Archive | 27 Mart 2017

Ayna Meditasyonu (Osho)

ayna[1]

 

 

ÇEMBERİ TAMAMLA

Bilincin dışarı doğru akıyor, bu bir gerçek, bir inanç sorunu değil. Bir nesneye baktığında, bilincin nesneye doğru akar.

Örneğin, bana bakıyorsun. Bunu yaptığında kendini unutursun, bana odaklanırsın. O zaman enerjin bana doğru akar, gözlerin bana doğru yönelir. Bu ilginin içten dışa dönmesidir.

Bir çiçek görürsün ve büyülenirsin, çiçeğe odaklanırsın. Kendini unutursun, sadece çiçeğin
güzelliğiyle ilgilenirsin.

Bunu biliyoruz, her an olur. Güzel bir kadın geçer ve birden enerjin onu izlemeye başlar. Işığın böyle dışarı doğru akışını biliriz.

Bu hikayenin sadece yarısıdır. Işığın dışarı doğru her akışında, sen arka plana düşersin, kendine ilgisizleşirsin.

Aynı anda hem özne hem de nesne olabilmen ve bunun yanında kendini de görebilmen için ışığın geri dönmesi gerekir. O zaman kişisel farkındalık ortaya çıkar. Genelde, yalnızca bu yolun ortasında, yarı canlı, yarı ölü yaşarız, durum budur. Işık yavaş yavaş dışarı akmaya
devam eder ve asla geri gelmez. Şunu görüyorsun, bunu görüyorsun, enerjiyi hiçbir şekilde gören kişiye döndürmeden sürekli görüyorsun.

Gündüz dünyayı görüyorsun, gece rüyalar görüyorsun, sürekli nesnelere bağımlı kalmaya devam ediyorsun. Bu enerji israfıdır.

Taocu inanışa göre, enerjiyi geri döndürmenin gizli ilmini öğrenirsen, ilgin dışa döndüğünde kullandığın bu enerjiyi kaybetmek yerine çok daha belirgin bir hale getirebilirsin. Bu mümkün; konsantrasyon yöntemlerinin hepsinin bütün hüneri budur.

AYNA MEDİTASYONU

Bir gün, sadece bir aynanın önünde durarak küçük bir deney yap. Aynaya bakıyorsun, aynada kendi
yüzün, aynada kendi gözlerin. Sonra bir an için bütün işlemi tersine çevir. Aynadaki yansımanın sana baktığını hissetmeye başla, sen yansımaya bakmıyorsun, yansıma sana bakıyor.

Çok tuhaf bir boşlukta olacaksın. Taocu kitaplarda sözü edilmese de, bu bana herkesin kolaylıkla yapabileceği en basit deney gibi görünüyor.

Sadece banyondaki aynanın önünde durarak, önce yansımaya bak: sen bakıyorsun ve yansıma senin nesnen. Bu ilginin dışa dönmesidir: aksettirilmiş yüze bakıyorsun, kendi yüzüne tabi ki ama bu yansıma senin dışında bir nesne. Sonra konumu tamamen değiştir, işlemi tersine çevir. Yansıma olduğunu hissetmeye başla ve yansıma sana bakıyor. Anında bir değişim olduğunu, büyük bir enerjinin sana doğru aktığını göreceksin.

Bunu yalnızca birkaç dakikalığına dene, canlanacaksın ve çok büyük bir güç içine girmeye başlayacak. Korkabilirsin bile, çünkü bu hiç tanımadığın bir şey; tam bir enerji çemberini daha önce hiç görmedin.

Başlangıçta ürkütücü olabilir, çünkü bunu daha önce hiç yapmadın ve hiç bilmediğin bir şey; çılgınca gelecek. Sarsılabilirsin, içinde bir titreme yükselebilir ya da kafa karışıklığı hissedebilirsin, çünkü şimdiye kadar yönün hep dışarı doğru oldu.

İçe yönelişin yavaş yavaş öğrenilmesi gerekir. Ancak çember tamamlanmıştır. Bunu birkaç gün yaptığın takdirde, gün boyunca kendini çok daha canlı hissettiğini görerek şaşıracaksın.

Sadece birkaç dakika aynanın önünde durarak enerjinin geri dönmesini sağlıyorsun ve çember kapanıyor. Çember tamamlandığında büyük bir sessizlik vardır.

Tamamlanmamış çember huzursuzluk yaratır. Çember kapandığında, huzur yaratır, seni merkeze getirir.

Merkezde olmak, güçlü olmaktır, güç senin gücündür. Bu yalnızca bir deney; o zaman bunu birçok şekilde deneyebilirsin.

Bir güle bakarken, önce bir süre güle bak, birkaç dakika, sonra işlemi tersine çevirmeye başla; gül sana bakıyor. Gülün sana ne kadar çok enerji verebildiğini gördüğünde şaşıracaksın. Aynı şey ağaçlarla, yıldızlarla ve insanlarla da yapılabilir.

