On İki Makam ve Astroloji-Musiki İlişkisi


Tanburî Küçük Artin ,yazdığı risâlede açıkça şu ifadelere yer verir: “… bu şeref hübut evci dediğimiz ehl-i nücûm [astrolog] olmalı ve sazende olmalı … birisini bilib, birisini bilmese zevkiyat olmaz. Zira yedi feleğin ki gökyüzünde onlar biri birisin evinden niceki o şerefi alırlarsa. O şeref aldıkları yer, felekiyatların taksim yeridir … ilm-i nücûmda da nice ki bir felek bir burcdan, o bir burca gider türlü türlü zuhuratlar olduğu gibi bizim musikimizde de hüseyni agazesi buselik uğrayub aşiran karar ederse, ona buselik-aşiran derler. Musikide ilm-i nücum budur” (Popescu-Judetz, 93-94).

İnsan Enerji Alanı ve DNA: Genlerinizi Nasıl Seçersiniz

dna-274x300[1]

 

Her insanın vücudu etrafında bir enerji alanı vardır. Bazıları buna “aura”, “parlak enerji alanı” ya da sadece “insanın enerji alanı” der. Bu makalenin amacı sadece insanın enerji alanının varlığını ispatlamak değil, aynı zamanda DNA’mızın işlevini, DNA ve birleşik alan arasındaki etkileşimi ve de insan enerji alanının bu ilişkideki etkisini araştırmaktır.

Nihayetinde, eğer bilim doğruysa, bu sağlık, iyileşme ve muhtemelen de insan evrimi için ilk adımdır.

Eğer evrenin gizemlerini çözmek istiyorsanız, enerji, frekans ve titreşim bakımından ele alınız.”

– Nikola Tesla

İnsan Enerji Alanı ve DNA- Sağlığın Kaynağı

Batı dünyasında doktorlar neredeyse 10 yıl eğitim alıyorlar ve bu süre içinde insan biyolojisi, anatomisi ve fizyolojisinde uzmanlaşırlar. Hastalıkları anlamada ve teşhis etmede ustalaşıyorlar. Ama yine de çoğu vakada reçeteleri nedir: İlaç ve ameliyat.

Hastalığın ruhsal ve enerjik bir kaynağı vardır. Enerji alanınızı temizlemezseniz, alanınız bozulur, durağanlaşır ve karışır. Son derecede dengesiz olur ve zihninizde, ruhunuzda ve nihayetinde de bedenlerinizde hastalığa neden olan düşük enerji titreşimleriyle yüklenir. Ama neden?

Bunun olmasının nedeni, DNA’mızın esas işlevlerinden birinin enerji alıp yaymak olmasıdır. Bu, “Çöp DNA”nın (ki insan genomunun %95’ini oluşturmaktadır ve aslında işlevinin ne olduğu tam olarak anlaşılmadan önce çöp dna denmekteydi) en temel işlevlerinden biri olarak gösterilmektedir. Şimdilerde ise artık biyolojimizin ve DNA’mızın  önemli bir parçası olarak gösterilmeye başlanmıştır.

Bruce Lipton, DNA’daki yeni keşiflerden birinin epigenetik kontrol olduğunu söylüyor. Epigenetik kontrol, “genetik üzerinde” kontrol demektir. Yani yeni DNA anlayışına göre, DNA’mızın kodladığı genler çevrenin yansıması olarak görülmektedir. Esas itibariyle, daimi bir adaptasyon sürecindeyiz. Bu demektir ki, çevremizle sürekli ve hatta spontan bir evrim potansiyeline sahibiz.

Daha belirgin bir biçimde, çevremizin yapısını saptamak için DNA’mızın tepki verdiği şey nedir? DNA’mızın gözleri ya da kulakları yoktur. Olan biteni göremez ya da duyamaz. Ama bunların yerine enerjiyi “okuyarak” çevreyi(ortamı) saptar. Çevreden enerjik sinyaller alır, bilgiyle iletişim kurar; birleşik alandaki şifrelenmişi kodlar, okur. Sonra da DNA, içinde bulunduğumuz ortama uygun genleri kodlar ya da aktive eder.

Peki insan enerji alanı negatif enerjilerle kirlendiğinde DNA’ya ne olur sizce? Bunu cevaplayabilmek için suyu incelemeliyiz.

Bilinç ve Su

Son birkaç yıldır Japon Dr. Masaru Emoto suyla ilgili gerçekten devrimsel bir çalışmakta yürütüyor. Su yapısı üzerinde insan düşüncelerini, duygularını ve yönlendirilmiş niyetlerini araştırıyor. 204-61(Konuyla ilgili olarak Dr Masaru Emoto’nun “Sudaki Gizli Mesajlar” kitabı var. Gerçekten aydınlatıcı bir kitap)

Testlerinde suya belirgin düşünceler yolluyor (ya da başkalarından bunu yapmasını istiyor) ve bu suyu aniden donduruyor. Böylelikle kristalleşmiş şekli inceleyebiliyor. Suya yönlendirilen enerji, düşünce, duygu ile donma sonucunda kristalleşen su arasındaki ilişkiyi test ediyor.

Şaşırtıcıdır ki, Dr Emoto, pozitif duygular, enerjiler ve kelimelerin suya yönlendirilmesiyle birlikte kristallerin çok güzel ve son derece ahenk içinde olduğunu gördü. Ama negatif, öfkeli ve nefret dolu duygu ve düşüncelerin yönlendirilmesiyle, su kristallerinde ahenkli yapının olmadığını, geometrik yapının şekilsiz olduğunu gördü. Hiç ahenk yoktu.

Bu çalışma iki şeyi ispatlamaktadır: 1. Düşünce ve duygularımız gerçekliği doğrudan etkiler. 2. Bu tür enerji önemlidir.

Su kristallerinde olan şey şudur: bir bireyin belirli şeyleri düşünmesi, konuşması ya da hissetmesiyle birlikte, enerjisi insan enerji alanıyla salınıma geçer. Böylelikle uzaydaki geometrik yapılar bu enerjiye göre yeniden şekillenir.

Sonra enerjimizin frekansı uzayda yayılır ve alanı bizim enerjimize göre yeniden yeniden yapılandırır. Bu da su molekülleri etrafındaki alanı –uzayı-yeniden şekillendirir; çünkü atomlar % 99.9999 boş uzaydırlar. Sonra su aniden dondurulduğunda, insan düşünce, duygu ve niyetleriyle oluşturulan geometrik bir şekilde donduğu görülür.

