Aşağıdaki resimde ne görüyorsunuz?gözünüze ilk çarpan şeyi aklınızda tutun ve aşağıdaki yorumları okuyun:)

Altı ayrı parçaya bölünmüş lale: Bu aralar duygularınızla değil, mantığınızla hareket ediyorsunuz. Yeni kararlar alma aşamasındasınız bu iş ya da aşk hayatınızla ilgi olabilir. Eğer lalenin içinde var olan karışık çizgilere gözünüz takıldıysa ve onların ne olduğunu anlamaya çalıştıysanız; kafanız karışık ve yoğunlaştığınız bir konuyu sürekli düşünüyorsunuz. Lalenin altı ayrı parçadan oluştuğunu fark ettiyseniz; sizinde kafanız tıpkı lale gibi bölünmüş ve her biri ayrı bir şey düşünüyor. Üstünüze yıkılan sorumluluk çok ve bazen altından kalka bilir miyim diye düşünüyorsunuz.

Lalenin etrafına açılan iki dal: Düşüncelerin yoğunlaştığı ve kendinizi yalnız hissettiğiniz bir dönemdesiniz. Hangi anlamda olursa olsun çok sevdiğiniz biri ile konuşmak size iyi gelecektir. Zaten güvendiğiniz birinden akıl almaya ihtiyacınız olduğunun farkındasınız. Eğer dallara dolanmış sarmaşığı fark ettiyseniz; hayata olan kırılganlığınız azalmış ve bir yerler yeniden hayata tutunmaya çalışıyorsunuzdur.

Resmin ortasında bulunan çiçek ve etrafındakiler: bu sizin duygusal anlamda yüreğinizin dolu olduğunu(Doludizgin aşkı yaşadığınızı.) gösterir. Yani aşk kapıyı ya çaldı ya da çalacak. Etraftaki diğer çizgilere ve salyangoza benzeyen şekle takıldıysanız; karşıda ki insana kendinizi rahat ifade edemediğiniz için canınız yanıyor ve bu kendi iç dünyanıza kapanmanıza neden oluyor. Ben büyük çiçeğin üzerindeki, iki ince dalı gördüm diyorsanız; iki insan arasında karar veremiyorsunuz, ama birine duyduğunuz aşkın diğerine duyduğunuz aşktan çok daha fazla olduğunun farkındasınız.

Bir dalla uzatılan elma: Hayatta çok çalışıp az kazandığınızı artık ektiklerinizin biçme zamanının geldiğini düşünüyorsunuz. Bu elma sizin hayatınızda verimi ifade ediyor çok çalışıp birçok şeyi ihmal ettiğinizi de. İki işle aynı anda uğraşıyorsunuz ve çalışmaktan zevk alıyorsunuz, emeğinizin karşılığını almak sizi mutlu ediyor.

Resmin sonunda var olan hayat kökleri: sizde eğer burayı görenlerdenseniz; hayatta kopamayacağınız tek yer aileniz. Çünkü onlarla iyi diyalog kurabildiğiniz bir çocukluk geçirdiniz. Onlar sizin için çok değerli ve ailenin bütün sorunu sizin sorununuz o kadar ki kendinize dahi vakit ayıramıyorsunuz

Kavgalı Bir Evde Büyümek…

Şimdiye kadar hep ‘’büyüklerin’’ ilişkilerini, sıkıntılarını ele aldık ama ya o büyük yaşlara gelmeden evvel yaşadıklarımız, rol model olan anne ve babalarımızla geçirdiğimiz çocukluk yıllarımız ne olacak. Esas hasar aslında o yıllarda başlamıyor mu? Bizi en çok sevenler aslında istemeden bizi en çok incitenler olmuyorlar mı?

