Bahar Temizliği…

 

Yazmayan kalemleri.
Sayfası bitmiş defterleri.
Kulpu kırık fincanları.
‘Zayıflayınca giyerim’ kotunu.
Son 5 aydır giymediğiniz kıyafetleri.
Arka balkona tıkıştırdığınız,
bir gün yüzünü yenilerim pırıl pırıl olur
dediğiniz o sandalyeyi.
Dibi kararmış tencereyi.
Taşındığınız hangi evden kaldığı,
hangi kapıyı açtığı artık meçhul olan o anahtarları.
Sırf genç ve güzel çıkmışsınız diye yanınızda
o hiç sevmediğiniz tiple poz verdiğiniz fotoğrafı.
Çekmecenin dibindeki müzik kasetlerini
(kaset mi kaldı allah aşkına)
Atın.
Ohh bir ferahlayın bakalım. Tamam mı?
Şimdi ihtimalleri atın.
‘Olacaktı, son anda olmadı’ları atın, olmamış işte.
Takılıp kaldığınız o günü.
Düşünüp durduğunuz o lafı.
Atın.
Küstüğünüz için uzun zamandır
görmediklerinizin aklınızda kalan son görüntüsünü.
Alındıklarınızın, gücendiklerinizin hiç umurunda olmayan
o ‘olayı’
Atın.
O hiç beceremediğiniz yemeğin tarifini
Kestiğiniz eski gazete küpürünü
İçinizi kemiren o ukteyi
Atın.
Zamanı gelince yiyeceğiniz soğuk
intikam yemeğini de dökün.
Soğuk yemeğin hiç tadı olmaz,
dışarıdan bir döner söyleyin daha iyi.
Buzdolabının üzerindeki diyet listesini
(faturaların altında duruyor)
Depodaki koşu bandını.
Atın.
Cevabı olmayan soruları
Kaçırdığınız fırsatları
Atıldığınız işleri
Beceremediğiniz ilişkileri
Kişisel gelişim kitaplarını
Atın.
Arkanızdan konuşanları.
Önünüzü kapayanları.
Alamadığınız terfiyi
Oturamadığınız evi
‘Şimdiki aklım olsa’ları
Aldığınız en kötü karneyi.
Hatta en iyi karneyi.
Çalışmayan saatleri.
İşe yaramayan fikirleri.
Kaçan trenleri.
Zamansız yaşlandıran dertleri.
‘O gün’ olanları.
Halının altına süpürdüklerinizi.
Dolabın dibine iteklediklerinizi.
Atın.
Bakın, ne güzel güneş çıktı.

Banu Kiremitçi Bozkurt

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

ÖNCE KENDİ ÇİZGİNİ UZAT

Öğretmen sınıftaki zeki fakat kıskanç öğrenciye:
– “Niçin arkadaşlarını çekemiyor, onların yaptıklarını bozup kavga ediyorsun?” diye sordu.
Öğrenci, bir süre düşündükten sonra,
– “Çünkü onların beni geçmelerini istemiyorum” dedi. “En iyi ben olmalıyım. ”
Öğretmen, masasından kalktı, eline bir parça tebeşir aldı ve yere 15 cm. uzunluğunda bir çizgi çekti, kıskanç öğrenciye bakarak,
– “Bu çizgiyi nasıl kısaltırsın?” dedi.
Öğrenci bir süre bu çizgiyi inceleyip içinde çizgiyi birçok parçaya bölmek de olan birkaç yanıt verdi.

Öğretmen, yanıtları kabul etmedi ve yere ilkinden daha uzun bir çizgi çekti.
– “Şimdi birinci çizgi nasıl görünüyor?” diye sordu.
Öğrenci utana sıkıla,
– “Daha kısa” diyerek başını öne eğdi.

Öğretmen bu yanıt üzerine öğrencisine unutmaması gereken şu öğüdünü verdi:
– Bilgini ve yeteneklerini artırarak kendi çizgini uzatman, rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir…

Bir baba, birgün oğluna: ”Her kırdığın insan için şu tahtaya çivi çak demiş”

 

 

Bir baba, birgün oğluna: ”Her kırdığın insan için şu tahtaya çivi çak demiş”

Oğlu, babasının dediğini yapmış. Sonra bakmış ki tahta çivilerle dolmuş taşmış.

Sonra babası ”Şimdi Kırdığın İnsanların Gönlünü al, her aldığın gönül için bir çiviyi sök” demiş.

Çocuk babasının yanına çivileri söküp geri gelmiş ama tahta delik deşikmiş.

Ve baba evladına şöyle demiş, ”İnsan kalbi bu tahta gibidir oğlum, kırdığın kalbi düzeltirsin fakat İzleri hep kalır”

Lakerda’nın hikayesi

 

BALIKCI BEHMUARAS VE LAKERDA

Malaga kıyılarında fakir bir Musevi balıkçı yaşamaktadır.
Adı Behmuaras, Soyadını ise bilmiyoruz.
Şimdiye dek hiç kayıtta da rastlanmadı.
İşte bu balıkçı her gün balığa çıkar, tuttuklarının yarısını satar, diğer
yarısınıda eve, ailesine götürürdü. Üç çocuğu vardı ve en küçükleri en
çok ton balığını severdi.
Balıkçı da onun ton balığı yemesine özellikle dikkat ederdi.
Oysa bu balık her zaman yakalanamazdı, çünkü bunun için çok açılmak
gerekirdi.

1326 yılının bir Şabat (cumartesi ve Museviler için kutsaldır) günü
karısının tüm itirazlarına karşın, çocuğu için ton balığı avlaması
gerektiğini söyleyerek yine balığa çıktı.
Balıkçı o günden itibaren iki ay boyunca hiç ton balığı yakalayamadı.
Bunun üzerine oturdu ve Allah’ına dua etti:
“Allah’ım ne olur çocuğuma ton balığı ver. Beni de affet, Şabat’ta
çalıştığım için.”

Ertesi kutsal Perşembe günü, sefer tora açıldığı gün , yine balığa çıktı.
Bu kez büyük bir ton balığı sürüsüne rast geldi
ve tam 30 balık yakaladı. Ve Allah’ına yine dua etti.

Sonra “Ben” dedi , “bunları satmaktansa tuzlarım ve saklarım”.
Önce balıkları temizledi, kafaları hariç altı eşit parçaya ayırdı.
İliklerini çıkardı, soğuk suda bekletti. Kanını süzdürdü ve tam 25 gün
tuzda sıkıca sakladı. 25 gün sonra tuzdan çıkarılan ve çok sonraları da
Yunan Musevileri tarafından yapılan bu yiyecek “lakerda” idi.