Şekillerde gördüğümüz gibi, sevgi, nezaket, neşe ve şükrandan oluşan en yüce duygular alan içinde son derece ahenkli yapılar oluşturur. Bu yüzden kristaller mükemmel, son derece güzel ve uyumludurlar ve biz gözlemledikçe bu duyguları bizim içimizde de yankılanır.

Diğer taraftan negatif duygular, alanın doğal yapısını bozuyor görünüyorlar; alanı uyumsuz bir şekilde titreşir. Sonucunda da çirkin, kusurlu, ahenksiz ve esasında hastalık yayan kristaller oluştururlar. Su kristallerinin hasta görünmesi mümkünse, bunlar o kristallerdir işte.

Algı

Eğer vücudumuzun %75’i su ise, genlerimiz de enerjiyi okuyup yorumlayabilen biyo-salınım yapan kristalli yapılarsa; bizler %99.999 uzaydan oluşuyorsak; o zaman insan enerji alanındaki enerjiler DNA’mızı ve dahası sağlığımızı nasıl etkiliyorlar?

Daha da önce de söylediğim gibi en son ve modern genetik bilimi epigenetik kontrol ile çalışıyor; yani kodlanmış DNA’mız ve genlerimiz çevrenin enerjisi tarafından belirlenir. Peki çevremizi ne belirler?

En büyük etki dışarda olan biten değil, bizim olup biteni nasıl algıladığımızdır. Başka bir deyişle, çevremizle ilgili doğru olduğuna inandığımız, düşündüğümüz ve hissettiğimiz şeyler çevremizi nasıl algıladığımızı belirler. Dünyanın negatif olduğunu düşünürsek, bizim için negatif olacaktır. Ama bunun tam tersi de doğrudur. Eğer sevgi, mutluluk ve iç huzuru içinde yaşarsak, o takdirde çevremizi de aynı algılarız ve böylece de kendimize çektiğimiz şeyler çok daha farklı olur.

İnsan enerji alanı DNA’mızı direk olarak bilgilendirir ve kodlanmış genlerden, sağlığımızdan, bedenimizde oluşabilecek herhangi bir hastalıktan doğrudan sorumludur. Zekamız, hafızamız ve hatta iyileşme yeteneğimiz de doğrudan etkilenir. Hayatımızdaki tüm unsurlar bilincimizin niteliği tarafından belirlenir.

Fantom DNA Etkisi DNA (1)

DNA’mız birleşik alan ve bilinçle etkileşime girdiğinde ne olduğunu anlamamıza yardımcı olan başka önemli bir kanıt da Fantom DNA Etkisi olarak bilinir. DNA’yı minik bir kuvarz kap içine koyup,  üstüne yumuşak bir lazer tutan Dr. Peter Gariaev tarafından keşfedildi. Sonra tek bir fotonu bile saptayabilecek kadar hassas bir araç ile DNA’yı gözlemledi. DNA’nın bir sünger gibi hareket ettiğini, fotonları emerek vida şeklinde bir spiral içine sakladığını gördü.

 Deneylerini bitirdikten sonra kuvarz şişeyi çıkardı ve içinde DNA’ları bıraktı. Ama laboratuvarına geri döndüğünde çok şaşırdı çünkü sanki DNA hala ordaymış gibi makinalar vida şeklindeki spiral içinde ışık fotonlarını algılıyorlardı. Ama doktor aslında DNA’yı makinadan çıkarmıştı. Bu spiral bir 30 gün daha gözlemlenebildi.

( Kaynak: “The Source of Investigations” David Wilcock. Sayfa 160-163)

 Peki bu ne demek?

İnanıyorum ki yakın zamanda kanıtlara dayanan bu saptamaları güvenli bir şekilde yapabileceğiz:

-Uzay boşluğunun, birleşik alanın yapısı aslında bilgiyi, enerjiyi, ışığı muhafaza eder; ki aslında gerçekte bunların hepsi de aynı şeylerdir.

-Bu ayrıca şu anlama da gelir: DNA molekülü ve yapısı uzay-zaman yapısı ile rezone olmaktadır. Yani DNA’nın yapısı, bir şekilde, enerji yüklenmesiyle birlikte alanın kendisiyle etkileşime geçmesine uyumludur. Bu deneyde enerji hafif bir lazer idi. DNA molekülünün yeni ortamına alışabilmesi için gerekli kodlarla yanıt veren alanın kendisi olabilir mi?

-Bu süreç şunu gösterir: Bir dereceye kadar DNA molekülü biyolojik bir bilgisayar çipi gibidir; bizim biyolojimiz ile birleşik alan arasında bir ara yüzdür. Yani DNA’nın çok ilginç işlevlerinden bir tanesi de ışığı ( ki aslında bilgidir) muhafaza etmektir. Bu yapı uzay-zaman dokusunda gayet güçlü bir enerjik iz bırakır. Hatta belki o kadar ki, DNA’nın enerji depolama süreci, birleşik alan içinde zaten var olan bir enerji yapısını harekete geçirmiştir.

dna-3-Bu kanıt aynı zamanda şunu da doğrular: Enerji/bilgi/ ışık depolayan DNA’mız arasında devam eden bir iletişim söz konusudur. Ama DNA’mız sadece alanı bilgilendirip insan enerji alanı üzerinde bir enerji izi bırakmakla kalmıyor, ayrıca bu alan da DNA’mızı geri dönüt olarak bilgilendiriyor.

Enerji odaklı evrimle alakalı sürekli artan bilgiye göre, tüm kodlar, izler ve bilgi direk olarak yaradılışın ortaya çıktığı enerji alanında muhafaza edilebilir; özellikle de ışığın içinde.

Bizler gençken ya da enerji alanlarımız temizken, kirlenmemişken, enerjimiz bu durumda evrenle rezone olur. Bu da bilincimiz ve evrensel bilinç arasında, DNA’mız ile alan arasında tıkanıklığı olmayan bir iletişime sebep olur. Bu iletişim bozulmazsa bizler zihinsel, ruhsal ve fiziksel sağlığın ta kendisi oluruz.

Eğer duygularımız negatif ve ahenksiz ise, o zaman alan ve DNA’mız arasındaki iletişim bozulur. Bu da tüm kanıtların gösterdiği üzere hastalıkların kaynağıdır.

