıkıntılar yoktur, iyi ya da kötü yoktur, doğru ya da yanlış yoktur. Sadece ve sadece AN’da yaşanan OLAYLAR bir diğer adıyla SEÇİMLER vardır. Yaşadıklarımıza anlam veren biziz, onları, iyi, kötü, berbat, güzel diye biz kalıplaştırırız. Ya yaşadıklarımıza sorun olarak bakarız, ya da alacağımız dersi almak için bakar, dersimizi alır, teşekkür eder yolumuza devam ederiz.
Seçim her zaman size aittir. Ya söylenmeyi seçer ve işlerin daha da sarpa sarmasına sebep olursunuz, ya da kabullenip AN ’ınızın tadını çıkartırsınız.
Dilek Torun
http://www.haberty.com/makale/dilek-torun/saniriz-ki/128.html
“Kişiler ile tanıştığımızda oldukları enerji alanını bariz olarak sezgimizle hissederiz. Nedense bunu dinlemez ve 3. boyutta bize sergilenen davranış ve görüntüye bakarak, hayatımızda o insana yer veririz.
… Biz en büyük hatayı burada yapmaya başlarız. Sezgilerimiz ışık bedenimiz tarafından, iletişimde olduğumuz insanın nur parlaklık derecesine göre bize iletilir. Hata ve sapma payı yoktur.
Ne vakit, biz bu yüce bilgiyi, göz ardı eder ve 3. boyutta bize illüzyon olarak muhataptan yansıtılan, görüntü ve davranışlar üzerinden, yakınlıklarımızı belirler isek, çok acı çekeceğimiz ve üzüleceğimiz bir hatalı yola girmiş oluruz.
İnsanlar davranış, bakış, ses, ifadelerini farklı yansıtabilirler, ASLA ENERJİ ALANLARINI FARKLI YANSITAMAZLAR…
Lütfen bu sözü dikkate alın, mutluluğunuzun bir anahtarı da sezgilerinize kulak tıkamamak, göğsünüzdeki pusulanızı aktif olarak kullanabilmektir. göz ardı etmemektir.
Hayatımdaki en büyük üzüntüleri ve yıkımları sezgimi dikkate almadığımda, ön yargılı davranmayayım diye, insanlara kucak açtığımda yaşadım. Yüreğim ve ruhum bana bir insanı karanlık, kirli, yanına yaklaşmamam gereken hatta iğrendiğim bir yerde gösterirdi. Bu yüzden, bu bilginin gerçekliğinden zerre şüphem yok.Ben, ise yüce gönülllülükle bu kirli, karanlık ve iğrenç olarak gördüğüm insanlara elimi uzattım. Sonuç hep aynı oldu, artık sezgimi dinliyorum ve ona büyük şükranla teşekkür ediyorum.
Bu gerçeği kabul etmek, siz yüce kalpli insanlar için gerçekten güç olacaktır. Çünkü, bizlere koşulsuz sevgi ve kabul öğretildi ve söylendi. Oysa, bu HAK olana HAK şekilde davranmakla ilgilidir. üzerinizdeki edilgen, sevgi ve kabul dolu yapıyı fark edin. O DA BİR İLLUMİNATİ ETKİSİDİR, UYANIN.Sizi enerji olarak düşürmek üzere, düşük titreşimde tutmak üzere verilmiş bir afyondur.” SAM
Kaynak: Avcı Ebru