Lakerda ismi İspanyolca kökenlidir ve aslı ” la kerrida” dır;
“istenen/istedikten sonra ” anlamında. Bu öykü Toledo şehrinin
balık halinin duvarlarında asılıdır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Uymamız gereken evrenin sipritüel yasaları vardır

 

 

Hayatımızın amacını öğrendikten sonra uymamız gereken evrenin sipritüel yasaları vardır ki bu yasaları öğrenerek ve onları kullanarak amacımızı gerçekleştirme yolunda daha emin adımlar atabiliriz.
Uyulması gereken yasalar:

ESNEKLİK YASASI
bu yasayı kullanmakta ustalaşarak, engelleri ilerleme vasıtalarına, sorunları da fırsatlara dönüştürürüz. “Rüzgar kuvvetli esiyorsa, sadece onu kabullenmez ya da ona katlanmayız, ama yel değirmenleri inşa ederiz.”
Bir grup insanın başına acı verici bir olay geldiğinde bu insanlardan bazıları tam bir şok, ret ve acı içinde bu deneyime zihnen direnirler; böylece ağacın dallarının rüzgarda kırılması gibi en sert deneyimi yaşarlar.
Diğerleri ise, işlerin nasıl olduğu hakkında bir perspektif duygusuyla hayatın bütün tablosunu görerek, eğilerek, durumu tümüyle kabullenip deneyimleme yeteneğini geliştirmişlerdir. Eğilen bir dal gibi, onlar da eğilerek kırılmaktan kurtulmuşlardır.
Bu yasayı uygularken şöyle düşünün: kasılma, donup kalma, geri çekilme ya da savaşma eğilimi göstermek yerine kendinizi gücün akışına bırakabildiniz mi? Akışa uyarak onu kendiniz kılabilirsiniz!

SEÇİMLER YASASI
Her birimiz yaratıcı hayat enerjisine sahibiz. Aynı zamanda kendimizi ifade etme yeteneğine de sahibiz. Bunları yaparken negatif ya da pozitif yollar seçebiliriz. Örneğin: para bir tür enerjidir. Onunla hayır işleri yapabildiğimiz gibi, katil de kiralayabiliriz. Elektrik bir şehri aydınlattığı gibi insanların canını da alabilir. Bütün bu enerjileri yaratıcı bir biçimde kullanmak tamamıyla bize sunulmuş seçeneklerdir. Bunları kullanma konusunda bize kimse karışmaz. Yaratıcı enerjimizi olumlu yönlerde kullanarak hayatımızın gidişatını değiştirebiliriz.
Bir şeyi pozitif bir biçimde ifade ettiğinizde, pozitif enerjinin size nasıl geri döndüğü dikkatinizi çekti mi?
Birisine iltifat ederken kendinizi nasıl hissettiğinizi düşündünüz mü?
İnsanları yargılamadığınız zaman hayatın size gülen yüzünü gösterdiğini fark edebildiniz mi?

SORUMLULUK YASASI
Başkalarına yardım edebilmek için önce kendi iç evimizi düzene sokmamız gerekir. Çatışan alt kişiliklerimizi, inançları değerleri ve fikirleri uzlaştırmamız gerekir. Kendi denge noktamızı keşfetmeye, sorumluluk düzeyimizin sınırlarını belirlemeye ihtiyacımız vardır. Bazen aşırı öz veriye dönüşen sorumluluk duygusu bizi zayıf düşürdüğü gibi, hiçbir şey almadan bütün enerjimizi akıtırız. Bu tipler, başkaları için,( ana babaları, arkadaşları, çocukları, eşleri ve yanında çalışanlar için) normal görevlerinin çok üstünde bir sorumluluk üstlenirler. Başkalarının ihtiyaçları öylesine kendi ihtiyaçlarının önündedir ki, bir tür paspas, köle rolü üstlenmişlerdir.
Oysa hepimiz rahatlık bölgemizi belirlemek, saygılı ve sınırlı sorumluluklar taşımak için burada bulunmaktayız. Bir çizgi çizebilmeli,denge noktamızı çok iyi tespit edebilmeliyiz. Sorumsuzluk kadar, aşırı sorumluluk duygusu taşımak son derece zararlıdır.

DENGE YASASI
Bilgeliğin kalbi olan denge, hayatlarımız için dönüm noktası oluşturabilecek bir öneme sahiptir. Bu yasayı uygulamak kolay değildir ancak çaba göstermeye değer. Çünkü; denge hayatımızın efendisi olmamıza yardımcı olabilir.
Çok hızlı mı konuşuyorsunuz?
Alçak sesle konuşmayı deneyin.
Çok hızlı mı yemek yiyorsunuz?
“çok yavaş olmayı” deneyin.
Sık sık gerilimli ve gergin misiniz?
Kendinizi gevşemiş hissetmeyi deneyin.
Aşırı güvenli duruşunuzla rahatsızlık mı veriyorsunuz? Ya da güvensiz misiniz?
Daha doğal olmaya gayret edin.

SÜREÇ YASASI
Her adım kendi içinde küçük bir başarı haline gelebilir. Böylece nihai hedefimize ulaştığımızda bir çok başarıyı da beraberimizde götürürüz. Yol boyunca öğrendiğimiz şeyler aslında hedefe ulaşmaktan daha değerlidir. Hiçbir şeyi bir an da öğrenmediğimizi kabul edebilmek, temelden başlayarak yükseklere ulaşmayı öğrenebilmek,adım adım ilerleyen deneme- yanılma sürecini bilebilmektir süreç yasası.
Hayatınızda ki küçük adımlara dikkat edin ve onları asla küçümsemeyin.

KALIPLAR YASASI
Kalıplar yasası verdiği kararlardan tekrar ve tekrar dönme eğiliminde olan ya da başladığı işi tamamlamadan yarım bırakan, aynı başarısızlıkları tekrarlayanlar için son derece önemlidir.
Biz kalıbı kırana dek kalıp tekrar kendini göstererek tekrarlama eğilimi gösterir. Bir kalıbı kırmanın ve değiştirmenin kahramanca bir savaş gerektirdiğini kabul ettiğinizde kazanacaksınız.
Örneğin: sigarayı defalarca bırakmanıza rağmen yine başlıyorsanız, sigarayı bırakmanın kolay olduğunu deneyimlemişsinizdir. Ama asıl zor olan ona tekrar başlamamaktır. Eski kalıbı kırmak için mutlaka yeni bir kalıba geçmeyi seçmelisiniz.

DİSİPLİN YASASI
Disiplinli olmak, daha hür, daha mutlu ve daha güçlü yapar insani. Büyük özgürlüğün ve bağımsızlığın en emin vasıtasıdır. O uçmak için sağlanan bir tür düzendir. Eğer bir yerlere ulaşmak istiyorsak bir şeyleri derin bir biçimde yapmak istiyorsak öz-disiplini uygulamak zorundayız.

KUSURSUZLUK YASASI
Geleneksel bir görüş açısından, bu dünya bir ıstırap yeridir. acı çekeriz, aç, evsiz barksız insanlar görürüz ve tam istediğimiz şeyi elde ettiğimiz zaman bile her şey geçicidir.
Aşkın bir perspektiften bakmayı öğrendiğimizde ise her şey kusursuzdur. Ulaşabileceğimiz en iyi şey erdem ve gelişkinliktir ve ona ulaşmak için zaman ve uygulama gereklidir. Kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslayacak şekilde yetiştirildiğimizden olduğumuzdan başka biri olmak için uğraşıp dururuz.
Bilgelik, sabır ve sevgiyle gördüğümüzde; sevinçler ve üzüntüler, şu an da dünya gezegeninde olup biten her şey, büyük bir tekamül süreci ile ilgili olarak, kesinlikle ve tamamen mükemmeldir.