Yazı yazmaya başladıktan sonra bana birçok danışan, derdini anlatan kişiler oldu. Onlara elimden geldiğince yardımcı oldum. Zaman geldi benim desteğe ihtiyacım oldu sağ olsunlar onlar bana destek verdiler. Yazışmalarımızda ve konuşmalarımızda hep gördüğüm şey şu oldu: Kavgalı bir evde büyüyen çocuk sorunlu oluyor.

Özellikle sağlıklı bir ilişki kurmak konusunda maalesef çok sıkıntı çekiliyor. Hadi sağlıklı bir ilişki kurmayı bıraktım sağlıklı bir ruh halinde bile olması çok zor oluyor. Sürekli çevresinde mutsuz anne baba, tartışan anne baba, boşanmayan ama evde cehennem hayatı yaşayan bir anne babayla büyünce kendi hayatını da cehenneme çevirmek, ağlamak, kötü ilişkiler yaşamak, tutarsızlık, dengesizlik, mutsuzluk içinde olmak nedense normal gibi algılamasına sebep oluyor. Sonra hayatının belli bir döneminde “ya bi dakka bi dur, bu benim hayatım, anne babamın hayatının tekrarı değil ki” deyip ayılmaya başladığında ipi nerden tutacağını bilemiyor.

Kaçırdığı çocukluğuna mı yansın, oynayamadığı çocukluk oyunlarına mı yansın, o cehennemde büyüdüğüne mi yansın, sonra sağlıklı bir ilişki kuramayıp ardarda yaşadığı felaket ilişkilere mi yansın bilemez oluyor. Hele boşanmayan anne modelinde her erkeğe sonuna kadar yalvarması, gitmemesi için çırpınması gibi hareketlerin normal ve yapılması gerekli hareketler olduğunu sanıyor.

Sonra bunun bir türlü bağımlılık olduğunu fark edip gitmek isteyene dur dememek gerektiğini anlayana kadar sülük gibi yapıştığı erkeklerden dinlemediği hakaret kalmıyor. Yani annesinin hayatının bir bölümünü tekrar tekrar tekrar yaşıyor. Ta ki uyanana kadar.

Ya da tam tersi onu çok isteyen bir erkek olduğunda boğulacak gibi oluyor, kendinin değersiz olduğuna inandığı için bunu kabul edemiyor ve erkeği başından atmak için bin bir numara yapıyor. Saçmalıyor, dengesizleşiyor. Belki aldatıyor. Yani erkeği kaçırmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Kendisi sevmediği için bir başkasının onu seveceğine inanamıyor, iyi bir ilşki modeli görmediği için olabilecek iyi modelleri değil de bildiği tanıdığı kötü modeli yaratmaya çalışıyor.

Dediğim gibi ya denk geldi, ya da geçmişi hep bu tarz olan kadınlarla iletişim içine girdim. Tabi iki cümleyle, iki nefesle, iki basit çalışmayla üstesinden gelinebilecek bir durum değil. Keşki öyle olsaydı. Ama içerde yılların biriktirmiş olduğu tortular maalesef o kadar çabuk silinmiyor. A hiç mi silinmez elbette silinir. Ama üzerinde biraz uzman kişilerle çalışmak gerektiğine inanıyorum.

Sanırım en önemli basamaklardan biri önce bulunulan durumun, geçmiş yaraların, hasarların farkına varmak. Yani kendimizle ve geçmişimle yüzleşmek, gerekirse ağlamak, bağırmak, çağırmak.

Arkasından her şeyin geçmişte olduğunu kabul edip bugüne gelmek. Çünkü artık bugündeyiz. Geçmişin hayatımızı etkilemesine izin verirsek hem bugün elimizden kaçacak hem de  bu kadar öfkeyle, acıyla sağlığımız bozulacak.