En iyisi bunu sevdiğin kadın ya da adamla yapmandır. Yalnızca birbirinizin gözlerine bakın. Önce diğer kişiye bakarak başla, sonra diğer kişinin enerjiyi sana geri gönderdiğini hissetmeye başla; armağan geri geliyor. Kendini yeniden dolmuş hissedeceksin, yıkanmış, banyo yapmış, yeni bir enerji çeşidinin tadını çıkardığını hissedeceksin.

Bu alıştırmadan yenilenmiş, canlanmış olarak çıkacaksın.

Osho

 

SAĞLIKLI RUHSAL YAŞAM İÇİN PRATİK ÇÖZÜMLER

saglikli-bir-ruhsal-yasam-icin-pratik-spirituel-cozumler[1]

 

Hızlı yaşamın getirisi olarak hepimiz çevremizde daha pratik çözümler arıyoruz. Bunun için hazır gıdalar, kullan at eşyalar, pratik yöntemler deniyoruz. Bu hızlı ve yoğun tempoya rağmen hepimiz bu koşuşturma içerisinde ruhsal dünyamız ile barışık yaşamak istiyoruz.

Negatif enerjilerden uzak durmak, enerji bedenlerimizi korumak ve ruhsal, fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak da sağlıklı olmak istiyoruz. Bunlar içinde pratik çözümler arıyoruz. Eskiler bu konuda çok basit ama etkili bazı yöntemler geliştirmişlerdir.

Negatif ve artık enerjilerden kurtulmak

Hepimiz iş, okul veya sosyal yaşamımızda birçok insan ile içli dışlı oluyoruz. Haliyle auralarımız arasında sürekli ve hızlı bir enerji alışverişinde bulunuyoruz. En nihayetinde eve geldiğimizde kendimizi yorgun ve bitkin hissediyoruz. Hiç fark ettiniz mi, neden bazen fiziksel olarak çok hareket etmesek da kendimizi yorgun hissediyoruz? Bunun çevre kirliliği, gürültü vb. gibi nedenlerinin ötesinde bir diğer sebebi, üzerimizde var olan negatif ve artık enerjilerdir ve eskilerin bu konuda bize çok önemli önerileri vardır;

Adaçayı: Adaçayı çok eski zamanlardan beridir arındırmak için kullanılır. Kızılderililer adaçayının Yüce Ruh’un insanlara verdiği bir hediye olarak görürlerdi. Negatif enerjiyi nötrleyerek hem koruyucu hem de rahatlatıcı bir etkisi vardır. Eskiden adaçayını tütsüleyerek auralar ve evler temizlenirdi. Haliyle hala daha spiritüel olarak en çok kullanılan yöntemlerden biridir. Yapmanız gereken bir tabaktakurutulmuş adaçayını yakmak ve bunla auranızı “yıkamaktır.” Adaçayı dumanı auranızı temizleyecek ve sizi arındıracaktır. Ayrıca evinizdeki negatif enerjiyi ve nazarı yok etmek içinde düzenli olarak adaçayı ile evinizi tütsüleyebilirsiniz ama burada önemli nokta her tütsüleme sonrası camı açarak temiz havanın içeri girmesidir.

Tuz ve Tuz Banyosu: Tuz bilinen en eski koruyucu ve negatif enerjiyi toplayıcıdır. Eskiden yemeklere tuzun konmasının sebebi tat vermesi değil, yemeklere karıştırılmış büyülerin veya negatif etkilerin yok edilmesiydi. Bunun için genellikle doğal olana deniz tuzu kullanmanızı öneririm. Evinizde ve odanızda bir tabak içine biraz tuz koymanız evde ki negatif enerjiyi toplayacaktır. Ayrıca daha pratik bir yöntem olarak eve geldiğinizde bir leğende ılık bir suda bolca deniz tuzu çözündürdükten sonra ayaklarınız bu tuzlu suya sokmanızdır. Bu noktada tuz ayaklarınızdan vücunuzdaki bütün negatif ve artık enerjiyi toplayacak ve sizi topraklayarak rahatlatacaktır. Bunun yanı sıra banyo suyunuza bolca tuz ve biraz adaçayı yaprakları koyup bu suyla banyo yapabilirsiniz.

Ametist: Ametist doğal bir arındırıcı ve dönüştürücüdür. Evdeki veya auranızdaki negatif enerjiyi pozitif enerjiye dönüştürür. Bu açıdan evinizde büyük bir ametist bulundurmanızda fayda var. Ayrıca yoğun geçeceğiniz günlerde ametist kolye takarak daha hazırlıklı olarak hayata atılabilirsiniz

Hızlı topraklanma tekniği: Bu teknik çok hızlı bir şekilde topraklanmanızı sağlar. Bu sayede üzerinizdeki fazla ve artık enerjiyi toprağa verirsiniz. Özellikle meditasyonlardan sonra topraklanma meditasyonu için fazla zamanınız yoksa hemen parmaklarınızı aralayarak parmak uçlarınızı yere dokundurun ve bir müddet derin nefes alıp vererek parmak uçlarınızdan fazla enerjiyi toprağa boşaltın.

