Ölümsüzlük meyvesi hünnap

olumsuzluk-meyvesi-hunnap-b[1]

Hünnap meyvesinin faydaları nelerdir?

Minicik cüssesiyle şifa dağıtan mucize meyve hünnap pek çoklarına tanıdık gelmeyebilir. Eylül ve Ekim aylarında taze olarak bulunabilen, yılın geri kalanında ise kuru olarak tüketilen hünnabın faydaları saymakla bitmiyor.

Ölümsüzlük meyvesi hünnap
İçindeki vitaminler ve antioksidan özelliğiyle pek çok hastalığın iyileştirilmesini destekliyor, vücuda enerji veriyor, kilo vermeye yardımcı oluyor, cilt sağlığına ve kas gelişimine katkıları bulunuyor. Ayrıca antioksidan özelliği ile meme kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerine karşı vücudu koruyor.

Marmara Bölgesi, Batı ve Güney Anadolu’da bolca bulunan bu minik lezzet küpü öyle faydalı ki, Çin’de “ölümsüzlük meyvesi” ya da “Tanrı’nın bir hediyesi” gibi sıfatlarla anılıyor.

İlkbaharda sapsarı çiçekler açıp etrafa misler gibi kokular saçan hünnap ağacının meyveleri sonbahara doğru olgunlaşıyor. Eylül başından Ekim sonuna kadar tezgahlarda ve marketlerde bolca bulunuyor. Zeytin büyüklüğünde olan hünnap meyvesi, dış görünüşü itibariyle iğde meyvesiyle karıştırılabiliyor. Üzerinde kahverengi tonlarında incecik bir kabuğu bulunan meyve, Türkiye’de halk arasında “innabi”, “ünnap” ya da “çiğde” isimlerini de alıyor. Çiğ, reçel olarak ya da tatlı ile yenebiliyor.

 

Faydaları say say bitmiyor

Düşük kalorili oluşu ve enerji vermesi nedeniyle, kilo verme konusunda yardımcı oluyor, özellikle spor yapanlara önemli bir destek veriyor.
İçindeki A ve bolca C vitamini sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor, vücudu hastalıklara karşı koruyor.
Niyasin olarak da bilinen B3 vitamini sayesinde kan dolaşımının düzenli bir şekilde devam etmesini sağlıyor.
Yine B3 vitamininin etkisiyle, sinir sistemi fonksiyonlarının da sağlıklı bir şekilde sürdürülmesine katkıda bulunuyor.
Güçlü antioksidan özelliği nedeniyle bu minicik meyve, karaciğer rahatsızlıklarının iyileşme sürecine olumlu etkilerde bulunuyor.
Antioksidan özelliği, cilt sağlığını koruma ve cildi güzelleştirme konusunda da önemli katkılar sağlıyor.
Kabızlık gibi durumlardan kolayca kurtulmayı sağlıyor, sindirim ve boşaltım sisteminin düzenli çalışmasına destek oluyor. Tabii çok tüketmemek kaydıyla…
İçindeki kalsiyum ve magnezyum sayesinde kemik ve kas gelişiminde önemli bir rol üstleniyor.
Hünnabın içinde potasyum da bol miktarda bulunduğundan kalp ve damar sağlığını destekleyici etkiler gösteriyor.
Hünnap kanser türlerine karşı etkili
Yapılan araştırmalara göre hünnap antioksidan etkisi sayesinde, meme kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerine karşı vücudu koruyor ve kanserli hücrelerin büyüyüp yayılmasına engel oluyor. Antioksidanlar, vücuda giren serbest radikallerle reaksiyona girip vücuda zarar vermelerini önlüyor.
Hamilelik veya emzirme dönemlerindeki kadınların ve ağır hastalıklarla mücadele edenlerin, hünnap ya da günlük rutinleri dışındaki farklı bir yiyeceği tüketmeden önce doktorlarına danışması öneriliyor.

Hünnap meyvesinin faydaları nelerdir?