Üçüncü basamak annemizi, babamızı, eski erkek/kız arkadaşlarımızı affedeceğiz. Herkesin bu dünyaya bir şeyler öğrenmek için, tekamül etmek için geldiğine inanıyorsak onların da kendi tekamülleri yolunda ilerleyip, ellerinden gelenin en iyisini yaptığını kabul edeceğiz. Sonra da tercihen bu konularda uzman biriyle duyguların salıverilmesi üzerine çalışma yapacağız. Bence tüm bunlardan sonra hayatımıza yeni bir bakış ve soluk geleceğine inanıyorum. Sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz yorumlarınızı dört gözle bekliyorum.

Sağlıcakla,

QUETZAL’İN HİKÂYESİ ***

 

Uzak bir diyarda, özel yetenekleri olan insanların yaşadığı bir kabile varmış. Bu kabile, “selam” anlamına gelen “HU” adıyla bilinirmiş. Kabiledeki herkesin özel bir yeteneği varmış. Uçabilenler, kurt adamlar, telepatlar, astral seyahat yapanlar, aynı anda iki farklı yerde olabilenler, rüzgâr çıkartanlar, geleceği görenler, ışık hızından hızlı koşanlar…. Ve daha bi…rçoğu… Günlerden bir gün kabilede yaşayan ailelerden birinin kız çocuğu olmuş.

Her yeni doğan çocuğa yapıldığı gibi onu da Bilge Adama götürmüşler. Küçük bebeğin isminin belirlenebilmesi için Bilge Adamın, kabilenin ataları ile bağlantıya geçmesi gerekiyormuş. Bu sefer ki isim koyma ritüeli her zamankinden biraz daha uzun sürmüş. Bilge adam ritüeli tamamladığında Ataların bu minik kıza “kutsal” anlamına gelen Quetzal adını verdiklerini söylemiş. Kabiledekiler bu yeni bebeğin bembeyaz teni, masmavi gözleri, ince telli sarı bukleli saçları ve huzur dolu bakışı ile Quetzal ismini hak ettiğini düşünmüşler. Hepsi bu güzel bebeğin alışılmışın dışında bir yeteneği olduğuna inanıyormuş. Yıllar geçmiş, Quetzal, okulunu başarıyla bitirmiş ama yeteneğini hala öğrenememiş olması nedeniyle çok üzgünmüş. Kendisinde bir gariplik olduğuna iyice inanmaya başlamış.

Yeteneğinin olmadığına dair üzüldüğü günlerden birinde, ormanda oturup uçuşan kelebekleri izlerken Bilge Adam’ın kendisine doğru yürüdüğünü fark etmiş. Bilge Adam, gülümseyerek Quetzal’e yaklaşmış ve ona nasıl olduğunu sormuş. Quetzal de Bilge Adam’a; — Çok mutsuzum. Artık çok iyi biliyorum ki benim diğerleri gibi bir yeteneğim yok. Bilge adam hafifçe gülümseyerek; — Sevgili Quetzal, anladığım kadarıyla diğerlerinden farklı olmak seni çok üzüyor. Unutma ki evrende, olan biten her şeyin bir nedeni var. Biliyorum uçabilen, rüzgâr çıkaran, biçim değiştiren, hislerini okuyan içgüdüleri kuvvetli arkadaşların var.

Hiç düşündün mü ki tüm bu yetenekler çevrende gördüğün hayvan dostlarının özellikleri. Önemli olan; hayvanları taklit etmek değil, kendimizi ne oranda geliştirip etrafımızdakilere faydalı olduğumuzdur. — Doğru haklısınız. Uzun zamandır yeteneğimin ne olabileceğine o kadar çok odaklandım ki ailemle bile yemekten yemeğe konuşuyorum. Sanki hiç yaşamıyor gibiyim. Yetenek konusu beni her şeyden uzaklaştırıyor. En iyisi bu konuyu tamamen unutmak olacak. Çünkü tanrı beni terk etti, diye yanıtlamış Quetzal. Bilge adam Quetzal’in son söylediklerine anlamayarak; — Sevgili Quetzal, tanrı seni nasıl terk etmiş olabilir ki? — Uzun zamandır tanrıya dua ediyorum ve ondan yeteneklerim konusunda yol göstermesini istiyorum  Şimdiye kadar yanıt alamadım. Belli ki beni terk etti, demiş Quetzal. Bunun üzerine Bilge adam gülümseyerek; — Tanrı, bizlerle birbirimizle konuştuğumuz gibi konuşmaz.