İstenmeyen enerji alanları, radyasyon ve elektromanyetik alanlar

Bazı enerji alanları ve yoğun elektromanyetik alanlar enerji bedenlerimizde bazı sorunlara yol açabilmektedirler. İstenmeyen bu frekanslar bizim auramızda dengesizliklere yol açabilir ve bu da bizde uzun süreli rahatsızlıklara neden olabilir. Bundan korunmanın temel yolu güçlü bir auradır. Auramızın temel amacı zaten bizi bu tür istenmeyen enerji alanlarından korumaktır. Düzenli yapacağınız pratikler ve bazı özel kristallerle auranızı destekleyip güçlendirebilirsiniz. Kuvars kristali veya obsidyan taşı auranızı destekleyerek bu tür enerji alanlarına karşı koruyucu etki gösterir. Ayrıca günlük olarak auranızı güçlendirme meditasyonu yaparak güne başlarsanız, bu tür etkilerden daha az etkilenirsiniz.

Sabah kalktıktan sonra camı açın, havayı derin derin içinize çekin ve güneşe doğru yüzünüzü dönerek güneşin enerjisini soluyun. Nefes alırken güneşin enerjisini de çektiğinizi imgeleyin ve güneşin enerjisini solar pleksus çakranıza çekin ve burada depolayın. Sonra Nefes verirken yavaşça solar pleksus (mide) çakrasından güneşin enerjisinin tüm vücudunuza ve auranıza nasıl yayıldığını görün. Bunu üçer kez tekrarlayarak güneşin enerjisiyle auranızı destekleyin.

Güneş çok güçlü bir enerji kaynağıdır ve yaşam enerjisi tedarik eder. Bu yaşam enerjisi eski kültürlerde solar enerji olarak nitelendirilmektedir. Kişiyi güçlü ve yaşam dolu kılar. Eril enerjinin yaratımını ve gücünü taşır. (Karşıtı size sezgisel-büyüsel enerji diye tabir edilen lunar enerji yani ayın enerjisidir.) Bu şekilde sağlam bir şekilde güne başlayabilirsiniz. Eğer kristal kullanıyorsanız, kristalleri tuzlu suda ara ara temizlemeyi unutmayın.

Toprak anadan uzakta kalmak

Bizler ağaç misali, gök ile yerin evliliğinden doğmuş çocuklarız. Gök baba, yer ana tabiri de tam olarak buradan öte gelir. Yerden aldığımız enerji kök çakrayı besleyerek bizim hayatta daha güçlü durmamızı sağlar. Bereketi bolluğu ve dinginliği getirir. Ama her tarafın beton olması, toprakla temas alanlarının azalması ve yüksek binalarda oturmamız bu bağı zayıflatarak, topraktan enerji almamızı engeller Bu da kök çakranın fazla güçlenmemesine ve genel olarak depresyon, umutsuzluk, ilham azlığı, yaratıcılıkta sınırlanma, bereketsizlik, maymun iştahlılık ve benzeri birçok sorunu yanında getirir. Her ne kadar topraktan uzak kalsak da, toprağa hala bağlı olduğumuz su götürmez bir gerçektir. Haliyle yine de topraktan enerji çekme ve topraklanma çalışmaları ile toprakla olan bağımızı spiritüel anlamda güçlendirebiliriz.

Günümüzde insanların çoğu toprak enerjisini ayak bileklerine kadar çekebilirler. Düzenli topraktan enerji çekme meditasyonuyla bunu arttırabilirsiniz. Öncelikle rahatça ve dik oturun. Ayaklarınız yere sağlam bassın. Derin derin nefes alın ve verin. Bu sırada nefes alırken ışıktan köklerin ayaklarınızın tabanından yerin altına, magmaya kadar uzandığını imgeleyin. Ayaklarınızın tabanı dışında, kök çakradan ve kuyruk sokumu bölgesinden de köklerin çıktığını imgelemeye başlayın. Böylelikle ayak tabanlarınızdan, kök çakradan ve kuyruk sokumundan ışıktan köklerle dünyaya bağlandınız. O bağı hissedin. Önce derin nefes alın ve nefes verdiğinizde vücudunuzdaki gri-siyah benekler ya da dumansı şekilde olan tüm negatif enerjiyi magmaya kadar gönderin.