Önemli Kadın Ressamlarımızdan Fahrelnisa Zeid’in 23 Tablosu

 

1901 yılında Büyükada’da doğan Fahrelnisa Zeid, pek çok sanatçı yetiştirmiş Kabaağaçlı ailesindendir.
Ailenin geçmişi asker kökenlidir. Dedesi Miralay Mustafa Asım Bey, Afyon’un Kabaağaçlı köyüne yerleşip burada bir çiftlik sahibi olduğundan, aile Kabaağaçlı soyadını almıştır. Oğullarından Cevat Paşa, Abdülhamit’in sadrazamlığını yapmıştır. Diğer oğlu Şakir Paşa da asker olmasının yanı sıra aynı zamanda diplomattır ve Osmanlı Devleti’ni yurt dışında elçi olarak iki kez temsil etmiştir. Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı ve ressam Aliye Berger, Fahrelnisa Zeid’in kardeşleridir. Yine kendisi gibi ressam olan Nejad Devrim oğlu, tiyatro oyuncusu Şirin Devrim ise kızıdır. Seramik sanatçısı Füreya Koral ve ressam Cem Kabaağaçlı da yeğenleridir.

sakir-pasa-ve-ailesi[1]

 

Şakir Paşa Ailesi
En arkadaki kisi Şakir Paşa’dır. En altta oturan çocuklar (soldan sağa) Fahrelnisa, Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı) ve Aliye’dir.
Ailesi kendisine Fahrünnisa diye hitap etse de, yurt dışında ve resimlerindeki imzada adını Fahrelnisa olarak kullanmayı tercih etmiştir. Resme olan ilgisinin çocuk yaşlarda başladığı bilinmektedir. 9-10 yaşlarında başlayan bu ilgi, 14 yaşındayken olgun ressamlar gibi desenler çizmesini sağlamıştır.

fahrelnisa-zeid-mevleviler[1]

Mevleviler, 1912

 

Akademik eğitimine Sanayi-i Nefise’nin ilk öğrencilerinden olarak başlayan Zeid, daha sonra Paris’te Ranson Akademisi’nde Stalbach ve Bissière’nin yanında, 1929-30 yıllarında da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde Namık İsmail’in yanında resim çalışmalarına devam etmiştir.
İlk evliliğini İzzet Melih Bey ile yapmıştır. Ressam Nejad Devrim ile oyuncu Şirin Devrim bu evlilikten olan çocuklarıdır. Bu dönem kendisi, güzelliği ve kültürü ile belli çevrelerde oldukça beğenilen ve popüler bir isimdir. O dönemki güzellik yarışmalarında jürilik yaptığı bilinmektedir. Bunların dışında İngiltere’nin Türkiye büyükelçisi Clerk’in eşinin yazdığı bir Fransızca tiyatro oyununda oynadığı da bilinmektedir. Dönemin sanat çevrelerinin aranan isimlerindendir. Bir süre resim çalışmalarına ara verdikten sonra 1942’de D Grubu Ressamları’na katılmıştır. 1944’te Maçka’daki evinde ilk özel sergisini açmış, ardından da Avrupa’ya giderek Londra ve Paris’te yaşamıştır.

fahrelnisa-zeid-emin-efendi-lokantasi[1]

Emin Efendi Lokantası, 1944

fahrelnisa-zeid-buyukderede-kis[1]

Büyükdere’de Kış, 1946
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki erken dönem desen çalışmaları figüratif nitelikte, anıtsallık kaygısıyla yapılmış ve daha çok iç mekan tasvirleri olarak karşımıza çıkar. Bu iç mekan çalışmalarında daha çok minyatürleri andıran bir mekan kurgusu vardır. Kalın boyalı, derinlik yanılsamasının kasıtlı olarak ihmal eden ve renklerin ön planda olduğu bu dönem resimleri Matisse’yi anımsatmaktadır.

fahrelnisa-zeid-isimsiz[1]

İsimsiz, 1950

fahrelnisa-zeid-soyut-kompozisyon[1]

Soyut Kompozisyon, 1951
1940’ların sonu, artık en bilinen yapıtları olan soyut kompozisyonlarına yönelmeye başladığı yıllardır. Bunlar son derece anıtsal ve ışıklı renklerin kullanıldığı, yoğun bir lirizm içeren eserlerdir. Fahrelnisa Zeid’in sanatındaki soyutun kaynakları üzerine, dönemin eleştirmenleri birbirinden farklı görüşler dile getirmiştir. Avrupalı eleştirmenler oryantalist ve politik bir ilgiyle onu ele almış ve sanatındaki öğelerde özellikle Doğu’ya dair izler aramışlardır. Geometrik ve serbest soyutlamacı kompozisyonlardan oluşan bu yapıtlarda kimilerine göre bir İslami estetik söz konusudur. Batılı sanat ortamı Zeid’i Doğulu bulurken, aynı dönem Türkiye sanat ortamı ise fazla Batılı bulmaktadır. Zeid’in kendisini Türkiye sanat ortamının belirleyici tartışma ve ideolojilerinin dışında tutması, onun burada yeterince yerli kabul edilmemesine yol açmıştır.