Niyet alanı, bilinçli farkındalık, enerji, evrensel akıl..Uzayın sonsuz enerji yoğunluğunu her ne isimle çağırırsanız çağırır, şurası bir gerçektir ki, etrafımızdaki uzay enerjisi sonsuzdur. Başka bir deyişle, bu sevgidir. Çünkü adını koyabildiğimiz en büyük enerji budur.

Masaru Emoto’nun çalışması gösteriyor ki, kişinin enerjisi ne kadar pozitif, sevgi dolu ve müşfik ise, su kristallerindeki uyum derecesi o kadar fazladır. %75’i su olan vücudumuza bu pozitif enerjilerin neler yapabileceğini, bu kadar uyumlu enerjinin DNA’mız üzerindeki etkilerini bir düşünün. Bu enerji ile, kaynağımız ile, dolayısıyla da üst benliğimiz ile uyum içinde olduğumuzda, tüm negatifliği ve içimizdeki enerji bozulmasını temizleyen, akıl, beden ve ruh sağlığını gösteren enerjiyi içimizde muhafaza etmiş oluruz

Her şey enerjidir. Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda, bu gerçekliği yaşamaktan başka bir şey gelmez elinizden. Başka yolu yoktur. Bu felsefe değil, fiziktir.”Albert Einstein

Çeviren : Sıdıka ÖZEMRE
http://truththeory.com/2014/04/05/the-human-energy-field-and-dna-how-you-choose-your-genes/

İLGİLİ
http://okyanusum.com/makale/su-mucizesi-2/

Meditasyon yapan genç kalıyor.

Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı’ndan Doktor Sara Lazar tarafından yapılan ve yıllık Amerikan Nöroloji Konferansı’nda sunulan araştırma, Tibetli rahiplerin yanı sıra batılılar tarafından da yaygın olarak yapılan meditasyonun, tıbbi yararlarını gözler önüne serdi.

Araştırmada, her gün 20 ila 60 dakika meditasyon yapan 20 kişi ile hiç meditasyon yapmayan 15 kişinin beyinlerini, manyetik rezonans (MR) ile karşılaştırdığını anlatan Amerikalı doktor, beyinde dikkati ve duyguları yöneten bölgelerin, meditasyon yapanlarda, yapmayanlara oranla daha kalın olduğunu söyledi.

Sara Lazar, bu bölgelerden biri olan ve yaşlılıkta incelen korteksin, meditasyon yapan yaşlı kişilerde bile, yapmayanlara nazaran daha kalın olduğunun belirlendiğini vurguladı.

Lazar, ”Araştırmamızın sonuçları; meditasyon, yoga ve diğer zihinsel egzersizlerin, yetişkinlerde bilişsel yetileri, duyguları ve kendini iyi hissetmeyi sağlayan korteksin bazı bölgelerini çalıştırabildiğini ortaya koydu” dedi.

Kentucky Üniversitesi’nden Bruce O’Hara tarafından yapılan araştırma ise meditasyonun, ”iyi bir uyku gibi konsantrasyonu arttırdığını” ortaya koydu.

Meditasyon yapanların, ruhlarının canlılığını sürekli olarak muhafaza edebildiği, kötü duygu ve düşüncelerden uzaklaşmayı becerebildikleri biliniyor. Uzakdoğu öğretisi olan meditasyonun çeşitli yöntemleri bulunuyor. Tüm dünyada gün geçtikçe popüler olan meditasyon, yoga ve reiki gibi teknikler, Türkiye’de de gittikçe daha çok ilgi görüyor.

Meditasyon Eğitmenlerinin açıklamasına göre ;

“Erken yaşlanma”, yaşadığımız stresle orantılı oluşur. Strese girdiğimiz her seferde vücudumuz fizyolojik olarak bir sürü tepki verir.

Kalp atışları hızlanır, kalbe daha fazla kan pompalanır, terleme başlar, böbreküstü bezleri adrenalin ve kortizol salgılamaya başlar, pankreas daha fazla glükoz ve daha az insülin salgılar ve daha az büyüme hormonu (DHEA – Anti-aging hormonu) salgılanır.

Oysa biz düzenli meditasyon sayesinde bedenimizin verdiği bu tepkileri telafi eden ve fizyolojik değerlerin normale döndüğü “dingin farkındalık” durumunda oluruz. Dolayısıyla stresle baş edebilir ve erken yaşlanmanın önüne engel koyarak, büyüme ve seks hormonlarımızın düzenli olarak salgılanmasını sağlamış oluruz.

Meditasyon Uzmanı Vesile Baruh da transandantal meditasyonun, insanı kalp ve akciğer hastalıklarına karşı koruduğunu söyledi.Baruh, bu meditasyon türünün yararlarının bilimsel olarak kanıtlandığını ifade ederek, “Transandantal meditasyonun yararları son 35 yılda, 30 ülkede, 200 üniversitede yapılan 600′den fazla araştırma ile bilimsel olarak kanıtlanmıştır” dedi.

Maharishi Maseh Yogi’nin transandantal meditasyon tekniğini ABD’de uygulayan 2 bin kişi üzerinde 5 yıl süreyle yapılan araştırmalar ve deneylerin sonuçlarına göre, bu meditasyon tekniğinin kalp ve akciğer hastalıklarına karşı koruyucu olduğunun belirlendiğini anlatan Baruh,

“Araştırma sonuçlarına göre, transandantal meditasyonu 5 yıl süreyle uygulayanlarda kalp, akciğer hastalıkları, sinir sistemi bozuklukları, bağırsak rahatsızlıkları, enfeksiyonlar, kemik-kas rahatsızlıkları önemli ölçüde azalmaktadır” dedi.

Son kırk yılda kırktan fazla ülkede yapılan araştırmalar, meditasyonun fizyolojik, psikolojik ve sosyal yararlarını vurguluyorlar.

Örneğin araştırmalardan birisi, meditasyonun yaşlanma sürecini yavaşlatmaktaki etkisine değiniyor ve 5 yıl ve daha fazla meditasyon yapanların kronolojik yaşlarından 12 yaş daha genç kaldıklarını gösteriyor.