Bunu bir müddet yapıp topraklandıktan sonra şimdi dünyadan enerji çekin. Bunun için önce dilinizi damağınıza götürün (ama kendinizi kasmayın rahat bırakın) soluk alırken ayak tabanlarınızdan mavi bir enerjiyi yavaşça çekmeye başlayın. Her nefes alışınızda mavi enerji vücudunuza, hücrelerinize doğru aksın. Bu noktada sürekli meditasyon yaptığınızda yer enerjisini hissetmeye başlayacaksınız. Bu enerji dişil bir enerjidir bu yüzden soğuk-serin ve ferah bir enerji olarak hissedilir (Hatta kışın sizi üşütebilir). Taç çakranıza kadar bu enerjiyi çektikten sonra vücudunuzdan auranıza yayın ve yavaşça çalışmayı bitirin. Yoğun bir enerjidir, gece yaparsanız sabah kalkmakta zorlanabilirsiniz. Sabahları yapmanızı tavsiye ederim.

Evin ruhsal temizliği ve korunma

Her nasıl düzenli olarak fiziksel kirler için temizlik yapıyorsak aynı şekilde ruhsal olarak da ev temizliği yapmamız şarttır. Adaçayı ile tütsülemek ve bu sırada ışıkla imgeleyerek evi yıkayarak temizlemek yöntemlerden biridir. Bir diğer yöntem ise temizlik suyudur.

Temizleme Suyu; Bunun için saf ve içilebilir suya bolca deniz tuzu, biraz adaçayı yaprağı, çok az sarımsak, biraz melekotu kökü, karanfil, defne, kekik ve bulabilirseniz mürver ve şakayık otu koyun.  Ardından bunları kaynatın, kaynarken bembeyaz arındıcı ve güçlü bir ışıkla suyu yıkayın, kutsayın. Suyun bilincine arındırma görevini yükleyin. Bunun için beyaz ışıkla yıkarken küçük bir niyet edin. Bu niyet “Su, koruyucu bitkilerin özleriyle bütünleşiyor ve evimi, beni, ailemi arındırıyor ve her türlü kötülüğe karşı koruyor” gibi bir şey olabilir. Biraz kaynadıktan sonra suyu süzün ve içerisine sirke koyun ve böylece temizleme suyunuz hazır olacaktır. Ardından evi temizleyeceğiniz suya biraz bu hazırladığınız sudan koyarak evi temizleyin. Evi fiziksel olarak temizlerken aynı zamanda ruhsal olarak da temizlemiş olacaksınız.

Kavanozlar, Keseler; Her ne kadar artık kullanılmasa da eskilerin en çok kullandığı yöntemlerden biri odalarda özel kavanozlar ve keseler bulundurmaktı. İlginçtir ki bu eski yöntemlerde belli bir formülasyon yoktur. Sadece temel olarak tuz konulurdu. Temel mantığı; “Sizin için korunma neyi sembol ediyorsa, ondan yararlanın” dır. Haliyle kavanozlara ve keselere temel olarak tuz ve sonrada kişinin bilinçaltında korunmayı ne sembolize ediyorsa o konulurdu. Bazen kadınlar ormana çıkar ve mesela korunma için mavi veya evlerinde bereket istiyorlarsa yeşil ya da mutlu bir evlilik için kırmızı çeşitli çiçekleri toplarlar ve kavanoz veya keseyi öyle doldururlardı.

Korunmak için kavanoz yapmak istiyorsanız önce şunu kendinize sormalısınız. Benim için korunma neyi sembolize ediliyor? Eski inanışlara göre ayna var olan enerjiyi yansıtma özelliği taşımaktadır, eğer sizin içinde geçerliyse bu yüzden kavanoza ayna veya yine korunmayı sembolize eden eğik çiviler koyabilirsiniz. Veya evinizde bulduğunuz küçük eşyalar, doğadan içinize sinen bitkilerle kavanoz veya kese hazırlanabilir. Eğer bu evi korumak için ise genelde her yıl yenilenmesi gerekmektedir. Daha ileri boyuta taşımak isterseniz kavanoza doldurduğunuz suya biraz çivit atarak, korunmanın rengi olan mavi rengi sağlayabilirisiniz. Yada kavanozunuzu maviye boyayabilir ve üzerlerine size göre korunmayı sembolize eden şekiller çizebilirsiniz. Ardından kavanozu evin bir köşesine saklayın. Yine kesenin mantığı da aynıdır, korunmak için mavi bezden bir kese yapılır ve içine tuz ile istenen eşyalar-bitkiler doldurularak evin girişine asılırdı.

Çevre etkileri

Hızlı yaşam sürecinde bizi ruhsal olarak etkileyen en önemli konu insan ilişkileridir. Yukarıda da insanların auralarıyla nasıl iletişim halinde olduğumuzdan bahsetmiştik. Bu tür enerji artıkları yetmezmiş gibi bir de gün içinde negatif saldırılar, istenmeyen olumsuz enerji bağları ve başkalarının enerjilerini sömüren psişik vampirler vardır. Psişik vampirlerin çoğu psişik vampir olduğunun farkında değildir. Bu insanların bazı olumsuz yaşanmışlıklardan dolayı auraları yeterince enerji üretemezler ve oluşan almaçlarla başkalarının auralarına saldırılarda, tacizlerde bulunurlar ve bu auralara girerek oradaki enerjiyi emerler. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Bu konuyu detaylı araştırmak isteyenlere; “Enerjimizi çeken insanlar” (Sınır ötesi yayınları) isimli kitabı öneririm.

