Kusura Bakma Senden Elektrik Alamadım…

Bu Durumamı Geldik Gerçeten…

Kuzu İncik Malzemeler

(4 kişilik)

  • 4 tane kuzu incik
  • Sıvı yağ
  • 3-4 dal taze biberiye
  • 1 tane soğan
  • 2 diş sarımsak
  • 4 tane patates
  • 2-3 tane domates
  • 1 çorba kaşığı salça
  • 2-3 tane yeşil biber
  • Kekik
  • Tuz
  • 1 çorba kaşığı un
  • Fırın poşeti

Yapılışı

Kuzu incik yapımına bir teflon tavaya biraz sıvı yağ gezdirerek başlıyoruz. Tava kızınca içine biberiyenin yapraklarını ve ardından incikleri atıyoruz. Üzerine biraz tuz serpiyoruz. İnciklerin her taraflarını kızartıyoruz. Başka büyükçe bir kabın içine yemeklik doğradığımız soğan ve sarımsakları, salçayı, 2 çorba kaşığı sıvıyağı, soyup  4’er büyük dilime ayırdığımız patatesleri, küp küp doğradığımız domatesleri, patateslerle aynı büyüklükte kestiğimiz biberleri koyuyoruz. Üzerine tuz ve kekik ekledikten sonra tavadan bir kenara alarak soğuttuğumuz incikleri de koyup elimizle hepsini harmanlıyoruz. Fırın poşetinin içine unu koyup hazırladığımız tüm malzemeleri poşete dolduruyoruz. Poşeti bir fırın tepsisine koyup düzeltiyoruz. Çatalla poşetin üzerinden delikler açıp önceden 200 derecede ısıttığımız fırında 50 dakika pişiriyoruz. Çok güzel bir yemek oluyor. Kuzu kokusunu sevmeyenler poşetin içine biraz daha biberiye koyabilirler.

http://www.yemekveyemek.net/index.php/et/319-kuzu-incik-tarifi.html

Hayatlar evler gibi olabilse keşke.Kapısına kilit vurup biraz dışarı çıkabilseniz.

Fotoğraf

Hayatlar evler gibi olabilse keşke.Kapısına kilit vurup biraz dışarı çıkabilseniz.
Selam veren tanıdıklara, ‘kusura bakmayın ben bir süreliğine tatildeyim ‘ diyebilseniz.

Bülnt Turan

Uy!..

Fotoğraf: :))

Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.

Fotoğraf: Her şey yeterli olsun! Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum. Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum. Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum. Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum. sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum. Son “elveda”yı atlatmana yetecek kadar “merhaba” diliyorum.

Bugünün mesajı sevgili İlknur Boyacıgil kanalıyla Aborjinlerden geldi ♥

Her şey yeterli olsun! Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum. Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.

Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum. Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum. sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum. Son “elveda”yı atlatmana yetecek kadar “merhaba” diliyorum.

28 Kasım 2012 DOLUNAY & Ay Tutulması – Burç ve Yükselen Burçlara Göre Analizler

28 Kasım 2012 günü akşam saat 5′e doğru Ay Tutulması eşliğinde bir Dolunay yaşayacağız. Ay Tutulmaları bir kaos illüzyonu oluştururlar hayatımızda! Ama kaos dahi, hayra vesiledir. Olana direnmek yerine, olayların içinde kendi bütünlüğümüzü korumaya ve yön bulmaya odaklanmak, bizi hiç ummadığımız kadar aydınlık bir ufka doğru götürebilir …  Gölgelerinden kaçanlar değil, onunla yüzleşip, onu tanımlayıp, ışıklarının gölgelerinden daha büyük olduğuna dair inançlarını yitirmeyenler ve umut ve gayretle yola devam edenlerdir, şu hayatın sırrına erecek olanlar! Ay Tutulması soslu bu Dolunay’ı gölgenizin gözünün bebeğine bakmak için kullanın. Unutmayın; iyi kaptanlar fırtınanın kıyısında gezinmezler, fırtınanın gözü denilen merkezini bulup orada dengede kalmaya çalışırlar… Ta ki sular durulana kadar!

Lean on Me diyor Beth OrtonTerry Callier ikilisi  … Bazen bir sestir içimizde dayabildiğimiz tek şey … bizi fırtınada ayakta tutan tek şey ”DAYAN!” diyen bir sestir! Sesimizi bulmak ve başkalarının yaşamında umut veren bir ses olabilmek dileğiyle 🙂  Şarkıyı dinlerken DOLUNAY’ın burçlara göre etkilerini de – hemen alt paragrafta – okuyabilirsiniz… Ama eğer güneşinizin ya da yükseleninizin yeri, girdiği burcun ileri derecelerindeyse, bir sonraki burç yorumunu da okuyun. Çünki bu tür yorumlarda aslolan haritanızdaki ev yerleşimleridir.

