Archive | 30 Mart 2019

“Bas git buradan be adam, bugünlük hepimize bu ders yeter” dedi.

ANETTE İNSELBERG BİLGE

 

Bir zamanlar Çin’de yoksul bir adam o denli aç ve bitkin düşmüştü ki kendini tutamayıp bir armut çaldı.
Adamı yakaladılar ve imparatorun karşısına cezalandırılmak üzere çıkardılar.
Hırsız, imparatoru görünce ona şöyle dedi;
“Değerli efendim, çok açtım dayanamadım çaldım. Beni af etmeniz için yalvarıyorum. Af ederseniz, size paha biçilmez bir armağanım olacak.”
İmparator dudak büktü: ”Senin gibi birinde paha biçilmez ne olabilir ki?”
Hırsız, o anda avucunun içindeki armut çekirdeğini uzattı ve; ” Bu çekirdeği ekerseniz, bir gün içerisinde altın meyveler veren bir ağacın yeşereceğini göreceksiniz.”
İmparator bir kahkaha atarak; “Ek o zaman,” der, “altın meyveleri görünce affederim seni.”
Yoksul adam: “Haşmetlim bu tohumu ben ekemem, çünkü ben bir hırsızım. Bu sihirli tohumu ancak ömründe hiç çalmamış, başkalarına haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler tarif edilmez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz.”
İmparator irkildi, suratını astı bir süre düşündü sonra da hırçın bir sesle: ” Ben imparatorum, bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim,” dedi.
Yoksul adam tohumu başbakan’a uzatınca başbakan telaş içerisinde İmparatora dönüp itiraz etti: “Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim. Sihirli tohumu yanlış eker ziyan ederim bence bu tohumu hazinedar başı eksin. ”
Hazinedar başı hemen bahane buldu ve bu görevi bir başkasına devretti.
Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohumu ekme görevinden kaçındılar.
Sonra İmparator doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü, başı önünde duran başbakana, hazinedara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve;
“Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumunun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim” dedi, cebinden bir altın çıkardı yoksul adama tutması için attı herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi sonra da gülerek:
“Bas git buradan be adam, bugünlük hepimize bu ders yeter” dedi.

Bilim İnsanlarına Göre Sessizlik, Beynimizde Yeni Hücrelerin Oluşmasını Sağlıyor!

ANETTE İNSELBERG BEYİN

 

Modern yaşamda pek çoğumuz anbean gürültüyle çevriliyiz. Evde, yolda, işte, okulda daima sesler bize eşlik ediyor ve kendimiz için sessiz anlar yaratmayı çok fazla önemsemiyoruz. Ancak yapılan çalışmalar, sessizliğin bizler için zannettiğimizden çok daha faydalı olduğunu kanıtlıyor…
Kaynak: http://www.lifehack.org/377243/science-s…
Çalışma, 2013 yılında fareler üzerinde yürütülen deneylerle başladı.
“Beyin, Yapı ve Fonksiyon” isimli dergide yayınlanan çalışma kapsamında fareler farklı zamanlarda gürültü ve sessizliğe maruz bırakıldı ve bunların beyinlerinde yaratacağı farklı etkiler gözlemlendi. Ulaşılan sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı; çünkü günde iki saat düzenli olarak sessizliğe maruz bırakılan farelerin beyinlerinin hipokampüs isimli bölümünde yeni hücrelerin oluşmaya başladığı gözlemlendi.
Hipokampüs beynimizin hafıza, duygu ve öğrenmeden sorumlu bölümüdür.
Beyinde yeni hücrelerin oluşumu her zaman sağlığımız için faydalı oldukları anlamına gelmez. Ancak deneyi yürüten isimlerden olan Imke Kirste, bu örnekte, oluşan hücrelerin gerçekten de işlev gösteren nöronlar olduğunu belirtiyor. Öyle görünüyor ki sessizlik, beynimizde fonksiyonel ve tüm beyinle uyumlu nöronların üretilmesini sağlıyor.
Beynimiz sessizlik ânında bilgileri aktif olarak değerlendiriyor ve içselleştiriyor.
Beyinlerimiz adeta bir “default” moda sahip ve yapılan beyin görüntülemeleri, bu hâldeki bir beynin bilgileri durmaksızın değerlendirdiğini gösteriyor. Üstelik dinlenme hâlinde olduğumuzda bile bu bilgi işleme sürecinin devam ettiği biliniyor. Bu da demek oluyor ki aslında dinlenmek ya da günde birkaç saatimizi sessizliğe ayırmak aslında boşa geçmiş zaman değil, aksine bilgilerimizi pekiştirmemizi sağlayan son derece faydalı bir zaman.
Sessizliğin yarattığı bu durum aynı zamanda kişilerin özfarkındalığının artmasını sağlıyor.
Sessizlik sırasında beynimiz yalnızca içsel ve dışsal bilgileri toparlayarak bilinç düzeyimizi arttırmıyor, aynı zamanda kendimizle ilgili farkındalığımızın artmasını da sağlıyor. Dikkatimizi dağıtan bir gürültü ya da iş olmadığı zamanlarda odağımız kendimize ve dış dünyaya yoğunlaşıyor ve adeta beynimiz hiç olmadığı kadar özgürleşiyor.
Gürültü, vücudumuzun ürettiği stres hormonunda kayda değer bir artışa sebep oluyor.
Dikkatimizi etrafımızı çevreleyen gürültüye yöneltmesek ve hatta uyku hâlinde olsak bile etrafımızdaki sesler beynimiz üzerinde büyük etki yaratıyor. Gürültü, temporal lobumuzda bulunan amigdalanın aktif hâle gelmesine ve vücudumuzdaki stres hormonu salınımının artmasına sebep oluyor. Eğer çoğunlukla gürültülü olan bir ortamda yaşıyorsanız, stres hormonu seviyelerinizin normalin üstünde olması şaşırtıcı değildir.
Sessizliğe maruz kalmak ise bunun tam tersi bir etki yaratıyor.
Gürültünün beynimizde yarattığı etkiyi yalnızca sessizlik tersine döndürebiliyor; çünkü sessizlik hem beynimiz hem de bedenimiz üzerinde rahatlatıcı etki yaratıyor. Konu üzerine yapılan çalışmalar, sessiz bir ortamda kalmanın rahatlatıcı müzikler dinlemekten bile daha faydalı olduğunu gösteriyor.
Ayrıca sessizliğin bilişsel becerilerimizi geliştirdiği de kanıtlandı.
Yapılan çalışmalar, gürültünün işte ve okulda kişilerin iş becerilerini zayıflattığını ve çalışma sürelerini uzattığını kanıtlıyor. Kısacası sessizliğin faydası yalnızca boş zamanları değil, çalışma zamanlarımızı da kapsıyor ve zihinsel becerilerimizi arttırıyor. Yaşam alanımızda sessiz bir ortam sağlamak bugün her ne kadar zor olsa da, tüm bu sebeplerden ötürü yapmamız gerekenlerin başında geliyor…