Ondan bir şey istediğinde durup olmasını beklemek yerine isteğine uygun hareketlerde bulunmalısın. Eğer attığın her adımda arzuna gittikçe yaklaştığına dair işaretler alıyorsan, işte o zaman tanrı seninle konuşuyor demektir. İlerlemezsen onu duyamazsın. Eğer pasta yemek istiyorsan un, şeker, yumurta, kakao satın alıp mutfağa getirmelisin ki senin için pasta yapılsın. Pasta yemeyi arzularken patates, soğan satın alırsan hiç bir zaman çok istediğin o pastayı yiyemezsin. — Hımm, anladım galiba. Ben yeteneğimin ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Bu durumda ne yapmalıyım?

Diye sormuş Quetzal. — Hepimizin yeteneklerini tanrı belirler öncelikle olmasını arzuladığımız yeteneğin yerine sana ait olanı keşfetmeye ihtiyacın var. Düşün bir bakalım, çaba göstermeden kolayca yaptığın şeyler neler? Quetzal, çaba harcamadan kolayca yaptığı şeylerle yeteneği arasında bağlantı kuramamış olsa da Bilge Adamın sözünü dinleyerek çaba sarf etmeden kolayca yaptığı şeyleri düşünmeye başlamış. Quetzal’in yavaş yavaş zihni açılmaya başlamış. Ve — Galiba buldum. Benimle birlikteyken insanlar sakinleşiyor ve gözlerinin içi gülmeye başlıyor. Aynı şekilde çevremde sürekli kuşlar, böcekler geziniyor.

Geçenlerde çok ilginç bir şey oldu. Kardeşim ile birlikte ormanda dolaşıyorduk. Birden karşımıza   kızgın bir aslan çıkıverdi. Kardeşim henüz farklı bir yere ışınlanma gücünü kontrol edemediğinden aslanın korkusundan gücünü aktive edemedi. Ve çaresiz arkamızdaki ağaca yaslanıp tanrıya dua etmeye başladık.

Kızgın aslanın gözlerine baktığımda bir de fark ettim ki o da beni izliyor. Bir müddet sonra aslan birden sakinleşerek kedi gibi mırıldanmaya başladı. Önce bizi kokladı sonra arkasını döndü ve yürüyerek yanımızdan uzaklaştı. Bu olay olduğunda ona zarar vermeyeceğimizi anladığı için bizi rahat bıraktığını düşünmüştüm. Kardeşim ise aslana ne yaptığımı sormuştu. Ben ise şaşırarak hiç bir şey yapmadığımı söylemiştim. Kardeşim bana inanmasa da gülerek eve dönmemiz gerektiğini söylemişti. Bundan bir şey çıkar mı acaba? Diye Bilge adam’a soru sormuş. Bilge adam; enteresan, istersen bu konu üzerinde biraz daha düşün sonra tekrar konuşuruz demiş ama o an Quetzal’in kendisini dinlemediğini ve öylece dalıp gittiğini fark etmiş. Quetzal, bir müddet sonra gözlerinde gittikçe parlayan bir gülümsemeyle tekrar Bilge Adam ile konuşmaya başlamış. — Sanırım bende ne olduğunu buldum.