KOÇ ve Yükselen KOÇ : Özgürlük güzeldir 🙂 Kafamıza göre takılmak, yüreğimizin götürdüğü yere gitmek, yeni ve bilinmeyenin peşine düşmek daima ufkumuzu açar ve enerjimizi tazeler. Ama insan ilişkileri de gereklidir… Ve ilişkiler talepkardır! Bu Dolunay’da rahat soluk alınacak alanlara sahip olmak, kendi yolunu çizmek, bağımsızlığını korumak ya da kalabalıktan farklı düşünüp davranmak ihtiyacı çok yoğun olacak Koçların.  Aksi gibi de, yakın çevrelerindeki insanlar, olaylar, gündelik yaşamın gel-gitleri yollarına engel çıkartır gibi olacak. Kimseyi kırmamak, ya da zaruri görüneni ihmal etmemek adına, kendinizi zapt-ı rapt altına almak belki de çok zor gelecek. O zaman unutmamanız gereken tek şey denge! Hiç kimse bir ada değildir. Ama yakınlaşmak ve paylaşmak, aynılaşmak da değildir… Bunları sakin sakin anlatamayacak kadar bunalmış hissediyorsanız kendinizi, kavga çıkartmak yerine susun! Sular durulsun, alevlerin yüksekliği azalsın, sesler kesilsin, kalbinizin ritmi biraz normale dönsün. O zaman neyi söze dökmeniz, neyi hayata geçirmeniz, düşüncelerinizi nasıl savunmanız gerektiğini daha iyi farkedersiniz. Bir de küçük uyarı; iyi niyetler de, güzel düşünceler de, davranış ve sözlere yansıtılmak içindir. Hayat içinde tam aksini ya da pek azını ortaya koyabildiğimiz değerlere ne kadar inandığımız ise sorgulanması gereken bir konudur… BUNU DÜŞÜNÜN!

BOĞA ve Yükselen BOĞA : Eksiklik duygusu hiç size göre değil dimi? İhtiyaç duyduğunuzu düşündüğünüz maddi manevi kaynakların musluğu tıkanınca, size birşeyler oluyor 🙂 Eğer birşeyler artık umduğunuz gibi gitmiyorsa; alıştığınız kadar kazanamıyor, beklediğiniz kadar takdir veya talep görmüyor, yaşamda bir tat ve anlam bulamıyorsanız, sorgulamanız gereken birşey var; size sunulan kaynakları, imkanları, zamanı ne kadar verimli kullandınız? Kapılar, sofralar, kucaklar, gönüller, hazineler, sizin önünüze sunulduğunda, düsturunuzu bozduğunuz, abarttığınız, ipin ucunu kaçırdığınız, suistimal ettiğiniz, bir şeyler oldu mu? Başkalarından istediklerinizi alırken, onlara istediklerini vermeyi ne kadar önemsediniz? Galiba bu dolunay biraz kaynak tespiti ve borç kabulü zamanı olacak sizin için. Elinizdekiler size yetmezken paylaşmak, ya da yemediğiniz yemeğin hesabını ödemek zor gelebilir. Ama unutmayın; feda edebildiklerimizdir bizi zenginleştiren! Endişe yükünü sırtınızdan atıp, kendinize bir çeki düzen verin 🙂 Neyi korumak için neden vazgeçtiğinizi bazen göremiyor olabilirsiniz. Şayet sadece sahip olmayı sevdiğiniz için elde tuttuğunuz ama işinize yaramayan ya da hakkını veremediğiniz şeyler varsa, onlarla ilişkinizi gözden geçirin.

İKİZLER ve Yükselen İKİZLER : Aşk kapınızın paspasında yatıyor. Kapıdan kovsanız, nerdeyse bacadan girecek 🙂 Ama sizin benlik duygunuz, özel alanınızı koruma güdünüz, bildiğinizi okuma ihtiyacınız ya da belki sadece ayran gönlünüz, bir kaygı bir gerginlik bir huysuzluk içinde! Uyuşmaktan değil, zıtlaşmaktan, kaynaşmaktan değil ayrışmaktan yanasınız. Mesele şu; siz aşk istiyorsunuz ama bağlılık istemiyorsunuz. Ya da ikili ilişkilerin getirdiği yükümlülüklerden yana ağzınız öyle yanmış ki, şimdi yoğurdu üfleyerek yiyesiniz var. Bazılarınızın yaşamında da, yeni seçimlere, yeni tanımlara, yeni başlangıçlara kalkışmak arzusu var ama hayatınızda varolan kontratlar bileğinize sarılmış sizi geri çekiyor… Bu yalnız duygusal ilişkilerde değil, ortaklık içeren veya karşılıklı taahhütler içeren her konuda böyle. Bu Dolunay’da yaşanacaklar, hangi ortaklıkların size uygun olduğunu ortaya koymakla kalmayacak, sizin de hangi ortaklıklara hazır ve uygun olduğunuzu daha iyi anlamanızı sağlayacak. Hayırlara vesile ola 🙂