Diğer bir araştırma da meditasyonun gözler kapalı olarak dinlenmekten çok daha derin bir rahatlama sağladığını ortaya koyuyor. Diğer bir araştırmaya göre meditasyon yapan uykusuzluk hastalarının yüzde yüzü uykularında gelişme rapor ettiler ve bunların yüzde doksan biri uyku ilacı kullanmayı azalttı veya bıraktı.

Başka araştırmalar da meditasyonun iş tatminini ve verimliliği arttırdığını, hatta sigara içmeyi bırakmaya da yardımcı olduğunu gösteriyor!

Türkiye’de meditasyonun yararları son birkaç yıldır daha iyi bilinmeye başlandı. Artık daha fazla doktor, psikolog ve gazeteci meditasyon uygulamasının yaşamı zenginleştiren yararlarından bahsediyor.

Borç sıkıntısından kurtulmak için dua

borç sıkıntısı için dua

Aşağıdaki esma’yı okumaya devam kimselerin rızkını Allah Teala genişletir.Ruhani ve cismani olarak ferahlatır.Eğer borçlu bir kimse bu esmayı okumaya devam ederse,Allah’ın izniyle borcunu öder.

“Ya mennânü zül ıhsâni kad amme küllel  helaiki mennüh”

ÖZETLEME TEKNİĞİ


1. Enerjinizi çekip almak istediğiniz olay ya da durumun tümünü bir deftere yazın—yazarken olay ya da durumun her bir aşamasını saniye saniye inceleyin, bütün ayrıntılarını içerin. Bir defasında sadece bir olay, kişi, ya da durum üzerinde yoğunlaşın—önce yaşamınızın en sorunlu ve bunalımlı alanlarına odaklanın.

2. Yazmayı bitirdiğiniz zaman, bir törensel ateş yakın ve bütün yazdıklarınızı yakın. Ateşin sıcaklığını burnunuzla soluk alarak içinize, ta genişleyen karnınıza kadar çekin. Bu sıcaklık ve yanma sizin, size arınmış olarak dönmek için alevlerce özgürleştirilmiş ve salınmış olan kendi enerjinizdir.

3. Ateş için için yanıp da küllenmeye başlayınca, son kızartının ısısını da içinize çekin, ve karnınızı iyice içeriye doğru çekip başınızı sağa doğru çevirirken soluğunuzu
burnunuzdan olanca gücünüzle verin. Verdiğiniz bu soluk, o deneyime bağlanmış tüm bağlarınızı özgür kılar, ve Yeryüzü’nce daha da arındırılması ve dönüştürülmesi için külleri karıştırır.

4. Ateş tamamıyla söndükten sonra, soğuyan külleri toplayarak bir bağışlanma ve arınma duası ederken, ya gömün ya da bir nehir ya da göle atın.

alıntıToltek Bilgeliği-Yürek Taşıyan Yol

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

SİZ KİMLERİN PARAŞÜTÜNÜ HAZIRLIYORSUNUZ???

prs_img_0604[1]

Charles Plumb Vietnamda uçmuş,ABD Hava Harp Okulu mezunu bir pilottu.
Savaş sırasında yaptığı 75.inci uçuşta ,yerden havaya atılan güdümlü bir füze tarafından vuruldu.
Derhal kendini fırlatıp paraşütle bir ormanın içine düştü.Kısa bir sure sonra da Vietkonglar tarafından yakalandı ve tam 6 yıl Kuzey Vietnamda esir olarak tutuldu.
Bugün Charles Plumb yaşadığı bu tecrübe hakkında insanlara ders vermektedir.
Bir gün Charles ve eşi restoranda yemek yerlerken bir adam masalarına yaklaşır ve şaşkınlık içinde çığlık atar:
Aman Allahım ! sen Plumb’sın .Vietnamda jet pilotuydun ,Kitty Hawk havaalanından. Uçağın düşmüştü!
Evet ama sen nereden biliyorsun bunu ?
der eski pilot Plumb
Biliyorum çünkü uçuş öncesi senin paraşütünü ben hazırlamıştım.
Plumb hayretler içindeydi.
Adam elini Plumbun omuzuna atar:
Anladığım kadarıyla paraşüt işe yaramış
Plumb evet anlamında kafasını sallar.
Eğer işe yaramasaydı şu anda burada değildim.
Plumb o gece ,restoranda masaya gelen adamı düşünmekten uyuyamaz.
Savaş sırasında çoğu kez gördüğü bu adamla bir kez olsun konuşmadığını düşünür.
Çünkü o bir savaş pilotu,adamsa paraşüt hazırlayan basit bir askerdir sonuçta.
Oysa o asker ,uzun tahta bir masada saatlerini harcayarak ,dikkatle katladığı paraşütlerle ,her seferinde hiç tanımadığı bir insanın kaderini ellerinde tutuyordu.
Bu olaydan sonra verdiği derslerde Plumb dinleyicilere hep aynı soruyu sormaya başladı:
Paraşütünüzü kim hazırlıyor?
Tüm hayatı boyunca ihtiyaç duyduğumuz her şeyi bir başkasının hazırladığı biz modern dünyanın insanlarına sorulabilecek en anlamlı sorulardan biri de bu belki de….
Yaşamaya devam etmemizi sağlayan sayısız paraşütler var hayatımızda,her defasında bir başka insanın bizim için hazırladığı ,maddi paraşütler,manevi paraşütler,duygusal paraşütler,ruhsal paraşütler……
Sahip olduğunuz en büyük yeteneği kim kazandırdı size ,veya düşünce yapınızı kim şekillendirdi?
Kimler size moral verdi zor zamanlarınızda ya da hayata dair manevi değerlerin farkına varmanızı kimler sağladı?
Hayatınız boyunca paraşütünüzü hazırlayan kimlerdi?İşte onlar hayatımızı borçlu olduğumuz insanlardır.
Peki siz kimlerin paraşütünü hazırlıyorsunuz?, düşündünüz mü?

‎DUYGULARIN‬ ‪#‎TEMİZLENMESİ

images[6]

Geçmişte kendini ifade etmemiş, dönüşmemiş enerjiler, travmalar karşımızdaki kişilerin bize karşı davranışları olarak ortaya çıkar. Karşımıza çıkan kişilere her tepki verdiğimizde bizde dönüşmemiş bir ‪#‎enerji‬ var demektir. Bu hali çocukluğumuzda öğreniriz. Çevremizdeki insanlarda hep aynı şeyleri yaparlar, tepki gösterir ve suçlarlar. Bu davranış şeklini öğrenmemeyi seçtiğimizde yani olanın kendi sorumluluğumuz olduğunu kabul ettiğimizde tepki gösterme hali tamamen ortadan kalkar. Tepki göstermek ateşe benzin dökmek gibidir. ‪#‎Sorumluluk‬ almak ise ateşe ‪#‎su‬ atmak anlamına gelir. Tepki göstermek enerjiyi boşuna kullanmak demektir.