ŞİMDİKİ AN YASASI
Goethe ;” Şimdiki an en güçlü tanrıçadır” diyerek anın kuvvetini vurgular. Zamanın mevcut olmadığı soyut bir felsefe gibi görünse de, geçmiş ve gelecek dediğimiz şeyler bizim zihinsel yapılarımızın dışında bir gerçekliğe sahip değildirler. Zaman fikri; bir sosyal anlaşmadır, gerçekte sadece şu an vardır.
Bedenimiz şimdiki anda yaşar. Kendimizi bu ana bırakmak, onu kucaklamak, geçmişte kalanlarla kederlenmek yerine anın tadını çıkarmak, gelecek denen şeyi bu anın yarattığını kabul ederek bu anı mutlulukla yaşamayı öğrenmek, “şimdiki an” yasasına uyarak hayatımızın amacını gerçekleştirmemize yardımcı olur.

YARGISIZLIK YASASI
Yargılar insanlığın icadıdır. Evrensel ruh bizi asla yargılamaz.
Bu yasa bize tanrının değil insanların icat ettiği ahlak yasalarını hatırlatır. Yargılar enerjinin önünü keser. İç savunmalar ve direnç oluşturur. Oysa yargılardan kurtulmak değişimin kapılarını açar. Kendimizi de sertçe yargıladığımızda, bizi eleştiren insanları kendimize daha çok çekerek negatif enerji oluştururuz.

İNANÇ YASASI
İnanç yasası, kendine itimat direkt deneyimle gelir. Yani bir öğretmenin ya da kitabın öğrettiklerinden çok kendi deneyimlerimize dikkat etmemiz hatırlatılır. İçimizden geldiği gibi dans etme, savaş sanatları ve diğer sporları uygulama, bir müzik aleti çalma, bunların hepsi bedenimizin düşünmeden, kendi bilgeliğini izleyerek hareket etme noktasındaki itimat ve geliştirmenin güzel yollarıdır. Böylece bedenimize itimat etmeyi, onu dinlemeyi öğrenir, bedenimizin ihtiyaç duyulan şeyi bildiğini yapabildiğini keşfederiz.

BEKLENTİLER YASASI
Eğer kansere yakalanmaktan, sevdiklerimizi kaybetmekten, başarısızlıktan korkuyorsak bütün bunları biriyle açık yüreklilikle paylaşmamız ve zihnimizi başka şeylere odaklayarak kendimizi temizlememiz gerekir. Deneyim yaratmanın anahtarını bilinç altı sağlar. Eğer bilinç altınızda korkular yoksa kansere yakalanmayabilirsiniz. Yaşadığınız an size bilinç altınızda ne beklediğinizi açık olarak göstermektedir. Mevcut sorunlarınız bilincinizin doğurduğu sorunlar olduğuna göre mevcut nimetlerde pozitif beklentilerimizin sonucunda oluşmuşlardır.
Bu yasayı uygulamanın en güzel yolu; olmak istediğiniz şeyi olun! Rahat hale gelene dek prova edin. Daha mutlu, pozitif ve neşeli bir insan olmanın nasıl bir şey olacağını hayal ederek bilinç altı cilalarınızdan kurtulun.

DÜRÜSTLÜK YASASI
“Kötü insanlar cehenneme gitmezler! Onlar zaten cehennemdedirler’ bu kadar kötü davranmalarının nedeni budur. Dürüst davranmadığımız zaman içsel parçalarımız birbiriyle çatışırlar. İçsel öz duygumuz ya da ilhamımız zayıflar, yaşam; kendimizi yoksun ve yalnız hissettirir ve öğrenmemiz gereken tüm dersleri kendimize çektirerek ağır deneyimler geçiririz. İma etme, görmezden gelme, iç çekme , sürekli sızlanma ya da anlaşılma eğiliminde olanlar için dürüstlük yasası, böyle dolaylı, yanlış yola sevk edici, dalavereci, aldatıcı bir iletişime girdiğimizi işaret ederek ihtiyaç duyduğumuz “iç ışığımızı” yitirmemize sebep olduğumuzu hatırlatır.

YÜKSEK İRADE YASASI
“İçimde her şeyi bilen Şefkatli bir öz su anda bana yol gösteriyor ve ben onu çağırmayı öğrendiğimde bana en iyi ve en doğru nasıl bulmam gerektiğini gösterecek” dediğimizde. İçimizde yer alan en yüksek ve en iyi adına ya da onun hizmetkarı olarak davranmaya başlarız.
“Eğer ben Öz’ün, Tanrının bir parçasıysam ve Öz benim parçam ise o zaman ben ne istersem bu Öz’ün iradesidir. Ama egomuz, özgür iradesiyle bir tahta yerleşip bütünün hayrını düşünmeden istediğini yapma eğiliminde olduğundan yüksek iradenin, Öz’ün sesini duymaz. Dileklerimiz bütünün hayrına olmalıdır. Dünyanın bir yanı yanarken siz mutlu olamazsınız. Çünkü küller mutlaka size ulaşacaktır. Yağmurlar delinmiş olan damınızdan evinize dolarken kızamazsınız, çünkü o anda kurak olan topraklarda sevinç vardır.
Alabileceğiniz kadar almak yerine verebileceğiniz kadar vermeyi ilke edindiğinizde bolluk ve bereket hep sizinle olacaktır. Vermekten vaz geçmeyin. Her kesin hayrına istediğiniz her şey, sevgi enerjileri ve ışık, günlük hayatınıza yağacaktır. alıntı

BAHAR DEMEK

Baharın gelişi kadar beni heyecanlandıran başka bir şey yok. Mesela baharda ilk erik ağaçları çiçek verir. Köyde babaannemin diktiği sayısız erik ağacı vardı. Çeşit çeşittiler; kırmızı, mor, sarı, yeşil erik. Zaten manav tezgâhlarına da ilk erik düşer ve biz “hah, tamam, ilkbahar geldi”, deriz. Köyde biz çocukların ilkbahar günleri erik ağaçlarının üzerinde geçerdi. Ya kuşlar? Özellikle kuşluk vakti, yani daha hava aydınlanır aydınlanmaz binlerce kuş hep birlikte uyanış şarkılarına başlar, kulaklarımızı sağır edercesine bir koroyla güne başlarsınız. Nereden mi biliyorum.. Çünkü yaylaya gitmek için kuşluk vakti yola çıkmışlığım çoktur. Sonradan öğrendim, meğer ilk yaylaya gidişimde iki aylık bir çocuktum ve pusetim annemin sırtındaki sepetiymiş. İneklerimiz eşliğinde iki günlük yolu o sepetin içinde geçirmişim. Sonra ben de aynı yolu yürüyerek gittim babaannemle. Yayla yolundaki ilk geceyi Dursun Bey’in Hanı’nda geçirdiğimi anımsıyorum. İnekler alttaki ahırda, biz yukarıda bir keçeye sarılarak uyumuştuk.

Demem o ki, bahar umuttur, uyanıştır. Yeni ve heyecanlı bekleyişlerin başlangıcıdır. Ve ben şimdi İstanbul’da sokağımda, parklarda açan çiçekleri, uyanan ağaçları görüyorum. Güneş de fena değil. Karşı balkondaki kumrular da büyüyüp uçtular. E, biz insanlar da bu doğanın bir parçası değil miyiz? Bizim de uçma vaktimiz gelmedi mi? Haydi uç güzel ülkem, uç..