YENGEÇ ve Yükselen YENGEÇ:  İstemediğiniz sorumlulukları taşımaktan, neye yaradığı belirsiz emekler vermekten, keyfinizi kaçıran ufak tefek sağlık sorunlarıyla ya da böyle sorunları olan kişilerle boğuşmaktan, yığılmış el atmanızı bekleyen işlerden, sizi boğan düzenlemeler ve rutinlerden ya da başı alınamayan düzensizliklerden pek bi sıkılmış hissedebilirsiniz kendinizi bu Dolunay’da… Biraz içinize çekilmek, sakinleşmek, kendi halinize bırakılmak istiyorsunuz. Ama sanırım bu Dolunay’ın sizin için dersi, huzuru etrafınızda ya da koşullarda değil, içinizde bulmak. Hayatın ipini canımız istediğinde çekip, istemediğinde gevşetemeyiz. Sorumluluklarımızı zamanında yerine getirmediysek, ilk fırsatta yerine getirmek, bunun için çaba ve iyiniyet göstermektir bize huzur verecek olan, kaçmak değil. Ya da aldığımız sorumluluklar bize bu kadar ağır gelmeye, kendimizi esir gibi ya da depresif hissetmemize neden olmaya başladıysa, hastalıktan, huzursuzluktan, zamansızlıktan yıldıysak… belki de yeni bir yaşam düzeni, yeni bir yeme-içme-oturma-kalkma anlayışı, yeni bir iş, ya da hayatımız için yeni bir çerçeve tanımlamak zamanı gelmiştir… Galiba vicdanlı tavır ile yersiz suçluluk duygusu arasında ayrım yapmak, düzen ihtiyacı ile sorumluluk alma kapasitesi arasında makul bir denge kurmak ve paniğe bağlamak yerine iç huzuru bulmayı öğrenmek zorunda Yengeçler! Hımmm enteresan 🙂

ASLANve Yükselen ASLAN : İnsan ilişkilerine ihtiyaç duyuyorsunuz… Eh tabii, vitrinsiz kuyumcumolur, sahnesiz oyuncumolur 🙂 Ama sanki bu Dolunay’da size kendinizi sorgulattıracak sahnede olmanın getireceği yansımalar. Ya kendinizi başkalarıyla karşılaştırıp, kaygılara kapılacak, eksikler bulacak, özgüveninizdeki deliklerinin yerlerini keşfedeceksiniz, ya da kabul edilebilir sınırlar, hoş görülür tutumlar, sorumluluk anlayışınızın gerektirdiği tavırlar içinde kalmak size arzu ettiğiniz konumu getirse dahi, kendinizi fazlasıyla özgünlüğünüzden ve kişisel tercihlerinizden fedakarlık etmiş gibi hissedeceksiniz. Bazı Aslanların da bu Dolunay’da aşk mağduriyeti yaşaması ve girdiği maceraların akıbeti hakkında karar alma mecburiyeti duyması söz konusu… Karar önemlidir Aslanlar’ım karar çok önemlidir! İmajlar yokolur, keyifler biter, heyecanlar durulur… İnsana ne taht baki kalır ne de baht… Gurur da gün gelir yerle bir olur. Baki kalan tek şey onurdur! Onurlu bir karar ve kararlı adımlardır bizi kendi kendimizden hoşnut bırakan.

BAŞAK ve Yükselen BAŞAK : Başaklar bu aralar kapılarını kapatıp, sınırlarını çizip, güvenlik bariyerlerini koyup, ocağın üstüne de bir çorba koyup, huzurlu bir halde oturmayı özlüyorlar. Ama kapılarını çalan çalana… Oluşturmuş oldukları beklentiler, atmış oldukları imzalar, üstlendikleri yükümlülükler var. Dolunay, bu dünyada nereye ve hangi koşulda ait olduklarına karar vermek için onları zorlayacak! Eğer bazı tanım ve yetkiler size ağır gelmeye, bazı işler sizi tatmin etmemeye ya da talepler boyunuzu aşmaya, üzerinizde baskı kuranların beklentilerine uymak sizi kendinizden, özünüzden uzaklaştırmaya başladıysa, o zaman temizlik harekatlarının ve sınırı çizip noktayı koymanın zamanı gelmiş demektir. İç huzurundan ne anladığınızı, güvenlik duygunuzu, aidiyet ihtiyacınızı bu Dolunay’da şöyle bir gözden geçirin. Bazı Başaklar da bu Dolunay’da pozisyonlarını kaybetmekten ya da hedefledikleri pozisyonu elde edememekten endişe edebilirler… Bazı görevler bize verilmiyorsa ya da verilenler elimizden alınıyorsa, bazı evlilikler yürümüyorsa, ya da istesek de evlenemiyorsak, en son ihtiyacımız olan şey endişeye düşmektir. Hiçbirşey sizin çektiğiniz yöne doğru ilerlemiyorsa, boşa kürek çekmeyi bırakın. Kapınızı kapatın, çorbanızı koyun ocağa, karnınızı şükür ve huzurla doyurun. Sonra da yapmanız gerekenleri yapın ve sabah ola hayrola diye yatın uyuyun… Çünki bazen biz ne plan yaparsak yapalım, evrenin bizim için daha iyi bir planı vardır 🙂