Sizi üzen olay aslında sizi üzen bir durum değil de size hazırlanan bir ‪#‎sınav‬ niteliğindedir. Bu durum ilk defa olmuş değildir.

Verdiğiniz ‪#‎tepki‬ yeni değildir. Eskinin tekrarı gerçekleşiyordur. Siz farkedene kadar benzer durum tekrarlanır durur. Ve siz her seferinde tepki verirsiniz. Çünkü bu çocukluğunuzda ailenizden ve/veya çevrenizden öğrendiğiniz bir şeydir. Bunlar ‪#‎hücrelerinizde‬ kodlanmış durumdadır.

Tepki (reaction) gösterdikten sonra 2.aşama “Suçlama” dır. İngilizcede ‪#‎suçlama‬ “ blame” demektir. “Be Lame” kelime anlamı ise “ “sakat olma” dır. Suçlayarak dikkatimizi kendimizden uzaklaştır ve başkalarına yönlendirir. Kendimizi özürlü, aciz duruma sokarız. Hayatımızda olanların sorumluluğunu almadıkça bu süreç hep böyle devam edecektir.Suçlama= Blame içimizde olanların ‪#‎yansımasıdır‬. Ve bu durumun tabii ki sonuçları olacaktır. Karşımızdakini suçlayarak kendimizi kurban rolüne sokar ve gücümüzü inkar ederiz.

Bir sonraki aşama ise; Suçlu hissetme, utanma ve pişmanlıktır. Birini suçladığımızda bilinçsizce kendimizi de suçlu hissederiz. Başkalarını suçlayarak kendimize ihanet etmiş oluruz. Çünkü başkalarını suçladığımızda ruhumuzun gücünü ‪#‎göz‬ ardı etmiş oluruz. Yani olanların ‪#‎ruhumuzun‬ kontrolü dışında olduğunu kabul etmiş oluruz. Bu şekilde “ cause=neden” and=ve “ effet=sonuç” kanunu da gözardı etmiş oluruz. Tepkili davranışlar hiç bir şekilde bize hizmet etmezler. Duygusal olarak hücrelerimize işlemiş olarak bu davranışlar nasıl öğrenildi ise öğrenilmemiş hale de gelebilir. Kendinize güvenin ve emin olun. Unutmayın hayatınızda olanlar evrenin bize hazırladığını oyunlardır. Hayatınızda terse giden, sizi sinirlendiren olayları evren bilinçli olarak size sunmaktadır. Kendinizi huzursuz hissettiğinizde” duygusal temizlenme rituelini” yapabilirsiniz.

Öncelikle karşınıza çıkıpta ‪#‎dengenizi‬ bozan kişilerin kesinlikle olan olaylardan haberi yoktur. Onlar sadece “mesaj” getirenlerdir. Onlar geçmişle bütünleşmek için hatıraların yüzeye çıkmasıdır. Bu yüzden mesaj getirenlere saldırmak sonuç vermez. ‪#‎Evrenin‬ limitsiz mesaj getirenleri vardır. Burada yapılacak ilk şey mesaj getireni bir kenara bırakmak ve onu unutmaktır. Onlara verdikleri muhteşem hizmet için sadece teşekkür edebilirsiniz. Tepki göstermek yerine tek başınıza kaldığınızda bunun üzerine çalışmak için kendinize söz verebilirsiniz. Emin olun bu tarz bir davranış çok cesaret ister.

Sonra fiziksel, duygusal ve zihinsel drama içine girmeden“ Mesajı Alın” yani mesajın farkına varın. Ve gelen mesajın ne olduğunu ‪#‎hissedin‬. Ve kendi kendinize “ Ben üzgünüm”, Ben incindim”, “Kendimi çok yalnız hissediyorum” “Kendimi çok kızgın hissediyorum”, Kendimi çok üzülmüş hissediyorum” v.s. İçinizdeki hissin gerçekte bunlardan hangisi olduğunun farkına varın. ‪#‎Duygusal‬ tepkiyi çağrıştıran duyguları hissetmeye çalışın. Örneğin Kızgınsanız ; elleriniz titreyebilir, ‪#‎solar‬ pleksusunuz sıkışabilir, yüzünüz kızarır. Gerçek hissi tamamiyle tespit ettiğinizde 2.aşamada bitmiş olur. 3. aşamada gelen hisleri hiç bastırmadan iyice içine girin. Bastırmayın, yok saymayın sadece ‪#‎keşfedin‬. Bu duygu ile kalın, o ‪#‎an‬‘da kalın. Duyguyu ‪#‎yargılamadan‬, herhangi bir sonuç çıkarmadan sadece hissedin. Sonra aynı geçmiş duyguları ne zaman hissettiğinizi düşünün ve bunların dikkatinize gelmesi için izin verin, ‪#‎güvendesiniz‬, yapabilirsiniz.

Duygusal blokajları bedeninizi fiziksel olarak iyice hissettiğinizde son aşama için hazırsınız demektir. Şimdi gelen duygulara bana doğru gelebilirsiniz, ‪#‎korku‬ ve kısıtlama ile karşılaşmayacağını ve yargılamayacağınızı söyleyin. Duyguya “ şefkat” gösterin. ‪#‎Sevgi‬ ile kucaklayın. Şefkatin İngilizce anlamı” compassion” kelimeyi açarsak “ come pass on” kelimelerini çağrıştırır. Bunun anlamı ise “gel ve devam et”tir. Duygulara aynen böyle söyleyin. Gel, nel olursan gel, ben buradayım. ( Mevlana da böyle söylememiş midir? “Gel Ne olursan Gel” Bu teknik dışarıdaki dünyayı deneyimlediklerimiz aslında içimizdeki duygusal durumdan kaynaklanmaktadır. ‪#‎Barışı‬ hayatımıza almamız, dışarısı ile bağlantımızın olmadığını anlatır. Sevgi ve ‪#‎şefkat‬ kalbinize giden kapının tekrar açılması için kullanacağınız anahtardır.