 
Fahrelnisa Zeid, 1950-1960 yılları arasında bir yandan da Amerikan soyut dışavurumculuğunun romantik kanadını anımsatan bir soyuta ulaşmıştır. Resimsel ayrıntılardan çok malzemenin kendini okutması isteği öne çıkar, konu bu dokulandırma ve boyamanın gerisinde kalır.

fahrelnisa-zeid-gunes-arenasi[1]

Güneş Arenası, 1962
Büyük tuval üzerine küçük kareler, üçgenler, dörtgenlerden oluşan geometrik formları sarı, kırmızı, yeşil, beyaz ve mor renklerin en parlak, çarpıcı değerleriyle coşkuyla boyamıştır. Kontrast renkler cesaretle uyum endişesi taşımadan kullanılmış olmakla birlikte, bu zıt renkler sabırla bir araya getirilerek çok farklı, özgün ve çarpıcı bütünler oluşturmuş, ışıldayan, dağılan küçük renkli geometrik parçaların yarattığı bir ağa dönüşmüştür.

fahrelnisa-zeid-break-of-the-atom-and-vegetal-life[1]

 

Break Of The Atom And Vegetal Life (Atom Patlaması ve Bitkisel Hayat), 1962
Zeid, 2013’te bu tablosunun satışıyla Ortadoğu’nun en yüksek fiyatla satılan eserini resmeden kadın sanatçı unvanını kazandı. Zeid bu resminde İslam hat sanatının estetiği ile Sufizmin mistik karakterlerini, Paris’te bulunduğu yıllarda etkilendiği Bizans ve Batı sanatının estetiği ile harmanlamıştır. Onun resimlerindeki yazısal ritim ve geometri, hiç kuşkusuz tasavvufi, kendini yineleyen, geometriye ve çizgiye dayalı Doğu gizemciliğinin bir uzantısıdır. Bu anlamda çizgi ve geometri, yapı kuran değil ama yinelenen bir kendinden geçişe karşılık gelmektir. O nedenle, Zeid’in soyut sanatında, temelinde mistisizm olan üç ayrı gösterimden söz etmek gerekecektir: İzlenimler, doğaçlamalar, kompozisyonlar.

 

fahrelnisa-zeid-billur-gozlu[1]

Billur Gözlü
1934’te İzzet Melih Bey ile olan evliliğini bitirerek, Prens Emir Zeid ile evlenmiştir. Emir Zeid, Ürdün kralı Abdullah ile Irak kralı Faysal’ın küçük kardeşidir ve o dönem Ankara’da Irak elçisi sıfatıyla bulunmaktadır. Bu evlilikten sonra Fahrelnisa Zeid, prenses unvanını almıştır ve Avrupa ülkelerindeki sanatsal çalışmalarında da kendisinden Prenses Fahrelnisa olarak bahsedilmiştir. Eşinin elçilik yaptığı Berlin ve Londra’nın yanı sıra, Prens Emir Zeid’in kral naibi olduğu dönemde bir ara Bağdat’ta da yaşamıştır. Prens’ten, Raat Zeid adında bir oğlu olmuştur. Irak’ta çıkan isyan sonucu kral ve yakınları öldürülmüş, dolayısıyla yeni hükümet Emir Zeid’in Londra büyükelçiliği görevine son vermiştir ve Zeid çifti bunun üzerine Paris’e yerleşmiştir.

fahrelnisa-zeid-paris-vegatable-market[1]

 

Paris Vegetable Market
Fahrelnisa Zeid eşinin ölümünün ardından, oğlunun görev yapmakta olduğu Ürdün’e gitmiş ve Amman şehrinde yaşamaya başlamıştır. Sanatçı 1991 yılındaki ölümüne kadar da burada yaşamayı sürdürmüştür. Zeid’in ölümü üzerine Ürdün kralı, ülkesinde ulusal yas ilan etmiştir. Prenses Fahrelnisa, Ürdün Kraliyet Mezarlığı’na defnedilmiştir.

fahrelnisa-zeid-ammanda-turk-sefiresi[1]

 

Amman’da Türk Sefiresinin Portresi, 1980
Zeynep Oral onunla bir söyleşi yaptığında “Neden portre?” diye sorar. Aldığı yanıt şöyledir: “Eşim Zeid’imi yitirdikten sonra kendimi bir uçurumun başında buldum. Boşluğa yuvarlanmamak için, bomboş atölyemde bana bir mevcudiyet gerektiğine inandım. Ve Zeid’in portresini yapmaya başladım. Artık atölyemde yalnız değildik. Portre ve ben birbirimizi bulmuştuk.”