TERAZİ ve Yükselen TERAZİ : İletişim ve etkileşim ihtiyacı duyuyor Teraziler bu aralar. Anlamak, sormak, bilmek, anlatmak, dile dökmek, gevşemiş bağlarını yeniden kurmak ya da toptan koparmak istiyorlar. Hem onların hem de muhataplarının eteklerindeki taşları dökecekleri bir zaman olabilir Dolunay… Yargıdan bekleyen işlerinden haberler, çatışmalı netameli ilişkilerinde uzlaşmaya ya da netleşmeye yönelik konuşma veya yazışmalar, karşılıklı itiraflar, ya da göz ardı edilen idrak edilemeyen gerçekleri önlerine ya da zihinlerine düşürecek tesadüfler yaşayabilirler. Bu süreçte hak peşine düşerken haksızlık etmemeye, kendilerini temize çıkartmak için yalan söylememeye, ya da insanları kazanmak için tutamayacakları sözler verip, inanmadıkları yeminler edip, sonra zor durumda kalmamaya, gerçek düşünce ve tercihlerinin ne olduğunu hem kendilerine hem de başkalarına dürüstçe söylemeye önem vermeleri iyi olur. İnandıklarınız, söyledikleriniz ve yaptıklarınız arasındaki gölgeli alanları ve geniş aralıkları kaldırın. Açık ve adil olun! Eğitim hayatları ile ilgili belirsizlikler, gecikmeler yaşayan Terazilerin de yeni fırsatlar yakalayabilecekleri, yeniden gayret göstermeye başlayabilecekleri bir zaman. Ama en önemli bileşenler samimiyet ve gayret!

AKREP ve Yükselen AKREP : Her seçiş bir vazgeçiştir! Akrep bunu pekala bilir… Ama mazohist yanı onu bahar gününde doğa gezmesine değil aile mezarlığına çeker! Acıya mutluluktan daha fazla inanır. Kaybedince rahatsız olmaz da, kazanınca huzursuzlanır. Bulunca bunamaya, kıymet verilince şımarmaya, kısmet verilince oyalanmaya, düz yol önünde dururken yokuşa tırmanmaya pek meraklıdır. Yeni fırsatlar önünüzde gayret göstermenizi bekliyor. Hatta musluğun ağzı açılmış, yeni kaynaklar önünüze akıyor. Bu aşamada yapmanız gereken bir yandan fırsata emek verip kaynağı genişletirken, diğer yandan da eski hesapları ufak ufak kapatmak. Kredi ödemeleriniz dururken, kazanılan parayı çar çur etmek, iyi bir ilişkiniz varken eski sevgilinizle kaçamak yaşamak, değer verdiğiniz ve size değer veren insanları kaybetmenize neden olacak tuhaf modlara girmek bu Dolunay’ın size getireceği sınavlar olabilir. Bazen canınız su çekse bile, ”çeşme ben senin suyundan içmem” demeyi hatırlayın! Yoksa gönlünüzün ve ömrünüzün pınarlarını kurutursunuz…

YAY ve Yükselen YAY : Yaylar, eşlerini arıyacaklar bu Dolunay’da! Eş, yoldaş, yaşam ortağı, iş ortağı bildikleri insanların ellerini arayacaklar… Dostun düşmanın, hayatlarında kalıcı olanın olmayanın adını koymak isteyecekler. Beklenti yüksek olunca, hayal kırıklıkları da büyük olur Dostlar! İnsanlar tam bizim istediğimiz şekilde, tam bizim istediğimiz zamanda, ve tam bizim umduğumuz kadar vermezler onlardan beklediğimiz şeyleri… O yüzden konumlar için insan değil, insanlar için konum biçmektir hayırlı olan! Bu dolunayda yaşayacağınız gelişmelerle, bazı insanlara yüklediğiniz değeri ve yeri sorgulayacaksınız. Kendinizi de sorgulamayı ihmal etmeyin olur mu… Çünki ikili ilişkilere şekil veren daima iki kişidir. Ve içimizdeki çocuğun kalbini asıl teslim etmemiz gereken yer başka eller değildir. Halil Cibran’ın dediği gibi; sadece hayatın elleridir bir kalbi elinde tutabilecek olan … sadece hayat!

OĞLAK ve Yükselen OĞLAK : Kendimizi kurban gibi gördüğümüzde, verdiğimiz emeklerin de bir değeri olmadığını zannederiz. Oysa, bize kendimizi  kaybolmuş, tutsak düşmüş, hiçe yaşamış, herşeyini kaybetmiş gibi hissettiren şey, hayatlarımınız BEKLENTİ üzerine kurulu olmasıdır. Başkalarının bizi yargılamasına ve acımasızca eleştirmesine kızar hatta bu yüzden bunalıma gireriz. Ama biz de aynı acımazsızlıkla başkalarını hatta daha iyisi HAYATI, KADERİ, FELEĞİN ÇARKINI, RABBİN ADALETİNİ yargılar dururuz! İnsan oğlu iki şey ile mağluldür; nisyan (unutuş) ve isyan  🙂 Emeğe odaklanın Dostlar, emeğe… Emeğin insanlar katında değeri her an tam umduğumuz gibi bilinmese ve karşılığını bulmuyormuş gibi görünse dahi, insanın ne kendine ne hayata verdiği emekler boşa çıkmaz. Feleğin çarkı döner ve her şey yolunu bulur… Yeter ki siz ruhunuzun elini bırakmayın!