-oMeraKlis-

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

POZİTİF DÜŞÜNCE

images[5]

John Ruskin, ünlü bir İngiliz sanat eleştirmenidir.
Bir gün, Ruskin’in zengin bir arkadaşıyla akşam yemeği randevusu vardır.
Arkadaşı suratı asık bir şekilde gelir.
Anlaşıldığına göre, yemeğe gelirken arkadaşının göğüs cebindeki dolmakalem kırılmış ve kısa bir süre önce hediye olarak aldığı değerli bir mendilin üzerine çıkmayan Hint mürekkebi leke yapmıştı.
Arkadaşı mendili çıkarıp Ruskin’e gösterir.
Kumaşın ortasında çok belirgin siyah yuvarlak bir leke vardır.
Adam o kadar üzülmüştür ki, yemeğine çok az dokunabilir ve eve aceleyle dönerken, mendili masanın üstünde unutur.
Ruskin, çıkarken mendili yanına alır.
Birkaç hafta sonra zengin arkadaşının evine bir paket teslim edilir.
Açtığında, kendisini çok şaşırtan ve sevindiren bir şekilde mürekkep lekeli mendilin harika bir sanat eserine döndüğünü görür.
Ruskin, biraz Hint mürekkebi almış ve yuvarlak lekeyi merkez noktası olarak kullanıp, bütün mendili kaplayan nefis bir desen çizmişti.
İnsanlar eğer pozitif düşünürlerse ve yaratıcı davranırlarsa, olumsuzlukları başarıya dönüştürebilirler.
Ruskin, arkadaşının küçük üzüntü duvarına bir kapı açarak mutluluğunu sağlamıştı.
Hem özverili davranışı ile yaşamlarını zenginleştirmiş, hem de arkadaşının sevgisini kazanmıştı.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Her Şey Zamanında Yaşandığında Güzeldir…

 

 

Çok uzak bir adada yaşayan güzeller güzeli ahtapot ve çok yakışıklı bir akrep birbirlerine aşık olmuşlar. Fakat ikisi de birbirinden korkuyormuş. Ahtapot akrepden onu zehirli iğnesiyle sokar diye, akrep ise ahtapotun uzun kolları onu boğar diye… Fakat daha fazla dayanamayarak ikiside birbirlerine kollarını uzatmışlar. Ahtapot en kötü ihtimalle bir kolumu veririm, nasıl olsa yerine yenisi gelir, diye düşünmüş. Akrep ise onun için kendimi feda edebilirim, demiş. Birbirlerini çok seviyorlarmış. O kadar mutlularmış ki bütün hayvanlar çok kıskanıyormuş onları…

Zamanla akrepten sıkılmaya başlamış ahtapot, aklında açık denizler varmış hep… Oralara gidip başka hayvanlarla tanışmanın hayalini kuruyormuş. Güzelliğini bu şekilde geçirmemek için okyanuslara doğru yüzmeye başlamış.

Terk edilen akrep günlerce sahilde onun dönmesini beklemiş. Ardından çok ağlamış fakat göz pınarları olmadığı için, hep içine akmış göz yaşları. Okyanusların en güzel sularında süzülen ahtapot yeni yerler gördükçe işte gerçek mutluluk diye düşünüyormuş içinden.

Akrebi çoktan unutmuş. Derken birden bir balıkçı ağına dolanmış olarak bulmuş kendisini. Kurtulmaya çalıştıkca daha çok dolanıyormuş. Onu gemiye çekmişler. Balıkçılar ahtapotun kollarını kesip geri denize atmışlar. Kesilen kollarıysa içki masalarında meze olarak kullanılmak üzere bir restorana satılacakmış.

Canı çok yanan ve ne yapacağını bilemeyen ahtapot eski aşkı akrebe dönmeye karar vermiş; fakat kolları olmadığı için yüzemiyormuş artık. Terk edilen akrepse onsuz olmaktansa ölmeyi tercih etmiş ve zehirli iğnesiyle kendisini sokmuş. Diğer hayvanlardan yardım isteyen ahtapot akrebe ulaşmak üzereymiş. Akrebin yanına vardığında ise akrebi ölmek üzereyken yakalamış. Akrep son nefesini verirken, evet işte ben bu güzellik için kendimi feda ettim, demiş içinden. Gerçek aşkının akrep olduğunu anlamış ahtapot. Ama artık ne ahtapotun onu saracak kolları kalmış , ne de akrebin onu tekrar sevebilecek kalbi…

Her şey zamanında yaşandığında güzeldir…

Yüreğinizde yer bulmayı hak etmiş ERKEK veya KADINA

 

Bazı kadınlar vardır…

Yoldan geçerken takılır gözleriniz.
Dizine yatıp ruhunuzu ellerine bırakasınız gelir.
Teninin sıcaklığında erir gidersiniz.
Dingindirler, savaşmazlar dünya ile.
Gözlerinin içinde bir kadının bin bir halini görürsünüz.
Erkek olmanın bin bir halini de size yaşatırlar.
Sıcaktır, şefkatlidir, bağışlayıcıdır, dişidir.
Ne giyerlerse giysinler cinsellikleri değildir üzerlerindeki.
Kadın olarak vardırlar, cinsellikleri sadece erkeklerine özeldir, size kapalıdır, göremezsiniz.
Plajda bikinili bile olsalar ”kapalı” kadınlardır onlar.
Siz ulaşamazsınız kendileri gelmedikçe.
Bazı kadınlar ”kadın”dır.

Bazı kadınlar vardır.

Hoyrattır. Acıtır. Mahveder dokunduğu yeri.
Erkeğinin sahip olduklarına önem verir sadece.
Ondan aldıklarına bakar, erkeğin kendisi hiç önemli değildir.
Bir şey veremeyecek duruma geldiğinde ona sırtını dönmesi kolay olur bu nedenle.
Hayatı paylaşmasını bilmez bazı kadınlar.
Mal paylaşımını hayatı paylaşmak sanırlar çünkü.

Bazı kadınlar vardır yine.

Hayatın yükünü taşır.
Yüzündeki her çizgi ayrı bir hüznü anlatır.
Bilmez başka türlüsünü.
Eştir, anadır, kadındır birileri için.
Kendisi için kocaman bir ”sıfır” olduğunu dert sahibi olunca görür o kadınlar.

Bazı kadınlar vardır.

Yüzüne bakınca gördüğünüz sadece falanca şirkettir.
Okumuş, eğitimli, kariyer sahibi ama erkeksiz kadınlardır.
Bakışlarında görürsünüz bir erkeğe teslim olmayacaklarını.
Hayatlarında bir çocuğun kahkahası olmayacaktır hiçbir zaman.
İçlerindeki kadının ümitsiz isyanını da görürsünüz o bakışlarda.

Bazı erkekler vardır.

Baktığınızda gördüğünüz sadece bir tomar paradır.
Paradan başka bir şeye sahip olamayacak kadar acizdirler o erkekler.
Emek vermeyi bilmezler.
Paraları kadar sahip olmak isterler her şeye.
Paraları yoksa kocaman bir ”hiç”tirler.

Bazı erkekler vardır.

Hastadır ruhu.
Zindan ederler hayatı etraflarına.
Koca olamazlar, baba olamazlar, sevgili olamazlar.
İlk zamanlar sıcacık sevgi dolu bir erkek sanırsınız.
Hiç ummadığınız bir anda karşınıza çıkar canavar.
O pençelerin ruhunuzu nasıl ve neden kan içinde bıraktığını anlayamazsınız bile.
Kurtulmanıza da izin vermez bazen.
Ondan güçlü olmanıza izin vermez.
Yok etmek zorundadır.
Ruhunuzu öldürür o erkekler.