fahrelnisa-zeid-nofa[1]

Nofa, 1980
Fahrelnisa Zeid, Nofa isimli yapıtında Ürdün’ün önde gelen ailelerinden bir öğrencisinin üç kızından en büyüğünün on beş yıl sonraki halini tasavvur ederek resmetmiştir.

fahrelnisa-zeid-cerkez-gelin[1]

Çerkez Gelin
Fahrelnisa Zeyd, Ürdün’ün önde gelen ailelerinden bir öğrencisinin kardeşinden esinlenerek 1980’li yılların başlarında resmetmiştir Çerkez Gelin tablosunu.

fahrelnisa-zeid-kirmizili-kadin-portresi[1]

Kırmızılı Kadın Portresi, 1984

fahrelnisa-zeid-divine-protection[1]

Divine Protection, 1981

Fahrelnisa ve Çocukları
Londra’da 4, Paris’te 6 sergi açmıştır. Londra’da 1947 yılındaki sergisinin açılışına İngiltere kraliçesi Elizabeth de gelmiştir. Adolf Hitler’in Zeid’in resimlerinden övgüyle bahsettiği de bilinmektedir. Bunun dışında Amman’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde, İsviçre’de ve Belçika’da eserleri sergilenmiştir. Dünyanın sayılı müzelerinde, imzasını taşıyan tablolar bulunmaktadır.
Nejad Devrim’in eşi Maria Devrim “Eşimin annesiyle ilişkisi zor bir ilişkiydi, çünkü Fahrelnisa Zeid oğlunu kıskanırdı” diyor. Oğul ise annesine olan hayranlık ve kızgınlıklarıyla resme sarılıyor, annesiyle resim aracılığıyla hesaplaşmak ve belki de bu şekilde kendini bulmak istiyor. Oğul annenin peşinden koşarken kendini buluyor, ressam Nejad Melih oluyor.

Tüm Sıkıntılarımızı Küçük Bir Yumak Haline Getirdiğimizi Hayal Ediyoruz…

IMG_8129

Günlük sakızı (Buhur)’un mucizevi faydaları?

28871829_228817047688425_8070687309890821110_n[1]

 

Dr.Aidin hanımın tavsiyesi Günlük sakızı!
Günlük sakızı (Buhur)’un faydalarını duymuş muydunuz?
Akgünlük ağacının reçinesinden elde edilen bir sakız günlük sakızı. Kadim geleneklerde de, kadim tıpta da önemi çok büyük. Koruyucu hekimlikte de çok kullanılmış, hastalıkların direkt tedavisinde de. Faydaları da saymakla bitmez denecek cinsten. Gün içerisinde günlük sakızı çiğnemeyi adet edinmek, pek çok hastalığı önlemeye ve tedavi etmeye yardımcı olabilir. Dr. Aidin Salih, günlük sakızı hakkında şunları söylüyor:
Günlük sakızı fizyolojik açıdan çok etkilidir. En çok akciğer, beyin ve karaciğer hastalıklarında kullanılır. Akciğerde, beyinde oluşan tümör veya kanserlerde günlük sakızını mutlaka öneriyoruz.
Günlük sakızı çiğnenerek, toz halinde yutularak veya yağı ile masaj uygulanarak kullanılır. Çocuklar günlük sakızını bal ile çiğneyebilirler. Günlük sakızı acı bir drog olmasına rağmen emziren annelerin de kullanabileceği bir drogtur.”

Gazetenin geri dönüştürülmüş hammaddesi içinde bulunan tohumlar, yeşerip çeşitli bitkilere dönüşmekte.

28166604_10155585772364541_393301559834041595_n[1]

Japonya’nın en çok okunan gazetelerinden biri olan Mainichi Shimbunska, %100 sürdürülebilir bir gazete tasarımıyla dikkat çekiyor.

Bu gazeteyi okuduktan sonra toprağa gömdüğünüzde, kendi ana maddesi olan bitkiler yetişiyor.

”Çevreci Gazete” diye adlandırılan Mainichi Shimbunsha, toprakla buluştuğunda gazetenin geri dönüştürülmüş hammaddesi içinde bulunan tohumlar, yeşerip çeşitli bitkilere dönüşmekte.

Gazetenin mürekkebi ise sebze kaynaklı ve bitkiler için gübre görevi görüyor…