KOVA ve Yükselen KOVA : Şansım yok demeyin! Çabam var mı diye sorun kendinize bu Dolunay’da başı-dumanlı Kovalar 🙂 Eğer bir şeyler umduğunuz gibi gitmiyorsa, kalbinizi bozmuş, ya da yaptığınızın içine az gönül katmışsınız demektir! Sizi bir deli Kova olarak tasarlarken Alemlerin Rabbi, böyle elinizin ucuyla iş yapın diye tasarlamadı 🙂 Bazılarınız da aşktan umduğunu bulamamış vaziyette değil mi bu aralar… Bir karar arefesinde durduğunuzun farkındasınız. Tek bir öğüt; bazen hiçbirşey göründüğü gibi değildir! Yani bazen umduğunuz kadar iyi, bazen de düşündüğünüz kadar kötü değildir yaşanmakta olanlar… Hangisinin gerçeğe yakın olduğunu anlamak için, kalbinizdeki şu Dolunay ateşinin sönmesini bekleyin. Serinkanlı olduğunuzda ve olaylara mesafe aldığınızda daima daha iyi karar verdiğinizi siz de bilirsiniz.

BALIK ve Yükselen BALIK : Balıklar için ortaya çıkmak, insiyatif almak, varım demek, adını kağıda yazıp altına imzayı atmak zamanı… Ama içinizde bir güvensizlik, bir tedirginlik… Varlığına alıştığınız koşullardan mahrum kalmak, tanıdık bildik iyi kötü alışıldık insanları küstürmek, hatta içinizdeki uykulu tembel öğrenciyi sabah ayazında yola koşmak ihtimali var… Sorumluluk almak, iki yanı keskin bir kılıçtır! Hayatınızın dümenini ele aldığınızda, yolda karşınıza çıkacak fırtınanın da, varacağınız limanın da ikbali ve vebali sizden sorulur. Almadığınızda ise, sizi müsait balık (ya da basitçe alık) belleyip yutmaya kalkacak irili ufaklı çook balık bulunur! Başka balıkların insafına kalmamak için, rotanızı çizin ve yolunuza bakın. Korku ve kaygıları da fazla beslemeyin kalbinizde. Balığın yuvası kovuk olsaydı, yüzgeçleri değil, duvarlara tutunmak için vantuzları olurdu!

http://junoastrology.com/2012/11/28/28-kasim-2012-dolunay-ay-tutulmasi-burc-ve-yukselen-burclara-gore-analizler/

28 Kasım 2012 Yay-İkizler Ekseninde DOLUNAY & Ay Tutulması – GENEL ETKİLER Şimdiye Kadar Okuduğum En İyi Ay Tutulması Yazısı…

Quantcast

15 Kasım’da gerçekleşen Yeni AY’dan beri kimsenin hayatı pek sakin ve sade geçmedi! Yokuş aşağı inen bir kızağa binmişcesine hızlandığını hissediyoruz yaşamımızdaki gelişmelerin… Birçoğumuzun yüreği ağzında 🙂 Ama bu kızağa binip binmemek artık seçim olmaktan çıkmıştı Dostlar. Bu aralar olan herşey, geldiğini aylardır haber vererek bizi hazırlamaya çalışan büyük değişimin, doğal sonucuydu. Bizler, hayatımızın üzerine oturduğunu sandığımız bazı zeminlerin – yerleştiğimiz evler, sosyal konumlar, ekonomik ilişkiler, duygusal bağlar – bir kızak kadar kaygan ve tehlikeli olduğunu yeni farkettik!!! Ne zamandır ”bir terslik var ama ellemeye korkuyorum” dediğimiz her meselenin- altındaki su boruları patlamaya, sigorta panelleri kendini iptal etmeye, damlar akmaya başladı. Yaşamımızın geri kalanında almamız gereken mesafeleri desteklemeyecek olan hiç bir yapı, hiçbir sığınak, hiç bir bağlantı, ayakta kalmıyor… Buna düşünce sistemlerimiz ve davranış modellerimiz de dahil! HATTA … hayatımızdaki maddi ve manevi bileşenlerin niteliği ve onlarla kurduğumuz ilişki, aslında bizim düşünce sistemimiz ve davranış modellerimizin bir yansıması olduğuna göre, asıl değişmesi gereken … galiba BİZİZ!