Bazı erkekler vardır.

Kullanır sizi.
Emeğinizi, sevginizi kullanır.
Almasını bilirler sadece.
Sevgi veremezler.
Hayatı paylaşmazlar.
O kadar nazik ve yakışıklıdır ki bile isteye teslim olursunuz.
Verdikleriniz tükenince giderler, anlayamazsınız neden terk edildiğinizi.

Bazı erkekler vardır.

Erkektir, babadır, eştir, sevgilidir.
Belki zengin değillerdir ama göğsüne sokulduğunuzda dünyanın en mutlu kadını olursunuz.
O erkeklerin kendileri hazinedir ve siz ”bilirsiniz” bunu.
Bakışlarında bütün dünyayı görürsünüz.
Ellerini güvenle tutarsınız.
Siz hayatısınızdır, bilirsiniz.
Ruh eşinizdir, hissedersiniz.
Bazı erkekler gerçek bir ”erkek” tir.

Yüreğinizde yer bulmayı hak etmiş ERKEK veya KADINA

alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şamanizm ve Çift Başlı Kartal Motifi

Orta Asya Türklerinde koruyucu ruh olarak kabul edilen kartal motifinin, Şamanlar aracılığı ile Yakut Türklerine geçtiği ve oradan Orta Asya Türklerine kadar geldiği bilinmektedir.

Şamanizmde her insanın kuş şeklinde bir koruyucu ruhu olduğu ve insan öldüğünde bu ruhun da göğe yükseldiği inanışı hakimdir.

Bunun Türk mitolojisindeki örneği, Orta Asya’nın ünlü Şaman destanı Er-Töküş’tür.

Bu efsaneye göre, Gök Tanrı’nın simgesi olan Büyük Kartal, kötü güçlerin elinde tutsak olan destan kahramanı Er-Töküş’ü önce yutup sonra kusarak, daha dayanıklı ve güçlü bir insan olarak dünyaya getirir. Kartal, daha sonra, Er-Töküş’ü sırtına alıp, yeraltında günlerce uçurduktan sonra yeryüzüne çıkarır.

“Nart Erstxo Dolmxhumghorta ile üç Kardeş” isimli Kafkasya Çeçen efsanesinde de buna benzer Kartal imgesi görülmektedir. Efsanede kardeşlerin yeraltından yeryüzüne ulaşmalarında onları, sırtında, günlerce uçuran kartalın yardımları görülmektedir.

Orta Asya inanışlarında ve şamanist eski Türkler de “Kartaldan türeme” inancı oldukça yaygın görülmektedir.

Bu inanış efsanelerde de kendini gösterir ; Yakut Türklerinde rastladığımız bu efsane şamanın kartaldan türediğine dairdir. Yakutların, uzun direklerin tepesine çift başlı kartal yontusu koydukları biliniyor.

Şamanizm’e göre yer ile göğün arasındaki çelik kapıyı kartal tutar.

İnsanlara gökyüzü ve yeryüzü yolculuklarında refaket eden varlıklar, kuş şeklindedir.

Kartal: kuşlar arasında, ululuk ve yükseklik timsalidir.

Bu yüzden; Türkler kılıç kabzalarında, bozkurt, at ve çift başlı kartal figürü kullanmışlardır.

Kartal Şamanların babası olarak kabul edilir.

En eski Türk inançları izlerini devam ettiren Doğu Sibir deki Yakut/Sahalar ile Altaylılar’ ın, Kam (Şaman)lara göre:

Güneş, Ay ve bütün Gökyüzü’nün yaratıcısı olan iyilik ilâhı ÜLGEN’ in yedi oğlundan beşincisi, gökyüzünde yaşayan KARTAL’dır.

Kırgızların Er-Töküş Destanı’nda ise, Alp-Karakuş (Kartal), Dünyanın Ortasındaki Kaf Dağı’nda (Kafkasların 5633 m.lik en yükseği, daimî-buzlu “Mengü-Tav”/Alburuz’ da) bulunan ve başı Göklere ulaşan Uluçınar’ın tepesindeki Yuvası’nda, yaşamaktadır

Sibir ve Altaylardaki Kam/Şamanlar, “Kartal Ana dan doğmuş” sayıldığından, O’nun korumasındadırlar. Bu yüzden Kamlar in dış giysilerinde ve törenlerinde (Mevlevîlik ile Bekta­şîlikteki “Semâ/Semah” gibi) çalarak oynadıkları davulları (Tüngür/Bar)’nın üzerini, büyük kartal tasvirleriyle bezerler.

Sibirya Şamanları dansın ardından transa geçip yere yığılmaları sırasında ruhlarının göklere çıkmasını, ruhlarının kartallarca çekilen bir arabayla veya kayıkla taşınması şeklinde sembolize ederler.

Kartal Türk Mitolojisi’nde ve Orta Asya Şamanizmi’nde yerin göbeğinden transla yükselen bazı Şamanların ulaşabileceği “göğün direği” veya “göbeği” sayılan bir yıldıza tünemiş bir Tanrı Elçisi olarak kabul edilir.

Dogonlar, göğün göbeğinin Sirius Yıldızı olduğuna inanır ve kartala “usta kuş” derler.

Moğollarda Pleiades takım yıldızı, bir güçlü ruh gurubu olarak ululanmıştır. İnanışa göre, gök tanrıları bu takım yıldızında toplanıp, yeryüzüne bir kartal şeklindeki ilk şaman’ı göndermeye karar vermişlerdi.

En çok Şamanizm’de olmak üzere, Eski Mısır, Çin, Hun, Sümer, Hitit, Aztek, Japon, Hint Gelenekleri’nde görülen, Neospritüalizmde Yüksek İdare Mekanizması’nın çeşitli niteliklerini temsil eden ezoterik bir semboldür.

——————————————————————-

Resim :

Türk ve Moğollarda, şaman’ların ve ruhların, tono’dan göğe doğru kartal şeklinde uçtukları inancına dayalı mitos kapsamında, Ülker burcunun (Pleiades, M45, Yedi Kız Kardeş, ya da Yedi Kandilli Süreyya) kartal şeklinde görülmesine ait modern betimleme (kroki)

Kimsenin ümitlerinizi çalmasına izin vermeyin!…

 

Olumsuz düşünen insanları duymayın, onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar….

Günlerden bir gün;
Kurbağaların yarışı varmış Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış…

Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış…

Gerçekte seyirciler arasında hiç biri yarışmacıların kulenin tepesine
çıkabileceğine inanmıyormuş…

Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:

”Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!”

Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar…

İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş…

Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış…

”Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!”

Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar…

Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış…

Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler…

Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş;
”Bu işi nasıl başardın?”
O anda farkına varmışlar ki; Kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Olumsuz düşünen insanları duymayın!…

Onlar; Kalbinizdeki ümitleri çalarlar!