Geçenlerde annem ben dünyaya geldikten sonra kurt adam olan babamın daha da sakinleştiğini söylemişti. Okulda da benzer şeyler olmuştu, herhangi birilerini kavga ederken gördüğümde onların yanına yaklaşır yaklaşmaz kavga aniden bitiveriyordu. Bunun tek bir anlamı olabilir. Galiba ben sakinleştiriciyim. Tüm olanların normal olduğunu düşünmüştüm. Sanırım yanılmışım. Hâlbuki bu benim yeteneğimmiş. Pek rastlanmayan bir yetenek ama olsun bu yeteneğimi çok sevdim. Hemen annemlerle paylaşmalıyım,  çok teşekkür ederim demiş ve koşarak Bilge adamın yanında ayrılmış. Bilge adam Quetzal’in gidişini izlerken kendi çocukluğu aklına gelmiş. Annesi, sakinleştirici olduğunu ona ilk kez söylediğinde, önceleri diğer arkadaşları gibi uçamadığı ve ışınlanamadığı için üzülse de sonradan sakinleştirici olmanın büyük bir sorumluluk gerektirdiğini anlamış. Bilge adam olduğunda sakinleştirici olmanın faydasını çok görmüş. Sakinleştirici olması, yıllarca insanların kendi içlerindeki gerçeği yani sevgiyi görmeye aynalık yapmasına yardımcı olmuş.

Bilge adam, Quetzal bebekken isminin belirlenmesi için ilk defa kendisine getirildiğinde onun içindeki sevginin çok güçlü olduğunu ve ileride kendisi gibi kabilenin Bilgesi olacağını hemen anlamış. Artık bu dünyada pek zamanı kalmadığından eminmiş. Kalan zamanını Quetzal’in kabilenin yeni Bilgesi olarak yetiştirmeye harcaması gerektiğini düşünüyormuş. Ertesi gün Quetzal’in ailesi ile buluşmaya niyetlenerek evinin yolunu tutmuş.

Evet, Quetzal gibi yeteneğinizin ne olduğunu keşfetmek isterseniz hiç çaba harcamadan kolayca yaptığınız şeylerin ne olduğunu belirleyin. Ve bunlarla etrafınızdakilere ne kadar faydalı olabileceğinizi düşünün. Yeteneğiniz uzun zamandır orada sabırla sizi bekliyor. Onunla buluşmanın zamanı artık geldi…

Bu kayık da boş…

Bu kayık da boş…
 Zen ustalarının en büyüklerinden biri olan Lin Chi şöyle dermiş: “Gençken tekneler beni büyülerdi. Küçük bir kayığım vardı ve yalnız başıma göle açılırdım. Saatlerce orada kalırdım. Bir seferinde güzel bir gecede kapalı gözlerle, kayığımda meditasyon yapıyordum. Akıntı aşağı boş bir kayık geldi ve benimkine çarptı.
Gözlerim kapalıydı, bu yüzden şöyle düşündüm: ‘Biri kayığıyl…a geldi ve kayığıma çarptı.’ İçimde öfke yükseldi. Gözlerimi açtım ve öfke içinde adama bir şey söyleyecekken kayığın boş olduğunu fark ettim. O zaman hareket edecek yön kalmadı. Öfkemi kime ifade edecektim? Kayık boştu. Yalnızca akıntı aşağı yüzüyordu ve gelip benim kayığıma çarpmıştı. Bu yüzden yapacak hiçbir şey yoktu. Öfkemi boş bir kayığa yansıtamazdım.
Gözlerimi kapattım. Öfke oradaydı ama çıkış yolu bulamadığımdan gözlerimi kapattım ve öfkeye doğru geri geri yüzdüm. Ve o boş kayık benim fark edişim oldu. O sessiz gece, içimde bir noktaya geldim. O boş kayık benim ustamdı. Ve artık biri gelip bana hakaret ettiğinde gülüyorum ve diyorum ki: ‘Bu kayık da boş…’ Gözlerimi kapatıyorum ve içeriye gidiyorum…:)
Osho – Sırlar Kitabı

Tanrım !, Bana değştiremiyeceğim şeyleri kabullenmem için sabır…