Michael Brown

Bir hayvanın dergah-ı izzette duası kabul olduğu halde, insan olan niçin gafletten uyanmaz

images[5]

 

Geyik ve yavruları da sulanıp gittiler…

Gönül dostu, güzel yüzlü, iyi huylu birisi sık sık bir arkadaşını ziyarete gider… ve her gidişinde onun evinde misafir olarak gecelerdi. Hane sahibi de her defasında bu aziz misafirine av eti ikram ederdi. Yine misafirliğe kaldığı bir günlerin birinde av etinden başka bir yemek konulunca sebebini merak edip: “Her zaman bana av eti ikram ederdin, bugün başka bir şey ikram etmene sebep nedir?” diye sorar.

Ev sahibi de şöyle anlatır:

“Ben sık sık ava çıkarım. Ava çıktığım günlerin birinde yine su içerisine tuzağımı kurmuş ve bir yere gizlenmiştim. Biraz sonra yanında üç tane yavrusu olduğu halde bir geyik geldi. Su içmek için yaklaştığı zaman tuzağı görünce, içmekten vazgeçip gittiler.

Ertesi gün tekrar geldiler. Fakat tuzağı görüp yine su içmeden gittiler. Üçüncü gün geldiklerinde susuzluktan ayakta duracak hâlleri kalmamıştı. Yine su içmek için yaklaştıkları zaman tuzağı gördüler. Fakat bir türlü cesaret edip yaklaşamıyorlardı. Suyun etrafında dolaşmaya başladılar. Başka bir su da bulamayınca, geyik yüzünü semaya doğru kaldırdı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Hal diliyle yaratıcısına yalvarmaya başladı. Bir müddet sonra bulutlar peyda oldu, gök gürleyip şimşekler çakmaya başladı. O derece yağmur yağdı ki, dereler ve göller dolup taştı. Geyik ve yavruları da sulanıp gittiler. Ben de  “bir hayvanın dergah-ı izzette duası kabul olduğu halde, insan olan niçin gafletten uyanmaz.” Diyerek o günden sonra avlanmayı bıraktım.

İnsanların birbirini yanlış anlaması için DOKUZ İHTİMAL VAR…

1-Düşündüğünüz,
2-Söylemek istediğiniz,
3-Söylediğinizi sandığınız,
4-Söylediğiniz,
5-Karşınızdakinin duymak istediği,
6-Duyduğu,
7-Anlamak istediği,
8-Anladığını sandığı,
9-Anladığı…
arasında farklar vardır.

Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için
en az 9 ihtimal var.

** NUMEROLOJİ İLE AURA RENGİ SAPTAMA **

images[5]

 

Numerolojide her sayı belli bir renkle ilişkilidir.