Kimsenin ümitlerinizi çalmasına izin vermeyin!…

TEŞEKKÜRLER HAYAT


Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim.
Gözümü her açtığımda, beyaz ve siyahı
Gökyüzünde ki ta uzaktaki yıldızları
ve de kalabalığın içinden sevdiğim insanı ayırt etmemi sağlayan,
İki göz verdiği için teşekkür ederim.Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim.
Gece ve gündüz demeden,
Ağustos böceklerinin, kanaryaların şarkılarını
Çekiç ve motor seslerini, köpek havlamalarını, fırtınaları
Ve sevdiğimin titrek narin sesini
Ve bütün duyduğum sesleri kayıt etmem için
Kulak verdiğin için teşekkür ederim
Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim.
Haykırıp düşünebildiğim kelimeleri
Anne, arkadaş, kardeş, yanan ışık gibi kelimeleri
Ve sevdiğim insana giden ruhumun rotası gibi kelimeleri
Düşünüp ve açıklayabilmem için bana
Sesi ve alfabedeki kelimeleri verdiği için teşekkür ederim.

Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim
Ayaklarımla şehirleri, göletleri, deniz kıyılarını
Çölleri, dağları ve geniş düzlükleri
Ve senin evini, sokağını ve bahçeni gezdiğim için
Yorgun ayaklarımın yürüyüşünü verdiği için teşekkür ederim

Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim.
Yıkıntılardan ayağa kalkışı ayırabilmeyi
Şarkımla; sizin şarkınızla aynı olan şarkıyı oluşturan,
İki temel maddeyi; kahkahayla gülmeyi
Ve gözyaşını verdiği için teşekkür ederim

Herkesin şarkısı olan benim kendi şarkımı.
Bana çok şey veren hayata teşekkür ederim…

Hayata teşekkür ederim…
Hayata teşekkür ederim…
Hayata teşekkür ederim…

Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Hayatınızdaki Zor İnsanların Yaşamınıza Etkisi

Hayatınızdaki “zor” insanlar ile yaşarken, sürekli her an patlayacak bir mayın tarlasında yürür gibi hissedersiniz. Yaşamak bazen öyle zor bir hale gelirki, onları memnun etmenin, onları anlamanın, onları sevmenin yada tolere etmenin imkansız olduğuna inanırsınız fakat bir türlü onlardan kopamazsınız.

Yaşamınızda ki bu zor insan anneniz yada babanız gibi bakımınızı üstlenmiş biri ise, büyüme sürecinde sizin kendiniz ile ilgili düşüncelerinize ve duygularınıza büyük etkileri olmuş olabilir.

Herkes zaman zaman zor olabilir fakat bahsettiğimiz kişiler, çeşitli duygusal problemleri (kişilik bozuklukları, stres bağlantılı sorunlar, anksiyete sorunları vb) olan insanlardır. Duygusal sorunların, sadece hastalığın sahibine değil aynı zamanda çevresinde bulunan insanlara da büyük etkileri vardır. Bu kişiler zeki, eğlenceli, yaratıcı, empatik, keyifli olabilirler ama genede “yaşanması zor” insanlardır. Oldukça hassas ve alıngan olabilirler, kendi duygularını anlamakta ve duygularını kontrol etmekte zorlanabilirler. Bu durumda olan kişiler kendilerini iyi hissetmek için çeşitli savunma mekanizmaları kullanmaya başlayabilir ve bu nedenle birlikte yaşadığı diğer insanlara sıkıntılı anlar yaşatabilirler.

Küçük bir çocukken yetersiz olduğunuzu, ailenizi hayal kırıklığına uğrattığınızı, hiç bir şeyi doğru yapamadığınızı, hep hatalı olduğunuzu, ne yaparsanız yapın annenizi yada babanızı asla memnun edemediğinizi düşündünüz mü? Ailenizin mutluluğundan kendinizi sorumlu hissettiniz mi? Mutlu olduğunuz zaman suçluluk duygusu yaşadınız mı? Öylede suçlu, böylede suçlu olduğunuzu, ne söyleseniz yada yapsanız hep hatalı oldunuza inandınız mı? Yapmadığınız şeyler için suçlandınız mı? Manipüle edildiğinizi hissettiniz mi? Bir an takdir edilip ardından suçlandınız mı? Annenizin yada babanızın davranışları ve tepkileri mantıklı gelmediği için kendinizi “çıldırıyormuş” gibi hissettiniz mi? Bir şeyleri yanlış anladığınız yada hatırladığınızı düşünüp kendi iç güdülerinizi, yargılarınızı yada hafızanızı sorguladınız mı? Aileniz ile yaşayacaklarınızı önceden kestiremediğiniz için hep kendinizi savunmada hissettiniz mi? Bütün bunlar sizde bir sorun olduğuna işaret gibi görünebilir yada delirdiğinizi hissedebilirsiniz. Aslında deliriyormuş gibi hissetmenize yol açan içinde yetiştiğiniz yaşam koşullarıdır ve Borderline Kişilik Bozukluğuna sahip yada bu hastalığın belirtilerini taşıyan bir ebeveyn tarafından yetiştirilmiş olma ihtimaliniz yüksektir.

Hiç kimse ailesini seçmez. Ve bir kere bu dünyaya geldikten sonra, küçük bir çocuk olarak aileniz ile ilişkilerinizi sonlandırabilecek bir pozisyonunuz olmaz. Hatta aşırı derecede onlara ihtiyaç duyarsınız – barınak ve yiyecek için, eğitiminiz için, toplum içinde yolunuzu bulmak için, bakımınız için, ilgi ve şefkat için, ve koşulsuz sevgi için. Sizde hiçbir sorun yada eksiklik olmamasına rağmen duygusal sorunu olan bir ebeveyn ne yazıkki bütün bu ihtiyaçlarınıza tutarlı olarak cevap veremeyebilir. Aynı şekilde anneniz yada babanız sağlıklı bir yetişme koşullarına sahip olmamış ve kendi ihtiyaçları asla temin edilmemiş olabilir. Bu nedenle küçücük bir çocuk olmanıza rağmen, sizi kendi ihtiyaçlarını sağlamaya, bakımını yapmaya ve duygusal destek vermeye yönlendirmiş olabilir.

Aşağıdakiler size tanıdık geliyor mu?

Aşağıdakilerden hangisi büyürken anneniz/babanız ile yaşadıklarınıza benziyor.

_____ Anneniz/babanız sürekli, fiziksel özellikleriniz, zekanız, aklınız, alışkanlıklarınız yada diğer kişisel özellikleriniz konusunda bazen acımasızlaşan, şakalar yaptı

_____ Geçmişte yaşanan olayları ve konuşmaları ailenizin anlattığından daha farklı şekilde hatırlıyorsunuz.

_____ Anneniz/babanız sizinle özel sırlarını, hatta uygun olmayan detayları sizinle paylaştı ve sırrını saklamanızı yada onun tarafında yer almanızı bekledi.

_____ Size bir çocuk gibi değil, küçük bir yetişkin gibi davranıldı, annenizin/babanızın üstlenmesi gereken görevler sürekli size verildi, örneğin duygusal olarak ailenizi desteklemek, onları rahatlatmak, cesaret vermek, sürekli yemek pişirmek, temizlik yapmak, küçük kardeşlere bakmak gibi.

_____ Duygularınız kritize edildi, göz ardı edildi, önemi-değeri olmadığı hissettirildi.

_____ Öfke gibi güçlü duyguları ifade etmeniz yasaklandı yada engellendi.

_____ Annenizden yada babanızdan fiziksel yada duygusal olarak fazla sevgi almadınız. Büyürken ender olarak kucaklandınız, öpüldünüz, yada sevildiğinizi duydunuz.