Gelelim 28 Kasım 2012 günü, Güneş Yay Burcunda seyrine devam ederken, İkizler Burcunda meydana gelecek olan DOLUNAY ve Ay Tutulmasına… Ay-Lilith kavuşumu, Satürn Venüs Kavuşumu, Mars Pluto Kavuşumu, Uranüs Güneş üçgen açısı, Chiron Satürn üçgen açısı, Uranüs ve Ay’ın Satürn Venüs kavuşumuna yaptıkları YOD,  ve hatta Mars Pluto kavuşumu ile Satürn Venüs Kavuşumunun, Ay-Lilith ikilisine yaptıkları karşı YOD gibi ”Yıldız Gözlemcisi’nin Bayramı” cinsinden görünümler var gökkubede…  Bunların her biri ayrı bir yazı eder ya, gelin biz burada onlara tek tek girmeyelim 🙂 Ancak belli ki, bu aralar gerçekleşen olayların vesile olacağı dönüşümler, oldukça uzun vadeli etkiler yaratacak hayatımızda. Hayatımızın geri kalanı ile ne yapmak istediğimizi belirleyeceğimiz bir eşikten geçmekteyiz!

Bu eşiği en hayırlı şekilde geçmek adına nelere dikkat etmemiz gerektiğini çözümlemek için, gelin Dolunay ve Ay Tutulmasının bize verdiği ana mesajı  gözden geçirelim;

Dolunay tırmanan enerjilerin vardığı zirvedir. Ay Tutulması ise, bir hengamenin orta yerinde elektriklerin kesilmesi gibi birşeydir!

İnsan kendini Güneş zanneder! Oysa aslında Yaratan’dan aldığı ışığı yansıtan bir AY’dır. Gökteki AY ise, kristalin üstüne düşen gölge gibidir! Biz AY’ın getirdiği yansımalara kapılır, manilpule olur, kendi odağımızdan çıkar, ve onun değişen ritimleri ile dünya hayatı içinde seyre dalarız. Ay’ın oluşturduğu zanları, kendi duygu ve düşüncelerimiz zanneder, gerçekte AY’ın biz olduğumuzu ve ışığımızı merkezden aldığımızı ise unutur gideriz! Sonra birden AY tutulur… yani elektrikler kesilir 🙂 Birden nasıl hissetmemiz gerektiği hakkındaki referanslar yok olur… etrafımızı göremez duyamaz koklayamaz bir hale geliriz… İşte öyle zamanlar, insanların iki safa ayrıldıkları zamanlardır…

Nasıl mı? Elektrik kesilmesi örneğinden devam edelim; Kimileri ”Ayyy elektrik gittiii!” … ”Ay etrafımı göremiyorum… Şimdi birşeye takılıp düşücem! Çabuk biri bir mum bulsun!” … ”Anneee gelseneeeee… ışık gitti korkuyorummm!” … ”Banyonun ışığını kim kapattı leyynn!!” diye bağırırken, bir aklı selim sahibi, eliyle koymuş gibi bulduğu mumu sakince yakar ve ortalığa yeniden huzur ve düzeni getirir. Mum ışığının dingin, derin ve insanı kendine yaklaştıran bir yanı vardır. Dikkati dağıtmaz … ışığın odaklanmak istenilen yere yoğunlaşmasını sağlar. Bizi de, duyularımızı keskin tutmaya ve özenle davranmaya teşvik eder…

İşte Ay Tutulmaları da böyle bir kaos illüzyonu oluştururlar hayatımızda! Dolunay’ın getirdiği zirve hissinin tam orta yerinde elektrik kesilince, kimileri panik olur ne yapacağını şaşırır iyice, bastırdığı, gözlerden sakladığı ürkek, beceriksiz yanlar, korkular, arzular ortaya çıkar, yani kendiyle yüzleşir. Kimileri ise, karanlıkta bir mum yakmaya odaklanır ve kendini bulur…

Karmaşadan, karanlıktan, yıkımdan, değişimden korkmayın Dostlar! Rabbin eliyle gelen herşey, hayra vesiledir. Olana direnmek yerine, olayların içinde kendi bütünlüğümüzü korumaya ve yön bulmaya odaklanmak, bizi hiç ummadığımız kadar aydınlık bir ufka doğru götürebilir … Hayal ettiklerimiz olduğunda mutlu olacağımızı zannederiz. Bu nedenle hayal edemediğimiz hayırlı ve güzel yarınlara sırtımızı dönüp geçmişimizle kavga ederek geçiririz zamanımızı ve hep gelecekte yine tam istediğimiz gibi birşeyler olup olmayacağını bilmek, yani aslında ” kendi anlayışımız çerçevesinde güvende” olduğumuzun garantisini almak isteriz. Oysa hayat bir ova değil, bir denizdir…

Dolun halindeki Ay, Ay Tutulmasının hemen ardından Lilith ile  yani kendi gölgesiyle kavuşacak bu defa… Umulmadık şeyler, Uranüs’ün düz bir denizi dalgalandıran ani fırça darbeleridir. Umulmayan fırtınalar çıktığında gölgesini görmezden gelenler gafil avlanırlar. Gölgesini bilen ve yönetenler ise, geminin dümenini ellerinde tutup, kara görünene kadar gerekeni yapmaya devam ederler.