Bu tür negatif ataklar, artık enerjiler ve psişik vampirlerden pratik en iyi korunmanın yöntemi yanımızda lavanta kolonyası taşımaktır. Lavanta bitkisi ruhsal olarak arındırıcı ve temizleyici bir bitkidir. Bundan elde edilen kolonya güçlü bir arındırcı olarak kullanılır. İnsanlarla etkileşime girdikten sonra lavanta kolonyası ile özellikler ellerinizi ve yüzünüzü ovalayın. Ayrıca negatif enerjiden korunmak için turkuaz taşı da takabilirsiniz. Lakin turkuaz taşını düzenli temizlemezseniz yakın bir zamanda çatlamasına ya da kaybolmasına şahit olabilirsiniz.

Eğer psişik vampir olduğunu düşündüğünüz biri varsa, o kişiyle çok fazla göz teması kurmayın. Beyaz-mavi bir ışıkla hemen auranızı korumaya alın ve irtibat sonrası bol suyla yüzünüzü ve ellerinizi bileklerinize kadar yıkayın.

Bu tür psişik saldırılar dışında bir de günlük kavgalar ve atışmalar vardır. Kavga sırasında iki kişi arasında olumsuz bir bağ oluşur ve bu kişinin enerjisini tüketir. Fark ederseniz kavga sırasında ilk olarak yoğunluk hissettiğiniz alan mide bölgesidir. Çünkü dünyevi bağlar burada ki solar pleksus çakrasından yapılır. Böyle bir kavga içerisinde bulunduğunuzda karşıdakiyle olumsuz bağ kurmamak ve kişinin size gönderdiği negatif enerjilerden korunmak için hemen bir elinizle mide ve göbek deliğinizi kapatın, orayı ışıkla sarın. Bu şekilde kavga sırasında olabildiğince az etkileneceksiniz. Karşıdakini veya böyle bir ortamı sakinleştirmek için de etrafı önce pembe bir enerji bulutuyla sarın ardından, mavi enerji yağmuruyla huzuru etrafa yayın.

Bu tür kavgalı ve yoğun günün ardından muhakkak bu kişilere affetme meditasyonları yapın.

Sağlıksız gıdalar

Eskilerin dediği gibi “Ne yiyorsak oyuzdur.”Maalesef günlük hayatta hem fiziksel hem de ruhsal olarak pek sağlıklı beslenmemekteyiz. Yediğimiz gıdaların en küçük yapı birimlerine kadar vücut tarafından katalizlenmesi ve sonra bu katalizlenen küçük yapılı birimlerden daha büyük hayati önem taşıyan enzimler hormonlar yapılmaktadır.

Aynı bu fiziksel etki gibi yiyeceklerin ruhsal boyutları vardır ve bunların bizim enerji bedenlerimize etkisi yadsınamayacak kadar çoktur. Bilhassa et ürünleri yoğun bir negatif enerjiye sahiptir. Bunun temel sebebi hayvanların ölürken yaydıkları ölüme bağlı yoğun enerjidir. Bu enerji etin ruhsal eterik bedenine işler ve biz eti tükettiğimizde bu yoğun ölüm enerjisi bizim ruhsal boyutumuza yansır. Bu aynı toksik bir yem ile beslenen hayvanların, bu toksik maddelerin ette ve bilhassa karaciğerde depolanması ve oradan bize aktarılmasına benzetilebilir. Ayrıca etin bağırsakta sindirilmesi işlemi de zor olduğu için vücut daha fazla enerji harcar. İşte bu noktada eskilerin birçoğu et yemeyi bırakarak vejetaryen bir hayat sürdürmeye niyetlenmiştir.

Bunun yanı sıra bir kesim ise etin hayati önemini vurgulayarak et ve hayvani ürünleri hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini savunurlar. Haklı olarak bir insan için gerekli tüm protein kaynakları et ve hayvani gıdalarda mevcuttur. Et, süt, yumurta bunlar protein açısından çok zengindirler ve soya ile birkaç spesifik bitki dışında hiçbir bitkisel kaynak tam olarak protein ihtiyacınızı karşılamaz. Zaten protein kaynağı olarak et ve hayvani ürünler referans alınır. Bitkiler eksik-yarım protein olarak değerlendirilir ve protein faydaları kombine kullanılmadığı dışında çok düşüktür Ayrıca vitamin, mineral ve esansiyel yağ alımı açısından da et çok önemlidir. Özellikle hepimizin bildiği B12 vitamini bu açıdan elzemdir ve ya balıktan alınan omega da bir o kadar hayati işlevlerimiz için önemlidir.