_____ Büyürken aileniz tarafından genelde çok yüksek, hatta ulaşılması imkansız standartlarda tuttuldunuz. Çoğu kez bu standartlar o kadar hızlı değişti ki sizden ne beklendiğini anlamakta güçlük çektiniz.

_____ Dış görünümünüz yada davranışlarınız konusunda karışık mesajlar gönderildi

_____ Kendi fikir ve görüşlerinizi geliştirmek için araştırma yapmanız, tecrübe etmeniz yada keşif yapmanız aileniz tarafından desteklenmedi.

_____ Özel hayatınıza ve size ait özel eşyalarınıza saygı gösterilmedi.

Büyürken nasıl hissettiniz?

_____korkmuş
_____kafası karışmış
_____öfkeli
_____suçlu
_____sorumlu
_____yaşıtlarınızdan çok daha yaşlı
_____ilgisiz ve kayıtsız
_____görünmez
_____sevgiyi haketmeyen

Şimdi bir yetişkin olarak nasıl hissediyorsunuz?

_____Mutlu olamadığınız, kötü muamele gördüğünüz yada sağlıksız ilişkiler içindesiniz
_____Başkalarına güvenmiyor ve savunma kalkanlarınızı asla indiremiyorsunuz
_____Ailenizden ve arkadaşlarınız dahil tüm insanlardan hep en kötüyü bekliyorsunuz.
_____Başkalarının ruh hali, duyguları yada davranışları için kendinizi sorumlu hissediyorsunuz.
_____Başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyuyorsunuz.
_____Ne istediğinizi bulmakta güçlük çekiyorsunuz
_____Kendi duygularınıza ve tepkilerinize güvenemiyorsunuz
_____Başarılarınız karşında kendinizi rahatsız hissediyorsunuz yada basitçe yaşamdan keyif almayı başaramıyorsunuz.
_____Yeni durumlarda yada sosyal ortamlarda fazlasıyla huzursuz hissediyorsunuz
_____Her alanda ama özellikle ilişkilerde risk almaktan korkuyorsunuz.
_____Kendinizi neredeyse mükemel olmak için zorluyorsunuz
_____Kendinizi değersiz, ümitsiz yada depresyonda hissediyorsunuz.

Eğer bu durumların bir çoğunu yaşamışsanız, duygusal sorunu olan bir ebeveyn tarafından yetiştirilmiş olma ve çocukluğunuzdan itibaren yaşadıklarınızın etkilerinin hala yaşamınızı etki ediyor olma ihtimali yüksektir. Yaşadıklarınız, muhtemelen kim olduğunuzu, başka insanlar ile olan ilişkilerinizi, kimle arkadaş olacağınızı, kimi kendinize eş olarak seçeceğinizi, kimle zamanınızı geçirmeyi tercih edeceğinizi önemli bir oranda etkiledi ve hala etkilemeye devam ediyor.

Tedavi:

Duygusal sorunu olan bir ebeveyne sahip olmak yaşanılan hastalığa ve kişiye özel bir tecrübe olmakla birlikte çocuklar büyümeye ve yaşadıklarını anlamaya başladıkça geçirdikleri aşamalar genel olarak birbirine benzerdir. Fakat bu süreçler aynı sırada ve sürelerle yaşanmaz. Uzun yıllar sonra, kendi iç barışınızı sağlasanız ve ailenizi affetseniz bile duygularınızda iniş çıkış yaşayabilirsiniz; çok yoğun duyguların gidip geldiğini hissedebilirsiniz. Tam her şeyin geçtiğini düşündüğünüzde bir kelime, bir görüntü, bir yorum yada bir etkileşim sizi duygusal karmaşanızın içine geri götürebilir. Sonu asla gelmeyen, çok uzun süren bir yolculuğa çıkmış gibi hissedebilirsiniz. Genelde yaşadığınız bu karmaşa, hayal kırıklığı, mutsuzluk hissinde yalnız olmadığınızı bilmek ve anne/babanızın hastalığını öğrendikçe, yeni beceriler geliştirdikçe , büyüdükçe her şeyin daha iyi olacağını bilmek daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. Değişim konusunda pozitif ve umutlu olmak zaman zaman zor olabilir fakat kendinize gerçekçi hedefler belirlemeniz, değişime açık olmanız, ya hep ya hiç türünde düşünce şeklinden kaçınmanız ve kendinize karşı sabırlı olmanız çok önemlidir.

Tedavi, birilerini suçlamak yada kendine acımak için ortam anlamına gelmez – her insan bozuk aile yapısından çok daha fazlası ile şekillenir ve herkes bir noktada istediği yaşamı yaratabilmek için sorumluluğu üstlenmek zorundadır. Elbette hayatınızdaki duygusal sorunu olan kişinin size nasıl etki ettiğini belirlemeniz ve farkında olmanız önemlidir. Fakat aynı zamanda geçmişte yaşadıklarınızın sizi tanımlamayacağını yada kaderinizi belirlemeyeceğini farketmenizde bir o kadar önemlidir. Çözüm aslında iki kavramı başarmanıza bağlıdır: Anlamak ve Değişmek.

Duygusal sorunu olan bir ebeveynin çocuğu olarak, bebekliğinizden beri belli bazı inançları ve davranışları devam ettiriyorsunuz. Şimdi hatırlamayabilirsiniz fakat bebekken çevrenizdeki insanların öfkesini, karmaşasını ve korkularını onların dokunuşlarında, ses tonlarında, nefes alış verişlerinde ve havanın gerilmesinde hissettiniz. Aşırı yoğun ve değişken duyguların bulunduğu bir ortamda büyümek size bir takım refleksler geliştirmeyi öğretti. Bu refleksler tıpkı isminiz çağrılınca bakmanız gibi ani ve otomatiktir. Uzun zamanda ve defalarca yaşayarak öğrendiğiniz bu tepkiler çocukken kendinizi fiziksel, ruhsal ve duygusal olarak korumanıza yardım etmiş olabilir fakat muhtemelen şu anda yaşamınıza o kadar iyi hizmet etmiyor – hatta kendinizi tam olarak anlamanızı ve kabul etmenizi, başka insanlar ile sağlıklı ilişkiler kurmanızı engelliyor olabilir. Bilmelisiniz ki, savunma mekanizmalarınız, kendinize ve başkalarına olan bakış açınız, sizin duygusal birikiminizin bir parçasıdır ve çok ender olarak durup bu kavramları sorgularsınız. Bu birikim tıpkı renkli bir gözlük gibi dünya görüşünüzü etkiler, dolayısıyla dünyayı nasıl gördüğünüze ve nasıl ilişki kuracağınızı belirler.