Gölgemizi iyi tanıyan ve hayatımızın geri kalanında, onun bizi içine çektiği kaoslar yerine ufka gözünü dikerek çıkış yolunu bulan kaptanlar olmamız dileğiyle 🙂

Bu yazının devamı da olacak… Bir sonraki yazıyla, Dolunay’ın BURÇ ve Yükselen BURÇ’a göre etkilerini aktaracağım. Ama şimdi müzik… Hayatınızın geri kalanıyla ne yapmak istediğinizi Frank Sinatra da merak ediyor 🙂 – Michel Legrand‘ın Cherbourg Şemsiyeleri filmi için bestelediği unutulmaz parça ”What R U doing the rest of your life?”

http://junoastrology.com/2012/11/25/28-kasim-2012-yay-ikizler-ekseninde-dolunay-ay-tutulmasi-genel-etkiler/

Açgözlülük ve Özgürlük (Yaşama dair..)

Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz.

Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki, bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Bu örnekle benzeştirirsek; sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmiyoruz belki de..

-Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,

-Ortalama 15 m2 sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 20-30 kat büyük evlere sahip olmak,

-Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,

-Okumadığımız kitaplara sahip olmak,

-Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak,

-Bize günde 3-5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak… Ya da sahip olduğumuzu sanmak…

O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?

Alıntı

 

 

 

 

Firuze Taşının Özellikleri:*Nazara karşı etkilidir.*Kaygıyı teskin eder.*Kendisini taşıyan kişilerin iyileştirici güçlerini artırır ve bilgeliklerini artırmalarına yardımcı olur.

Fransızların “Türk Mavisi” yani “Turquoiseolarak adlandırdıkları; günümüzde daha çok, Fransızca’dan dilimize giren, “türkuaz” adıyla bildiğimiz değerli bir taş.Fransa’ya Türkler eliyle getirilmiş ilk kez. Eski Fransızca’daki, “Türkten” anlamına gelen “turqois” adı, sonraları “turquoise” diye anılmış ve böylece tüm dillere yerleşmiştir.

Gök mavisi ile yeşilimsi mavi arasında değişen tonlardaki bu değerli taşın bileşimi ise; hidratlı doğal alüminyum fosfat ve bakır. Büyük kütleler arasına dağılmış ince damarlar ya da serbest olarak, böbrek büyüklüğünde yumrular halinde bulunur türkuaz. Çoğunlukla da içinde bakır, demir ve gümüş cevherlerinin damarcıkları vardır. Bileşimindeki cevherlere göre yeşile, hatta sarıya çalan mavi renkli türleri varsa da en değerlileri yine, gök mavi renkli ve iç damarsız olanlardır.

Bu değerli taşı tanımlamak için “gök mavisi” demek yeterli olacaktır. Saydam ve parlak olmadığı halde, değerli sayılan nadir taşlardan biri olan türkuazın, çok eski çağlardan bu yana tılsımlı gücüne inanılır. Eski Türkler’de, Tibet’te, Güney Amerika’nın Colombus öncesi kültürleri olan Maya ve Aztekler’de, Kuzey Amerika’da Kızılderililer’de hep
tılsımlı gücüne inanılmış, kutsal sayılmıştı. İnanışa göre; bu kutsal taşı üzerinde taşıyan insanların, kemiklerinin kırılmayacağı ve hem kendilerinin hem de atlarının kaza geçirmeyeceği inanışı yaygındı.

Nazardan ve kem gözlerden koruduğuna inanılması günümüze kadar uzamış ve yeni doğan bebeklere göz şeklinde türkuaz taşlı altın nazarlıklar ya da türkuaz bezenmiş altın toplar takılması hala yaygındır.

Eski mısırlıların çağında bile çoktan mücevher yapımı için kullanılmıştır. Günümüzde suni üretilen Turkuaz taşları gerçek Turkuaz’ın önemini azaltmıştır. Uzmanlar bile gerçek Turkuazları sunilerinden ayrıt etmekte zorlanırlar

Turkuaz taşının fiziksel etkileri
*Tansiyonu düzenler ve kalp hastalıklarına iyi gelir.
*Sindirim sorunları için; kemer tokası, bileklik ya da yüzük olarak kullanılabilir.


Metafiziksel ve psikolojik etkileri

*Nazara karşı etkilidir.
*Kaygıyı teskin eder.
*Cinsel cazibeyi ve kadınlık özelliklerini artırır.
*Takı olarak, hergün kullanılabilecek bir taştır. Özellikle gümüş içine gömüldüğünde etkisi artar ve dengeyi sağlar.
*Kendisini taşıyan kişilerin iyileştirici güçlerini artırır ve bilgeliklerini artırmalarına yardımcı olur.
*Kederli insanların kederlerini gidermede, ya da bir olayın şokunu yaşayan kişileri o halden kurtarmada faydalıdır. Onlara, bu durumdaki kişilerin ihtiyacı olan huzur
duygusunu verir

 

Ayykkkk… Hayatta Bazen Böyle Hissettiğiniz Olmuyor mU?