1. Kırmızı …

2. Turuncu

3. Sarı

4. Yeşil
5. Mavi
6. Indigo
7. Mor
8. Pembe
9. Bronz
 11. Gümüş
22. Altın Aura
taban rengi kişinin yaşam yolu numarasıyla belirlenir. Bu, Pisagor numerolojisinin en önemli sayısıdır ve kişinin yaşamında ne yapması gerektiğiyle ilgili olduğunu anımsayın. Kişinin taban rengi ve yaşam yoluna bağlı olan renk genellikle -ama her zaman değil- aynıdır. Yaşam yolu, kişinin doğum tarihinin tümünü toplayarak hesaplanır. Diyelim ki 28 Nisan 1980 tarihinde doğmuş birinin rengini belirliyoruz. Bu sayıları toplarız: 4 ay 28 gün 1980 yıl 2012 toplam Bu toplam, yani 2012, her basamağı birbirine eklenerek tek basamaklı bir sayı haline getirilir: 2+0+1+2=5. Bu kişinin yaşam yolu numarası beştir.
Beş, mavi renge bağlıdır. Demek ki bu kişinin aurasının taban rengi çok büyük bir olasılıkla mavidir. Şimdi toplamı tek basamaklı bir sayıya indirmenin iki istisnasını göreceğiz. Bu, indirgeme sürecinde 11 ya da 22 ile karşılaştığınız durumdur. Bu sayılara numerolojide ana sayılar adı verilir ve 2 ya da 4’e indirgenemezler. Bunun nedeni, bu sayılara sahip insanlara bizden çok daha fazla potansiyel bahşedilmiş olmasıdır. Benim size anlattığım hesaplama yoluyla hiçbir ana sayıyı kaçırmazsınız.
29 Şubat 1944 yılında doğmuş iyi bir arkadaşım var. Benim anlattığım yöntemle yaşam yolunu hesapladığımızda 22 çıkıyor. 2 ay 29 gün 1944 yıl 1975 toplam ve 1+9+7+5=22 Eğer sayıları sırayla toplarsak ana sayıyı kaçırırız: 2 (ay)+2+9 (gün)+1+9+4+4 (yıl)=31 ve 3+1=4. Bu nedenle gün, ay ve yılı toplama işlemi yaparak eklemek önemlidir. Sayıları tek tek toplayarak bir basamaklı bir sayıya indirgemeyin. Numerolojide onbir farklı renk seçtiğimizi gördünüz. İşte bu nedenle bu yöntem %100 kusursuz değildir. Yaşam yolu sayısı bir kişinin taban rengini belirlemede %95 doğrudur.
Kırmızı Potansiyel: Liderlik Bu güçlü bir renktir. İnsana güçlü bir ego ve başarılı olmak için güçlü bir arzu verir. Bu renk çocuklukta çok bastırılmıştır, özellikle de çocuk, ailenin arzularını yerine getirmeye zorlanıyorsa. Sonuç olarak aura bazen ezik, sıkıcı görünür. Bu kişi yetişkinliğe erince ve kendi ayaklarının üzerinde durmaya başlayınca aurası genişler ve insanın yapmak zorunda olduklarını yapmaya muktedir olduğunu gösterir. Taban rengi kırmızı olan kişiler başkalarına esin verecek enerji, büyüleyici özellik ve dürtülere sahip oldukları için genellikle sorumluluk isteyen, liderlik konumlarına otururlar. Sevgi dolu ve sıcak kalpli olurlar, ayrıca fiziksel anlamda da cesurdurlar. Kırmızının negatif çizgileri sinirlilik hali ve bencilliktir.
Turuncu Potansiyel: Uyum ve işbirliği Turuncu sıcak, şefkatli bir renktir ve genellikle sezgisel, dokunmayı seven, anlaşması kolay insanların taban rengidir. Bu kişiler başkalarının kendilerini rahat hissetmesini sağlar ve sık sık kendilerini ‘bulanık suları arıtma’ görevinde bulurlar. Düşünceli, ayakları yere basan, yetkin ve pratik insanlardır. Sağlam bir duruşları vardır. Turuncunun olumsuz çizgileriyse tembellik ve ‘hiç de umurumda değil’ tavrıdır.
Sarı Potansiyel: Yaratıcılık, zihinsel parlaklık Taban rengi sarı olan kişiler heyecanlı, değişken ve heveslidirler. Hızlı düşünürler, başkalarını eğlendirmeyi ve eğlenmeyi severler. Sosyaldirler, uzun sohbetleri severler, her türlü konuda konuşurlar. Öğrenmeye meraklıdırlar ama bir konuyu derinlemesine incelemektense pek çok konunun yüzeyinde kalmayı yeğlerler. Negatif çizgileri utangaçlık ve yalan söylemeye eğilimdir.
Yeşil Potansiyel: Şifa Yeşil barışçıl bir renktir ve taban rengi yeşil olan insanlar barışsever ve doğal şifacılardır. Katılımcı, güven veren ve cömerttirler. Sakin ve anlaşılması kolay insanlardır ama gerekli olduğu zaman son derece inatçı olabilirler. Taban rengi yeşil olan kimselerin fikrini değiştirmenin tek yolu, o fikrin onların kendi fikri olduğuna inanmalarını sağlamaktır. Yeşillerin negatif çizgileri katılık ve olaylara bakışlarında esneklik olmamasıdır.
Mavi Potansiyel: Değişkenlik Bu kişiler genellikle pozitif ve hevesli oldukları için mavi, taban rengi için harika bir renktir. Sonuç olarak da bu kimselerin auraları geniş ve parlaktır. Herkes gibi iniş ve çıkışları çoktur ama nasılsa zorlukları daha bir kolay aşarlar. Mavi taban rengine sahip kişilerin yürekleri her zaman genç kalır. Samimi, dürüst insanlar olup, genellikle akıllarındakileri söylerler. Mavinin negatif çizgisi işleri bitirmede güçlük çekmesidir. İşlere başlamak konusunda çok iyidirler, büyük bir hevesle başlarlar ama bitirmek konusunda aynı azmi gösteremezler.
 İndigo Potansiyel: Başkalarına karşı sorumluluk Bu rengi taban rengi olarak belirlemek güç olabilir çünkü kimi zaman neredeyse mora kaçar. Sıcak, şifa veren ve doyurucu bir renktir. Taban rengi indigo olan kişiler genellikle insani yardım konularıyla ilgilenirler. Başkalarına yardım etmekten hoşlanırlar, sevdikleri insanlar çevrelerindeyken çok büyük mutluluk yaşarlar. İndigonun negatif çizgisi “hayır” demeyi becerememeleridir. Bu tür insanlar başkaları tarafından çok rahatça kullanılır.
Mor Potansiyel: Tinsel ve entelektüel gelişme Taban rengi mor olan insanlar yaşamları boyunca tinselliklerini geliştirirler. Ne kadar geliştikleriyse auralarındaki bu rengin kalitesiyle ortaya çıkar. Taban rengi mor olan kişiler doğalarının bu yönünü genellikle reddetmeye çalışırlar. Bu onlara mutluluk getirmez ve sonunda yaşamlarıyla ne yapmaları gerektiğini keşfederler. Öğrenmeye ve bilgelikleri artmaya başlayınca, auraları da genişler ve parlaklaşır. Bu rengin negatif çizgisi başkalarına itici gelen bir üstünlük taslama olabilir.
Gümüş Potansiyel: İdealizm Gümüş, aurada sık rastlanan bir renk olmasına karşın taban rengi olarak pek sık rastlanmaz. Taban rengi gümüş olan insanlar büyük fikirlerle doludurlar ama ne yazık ki bu fikirlerin pek çoğu pratik değildir. Bu insanların genellikle yeterince motivasyonu yoktur, hayalperesttirler, düşlerini gerçeğe dönüştüremezler. Ancak bir kez motive olup da takip etmeye değer bir fikir yakaladıklarında, bu kişilerdeki gelişmeler izlemesi sevinç veren bir başarı haline dönüşür.
 Altın Potansiyel: Sınırsız Bu, taban rengi açısından en güçlü renktir. İnsanlara geniş boyutlu projeleri ve kafalarına koydukları her şeyi gerçekleştirme becerisi verir. Karizmatik, çok çalışkan, sabırlı ve kendilerine amaç belirleyen kimselerdir. Yaşamda en büyük başarılarını geç kazanırlar. Azizlerin ve öbür tinsel kişilerin başlarının çevresindeki halenin genelde altın rengi olması boşuna değildir, bu onların sonsuz potansiyelini gösterir.
 Pembe Potansiyel: Finansal ve maddi başarı Bu narin görünümlü renk inatçı, kararlı insanların auralarının taban rengidir. Bu kişilerin çıtaları yüksektir ve sarsılmaz bir kararlılıkla amaçlarının peşinden giderler. Güç ve sorumluluk gerektiren konumlara gelmeleri rastlantı değildir ama derinlerinde alçakgönüllü, sakin bir yaşamdan hoşlanan kişilerdir. Sevgi dolu, ince ve kibar, nazik insanlardır ve çevrelerinde sevdikleri kişiler olduğu zaman çok mutludurlar.
 Bronz Potansiyel: İnsancıllık Bu, genellikle bir sonbahar tonudur ve neredeyse paslı olan görünümü son derece çekicidir. Taban rengi bronz olanlar sevgi dolu, başkalarına özen gösteren, insancıl ve yardımsever insanlardır. Yumuşak kalpli ve cömerttirler. Sonuç olarak da sık sık başkalarının baskısı altında kaldıklarından ‘hayır’ demeyi öğrenmeleri gerekir.
Beyaz Potansiyel: Aydınlanma ve esin Beyaz saflığın rengidir ve seyrek olarak taban rengi olarak rastlanır. Tüm renkler beyazdan geldiğine göre, beyaz ışığın öteki adıdır. Taban rengi beyaz olan kişiler kendilerini silen, alçakgönüllü, azizler kadar insancıldırlar. Egoları neredeyse yok gibidir ve kendilerinden çok başkalarının iyiliğiyle ilgilidirler. Bu insanlar son derece sezgisel ve yaşlarının ötesinde bilgedirler.
Richard Webster’in “Yeni Başlayanlar İçin Aura Okuma” kitabından alıntıdır

 

İslam dini sadakanın ömrü uzattığını haber veriyor.