İnanınız çok kere aklına geleni / içinden geçeni / tartmadan, düşünmeden söylemek,

ANETTE İNSELBERG SESSİZLİK

 

Haber fotoğrafçısı talimatı alır almaz hava alanına doğru yola çıktı. Tecrübeli bir pilot 3. pistin yanındaki hangarın önünde çift motorlu bir uçağın içerisinde fotoğrafçıyı bekleyecek bekletmeden olay mahallinin hemen yakınına götürecekti.
Uzun süredir işsiz kaldığı için heyecanla ekipmanlarını aldı ve 3. pisti aramaya koyuldu. İleride bir hangarın önünde motoru ısıtılan, pervaneleri dönen küçük bir uçak görür görmez koştu telaşla uçağa tırmandı ve çantasını koltuğun arkasına atıp kemerini bağlayarak; “Tamamdır haydi hareket edelim! ” dedi. Aceleden pilota bakmamıştı bile.
Pilot konuşmadan dikkatle uçağı piste çıkardı, hızlandırdı ve havalandırdı.
Uçak bir aşağı bir yukarı yalpalayarak sallana sarsıla havalanınca şaşkınlıkla kalın camlı gözlüklü genç pilota baktı. Ter içerisindeki pilot o an sıkı sıkı tuttuğu lövyeden gözlerini kaldırdı ve fotoğrafçıya dönerek; “İyi kalkıştı değil mi hocam?” dedi.
Fotoğrafçı; “Tamam şimdi orman yangınının olduğu bölgede alçal” deyip ekipman kutusunu boşaltmaya koyuldu ki genç pilot; “Niye?” diye sordu. Fotoğrafçı “Resim çekeceğim, ne için geldim sanıyorsun?” diye sabırsız bir sesle cevap verdi.
Pilot önüne döndü ve bir süre sessiz kaldı sonra da sesi titreyerek; “Anlaşılan siz uçuş öğretmeni değilsiniz,” dedi ve sonra da panik içerisinde; “Ben uçak indirme ile ilgili bölümü daha okumadım” dedi.
O an fotoğrafçı aşağıda 3 No’lu pisti, binmesi gereken diğer uçağı ve uçağın yanında yukarıya panik ile el sallayan pilotu ve uçuş öğretmenini gördü !
———————–
Yukarı çıkmadan önce nasıl düşmeden ineceğimizi,
inisiyatif kullanmadan önce bir sonraki seçenekleri ve takip eden adımımızın ne olacağını,
yaptığımıza yorumumuzu katmadan önce onu herkesten iyi yapabilmeyi,
konuşmayı öğrenmeden önce de susmayı bilmek gerekiyor.
İnanınız çok kere aklına geleni / içinden geçeni / tartmadan, düşünmeden söylemek, uçağı yere indirmesini bilmeden pilotluğa soyunmaktan farksız değildir.
Kendini çok akıllı zanneden biri güzel konuşmasını öğrenmesi için oğlunu Sokrat’ın okuluna yazdırmak istiyordu. Sokrat şımarık oğlanla bir süre konuştu ve sonra babasına dönerek bu eğitim için çok yüklü bir tutarı istedi. Baba rakama itiraz edince de “Hiç de fazla istemedim, çocuğunuza konuşmayı öğretmek çok kolay ama ona susmayı öğretmek çok zor olacak” dedi.
Hem avukat hem de siyasetçi olarak yaşamı boyunca konuşmak zorunda kalan Abraham Lincoln şöyle demiş; “Better to remain silent and be thought a fool than to speak out and remove all doubt.” (Birileri sessiz kaldığınız zaman aptal olduğunuzdan şüphelenebilirler. Yine de ağzınızı açmayın çünkü konuştuğunuzda şüpheleri doğrulayabilirsiniz.)
Bir de güzel konuşanları çok dinlemekle iyi bir konuşmacı olunmuyor. “İzlemekle ustalık olabilse idi kediler ciğerci olurlardı” diye harika bir atasözü var.
—————
(Şemini)