Bu hikaye enerjimizi yaşamdan keyif alıcı ve hep çözüm üretici bakış açıları yakalamaya yönelmemizi öğretir.

judo_dibuix[1]

Japonya’da küçük bir çocuk geçirdiği bir kaza ile sol kolunu kaybetmişti . Yaşıtları okul bahçesinde koşup oynarken mahsun sessiz oturup onları seyrettiğini gören ailesi ve öğretmenleri çok üzülüyorlar aralarında ne yapabileceklerini konuşuyorlardı. Okula yeni tayin olan judo öğretmeni biraz düşündükten sonra çocuğun yanına giderek onu okulun judo takımına davet etti. Bu şaşırtıcı teklif karşısında ne yanıt verebileceğini bilmeyen çocuk Japon terbiyesi ile teşekkür etti ama öğretmene olanca nezaketi ile arkadaşlarının önünde komik ve aciz görünmek istemediğini belirtti. Öğretmen sorunun nedenini anlamamış gibi “yeterince gayret gösterir dersleri takip edersen başarmaman için neden yok “ yanıtını verdi.
İlk dersten itibaren öğretmen bu öğrenci ile özel olarak ilgilenmeye başladı. Her ders başladığında önce bir kaç ısınma hareketi yaptırıyor sonra da öğrencisine belirli tek bir hareketi öğretiyordu. Dersler boyunca sadece o tek hareketi çalıştılar. Çocuk “başka hareket öğrenmeyecek miyim?” Diye sorduğunda öğretmen “sence o hareketi yeterince öğrendin mi ki başka hareket öğrenmek istiyorsun?” diye soru ile yanıt veriyor ve o hareketi çalıştırmaya devam ediyordu .
Bölge okulları arasında turnuva için takım seçmeleri o yıl okulda yapılmadı. Öğretmen herkesin şaşkın karşılamasına karşın okulu temsil etme görevini tek kollu çocuğa verdi. Okulu tek kez olsun bir maça çıkmamış tek bir hareketten başka hiç bir hareket bilmeyen tek kollu bir öğrenci temsil edecekti. Okul idaresi ve veliler çocuğu incitmemek için sustular.
Turnuva gelip çattığında ringe çıkarken çocuk öğretmenine “Ben sadece tek bir hareket biliyorum!” dedi. Öğretmen de; “O tek hareket sana yeter!” diye cevap verdi.
Gerçekten de ilk maçta çocuk o tek hareketle maçı aldı bir üst tura geçti. Daha sonraki bütün karşılaşmaları da herkesin şaşkın bakışlarına karşın o tek hareket ile kazandı ve finale kaldı. Finalde de yılların şampiyonunu aynı hareketle yendi ve kupayı aldı.
Çocuk sevinç içinde idi ama olanları hiç anlamamıştı. Kupayı aldığında öğretmeninin önünde saygı ile eğildi ve sordu “Bu nasıl oldu hocam?” Öğretmen gülümseyerek yanıt verdi “ Senin yaptığın o hareketten kurtulmanın tek bir yolu var ve hiç biri onu yapamazdı. O hamleden kurtulmak için senin sol elini tutmaları gerekiyordu”
——————–
Bu bilinen öykünün ne anlatmak istediği çok açık. Çoğumuz sahip olmadıklarımıza , eksiklerimize, yolumuzdaki engellere kafayı takar başarısızlığı ve beceriksizliği kendi kendimize yaşamımıza davet ederiz. Oysa olanaklar en az engeller kadar vardır. Beceremeyeceğimizi düşünmemize sebep de, başarabilmenin yolunu bize bulduran da bizim kendi bakış açımızdır. Franz Kafka şunu demiş; “Do not waste your time looking for an obstacle – maybe there is none.” (zamanını hep engel aramakla geçirme, belki de engel yoktur)
Bakış açısı gerçekten önemlidir. Bana göre yalnız karakter/kültür vsr de etkin değil, bu konuda insan kendini terbiye edebilir. Örneğin kalkış saatini bilmediğiniz bir otobüse binmek için terminale gittiğimizde bir önceki otobüsün az önce kalktığını görmüş isek üzülüp hayıflanmak yerine bir sonraki otobüse erken geldiğimiz için sevinmeyi pekala kendimize öğretebiliriz.* Ve Japonya’da küçük bir çocuk geçirdiği bir kaza ile sol kolunu kaybetmişti . Yaşıtları okul bahçesinde koşup oynarken mahsun sessiz oturup onları seyrettiğini gören ailesi ve öğretmenleri çok üzülüyorlar aralarında ne yapabileceklerini konuşuyorlardı. Okula yeni tayin olan judo öğretmeni biraz düşündükten sonra çocuğun yanına giderek onu okulun judo takımına davet etti. Bu şaşırtıcı teklif karşısında ne yanıt verebileceğini bilmeyen çocuk Japon terbiyesi ile teşekkür etti ama öğretmene olanca nezaketi ile arkadaşlarının önünde komik ve aciz görünmek istemediğini belirtti. Öğretmen sorunun nedenini anlamamış gibi “yeterince gayret gösterir dersleri takip edersen başarmaman için neden yok “ yanıtını verdi.