Fotoğraf: Wrong way!☺MERAK ETMEYİN GEÇECEK…

13 Milyar Yıl Öncesinden Gelen Işık… Gökbilimciler evrenin erken döneminden kalma bugüne kadarki en parlak cismi tespit etti.

Fotoğraf: 13 Milyar Yıl Öncesinden Gelen Işık Gökbilimciler evrenin erken döneminden kalma bugüne kadarki en parlak cismi tespit etti. Hawaii'de bir İngiliz teleskobunun saptadığı dev boyutlardaki 'süper kara delik', evrenin başlangıç noktası kabul edilen Büyük Patlama'dan sadece 770 milyon yıl sonraki haliyle görülüyor. Keşfin ayrıntılarını Nature dergisinde yayımlayan gökbilimciler, tespit ettikleri ışığın neredeyse 13 milyar yıl mesafe katettikten sonra dünyaya vardığını söylüyor. Araştırmanın evrenin erken dönemine ve süper kara deliklerin oluşumuna ilişkin yeni ipuçları vermesi umuluyor. Yakın zaman içindeki başka araştırmalar dev boyuttaki kara deliklerin evrenin ilk döneminde oluştuğu fikrini pekiştiriyor. Londra'da bulunan Imperial College'da görevli olan, araştırma ekibinin başkanı Dr. Daniel Mortlock, ''Teknik adıyla bir kuasar ile karşı karşıyayız. Kendisi karanlık olan dev bir kara deliğin çevresini saran gaz ya da toz bulutu o kadar yüksek sıcaklığa ulaşıyor ki, bütün bir galaksinin yıldızları yanında sönük kalıyor.'' dedi. Ancak ne kadar parlak olursa olsun, dünyadan bakan birine kızılötesi ufak bir nokta gibi görünüyor. Gökbilimciler bu yeni cisme ULAS J1120+0641 gibi akılda tutması biraz zor bir isim verdi. Tespit edilen kuasar evrende çok uzaklarda olsa dahi, bugüne değin kayda geçen en uzak cisim rekoru, evrenin erken döneminde ölen bir yıldızdan dünyaya ulaşan gama ışın patlamasına ait. Fakat Hawaii'deki teleskobun tespit ettiği kuasar yüzlerce kez daha parlak. BBC'ye konuşan Dr. Mortlock, 13 milyar yıl uzaktan ışık yayan bu gaz ya da toz bulutunun çevrelediği kara deliğin, kütle olarak bizim güneşimizden 2 milyar kat daha büyük olduğunu söyledi.

Hawaii’de bir İngiliz teleskobunun saptadığı dev boyutlardaki ‘süper kara delik’, evrenin başlangıç noktası kabul edilen Büyük Patlama’dan sadece 770 milyon yıl sonraki haliyle görülüyor. Keşfin ayrıntılarını Nature dergisinde yayımlayan gökbilimciler, tespit ettikleri ışığın neredeyse 13 milyar yıl mesafe katettikten sonra dünyaya vardığını söylüyor. Araştırmanın evrenin erken dönemine ve süper kara deliklerin oluşumuna ilişkin yeni ipuçları vermesi umuluyor. Yakın zaman içindeki başka araştırmalar dev boyuttaki kara deliklerin evrenin ilk döneminde oluştuğu fikrini pekiştiriyor.

Londra’da bulunan Imperial College’da görevli olan, araştırma ekibinin başkanı Dr. Daniel Mortlock, ”Teknik adıyla bir kuasar ile karşı karşıyayız. Kendisi karanlık olan dev bir kara deliğin çevresini saran gaz ya da toz bulutu o kadar yüksek sıcaklığa ulaşıyor ki, bütün bir galaksinin yıldızları yanında sönük kalıyor.” dedi. Ancak ne kadar parlak olursa olsun, dünyadan bakan birine kızılötesi ufak bir nokta gibi görünüyor. Gökbilimciler bu yeni cisme ULAS J1120+0641 gibi akılda tutması biraz zor bir isim verdi. Tespit edilen kuasar evrende çok uzaklarda olsa dahi, bugüne değin kayda geçen en uzak cisim rekoru, evrenin erken döneminde ölen bir yıldızdan dünyaya ulaşan gama ışın patlamasına ait. Fakat Hawaii’deki teleskobun tespit ettiği kuasar yüzlerce kez daha parlak.

BBC’ye konuşan Dr. Mortlock, 13 milyar yıl uzaktan ışık yayan bu gaz ya da toz bulutunun çevrelediği kara deliğin, kütle olarak bizim güneşimizden 2 milyar kat daha büyük olduğunu söyledi.

Nas Suresi Yazılı Akik Taşı

İnsana yapılacak en büyük kötülük; Onu bir umudun içine hapsetmektir!

Muhteşem Yüzyıl’da Rolü Artanlar…