Bu noktada bazı kişiler, eti veya bu tür sağlıksız gıdaları hayatımızdan çıkarmadan, şifalandırarak tüketebileceğimizi düşünmektedirler.

İnsanoğlu yıkmak kadar bir şeyi yapmaya ve düzeltmeye de muktedirdir. Haliyle bu tür sağlıksız gıdalar yoğun enerji yüklemeleri ile daha sağlıklı hale getirilebilir. Kaldı ki yapılan çalışmalarda pis ve çamurlu suların sırf meditasyon teknikleriyle daha temiz hale dönüştürüldüğü veya kutsanmış suların uzun yıllar yosun tutmadığı bilinmektedir.

İnsan zihni, yoğun niyetle, var olan gıdadaki bu olumsuz enerjiyi olumluya çevirerek, hem fiziksel hem ruhsal olarak daha sağlıklı kalmayı başarabilir. Bu yöntem gayet basittir. Önünüzdeki gıdanın üstünde elinizi tutun ve yine beyaz arındırıcı bir ışıkla gıdayı sarın ardından içinizden güçlü ve inanarak tüm iradenizle şu niyeti edin: “Işık ile gıdadaki olumsuz enerjileri şifalandırıyorum ve gıdanın titreşim seviyesini kendi titreşim seviyeme yükseltiyorum ve sadece gıdadan vücudumun-ruhumun yararına olanları kabul ediyorum”.

Benim bu noktada görüşüm etin tamamen hayattan çıkarılmaması ama et tüketiminin azaltılmasıdır. Buna nazaran hayvani ürünler (süt, yumurta vb.) ve bunların yan ürünleri (yoğurt, ayran vb.) protein kaynağı almak için zaten yeterli olacaktır. Ayrıca yukarıdaki yöntemle gıdaların olumsuz enerjisini olumluya çevirerek tüketebilirsiniz.

Madde ile mana arasında

Uzun bir günün ardından koltuğumuza uzanıp şöyle bir kendimizi gözlemleyelim. Zihnimizi ve mantıksal yargılarımızı rafa kaldırıp, ruhumuzu ve vücudumuzu dinleyelim. Birçoğumuz bu dinleme sürecinde ruhtan ve onun yansıması olan bedenden çok şikâyet duyacaktır. Hayat madde ile maneviyatın içe içe geçtiği bir süreçtir. Maddi dünya ile manevi dünya iki ayrı dünya değillerdir, tam tersine iç içedirler. Biz de bu ikisi arasında bir etkileşimde bulunuruz. Fiziksel- zihinsel bir yaşam ile iletişim dışında, aynı zamanda sürekli ruhsal bir iletişim ve yaşam içerisinde bulunuruz. İşte bu yüzden eskilerden günümüze bu teknikler günlük hayata uyarlanmış ve alışkanlıkların bir parçası haline gelmiştir.

Nasıl ki akşam yatmadan önce dişlerimizi fırçalıyorsak aynı şekilde yatmadan önce hafif bir meditasyon ve topraklanma ile üzerimizdeki fazlalıklardan hem zihinsel hem de ruhsal olarak arınmalıyız. Veya sabah işe giderken nasıl banyo yapıyor ve kahvaltı yaparak enerji toplamaya çalışıyorsak aynı zamanda güneşe selam verip, enerjimizi yükseltip güne öyle başlamalıyız. İşte bu iki taraflı denge, bizi hayat içerisinde daha sakin, huzurlu ve başarılı kılacaktır. Her daim iki dünyayı aynı anda yaşadığımız unutulmamalı ve günlük fiziksel alışkanlarımızın yanında günlük ruhsal alışkanlıklara da yer vermeliyiz. Böylece dengeli ve ruhsal olarak sağlıklı bir yaşam sürdürebiliriz.

Kaynak: İndigo Dergisi

 

NEDEN POLEN TÜKETMELİYİZ

bee-pollen-arı-polen-arısütü-bal-fayda-vitamin-protein-mineral[1]

 

 