İlk dersten itibaren öğretmen bu öğrenci ile özel olarak ilgilenmeye başladı. Her ders başladığında önce bir kaç ısınma hareketi yaptırıyor sonra da öğrencisine belirli tek bir hareketi öğretiyordu. Dersler boyunca sadece o tek hareketi çalıştılar. Çocuk “başka hareket öğrenmeyecek miyim?” Diye sorduğunda öğretmen “sence o hareketi yeterince öğrendin mi ki başka hareket öğrenmek istiyorsun?” diye soru ile yanıt veriyor ve o hareketi çalıştırmaya devam ediyordu .
Bölge okulları arasında turnuva için takım seçmeleri o yıl okulda yapılmadı. Öğretmen herkesin şaşkın karşılamasına karşın okulu temsil etme görevini tek kollu çocuğa verdi. Okulu tek kez olsun bir maça çıkmamış tek bir hareketten başka hiç bir hareket bilmeyen tek kollu bir öğrenci temsil edecekti. Okul idaresi ve veliler çocuğu incitmemek için sustular.
Turnuva gelip çattığında ringe çıkarken çocuk öğretmenine “Ben sadece tek bir hareket biliyorum!” dedi. Öğretmen de; “O tek hareket sana yeter!” diye cevap verdi.
Gerçekten de ilk maçta çocuk o tek hareketle maçı aldı bir üst tura geçti. Daha sonraki bütün karşılaşmaları da herkesin şaşkın bakışlarına karşın o tek hareket ile kazandı ve finale kaldı. Finalde de yılların şampiyonunu aynı hareketle yendi ve kupayı aldı.
Çocuk sevinç içinde idi ama olanları hiç anlamamıştı. Kupayı aldığında öğretmeninin önünde saygı ile eğildi ve sordu “Bu nasıl oldu hocam?” Öğretmen gülümseyerek yanıt verdi “ Senin yaptığın o hareketten kurtulmanın tek bir yolu var ve hiç biri onu yapamazdı. O hamleden kurtulmak için senin sol elini tutmaları gerekiyordu”
——————–
Bu bilinen öykünün ne anlatmak istediği çok açık. Çoğumuz sahip olmadıklarımıza , eksiklerimize, yolumuzdaki engellere kafayı takar başarısızlığı ve beceriksizliği kendi kendimize yaşamımıza davet ederiz. Oysa olanaklar en az engeller kadar vardır. Beceremeyeceğimizi düşünmemize sebep de, başarabilmenin yolunu bize bulduran da bizim kendi bakış açımızdır. Franz Kafka şunu demiş; “Do not waste your time looking for an obstacle – maybe there is none.” (zamanını hep engel aramakla geçirme, belki de engel yoktur)
Bakış açısı gerçekten önemlidir. Bana göre yalnız karakter/kültür vsr de etkin değil, bu konuda insan kendini terbiye edebilir. Örneğin kalkış saatini bilmediğiniz bir otobüse binmek için terminale gittiğimizde bir önceki otobüsün az önce kalktığını görmüş isek üzülüp hayıflanmak yerine bir sonraki otobüse erken geldiğimiz için sevinmeyi pekala kendimize öğretebiliriz.* Ve bu bakış açısı giderek bizi hem olumlu bir insan yapar hem de bize enerjimizi yaşamdan keyif alıcı ve giderek hep çözüm üretici bakış açıları yakalamaya yönelmemizi öğretir.
Akıllı kişi, gelişmelerin ve etrafındaki insanlar dahil her şeyin sunduğu fırsatları ve renkleri fark etmeye yönelik düşünebilen insandır.
(Naso)
Akıllı kişi, gelişmelerin ve etrafındaki insanlar dahil her şeyin sunduğu fırsatları ve renkleri fark etmeye yönelik düşünebilen insandır.
(Naso)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s