İslam dini sadakanın ömrü uzattığını haber veriyor. Buna bizati şahit oldum Suudi Arabistan’da smile ifade simgesi herkes bol bol sadaka dağıtıyor smile ifade simgesi nerden geldiyse aklıma sizlerle paylaşmayı bir borç bilirim.

Musmutlu akşamlara….

Ayşen Tok

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İKİ MELEĞİN ÖYKÜSÜ…

İki Gezgin Melek, geceyi geçirmek için oldukça varlıklı bir ailenin evinin kapısını çalmışlar. Aile, pek kaba bir üslupla, meleklere yatacak yer olarak koca malikanenin konuk odalarından birini
vermek yerine, soğuk bodrumundaki küçük bir köşeyi göstermiş.

Melekler buz gibi odanın soğuk ve sert zemininde kendilerine yatacak ir yer hazırlamaya çalışırken, Yaşlı Melek duvarda bir delik görmüş ve kalkıp deliği onarmaya girişmiş. Genç Melek, Yaşlı Meleğe bu hareketinin nedenini sorunca, Yaşlı Melek hafifçe gülümsemiş:

“Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir… “

Sabah malikaneden ayrılan melekler, gece bastırınca bir kez daha kalacak yer bulmak umuduyla, bu defa çok fakir bir çiftçi ailesinin kapısını almışlar. Son derece misafirperver olan fakir karı koca, sofralarında ne var ne yoksa meleklerle paylaştıktan sonra, onlara rahatça uyumaları için kendi
yataklarını vererek yanlarından ayrılmışlar.

Sabah güneş doğduğunda, melekler zavallı karı kocayı gözyaşları içinde bulmuşlar: Yegane geçim kaynakları olan tek inek de tarlalarının ortasında cansız yatmaktaymış.

Genç Melek bu sefer iyice öfkelenerek Yaşlı Meleğe isyan etmiş:

Bunun olmasına nasıl izin verebildin ?! O varlıklı kaba adamın herşeyi vardı ama sen kalktın ona yine de yardım ettin. Bu iyi yürekli fakir ailenin ise o tek inekten başka hiçbir şeyleri yoktubuna rağmen onu bile paylaşmaya gönüllü oldular. Ama sen o ineği de yitirmelerine
izin verdin!?
Bunun üzerine Yaşlı Melek, Genç Meleğe dönerek şu cevabı vermiş:

“Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir.”

O zengin malikanenin bodrumunda kaldıgımız gece, duvardaki deliğin dibinde külçe külçe altın saklı olduğunu farkettim. Malikanenin sahibi bu kadar açgözlü olduğu için ve kendisine verilmiş şans sayesinde edindiği zenginliğin bir parçasını bile paylaşmaya yanaşmadığı için, ben
de o deliği öyle bir kapatıp mühürledim ki artık arayıp bulsa da
açamaz.

Ve devam etmiş:

Sonra, dün gece biz çiftçi ailesinin yatağında uyurken, Ölüm Meleğinin o çiftçinin karısını almaya geldiğini gördüm. Ben de onun yerine Ölüm Meleğine ineği verdim. Yaşlı Melek, gülümseyerek bir kez daha eklemiş:

“Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir. “

Bazen, işler istediğimiz gibi sonuçlanmadığında, aslında bizim de başımıza gelen tam da budur işte. Eğer inanıyorsanız, yapmanız gereken şey sadece, her sonucun her zaman sizin lehinize olduğuna
güvenmektir. Bunun böyle olduğunu, ancak belirli bir zaman sonra öğrenebilecek olsanız bile …

Bazı insanlar, Hayatımıza girerler Ve çabucak çıkarlar..

Bazıları ise, Dostumuz olur Ve bir süre orada kalırlar..

Yüreklerimizde O güzel ayak izlerini bırakarak..

Ve bu, İyi bir dost kazandığımız için,

Bir daha asla Eskisi gibi olmayacağız demektir!

Dün, tarih oldu.

Yarın, bir gizemdir.

Bugün ise bir armağan.

Bu yüzden İngilizcede present, hem şu an hem de armağan

anlamına gelir! her anı doyasıya yaşayın ve

tadını çıkarmaya bakın … Hayat, bir kostümlü prova değildir!
Hepimizi seven, arayan, yanıbaşımızda olmak isteyen insanlar vardır, önemli olan onları bulmak, bulduktan sonra da tutmaktır…

Bil ki tam şu anda birisi seni düşünüyor, birisi sana değer veriyor, birisi seni özlüyor.
Birisi seninle olmak istiyor, birisi senin başının belada olmadığını umuyor.

Birisi ona verdiğin destek için sana minnettar, birisi elini tutmak istiyor.

Birisi senin adına herşeyin iyi sonuçlanmasını ümit ediyor.

Birisi senin mutlu olmanı istiyor, birisi senin onu bulmanı diliyor.

Birisi senin başarılarını kutluyor. Birisi sana bir armağan vermek istiyor.

Birisi SENİN bir armağan olduğunu düşünüyor.
Birisi seni seviyor, birisi senin gücüne hayranlık duyuyor.
birisi seni düşünüyor ve gülümsüyor. Birisi üzerinde ağladığın omuzun kendi omzu olmasını istiyor.

Hangi neden söz konusu olursa olsun,
Kimseden umutlarını almayın. Sahip olduğu tek şey bu olabilir…

Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bazen aklın sesini kısıp, kalbin sesini açmak gerekir…

 

Bazen aklın sesini kısıp, kalbin sesini açmak gerekir…
Burcu Kara

Kızdığınız Kişiyle Zihninizi Meşgul Ederseniz Ne Olur?

Çeşitli Durumlarda Elde Edilen Gözyaşlarının Mikroskop Görüntüsü…

11042985_653547438084399_6834714592566968435_n[1]