Peki geçmişin gözlükleri olmadan, yaşamınıza dönüp gerçekçi bir şekilde bakmaya nasıl başlayabilirsiniz? Kendinizi nasıl tanıyabilirsiniz? Kendi içgüdülerinize, duygularınıza ve düşüncelerinize nasıl güvenmeyi öğrenebilirsiniz? Sizi çevreleyen savunma duvarlarınızı nasıl indirmeye başlayabilirsiniz? Yeni ve daha iyi bir yaşamı nasıl tasarlayabilirsiniz? İnsanların içindeki iyiliği nasıl görebilirsiniz? Sağlıklı ilişkileri ve sizi mutlu edecek bir yaşamı hakettiğinizi nasıl görmeye başlayabilirsiniz? Ne yazık ki bu soruların kolay ve kısa bir cevabı yok. İyi bir sporcu olmayı yada mesleğinde yükselmeyi hedeflemek gibi, insanın kendi sınırlarının ötesine geçmesi için çok çalışması ve istikrarlı olması gerekir. Bu kendi içinizde çıkacağınız bir yolculuk gibidir, kendinizi keşfetme yolculuğu diyebilirsiniz: başarınız, zamana, pratik yapmanıza, beceriler geliştirmenize, hatalar yapmanıza ve ders almanıza, yeni tecrübeler edinmenize ve her düşüşte yeniden ayağa kalkmanıza bağlıdır. Bir terapist ile birlikte çalışmak size önceden denenmiş bir takım yol haritaları ve rehberlik hizmeti kazandırabilir. Bu yolculuğu size destek olan biri ile geçirmeniz özellikle zor zamanlarda, ayağa kalkacak gücünüz kalmadığında size destek olması açısından faydalı olabilir. Fakat temelde bu sizin yolculuğunuzdur ve içinizdeki güçlükleri sizin aşmanız gerekmektedir.

Psikoterapi Nasıl Yardım Eder

Tedavi sırasında terapistiniz yaşadıklarınızı dinler ve tecrübelerinizin gerçek olduğunu, yaşamınıza nasıl etki ettiğini ve hala bu etkilerin nasıl yaşamınızı yönlendirdiğini anlamanıza yardım eder. Terapi süresince çocukluğunuzdan itibaren öğrendiğiniz negatif düşünceler, inançlar, duygular ve davranışlar yerine daha pozitif alternatifler geliştirmeye başlarsınız. Terapi aynı zamanda yaşamak istediğiniz geleceğinizi hayal etmenize ve kendinizi hayal ettiğiniz yönde geliştirmenize yardım eder.

Profesyonel yardım almaya karar verdiğiniz zaman, terapistiniz yaşamınızda pozitif değişimler yapmaya karar verdiğinizi düşünür. Diğer bir deyimle, yaşamda sizin için, ailenizde öğrendiklerinizden daha fazlasının bulunduğunu görebiliyorsunuz ve bütün korkularınıza rağmen, içinizdeki sesi takip etmek istiyorsunuz demektir. Bunu sağlayabilmek için ailelerde yaşanan duygusal sorunların etkileri konusunda uzman bir terapist, kendi iç dünyanızı keşfetmenize ve yapmanız gereken değişimleri gerçekleştirmenize yardımcı olabilir. Bilgili bir terapist sizi aceleye getirmeden, düşünmeniz ve özümsemeniz için gereken zamana saygı duyarak size yardımcı olur. Ödülünüz, yavaş ve küçük adımlarla gelse bile, sonunda çok büyüktür.

Çiğdem Alper, MA
Psikoterapist

İstanbul:
İlişki Psikoterapileri Enstitüsü

ESKİ ENERJİLERİ ÇÖZMENİN YOLLARI

Eski enerjileri çözmenin bir çok yolu vardır. En güçlü çözüm yollarından biri de sadece var olduklarını kabul etmektir. Örneğin, utandığınızı, kıskandığınızı veya suçlu olduğunuzu reddetme eğilimine girdiğinizde bu duyguları güçlendirirsiniz. Oysa ki, içinize bakıp, “Kendime karşı dürüstüm ve aynen öyle hissettiğimi itiraf ediyorum ” dediğinizde, bu farkediş ve onaylama sizin o duyguyla barışmanızı, yaşadığınız haleti içinizde eritip, enerjiyi serbest bırakmanızı sağlar. Bu elde ettiğiniz “Farkındalık” ise size yol gösterir. Serbest bıraktığınız olumsuz duyguların yerine önce kendinize karşı sevgi ve empati duymanıza neden olur.

Çözülemeyen tüm negatif enerjilerin nedeni inkar etmek ve direnç göstermektir. Önce kendimizi affetmeyi öğrenmeliyiz, biz insanız, beşeriz şaşarız, ne yapalım, bir dahaki sefere daha uyanık olalım demekte büyük yararlar vardır.

Eskin enerjileri çözmeye çalışırken hem kendimiz, hem başkaları için sabırlı olmalıyız.Tanıdığımız insanların hatta yakınlarımızın yanında olabilir, onlara ışık tutup yol gösterebilir fakat zorla hiçbir şeyi kabul ettiremeyiz.Tıpkı eşlerimizde, çocuklarımızda, anne ve babalarımızda olduğu gibi, bunun birinci nedeni özgür irade ve karma yasasını ihlal etmemek, ikincisi ise kendimize bağımlılık yaratmamaktır. Bu uzun gibi görünen bir nefeslik yolda yol arkadaşlarımızın değişim göstermesi ya da gösterememesi bu yüzden normaldir. Her basamakta ya birini bırakır çıkarız ya da biz kalır çıkanları seyrederiz. Ta ki hazır olup o basamağı çıkabilme bilincine gelene kadar sürer bu devinim o yüzden kimse suçlu değildir, sadece bilemiyordur, yapamıyordur.

Doğu Bilgeliği der ki: “Yargılama, yargılanırsın”, yani çok suçlayan biri isen, birgün aynısı seninde başına gelecektir ki, karşıdakinin nasıl azap çektiğini göresin. Onu anlayıp, sevesin, bağrına basasın diye…

ALLAH’IM: ‘Neye ihtiyacım olduğunu ancak sen bilirsin, Kendimi senin ellerine teslim ediyorum.’

Kadının biri bir manava girerek kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler.

Manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkânını terk etmesini ister. Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek:
– ‘Lütfen efendim’ der. ‘paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim.’

Manav kendisine bir kredi açamayacağını çünkü onun eski müşterisi olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler.

O sırada dükkânın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir. İçeriye girerek manava yaklaşır ve: ‘ben o kadının almak istediklerine kefilim’ der. ‘ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver.’

Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve ‘bir alışveriş listen var mıydı? Diye sorar. Kadın ‘evet efendim’ der. ‘tamam’ der manav. ‘şimdi onu terazinin şu kefesine koy, onun ağırlığınca diğer kefeye istediklerinden koyacağım’

Kadın bir an duraklar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kâğıt parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir.

Manavın ve diğer müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür. Manav müşteriye dönerek, kısık bir sesle ‘inanamıyorum’ der. İnanılacak gibi değildir.

Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır ama nafile, diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır.

Terazinin kefesini artık üzerindekileri alamayacak kadar doldurduğunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir. Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmiş kâğıdı eline alır ve okur. Bir de bakar ki orda bir alışveriş listesi yoktur. Sadece bir DUA yazılıdır.

ALLAH’IM

‘Neye ihtiyacım olduğunu ancak sen bilirsin
Kendimi senin ellerine teslim ediyorum.’

Manav taş gibi bir sessizliğe bürünmüştür. Kadın kendisine teşekkür ederek dükkândan ayrılır. Müşteri manavın eline bir miktar para tutuştururken ‘her kuruşuna değdi’ der. Daha sonra manav terazisinin kefelerinin kırılmış olduğunu görür.

Bizim için hiçbir bedeli, masrafı ve karşılığı olmayan, güzel bir hediyedir DUA.