NEDEN POLEN TÜKETMELİYİZ

Prof. Dr. Yücel, polen tüketiminin başta karaciğer hastalıkları olmak üzere birçok rahatsızlığa iyi geldiğinin altını çizdi. Yücel, polenin yararları hakkında bilgi verdi. Araştırmalarda, polen kullanımının başta karaciğer hastalıkları olmak üzere birçok hastalıkta hasarları azalttığı tespit edilmiştir.
PROSTAT HASTALARI İÇİN OLDUKÇA YARARLI
Prostat hastalıkları için de polen tüketimi oldukça yararlıdır. Polen kullanımı, özellikle kronik prostatit tedavisinde, prostat hücrelerinin büyümesini engellemekte, önemli iyileşme sağlamaktadır. Bu amaçla kişinin yaşına, hastalığın düzeyine bağlı olarak hekim gözetiminde tedaviye en az 3 ay süreli kürle devam edilmesi öngörülmektedir. Tedavi sonucunda prostat bezinde küçülme, lökosit sayısında azalma ve idrar akımında artma izlendiği, yapılan bilimsel araştırmalarda bildirilmiştir.
VÜCUT DİRENCİNİ ARTIRIYOR
Polen, insan sağlığı ve beslenmesi yönünden gerekli tüm aminoasit, vitamin, mineral ve diğer maddeleri bir denge içinde bulunduran çok değerli bir besindir. Çocuklarda büyümeyi, motor kasların gelişimini ve beyin fonksiyonlarını desteklemektedir. Polenin, insan sağlığı açısından vücut direncini, fiziksel performansı, besinlerden yararlanmayı artırıcı etkilerinin yanı sıra pek çok rahatsızlıkta tıbbi tedaviye destek sağlayıcı etkisi olduğu bilinmektedir.
KAHVALTIDAN ÖNCE TÜKETİN
Tüketilmeden önce polen alerjisine karşı sağlık kuruluşunda test yaptırılması gerektir. Alerjik reaksiyonu olmayanlar, genel sağlıklarını korumaları amacıyla kahvaltıdan önce, aç karnına polen tüketebilirler

Kaynak: Sağlıkla Kal Fatoş Pabuccu Tuncay

Pisagor Kupası (Adalet Kupası)

17499389_1836449443271735_1432688349264113334_n[1]

Ünlü matematikçi Pisagor’un 2 bin 500 yıl önce icat ettiği bu kupa, ilginç bir özelliğe sahiptir; Kupanın altı delik olmasına rağmen içindeki sıvı asla dökülmez, ne zaman ki kupaya doldurulan içecek, kupanın sınır çizgisini aşar işte o zaman içindekiler son damlasına kadar akıp gider…

Kupaya adalet kupası ismini veren filozof belki de bu kupa ile şunu söylemek ister: İnsan, bazen yaşamın sunduklarıyla yetinmeyi bilmeli, zira daha fazlasını arzularken elindekiler de kayıp gidebilir…

HEPİMiZ BİRER ÇATLAK TESTİ DEĞİL MİYİZ ?

gunun-hikayesi-kirik-testi_5698b8bc7d678[1]

 

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine..
Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış…
Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve..
Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yari dolu olarak varırmış.
İki sene her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış…
Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş …
Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş.
İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama şöyle demiş:
“Kendimden utanıyorum. şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor..” Adam gülümseyerek dönmüş testiye:
-Göremedin mi? yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu.
Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum.. Senin tarafına çiçek tohumları ektim.
Ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın..
2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum.
Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zerafet veremeyecektim ” diye cevap vermiş.
HEPİMiZ BİRER ÇATLAK TESTİ DEĞİL MİYİZ ?
Her birimizin kendine has kusurları vardır.
Aslında, hepimiz birer çatlak testiyiz.
Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükâfatlandıran, renklendiren..
Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin..

Hastalıklar frekans ayarlarının bozulmasından kaynaklanır

0000000371876-1[1]

 

 

Dr. Sarıyıldız insan bedeninin frekanslardan oluştuğunu belirterek, olumsuz duygu ve düşüncelerin organların titreşimini bozduğunu iddia ediyor. Sarıyıldız, frekans ayarlarıyla oynayarak hastalıkların iyileştirilebileceğini belirtiyor.
Biyofizikçi Alman doktor Fritz Albert Popp, bütün canlı hücrelerin ışık saçtığı ve ışığın kaynağının DNA olduğuna dair bir makale yayınlamıştı. Makaleye göre DNA birden çok frekans yayınlıyordu. Dr. Raymond Rife ise belli frekansları kullanarak virüs ve bakterilerin yok edilebildiğini bulmuştu. Nikola Tesla insan vücudunun yaydığı frekansları, dış frekanslardan yalıtabildiğimizde hastalıklara karşı büyük bir direnç geliştireceğimizi savunuyordu. İsveçli radyolog Bjorn Nordenstrom, bir tümörün içine bir elektrot yerleştirip doğru akım verildiğinde tümörün eridiğini test etmişti. Dr. Robert O. Becker ise “The Body Electric” adlı kitabında insan vücudunun elektriksel frekanslarını ortaya koydu. Araştırmalar her canlının bir frekansa sahip olduğunu ve dahası hepimizin çevremizdeki frekanslardan etkilendiğini gösteriyor. Amerikalı doktor Bruce Tainio insanların ve gıdaların biyofrekanslarını ölçmüştü. Buna göre sağlıklı bir insan vücudunun 62-68 MHz’lik bir frekans aralığı var. Hastalık ve rahatsızlıklar 58 MHz’de baş gösteriyor.
Dua insan frekansını 15 MHz yükseltiyor
Araştırmalarda olumsuz ve olumlu düşüncelerin vücut frekanslarımız üzerindeki etkisi de incelendi. Olumsuz düşüncelerin insan frekansını 12 MHz kadar düşürdüğü, olumlu düşüncelerin frekansı 10 MHz kadar yükselttiği tespit edildi. Dua da frekansı 15 MHz kadar yükseltiyor. Esans yağlar da kişinin frekansını yükseltmede önemli bir rol oynuyor. Gül yağı ve günlük gibi yüksek frekanslı esanslar ruhsal dengeyi sağlayabiliyor.
Ancak iç ve dış etkenler zaman içerisinde frekans ayarlarımızı bozarak hücresel yıkıma sebebiyet veriyor. Neyse ki frekans ayarlarımızı düzeltmek artık mümkün. Konuyla ilgili kullanılan son teknolojiyi, hastalık frekanslarını, duygu ve düşüncelerin titreşimimizi nasıl bozabildiğini konuşmak üzere İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız ile bir araya geldik.
Hastalıklar duygu ve düşüncelerde başlar
Son kitabınız “Anormal Kitap” dahil hemen tüm kitaplarınızda hastalıklara en temelinde duygu ve düşüncelerimizin yol açtığını söylüyorsunuz. Hangi duygu ve düşünceler hangi hastalığı tetikliyor?
Kurban hissetme, sevilmeye layık olmadığını düşünme ve değersiz hissetme gibi duygu ve düşünceler uzun süre aşılamadığında bedenselleşerek hastalık haline geliyor. Örneğin kendini ifade etme sorunu yaşayan, kendini yeterince dışa vuramayan insanlarda tiroid hastalıkları sık görülür. Hayata dair olumsuz kodları çok olan insanlarda migren görülür. Sevildiğine inanmayanlarda, sevilmeye layık olmadığını düşünenlerde, sevgi açlığı olanlarda kalp hastalıkları yaygındır. Hayatta kendini kurban rolünde hisseden, hayatından hoşnutsuz olanlarda mide ve barsak sorunları görülür, öfkesini içine atanlarda hassas barsak sendromu, geleceğe ait güvensiz hisseden ve ilerleme korkusu duyanlarda hareket sistemi hastalıkları olur. Yani bel, bacak, diz ve kalça ağrıları yaşar. Toksik duygular, acı veren duygular böbrek sorunlarına yol açar. Mesela iyi insanlar çabuk ölür diyoruz ya, bunun nedeni iyi insanların kendilerini yeteri kadar ifade edememeleridir.
İyiler erken ölür, çünkü…
Bu nasıl ölüme yol açar?
Kime iyi dersiniz, gerektiğinde yanınızda olan, yardım eden yani veren insana iyi dersiniz. Vere vere kendine kalmayan insana… Bu insanlarda sonunda enerji bedeninde çatlaklar oluşur ve kalp hastalıklarından erken yaşta ölürler.
Ama fedakarlık inancımıza göre güzel bir şey…
Elbette öyle ama eğer karşılık beklemiyorsanız. Eğer “sevilmeye layık değilim” duygusundan dolayı, sevilmek için, iyi insan desinler diye verici bir insan haline geldiyseniz o zaman hep kaybeden olursunuz. Verdiğinizi geri alamazsınız. Ama karşılıksız verirseniz daha da yücelirsiniz.
Tekrar düşüncelere gelecek olursak, düşünceler sağlığımızı nasıl etkileyebiliyor? Bilimsel bir tarafı var mı bu iddianın?
Reklam

Bilimsel olarak ispatlanmıştır ki maddenin yüzde 99.9’u boşluktur, kuantum alanıdır. Biz de aslında boşluktan oluşuyoruz. Geri kalan 0,1’lik partikül alanı. Yani biz aslında titreşim enerjisiyiz. Düşünceler ise, enerjinin en ince titreşimi olduğu için enerji bedenimizin dış bölgelerindedir. Bu nedenle olumsuz düşünceler devam ettikçe en dış katmandaki enerji akış bozukluğu her seferinde bir kat alta geçer. Bunu elmanın üzerindeki çürük gibi düşünebilirsiniz. Zamanla elmanın içine doğru yayılır. Sadece duygu ve düşünceler değil, dış faktörler, kimyasallar, katkı maddeleri, teknoloji ve gıdalar da bedenimizin yaydığı titreşimleri bozabiliyor. Her organ, her doku aslında sağlıklı olduğunda belli bir frekansta titreşiyor. Bu titreşimlerin bozulması sonucu hastalıklar oluşuyor. Bu titreşimleri olması gereken standart frekansına getirdiğimizde iyileşme süreci başlıyor.
kaynak:İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız,