Yavaş Nefes Alıp, Hızlı Verme Vücudu Canlandırır…

11220788_387405338122428_8333101303833874641_n[1]

Yavaş Nefes Alıp, Hızlı Verme Vücudu Canlandırır…

Hızlı Nefes Alıp, Yavaş Verme Vücudu Dinlendirir…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ADIM ADIM KENDİNİZİ SEVMEYİ ÖĞRENİN

12107086_905810356179483_2963622238998694458_n[1]

Kendinizi Sevmeyi Öğrenin

Bugüne kadar hep başkaları için yaşadınız, hep başkalarını sevdiniz. Şimdi kendinizi sevme, kendinize kucak açma zamanı. Peki kendimizi nasıl seveceğiz? Öyle “ben kendimi seviyorum” demek yetmiyor, kendinize emek vermeniz ve bu yolda kararlı olmanız lazım. Ben size güveniyorum ve bu yolculuktan çok keyif alacağınızdan eminim. Unutmayın hepimiz Yaradan’ın özenerek yarattığı, eşsiz parçalarıyız, Sen’den başka bir tane daha yok bu dünyada.
ADIM ADIM KENDİNİZİ SEVMEYİ ÖĞRENİN
1. Adım: İlk adım kendimizi eleştirmeyi bırakıyoruz, bugün her ne yaparsanız yapın olduğu gibi kabul edin ve kendinizi takdir edin, her ne yaptıysanız o an elinizden gelenin en iyisini yaptınız. Kafanızın içinde kendinizi acımasızca eleştiren o sesi durdurun bugün. En büyük eleştirmeniniz kendinizsiniz. Sıklıkla başka insanların bizi eleştirdiğinden yakınırız, oysa bütün gün yaptığımız iç konuşmalarla kendimizi beğenmeyen, eleştiren, yargılayan biziz. Dikkat edin, içinizi dinleyin gün boyunca kaç kere kendi hatalarınızı yakalıyorsunuz, kendinizi yargılıyorsunuz. Ve sonra enerji bedenlerinizden etrafınıza beni eleştir, ben eleştirilmeye layığım sinyalleri yayıyorsunuz ve etrafınız sizi eleştiriyor. Unutmayın dışarısı sizin içinizin yansıması, siz hangi yayını yaparsanız onlar size öyle davranıyor. Siz kendinizi eleştirmeyi bıraktığınızda dışarıda da sizi eleştiren kimse kalmayacak.
Hepimizin hataları, yanlışları, eksiklikleri olacak. Hepimiz insanız, mükemmel değiliz. Bugün ve her zaman kendinize hata yapma, yanlış yapma, başarısız olma hakkı tanıyın. Nasıl ki başarılı olma hakkımız varsa başarısız olma hakkımız da var, bugün bu hakkı kullanın. Mükemmel olma zorunluluğunuz yok, mükemmelmiş gibi davranmamayı öğrenin, kasmayın kendinizi. Mükemmel olma zorunluluğu omuzlarınıza çok büyük yük yükler ve aslında hayatınızda neyi iyileştirmeniz gerektiğini görmenizi engeller. Bunun yerine sizi diğerlerinden farklı kılan, eşsiz, iyi yönlerinize odaklanın. Farklılıklarınızı keşfedin, ne de iyisiniz, bunlar için kendinizi takdir edin. Kimseden takdir, onay, övgü beklemeyin; bu takdiri kendinize verecek olan sizsiniz. En son ne zaman kendinize teşekkür ettiniz? Hepimizin bu dünyada oynayacağı eşsiz bir rol var ve kendimize karşı eleştirel yaklaştığımızda o rolü engelleriz.
Şimdi kendinize güzel bir çay, kahve molası verin ve kendinizdeki güzelliklere, iyi yönlere odaklanın. Bir kağıt kalem alın elinize ve iyi olduğunuz, iyi yaptığınız her şeyi listeleyin. Listeye baktığınızda siz de şaşıracaksınız ne kadar çok şeyi iyi yaptığınızı görmekten. Sizi bu güzelliklerle eşsiz yarattığı için Yüce Yaradan’a, dünyaya gelmenize vesile olduğu için anne babanıza şükredin, teşekkür edin. Ve en çok da kendinize teşekkür edin, kendinizi eleştirmeyi bıraktığınız ve kendinizi sevme yolunda kocaman bir adım attığınız için. Siz sevilmeye değersiniz…
Kendimi Sevmeyi Öğreniyorum II
Kendinizi sevdiğiniz, onurlandırdığınız şahane bir gün başladı yine, çok şükür… Umarım dün şöyle bir zihninizi uzaktan gözlemleme şansınız olmuş, kendi kendinize yaptığınız içsel konuşmalarla kendinizi nasıl acımasızca eleştirdiğinizi, yargıladığınızı görmüşsünüzdür. Lütfen kendinizi izlemeye devam edin, küçük bir not defteri edinin her an yanınızda bulunacak ve yakaladığınız her negatif düşünce, inanç, eleştiri, yargılamaları bu deftere not edin gün içinde. Günün sonunda kendinizde neler yakaladığınıza inanamayacaksınız:-))
Kendini sevme adımlarına devam ediyoruz:


2. Adım: Kendimizi korkutmaktan vazgeçiyoruz. Büyük bir korku toplumunun içinde yaşıyoruz. Birçoğumuz korkutularak yetiştirildik. Kararlarımızı korkuyla alır, seçimlerimizi korkuyla yapar olduk, bu artık otomatik bir hal aldı. Başımıza gelen her olayda senaryo üretmekte, küçük bir sorunu alıp ondan büyük canavarlar yaratmakta üstümüze yok. Hepimiz tetikteyiz, hayattan daima en kötüsünü bekleyerek, stres dolu, endişeli, gergin bir yaşamda sürüklenip gidiyoruz. Şimdi de gece yatağa girdiğinizde neler düşündüğünüzü izlemenizi istiyorum. Kaçınız uykuya dalmadan önce bir sorunun en kötü olasılığını zihninizde canlandırıyorsunuz? Daha o olayı yaşamadan en kötü senaryoları yaratıveriyoruz. İş ortamında patronunuz o gün keyifsiz, suratı asıksa hemen kendi üzerinize alınır, kesin benimle ilgili bir sorun var der en kötüsünü düşünürsünüz. Hareketlerini, konuşmalarını takip eder, işten kovulacağınıza kadar kafanızda kurarsınız. Ya da ilişkinizde biri sizi aramadığında, hemen istenmediğinizi, sevilmediğinizi düşünür ve bir daha asla başka bir ilişkiye girmemeye karar verirsiniz. Kendinizi dışlanmış ve terk edilmiş hissedersiniz. Bu korkular sizi farkında olmadan olumsuzluğa sürükler ve hayattan sadece olumsuz olanı beklersiniz.
Şimdi yine zihninizi izleyin bakalım hangi korku dolu senaryoları, olumsuz inançları tekrar edip duruyorsunuz gün boyu ve bunları not defterinize kaydedin. Kendinizi olumsuz bir düşünceyi veya durumu zihinde tekrar ettiğinizi yakaladığınızda, o düşünce yerine tekrar edeceğiniz başka bir imge bulun ya da yaratın kendinize. Güzel bir çiçek, hoşunuza giden bir şarkı sözü, güzel bir manzara ya da en sevdiğiniz kişiyi gözünüzde canlandırın. Kendinizi korkutmaya başladığınız her seferinde o imgeyi kullanabilirsiniz. Korku geldiğinde ona ” Sen gerçek değilsin, sen sadece bir yanılsama bir illüzyonsun, senin yerine sevgiyi seçiyorum, bu güzel çiçekleri, güzel manzarayı, kuşları ya da en sevdiğim kişiyi (imgeniz her neyse) düşünmeyi seçiyorum” diyerek imgenizi düşünün ve korkuyu gönderin. Bunu yapmaya devam ettiğinizde zamanla bu olumsuz alışkanlığınız gidecektir. Unutmayın korku sadece zihnimizin yarattığı bir illüzyon, bu olasılığı biz yaratıyor ve tekrar tekrar zihnimizde döndürerek hayatımızı zindana çeviriyoruz.
Ve bundan sonra bir karar vermeden önce, bir söz söylemeden, bir harekette bulunmadan önce lütfen derin bir kaç nefes alın ve içinize sorun: “Şimdi ben bu kararı korkuyla mı veriyorum yoksa sevgiyle mi?” Bu çok önemli bir noktadır. Eğer korkuyla bir karar aldıysanız, o korkuyu tespit edin. Hangi korkuyla bu kararı aldınız? Diğer türlü davransaydınız ne olacağından korkuyordunuz? Bu korkunun kökeni mutlaka daha önce yaşadığınız bir olaya hatta çoğunlukla çocuklukta yaşadığınız bir ana gider, öyle korkmuş utanmışsınızdır ki bir daha o durumu yaratacak adımları atamazsınız. Bu korkularınızla mutlaka yüzleşin ve her birinin gerçek olmadığını, sadece illüzyondan ibaret olduklarını söyleyerek salıverin korkularınızı. Ve bir daha karar alırken ya da konuşurken artık adımlarınızın sevgiden yana olmasına özen gösterin. En önemlisi de kendinizi karşınızdakinin yerine koyarak konuşun, davranın, size o şekilde davranılsaydı hoşunuza gider miydi? adımlarınız, sözleriniz, davranışlarınız hep sevgi olsun, en çok da kendinizi sevin….


Kendimi Sevmeyi Öğreniyorum III
Bu alemde sevgi istiyorsan önce sevgi tohumu ek;Sen, sevip de sevilmeyen gördün mü hiç ?Mevlânâ
3. Adım: Kendimize karşı nazik ve sabırlı oluyoruz. “Sabır çok güçlü bir araçtır. Çoğumuz hemen tatmin olma tutkumuz yüzünden acı çekeriz. İstediğimiz şeyi hemen elde etmek ister, beklemeye tahammül edemeyiz. Kuyruklarda ya da trafikte sıkışıp kaldığımızda hemen öfkeleniriz. Hepimiz cevaplarımızı ve elde etmek istediğimiz şeyleri hemen olsun isteriz. Kendi sabırsızlığımız yüzünden, sık sık etrafımızdaki insanların hayatlarını zindan ederiz. Sabırsızlık öğrenmeye direnmektir. Dersi öğrenmeden veya gerekli adımları atmadan cevaplara geçmek isteriz.” demiş Louise Hay.
Kendinizi sevmek için de sabırlı olmanız gerekiyor, önce kendimize sabırlı olmayız. Siz hiç diyete başlayıp ertesi gün kilo veren gördünüz mü? Her şey oluşması ve olgunlaşması için bir süreye ihtiyaç uyar ve emek vermelisiniz elde etmek için. Bir anne bebeğini kucağına almak için dokuz ay bekler, bir çiçeğin açması için günlerce haftalarca beklersiniz. Önce tarlayı zararlı otlardan ayıklar, çapalar uygun hale getirir sonra tohumları eker, sular ve bir müddet beklersiniz ki tohumlar yeşersin, filizlensin. Tarlayı temizlemeden, tohumları ekip, sulamadan, emek vermeden ve sabredip beklemeden yeşerip mahsul vermesini beklemek ne kadar gerçekdışı ise bilinçaltını temizlemeden, geçmiş duygusal yüklerimizden arınmadan, sabah akşam papağan gibi olumlama yaparak hayatınızın değişmesini beklemek de o kadar gerçek dışıdır.
Kendimizi hemen tek bir günde sevecek değiliz ve yaşamımızın da birden bire değişmesini bekleyemeyiz. Ancak değişim zaman ister, emek ister, inanç ister. Her geçen gün kendimizi biraz daha severek, kendimizi biraz daha takdir ederek kendimize biraz daha fazla sevgi ve değer verebiliriz. İki-üç ay içinde kendinizi sevmek konusunda ne kadar ilerlediğimizi göreceksiniz.
En büyük yargıcımız yine kendimiziz. Lütfen hata yaptığımızda kendimizi cezalandırmayalım, bu hataları öğrenme yolunda birer basamak olarak görelim ve tekrar etmeyelim. Yeni bir şey öğrenirken “nasıl olsa işe yaramayacak, çok basit” gibi yargılar yerine kendimize karşı sabırlı olalım, öğreniyoruz, gelişiyoruz, yükseliyoruz ve her ne yapıyorsak kendimize bir adım daha yaklaşmak için yapıyoruz. Bu hafta sonu kendinizle baş başa kaldığınız, kendinizi sevdiğiniz, şımarttığınız küçük mutluluk fırsatları yaratın, sevgiyle…
Kendimi Sevmeyi Öğreniyorum IV


4. Adım: Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, kendime ve zihnime nazik davranıyorum.
Kendini sevmenin en önemli adımı kendini olduğun gibi kabul edebilmektir. Kendine tüm hatalarınla, yanlışlarınla, eksikliklerinle kabul verebilmektir. Kendini başkalarıyla, başkalarının sahip olduklarıyla karşılaştırmak kendinize yapacağınız en büyük kötülüktür. Lütfen kendinizi, hayatınızı başkalarıyla karşılaştırmayın, odağınızı kendinize çevirin. Başkalarının sahip olduklarına takıp kalmak ve içten içe benim niye yok diye hayıflanmak “ben bunlara layık değilim” düşüncesini içinize yerleştirir ve sizi isyana sürükler. Bu da kaçınılmaz olarak size layık olmadığınız deneyimler yaşatır. İşte bu da negatifin tam istediği şeydir, oyuna gelmeyin.
Günlük hayatımız büyük bir koşturmaca içinde geçiyor, stresli, gergin hayatlar yaşıyoruz. Bu gerginlik bedenimize, hormonlarımıza yansıyor ve beynimiz “tehlike var” sinyalleri yayıyor. Bu ise negatife daha çok odaklanmamıza, her an tetikte en kötüsünü düşünerek yaşamamıza, olumsuzu düşünmemize neden oluyor. Bu kısır döngüyü kırmak için bedenimizi ve zihnimizi gevşetmemiz gerekli. Bu nedenle günde en az 10 dakika zihninizi gevşetecek bir şeylerle uğraşın. Zihni gevşetmenin en etkili yolu doğru nefes almaktır. Oturduğunuz yerde gözlerinizi kapatın ve burundan sakin ve yavaş nefesler alın, sonra yine burundan yavaşça geri verin. Nefes verirken içinizden “kendimi seviyorum, kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, güvendeyim” gibi size iyi hissettirecek sözler kullanabilirsiniz. Bu 10 dakikalık nefes çalışmasının bir süre sonra sizi nasıl iyi hissettireceğine inanamayacaksınız.
Zihni gevşetmek için meditasyon yapmak, dua/ibadet etmek, yoga yapmak, toprakla uğraşmak da harika yöntemler. Size hangisi uyuyorsa onu uygulayın ancak mutlaka ve mutlaka kendinize günlük sakinleşme, gevşeme molaları verin.
Kendimi Sevmeyi Öğreniyorum V


5. Adım: Kendimizi övüyoruz. Kendini eleştirmek içsel ruhunuzu yıkar, kendinizi övmek ise içsel ruhunuzu yüceltir ve güçlendirir. İçinizdeki gücü ve ilahi parçanızı kabul edin ve yüceltin. Hepimiz sonsuz, sınırsız zekanın parçalarıyız. Kendinizi hırpaladığınızda ve aşağıladığınızda, sizi yaratan gücü aşağılarsınız. Kendinizi övmeye küçük şeylerle başlayın. Kendinizeharika olduğunuzu söyleyin. Bir kez söyler ve bırakırsanız hiçbir işe yaramaz. Her gün inanarak sadece 1 dakikalığına bile olsa kendinize gülümseyin, seni seviyorum deyin, kendinizi övün, tebrik edin ve kendinize teşekkür edin. Bunun giderek daha da kolaylaştığını göreceksiniz. Bir düşünceyi beyne kabul ettirmek için aralıksız 21 gün tekrar etmeniz gereklidir. Bu düşünceyi davranışınız haline getirmek için ise 40 gün tekrar etmelisiniz, bunu unutmayın! Bir dahaki sefere, farklı veya yeni öğrendiğiniz bir şey yaptığınızda ve yeterince becerikli davranamadığınızda lütfen kendinizi yalnız bırakmayın. En azından deneme cesareti gösterdiğiniz, adım attığınız için kendinizi tebrik edin. İlk seferinde yanlışlarınızı bulur ve kendinizi acımasızca hırpalarsanız ikincisini asla denemezsiniz. Kendinize ikinci şansı mutlaka verin. Hatalarınızı bulmak yerine yaptığınız şeyi geliştirmek için neler yapabilirsiniz ona odaklanın.
En iyiyi ve en güzeli hak ettiğinize kendinizi inandırın. İyiyi kabul etmeye hazır ve istekli olun. İstediğimizi elde edememenin nedeni onu hak ettiğimize inanmamamızdır. Gözlerinizi kapatıp derin birkaç nefes alın ve sorun içinize “gerçekten bu istediğim şeyi hak ettiğime inanıyor muyum?” İnanmıyorsam neden? İçiniz bilir, cevapları dışarıda aramayın. Hak etmediğiniz bilincini ortadan kaldırmadan isteklerinizi hayata geçiremezsiniz çünkü içsel olarak “hayır istemiyorum” diye yayın yapmaktasınız. Hayatınızı gözden geçirin, çocukken neler size hak görüldü, nelerde eleştirildiniz, yetersiz bulundunuz. Ve şimdiki halinize bakın gerçekten öylemi, hala bunlara inanıyor musunuz? Bütün cevaplar içinizdeki o eleştirilen, yetersiz bulunan, dışlanan, sevilmeyen çocukta yatıyor. O bir gölge gibi her yerde sizinle. Şimdi O’nu sarıp, sarmalama, sevme, kabul etme, takdir etme, övme zamanı. İçinizdeki çocuğa sarılın ve onun ne kadar muhteşem, harika, güçlü, değerli olduğunu, onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin. Bu güzel birlikteliğinizi kutlayın, kutsayın. Sevmeniz gereken tek kişi kendinizsiniz…
Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HER GÜNÜNÜZÜ MUTLU GEÇİRMENİN YOLLARI.

mutlu-gun[1]

Güne nasıl başlarsanız bütün gününüz öyle geçecektir. O yüzden günü moralle başlamak çok önemlidir. Birçok insan homur homur yataktan kalkar ve bütün gün de o homurtularıyla kendisini olduğu kadar çevresini de rahatsız eder. Yatakta gözünüzü açtığınız andan itibaren günü yapılandırmak sizin elinizde. Mutlu, başarılı, insan ilişkilerinde doyurucu bir güne merhaba demek için bazı yöntemleri yaşama geçirmeniz gerekiyor. İşte mutlu bir gün için size bazı önemli sırlar:

* Sabah henüz yataktan kalkmadan (uyandığınız an) dudaklarınıza bir gülümseme gönderin.

* Her gün kendiniz için olumlu onaylamalarla uyanmayı alışkanlık haline getirmeye gayret gösterin. Örneğin şöyle söyleyebilirsiniz: “Bugünüm aydın olsun. Bugün evrenin bana vereceği tüm güzel mucizeleri kabul ediyorum.”

* Pencerenin önüne gelin ve dışarıya (doğaya bakarak) nefes alıp vermeye başlayın. Bu “nefes egzersizleri”ni, nefesinizi izleyerek gerçekleştirin. Bunu birkaç kez tekrarlayın.

* Sabahleyin eğer kendinizi çok ağır ve hareket edemeyecek kadar yorgun hissediyorsanız mutlaka egzersizle başlayın güne. Ya da enerjinizi sağlamak için bol vitaminli bir kahvaltı hazırlayın. Güne enerjik başlarsanız bütün gün öyle geçer. Bunu için şu sözü aklınızdan geçirin: “Hiç kimse içindeki coşkuyu kaybetmiş bir insan kadar yaşlı olamaz!”

* Beş veya on dakika denizi ya da yeşil bir alanı seyredin. Bu ortamda varlığınızı fark edin. Sahip olduklarınız için evrene (Örneğin sevdiğiniz işte çalıştığınız için ya da sağlıklı olduğunuzdan dolayı) teşekkür edin.

* Her şeyle ama her şeyle bağ kurmaya çalışın; çiçekle, ağaçla, hayvanlarla, cansız varlıklarla… Onlarla aranızdaki bağ günü mutlu geçirmeniz için size enerji sağlayacaktır. Örneğin işe giderken yolunuzun kenarındaki çiçekleri mutlaka “görün” varlıklarından dolayı mutlu olduğunuzu düşünün. Çiçeklerle kurulan bağ çok önemlidir. Yaşam bize bizim ona sunduğumuz kadar artı (+) veya eksi (-) frekans sunar.

* Her gün birisi ya da bir şey için iyi olduğuna inandığınız bir davranışta bulunun. Örneğin “Seni seviyorum.” deyin ya da ona çiçek alın. İhtiyacı olan birine iyilik yapın. Ancak asla “Ben yaptım”, “Ben gittim!”, “Ben hallettim!” gibi sözleri kullanmayın.

* Sabahleyin evde ve işte karşılaştığınız insanlara gülümsemeye çalışın. Bu sizin için zorsa kendinizi zorlayın. Çünkü bedenin de buna ihtiyacı var. Gülümsediğiniz zaman kendinizi daha iyi hissedeceğinizi biliyor musunuz? Ancak gülümsemenize canlılık katın, gözlerinizle de gülümsemeye çalışın. Bunun aksine kaşlarınızı çattığınız zaman da olumsuz duygularla örülü bir çemberin bedeninizi saracağını.

* Miş gibi oyununu oynayın ve “Bugün mutluyum.” deyin. Mutluymuş gibi davranırsanız mutlu olmanızı sağlayacak ruhsal durumu davet eder ve bunun sonunda gerçekten mutlu olursunuz.

* Okuduğunuz gazeteyi düşünün. Olumsuz haberlere içiniz kararmıyor mu? Sabah ilk karşılaştığınız insanlara yönelik olarak kendinizle ilgili “olumlu haberler” yayınlayın! Unutmayın, iş yerinizde ve çevrenizdeki insanlar bu “haberlere” göre sizin hakkınızda fikir sahibi olacaktır. Örneğin “Bugün kendimi harika hissediyorum.” deyin. Her fırsatta bunu tekrarlayın. Kendinizi gerçekten iyi hissetmeye başladığınızı göreceksiniz.

* O günün kötü geçeceğine dair bir düşünce zihninizde belirdiyse bunu derhal uzaklaştırın düşüncelerinizden. Örneğin “İşe gidiyorum, müdürümün o berbat yüzünü göreceğim yine.” diye düşünmek yerine, “İyi ki bir işim var, sorunlarımı paylaşacağım bir iş arkadaşına sahibim.” diye düşünün. Uzmanlar, bu tür olumlu sözlerin yolda yürürken ya da gün boyunca dönem dönem tekrarlanmasını öneriyorlar.

* İşinizde veya çevrenizdeki insanlara daha farklı bakmayı deneyin. Örneğin insanlara “değer katma”yı düşündünüz mü? “Yardımcılarımın değerine değer katmak için ne yapabilirim?” diye kafa yorun. Onların daha verimli olmalarını sağlamak için ne yapabileceğinizi düşünün. Unutmayın bir insanın iyi yanını ortaya çıkarmak için önce onun en iyi yanını hayalinizde canlandırmaya çalışın.

* Eğer zorlu bir günü başlayacaksanız (Önemli toplantı, sınav veya konuk ağırlama gibi) hayal gücünüzü devreye sokun. İmgelemeniz, bedeninizin davranışlarını inanılmaz ölçüde belirler. Kendinizi zihninizin gözüyle resmedin. O gün, nasıl olmak ve nasıl görünmek istiyorsanız öyle olun. “Güçlü, güvenli ve dinlenmiş…” Bu olumlu imgenizin nasıl eksiksiz gerçekleştiğine siz bile inanamayacaksınız. Eğer günlük işleri iyi gidiyormuş gibi zihnimizde canlandırırsak işler inanın ki iyi gidecektir!

* Kendinizi sevmiyorsanız o gününüz iyi geçmeyecektir. Kendinizden nefret etmekten vazgeçin. Kendinizi küçük görmeyi bırakın. Kollarınız kendinize dolayıp, “Her şeyin güzel, saçların, dökülüyor olabilir ama sahip olduğum tek şey sensin.” deyin. İnsan zayıf yanlarıyla da insandır.

Güçsüzlüklerinizle barış yaptığınız zaman her şey daha kolaylaşacaktır.

kaynak: sonsuz şifa

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

GEÇMİŞİNLE YÜZLEŞEREK… GELECEĞİNİ YARATMA EGZERSİZİ

soyut-parlaklik-temasi_1_1024x640[1]

Geçmişe takılı kalan duygu ve düşünceleriniz yaşama gücünüzü azaltabiliyor. Ama hemen karamsarlığa kapılmayın. Bu durumu değiştirmek için sadece 10 güne ihtiyacınızvar.
İşte iyi anıları parlatmak ve kötü hatıralardan kurtulmak için psikoterapist Derek Draper ve klinik psikolog Cecilia d’Felice tarafından Psychologies dergisi için hazırlanan 10 günlük anı egzersizi!

Geçmişini bilmeyen geleceğe bakamaz derler. Sayfalarımızda yer verdiğimiz egzersizde bu mantıktan yola çıkıyor. O nedenle 10 gün boyunca, çocukluktan beri sizi etkileyen ve bugünkü sizi oluşturan her olayı ve kişiyi ele almanız gerekiyor.
Çünkü eğer kendimizi bu eski metinlerde çözebilirsek yeni hissetme, düşünme ve var olma yolları geliştirebiliriz.

10 adımlı bu egzersiz, geçmişin size hükmeden yönlerinden kurtulup iyi bir gelecek kurmanıza yardımcı olacak. Nasıl mı? Zihninizi değişik yollardan düşünmeye cesaretlendirerek.
Psikoterapist Derek Draper ve klinik psikolog Cecilia d’Felice tarafından hazırlanan anı egzersizinin her adımını sırasıyla uygulamanız şart.

Geçmiş üzerinde düşünmek ıstırap verici olabilir. Eğer bu çalışmadan dolayı
kendinizi çok mutsuz hissederseniz, özellikle de çocukluğunuzda bir travma
yaşadıysanız, profesyonel yardım almanızı öneririz ama pek çok insanın da bu
egzersizden fayda gördüğünün belirtildiğini not etmek isteriz. Kolay gelsin.

BİRİNCİ GÜN

Yüzleşin

Öncelikle şu an kafanızda dolanan sorunlarınızı alt alta yazarak bir tablo
oluşturun. Patlamamak için kendinizi zor susturduğunuz olayları ya da pek önemliolmadığını düşündüğünüz hatta komik bulduklarınızı bile yazın.
Bunlar günlük veyagenel problemler olabilir. Sonra hemen yanına bunların kritiğini yapın. Aşağıda sizeyardımcı olması için nasıl bir tablo oluşturmanız gerektiğini göreceksiniz.

Örnek: Önemli bir telefon numarasını kaybettim / Ben salağım
Patronum yaptığım hatayı düzeltmemi söyledi / Neden daima hata yapıyorum
Postaneden almam gereken bir paketi almadım / Çok tembelim

İKİNCİ GÜN

İçinizdeki dostu uyandırın

Muhtemelen şu an bir gün önce hazırladığınız uzun listeye bakıyorsunuz. Şimdi size bir iyi, bir de kötü haberimiz var. Kötü haber, kafanızdaki olumsuz düşünceler beyninizin kıvrımlarındaki yollarda devamlı olarak izler bırakıyor.

İyi haber, bu düşünceleri iz bırakamadan durdurabilir hatta daha da iyisi yerlerine destekleyici, cesaretlendirici ve bereketli yeni alternatif düşünceler koyabilirsiniz. Bu ilk etapta kolay olmayabilir ama zamanla neredeyse içgüdüsel hale gelecektir. Yabancı dil öğrenmek ya da “egzersiz” binmek gibi.
Yani nasıl yapılacağını biliyorsunuz ama sadece pratiğe ihtiyacınız var. Şimdi elinizdeki listenizin sağ yanına bir blok açın. Burası sizin için iyimser bir arkadaş sesi olacak.

Bu üçüncü bloğa sorunlarınızla ilgili olarak iyi bir arkadaşınızın size söyleyecek olduğu şeyleri yazın. Ya da böyle bir durumda siz arkadaşınıza ne söylerdiniz onu yazın.

Örnek: Önemli bir numarasını kaybettim / Ben salağım / Ama bu her zamanolmuyor ki! Bir telefon defteri alıp numaralarımı ona kaydetmeliyim.
Patronum yaptığım hatayı düzeltmemi söyledi / Neden daima hata yapıyorum
/ Benden her zaman şikâyetçi değil ki. Hatta dün bir proje için bana
övgüde bile bulundu. Postaneden almam gereken bir paketi almadım / Çok tembelim / Yarın zaman yaratacağım, ayrıca bu o kadar da önemli değil

ÜÇÜNCÜ GÜN

Yetiştirilme tarzınızı çözümleyin

Bazı aileler duygusal olarak içe kapanık ve büyümekte olan çocuklarının
ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalabiliyor. Kimileri ihmalkâr oluyor, kimileri de bir mayın gibi devamlı ateş saçarak çocuğun kendini hırçın ve karmakarışık hissetmesine neden olabiliyor. Bu geçmiş deneyimlerinizdeki olaylarla bir bağ kurmanıza yardımcı olacak.

İyi ya da kötü. Nazikçe, acele etmeden ilerleyin. Bu aşamada, anılarınızın acı verici olabileceğini unutmayın. Geçmiş türbülansında kendinizi üzgün, karışık ya da kızgın hissederseniz bu hislerin doğal olduğunu hatırlayın. Ve şu soruları yanıtlayın;

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Yetiştirilme tarzınızdan memnun musunuz?

Çocukken sevildiğinizi düşünüyor muydunuz?

Eğer yanıtınız “evet” ise size bunu düşündürten nedir?

Anne-baba, ve eğer olduysa bakıcınızın, sevgisini ifade ediş tarzından dolayı mutlu muydunuz, mutsuz mu?

Eğer sevilmediğinizi düşünüyorsanız, neden?

Bir süre aileniz -ve bakıcınız- üzerinde yoğunlaşın. Belki sevgileri koşullu,
sınırlayıcı, hükmedici veya katıydı. Duygusuz, soğuk, sebepsiz beklentiler ve
isteklerle doluydu belki de… Tüm duygu ve düşüncelerinizi yazın. Üzüntü, acı ya da her neyse.Ama kendinizi yargılamayın. Bu aşama, inkâr ettiğiniz, kaçtığınız ya da reddettiğiniz duyguları açığa çıkarmak içindir.

Eğer kendinizi bunalmış hissederseniz çalışmayı durdurun ve sizi mutlu edecek bir şeyler yapın. Yürüyüşe çıkın, bir arkadaşınızı arayın ya da sevdiğiniz biriyle kucaklaşın. Neler hissettiğinize de dikkat edin. Hazır hissettiğinizde egzersize devam edin.

DÖRDÜNCÜ GÜN

Geçmişteki sizle buluşun

egzersiz tamamıyla hayal gücünüze dayanıyor. Daha genç halinizle hatta
çocukluğunuzla buluşup konuşma imkânı sunuyor size. Yani şu an aramakta olduğunuz halinizle. Bunlar kulağa garip gelebilir, ama çok faydalı bir egzersiz.

Ne zaman sakinleşmeye veya kafanızı dinlendirmeye ihtiyacınız olursa kullanabilirsiniz. Kimse tarafından rahatsız edilmeyeceğiniz sessiz bir yer bulun öncelikle kendinize.

Rahatça oturun ve gözlerinizi kapayın. Elleriniz kucağınıza düşsün. Derin nefes alın. Her nefesle bedeninizin bir kısmı gevşesin. Başınız, omuzlarınız, kollar, göğüs, mide, bacaklar ve ayaklar. Aklınıza amaç dışı düşünceler gelirse onlardan kurtulun. Gevşemeyi başardıktan sonra ilk gün yazdığınız uzun listeye gözatın.

Ve ilk kez ne zaman böyle şeyler hissetmeye başladığınızı hatırlayın. Şimdi zaman makinesine binin ve geçmişe yol alın. Belki 10 yaşındaki halinizdesiniz; belki bluğ dönemindesiniz ya da okula ilk başladığınız gündesiniz. Eğer başarabilirseniz o yaştaki yüzünüzü de görmeye çalışın.

Yüzünüzdeki ifadede ne var? Mutluluk mu? Korku
mu? Heyecan mı?

Şimdi aklınıza ne geliyorsa sorun ona. “Merhaba orada mısın? Nasıl hissediyorsun?

Nasıl gidiyor” gibi. Size ne yanıt veriyor? Belki utangaçtır ya da içekapanık ve güvensiz. “Ne hissettiğini biliyorum” deyin ona. “Ben de öyle hissediyorum, kendimizle ilgili çok eleştiri duyuyoruz, artık neredeyse bunlara inanmaya başladık” deyin. “Ama şimdi ben bunu değiştireceğim.”

Bu aşamada izlemeniz gereken bir senaryo yok. Önemli olan nokta kendi çocukluğunuzla yetişkinliğiniz arasında bir bağ kurabilmek ve ikisini birbiriyle konuşturabilmek. Bunun için yazıyı da kullanabilirsiniz. Mektup yazmak duygu ve düşünceleri en iyi ortaya çıkaran eylemlerden biridir.

Çocukluğunuzdan yetişkinliğinize ya da önceki halinizin nasıl hissettiğiyle ilgili olarak o zamanki ailenize bir mektup yazabilirsiniz. Bunun tersini yapıp yetişkin halinizden çocukluğunuza da bir mektup gönderebilirsiniz.

BEŞİNCİ GÜN

Kızgınlığınızı tanımlayın

Bu egzersiz ailenize karşı duyduğunuz herhangi bir öfkeyi açığa çıkarma noktasında sağlıklı ve yapıcı bir yöntemdir. Bir kalem kâğıt alın. Anne – babanıza, veya bakıcınıza, ne tür bir öfke duyduğunuzu tanımlayın.

Çocukken onlara kızdığınız belli olaylar ya da zamanlar var mıydı?
Bunları onların yüzüne karşı söyleyebiliyor muydunuz? Eğer söyleseydiniz ne olurdu?

Eğer kendinizi terk edilmiş hissetseydiniz bunu nasıl gösterirdiniz?
Çocukken kızgınlığınızı engelliyor muydunuz?

Kızgınlığınızı dillendirirken nasıl bir his meydana geldiğini tanımlayın. Donuk mu, keskin mi, korku ya da acı veriyor mu? Tüm hissettiklerinizi hem çocuk hem de yetişkin halinizle ayrı ayrı yazın.

ALTINCI GÜN

Ailenizi anlayın

Şimdi ailenizin duygusal dünyasını anlamaya çalışacaksınız. Bu kolay olmayacak çünkü ailemiz hakkında düşünürken genellikle bir şeyleri tam olarak anlayamadığımız çocukluk penceresinden bakarız. Bu da onları objektif bir açıdan görmemize engel olur.

Eğer onlara sağlıklı ve pozitif bir açıdan bakabilseydik gerçek dünyalarını anlayabilirdik. Bu egzersiz anne-babanızın birbirleriyle ve sizinle nasıl bir duygusal iletişim içerisinde olduğunu gösterecek. Kendinize şunları sorun;

Anne-babam duygusal olarak kendilerini nasıl ifade ederdi?
Sadece negatif mi yoksa pozitif duygular mı açıklanırdı?
Duygularını bastırıyorlar mıydı?
Ben duygularımı belli etmemeyi mi öğrendim?
Neden böyle davrandılar?

Şimdi onlarla ilgili nasıl hissettiğinizi düşünün. Kızgınlık egzersizine bir
gözatın. Duygu ve düşüncelerinizi en küçük ayrıntısına kadar yazın.

YEDİNCİ GÜN

Kendinizi yetiştirin

Bu egzersiz çocukken yüz yüze kaldığınız hüsranları, artık bir yetişkin olduğunuzu bilerek aşmanıza yardımcı olacak. Dr. Alice Domar “Kendini yetiştirmek” isimli kitabında ailenize ithafen kendi kendinize şu sözleri söylemenizi öneriyor:

Bana hayat verdin ama sana hayatımı borçlu değilim.
İlgiyi hak ediyorum.
Senin koşulsuz saygı ve ilgini hak ediyorum.
Kendimi sana ispatlamak için yaşamayacağım.
Senin yerine getirilmemiş rüyalarını yaşamak zorunda değilim.
Kısıtlamalarına rağmen senin sevginle beslendim.

SEKİZİNCİ GÜN

Şefkatle hatırlayın

Yaşadığımız gerçekleri tamamen tanıyıp kabul etmedikçe kendimizi genellikle geçmiş acı anılar arasında sıkışıp kalmış buluruz. Bu durum kendimizi boşlukta, üzgün, ağlamaklı ve bunalmış hissetmemize neden olur. Geçmişle ilgili duygularımızı örtbas etmek yerine yazma yoluna gidersek bir süre sonra bunları benimsemeye başlayabiliriz.
Eğer duygularımızı tanırsak beraberinde onları gözetebilme şansına da sahip oluruz. Sabit bir geçmiş içerisinde tıkılıp kalmak duygusal olarak gelişmemize yardım etmez. Geçmiş anılarımızı tanıyıp izleyerek bize pozitif bir gelecek kurmamız yolunda yardımcı olmasına izni vermeliyiz.

Geçmişte yaşadığımız acı olaylara baktığımızda, kendimize bunların biz henüz güçsüz ve gençken olduğunu hatırlatmalıyız. Ama artık güçsüz değiliz. Şimdi daha önceden keşfettiğiniz içsel arkadaşınızın sevecen ve şefkatli olmasına izin verin.
Olayları farklı görmenize yardımcı olsun. Hatırlamanın acı veren yolunda sıkışıp kalmak istemeyen şefkatli içsel arkadaşınızın sesini dinleyin ve düşüncelerinizi yazın

DOKUZUNCU GÜN

Geçmişi kabullenin

Duygusal anlamda yaşadıklarımızın farkında olduk, bize nasıl hissettirdiklerini
gördük ve artık bunlara şefkatle bakabilir, bağışlayıcı olabiliriz. Ailenizi, veya
bakıcınızı, affetmek zor olabilir ama ancak bağışlarsanız kabullenebilirsiniz.
Geçmişimizi kabullenmek pasif bir teslimiyetçilik değildir. Kabullenişle birlikte
özgürlük de gelir. Geçmişimizden ve acılarımızdan özgürleşmek! Şimdiyi ve
geleceğimizi duygusallardan bağımsız kılmak! Şimdi kendinize şu soruları sorun;

Geçmişimle ilgili şu an inandığım şey nedir?
Geçmişimle ilgili inandıklarımı kabullenebilir miyim?
Geçmişimdeki kötü anıların çıkıp gitmesine izin verebilir miyim?

Bu egzersizlerden sonra hâlâ kendinizi geçmişinizden özgür kılamıyorsanız kendinizi yargılamayın. Bu, egzersizleri daha çok yapmanız gerektiği ve daha fazla zamana ihtiyacınız olduğu anlamına geliyor. Duygularınız üzerine daha çok çalışmalısınız.

Belki size nerede ve neden sıkışmış hissettiğiniz konusunda alternatif bir
perspektiften bakmanızı sağlayacak bir arkadaşınızdan veya bir aile üyesinden yardım isteyebilirsiniz. Unutmayın ki bu duyguları hayatınız boyunca taşıdınız. Aniden değişmeyebilirler, sonuca varana kadar üzerinde defalarca çalışmanız gerekebilir.

Kendinize karşı daima nazik ve yaşadıklarınızla, hissettiklerinizle ilgili olarak
şefkatli olun; bunun hayati olduğunu unutmayın. Şimdi finale geçebiliriz.

ONUNCU GÜN

Kötü anıların gitmesine izin verin

Ritüel ve seremoniler tarihin başlangıcından beri hep çok önemli olmuşlardır.
İnsanoğlu hedeflerini gerçekleştirmede sembollerin ve kutlamaların etkili olduğuna inanır. Kendi seremoninizi düzenleyin. Bir mum yakın, dua edin, bir balon salın gökyüzüne ve geçmişinizdeki negatif mesajları bırakın gitsinler. Bu, geçmişte ve bugünde rahatlamanızı sağlayıp geleceğe bakabilmenizi sağlayacaktır.

(ALINTI)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayata Bakış Açımızı Değiştirecek 19 Felsefi Film

1.Man About Town (Şehrin Adamı)

Jack Giamoro son derece zengin ve başarılı bir menajerdir. Los Angeles’da kayda değer bir kariyere sahiptir. Ancak bir gün gelir ve hayat onu sınar. İlk olarak karısının, kendisini bir müşterisi ile aldattığını öğrenir. Ardından bir talihsizlik sonucu kendi özelini yazdığı günlüğü, dişli bir muhabirin eline geçer. Yitirmekte olduğu şeylere sahip çıkmak adına attığı adımlar, ne yazık ki Jack’i hatalar silsilesine sürükler. Aile, sadakat, özgüven ve rekabet gibi konulara odaklanan bu dramatik komedi, özgün bir bakış açısı ile perdeye aktırılmış görünüyor.

IMDb 5,6

2. What The Bleep: Down The Rabbit Hole (Biz Ne Bilebiliriz Ki: Tavşan Deliğinden Aşağı)

Sadece ağızdan ağza tavsiyelerle yayılarak gişe rekorları kıran, kuantum fiziği kuramlarından yola çıkarak gerçek dediğimiz şeyin bambaşka biçimlerde düşünülebileceğini gösteren Biz Ne Bilebiliriz Ki?’nin ardından ikincisi geliyor. Film ilkinde olduğu gibi, depresyonla cebelleşen, hayattan, erkeklerden, işinden bıkmış olan Amanda’nın  yaşadıkları etrafında dönse de, bu kez işin gerçek yıldızları kuantum dünyasını anlatan bilim adamları, araştırmacılar, gazeteciler ve mistikler. Kendi gerçek doğan hakkında ne kadar şey bilmek istiyorsun? İnsan olmak ne demek ve bu noktada kuantum fiziği yeni bir paradigma yaratmak için nasıl kullanılabilir? Dünyayı algılayış biçimimiz günlük hayatımızı nasıl şekillendiriyor? Bu ve benzeri soruları dünyanın önde gelen 16 tane bilim adamı, felsefeci, gazeteci ve mistiği bilinç, fizik, biyoloji, duygular ve bağımlılıklarla da ilişkilendirerek cevaplıyor. İkinci filmde yer verilen önemli yeni bilimsel keşifler ise kuantum fiziği, nörobiyoloji, insan bilinci ve günlük hayat arasındaki bağlantıları farklı bir şekilde düşünmemizi sağlıyor. Tavşan deliğinden aşağı bir girmeyi deneyin deriz, bakarsınız dünyayı bambaşka bir şekilde görmenize sebep olabilir.

3. Seven Years in Tibet (1997) – IMDb 7,0

Seven Years in Tibet (1997) - IMDb 7,0

Seven Years in Tibet (Tibet’te 7 Yıl)

1939 sonbaharında Heinrich Harrer adlı Avusturyalı ünlü dağcı ve memleketlisi Peter Aufschnaiter, Himalayalar’ın en yüksek tepelerinden biri olan Nagna Parpat’a tırmanmak için yola çıkar. Bu yolculuktan önce tek amacı şan şöhret edinmek olan Harrer, bencil, kendinden başka hiçbir şeyi umursamayan bir adamdır. Himalayalar’da yaptığı bu yolculuk onun hayatını, duygusal yapısını tümüyle değiştirir. Onu önce Himalayalar’ın zirvesinden, İngiliz esir kampının derinliklerine; daha sonra da bir kaçış ve iki yıl süren zorlu Himalaya yolculuğunun ardından Tibet’in gizemli kenti Lhasa’ya sürükleyen bu olağanüstü yolculuk sayesinde duygusal bir uyanış yaşar.

Batılıların çok ender ziyaret ettiği yabancı bir ülkede Harrer, küçük Dalai Lama tarafından dostlukla karşılanır ve bu dini lidere İngilizce, coğrafya ve batı dünyası konusunda ders verilmesi istenir. Tibet’te yedi yıl kalan Harrer için bu yıllar Dalai Lama’nın dostluğu ve hayat felsefesi ile zenginleşmiştir. Bu yedi yıl yalnızca Harrer için değil, Tibet için de köklü değişimlerin yaşandığı bir dönem olur. Her ikisi de insanlardan kopuk ve yalnız kişiler olan Harrer ve Lama arasındaki derin ve kopmaz bağ oluştukça, egoist Harrer hayatında ilk kez kendini düşünmemeyi öğrenir, böylece Lhasa yolculuğunun başından itibaren başlayan değişim süreci tamamlanmış olur.

4. Agora (2009) – IMDb 7,2

Agora tarihte bilinen ilk kadın matematikçi, astronom ve filozof olan İskenderiyeli Hypatia’yı (370-415) Oscar ödüllü oyuncu Rachel Weisz canlandırıyor. Roma İmparatorluğu artık giderek güç kaybetmektedir. Hâkimiyeti altındaki topraklara eskisi gibi iştihamla hükmedememekte, ufak tefek isyanları bile bastırmakta zorlanmaktadır. Yüzlerce yıl Romanın egemenliğinde olan Mısır’da da kontrolünü iyice yitirmeye başlamıştır. Agora’nın konusu da işte bu çalkantılı dönemde Mısır’ın sanat ve bilim merkezi olan, birçok filozof, bilim adamı ve sanatçıyı bünyesinde barındıran İskenderiye kentinde geçmektedir.

“Gökyüzünün sırrını çözdüğüm zaman, işte o zaman mutlu bir insan olarak öleceğim.”

“Bizi birleştiren şeyler, ayıranlardan daha fazla.”

5. The Terminal (2004) – IMDb 7,3

“The Terminal”de Doğu Avrupa ülkelerinden birisinden New York´a gelen Viktor Navorski´nin (Tom Hanks) ilginç öyküsü anlatılır. Amerika yolundayken ülkesinde askeri darbe olması üzerine Viktor, New York´un JFK Uluslararası Havaalanında mahsur kalır. Pasaportu artık geçersiz olduğu için Amerika Birleşik Devletlerine´ne girme hakkını yitirmiştir. Ülkesindeki savaş bitinceye kadar havaalanı terminalinin transit yolcular salonunda beklemek zorundadır.

Viktor´un havaalanında haftalar süren bekleyişi devam ederken çok değişik insan manzaralarıyla karşılaşır. Terminal binasının içine sıkıştırılmış bu dünyada her türlü mantıksızlık, anlamsızlık, cömertlik, hırs, eğlence, statü mücadelesi, beklenmedik rastlantı vardır. Hatta Amelia isimli güzel bir hostesle (Catherine Zeta-Jones) romantik ilişki bile yaşayacaktır.

Ancak Viktor´un oradaki zoraki varlığına sıcak bakmayanlar da vardır. Bunlardan birisi de havaalanı yetkilisi Frank Dixon´dur.Bu rolde Stanley Tucci var. Viktor´un varlığını bir türlü kontrol edemediği bürokratik bir facia olarak gören Frank Dixon, bu sorundan bir an önce kurtulmanın çaresini bulmaya çalışmaktadır.

6. The Fountain (2006) – IMDb 7,3

Filmin 21. yüzyıldaki diliminde bilim adamı olan Tommy Creo, ölmek üzere olan kanser hastası eşi Izzi’yi kurtarabilmek için umutsuzca hastalığa çare bulmaya çalışmaktadır.

Bu sırada Izzi 16. yüzyıl İspanya ‘sında geçen bir hikâye yazmaktadır. Hikâyede Engizisyon tarafından toprakları elinden alınmakla tehdit edilen Kraliçe Isabella, sadık konkistador Tomás’ı İspanya ‘yı kölelikten kurtarabilmenin tek yolu olduğuna inandığı Hayat Ağacını araması için Maya ormanlarına gönderir. Hikâye Ispanya ‘da başlayıp Xibalba denilen Nebula’da bitecektir ancak Izzi’nin hikâyeyi bitirecek kadar zamanı olmadığı için Tommy’den hikâyeyi bitirmesini ister.

26. yüzyılda ise uzay gezgini olan Tom uzaydaki gezintisi sırasında kendisini çok uzun sürelerdir rahatsız eden olayların arkasındaki gerçekleri keşfeder. Bu üç adamın hikâyesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

7. The Devil’s Advocate (1997) – IMDb 7,5 (Şeytanın Avukatı)

Kevin Lomax, başarılı bir savunma avukatıdır. Davaların zorluk seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun, başarıya alışkın Kevin, bir şekilde jüriyi tesiri altına almayı ve müvekkilini temize çıkarmayı başarır. Mutlu bir evlilik süren avukatın hayatındaki her şey yolunda gibidir. Bir gün, müvekkili haksız olduğu halde kazandığı bir dava sonrasında New York’taki çok büyük bir hukuk bürosundan müthiş bir teklif alır. Teklifi yapan dünyanın en büyük hukuk bürolarından birinin lideri olan John Milton’dur. Kevin’ın vereceği ‘evet’ cevabı, hayatını geri dönüşü olmayan bir şekilde değiştirecektir.

8. The Illusionist (2006) – IMDb 7,6 (İllüzyonist)

Film farklı dünyalardan gelen insanların arasında doğan bir aşkın, kolaylıkla onaylanmaması ile başlıyor. Sophia aristokrat bir ailenin kızı olarak, marangoz bir ailenin oğlu olan Eisenheim’a aşık olur. Üstelik aşkı karşılıklıdır. Bu ikili, birbirlerine hissettiklerinden ötürü tepki alırlar. Öyle ki aşkına yasak bile getirilen Eisenheim, ülkeyi terk eder. Dünyayı dolaşacaktır. Aradan on beş yıl geçtikten sonra ülkesine bir illüzyonist olarak geri döner. Bu sırada Sophia, nişanlanmak üzeredir. Onca zaman sonra yeniden karşı karşıya gelen aşıkların hisleri yeniden alevlenir. Bu durumu hisseden Sophia’nın nişanlısı Prens Leopold ile Eisenheim hesapta olmayan bir mücadeleye girmek zorunda kalır.

9. The Truman Show (1998) – IMDb 8,1 (Truman Şov)

The Truman Show’un ilham kaynağı mağara metaforudur. Mağara metaforu, Platon’un en ünlü metaforudur. Mağara mitosunda, toplumdaki insanlar (düşünürler dışındakiler) bir mağarada kollarından birbirine zincirlerle bağlanmış ve sırtı mağara kapısına dönük oturan esirler gibidirler. sadece arkalarındaki ışık kaynağının (doğrunun,gerçeğin) yaydığı ışıkla karşılarındaki duvarda oluşan kendi gölgelerini görebilir, bu gölgelere bakarak eğlenir ve hayatlarını böyle geçirirler. filozoflar ise kendilerini bu zincirlerden kurtararak her ne kadar zor ve acı verici olsa da yüzlerini cesaretle ışığa (gerçeğe) dönerek hayatın gerçek anlamını ve doğruyu görebilen kimselerdir. ancak bu kimselerin mağaraya döndükten sonra gördüklerini diğer insanlara anlatması ve onları inandırması da bir o kadar zor olacaktır, çünkü esaret ve karanlık rahattır, oysa gerçekleri görmek ve ışığa bakmak cesaret ister.

Ünlü düşünür Gurdjieff şöyle der: “Sen kendi durumunun farkında değilsin. Hapishanedesin. Bütün dileğin, eğer akıllı bir kimseysen, kaçmak olmalıdır. Hapishanedeki insanın herhangi bir durumda kaçma şansı olduğunda, öce hapishanede olduğunu fark etmesi gerekir.”

10. Before The Rain (1994) – IMDb 8,1 (Yağmurdan Önce)

Konusu Bosna savaşı sırasında geçen film, başta birbiriyle alakasız gibi gözüken üç ayrı öyküden oluşmaktadır. “Kelimeler”, “Yüzler” ve “Fotoğraflar” başlıklarını taşıyan bu öyküler sonunda birbirleriyle kesişirler. Film bu anlamda biçimsel olarak hemenAlejandro González Iñárritu’nun Babel’ini (2006) akıllara getirir. Bir savaş atmosferinde ve politik çalkantıların zemininde talihsiz trajik aşkların anlatıldığı öykülerden ilki Makedonya’da bir Ortodoks Manastırında, ikincisi Londra’da geçerken, üçüncü öyküde tekrar Makedonya’ya dönülür ve bu sonuncu öykü, ilk iki öyküyü birbirine bağlar. Başlıca karakterleri suskunluk yemini etmiş genç bir Ortodoks keşiş, çetelerden kaçan Arnavut kız, Londra’lı bir fotoğraf editörü ve bir savaş fotoğrafçısı olan film, içten öyküsüyle savaşın anlamsızlığını sorgulamakta, güçlü bir savaş karşıtı mesaj vermektedir.

11. Amadeus (1984) – IMDb 8,3 (Amadeus)

Dünya müzikal tarihine yön veren deha Mozart, gündelik yaşamında gerçek bir arıza karakter olarak yaşamdan bir hayli kopuk bir hayat tarzı sürdürmektedir. Yeteneğini dışa vurmak için ilginç bir yol seçen sanatçı tutarsız davranışlarda bulunmayı bir alışkanlık edinmiştir. Yaşamı ile müziği zıt kutuplarda ilerleyen Mozart, yeteneğini sergilemek için mantıksız hareketlerde bulunur. Adeta bir “tutunamayan” profili çizen Mozart, bu sağlıksız yaşamı yüzünden Antonio Salieri’yi endişelendirmektedir. Diğerine göre çok daha disiplinli ve müzik konusunda hırslı olan Antonio, müziğin tanrısı kadar başarılı olamamaktadır. Bu düşünceler zamanla farklı bir ilişki kurmalarına neden olur… Müzik konusunda yüce bir yeteneğe sahip olan Amadeus Mozart ile Antonio Salieri’nin ilişkisine odaklı bir başyapıt. Sanat ile sanatçının kişiliği arasındaki ilişkiye odaklanan ve usta müzisyenin yaşamını, Salieri üzerinden anlatan bir klasik.

12. Up (2009) – IMDb 8,3Up (Yukarı Bak)

İlk çocuklukta bir rastlantı eseri yolları kesişen iki çocuk, yıllarca sürecek tatlı ve dokunaklı bir hikayenin başkahramanlarıdır. Maceracı doğan ve hayattaki her şeye dair çocuksu saf meraklar barındıran Ellie’nin tek hayali dünyayı gezebilmektir. Carl ise sessizliği ve dinginliğiyle örttüğü maceraperestliği ve kocaman kalbiyle Ellie’nin tek isteğini gerçekleştirebilmeyi dilemektedir. İki küçük çocuk büyür, evlenir, yaşlanır… Ölüm Ellie’nin kapısını çalar, Carl ise sevdiğinden kalan tek şeyi, bu çocuksu hayali gerçekleştirmeye koyulur.

13. Black (2005) – IMDb 8,3 (Siyah)

Kör ve sağır bir kızın bir öğretmen sayesinde hayata nasıl tutunduğunu ve nasıl yaşam mücadelesi verip kazandığını, sonunda da öğretmeni aynı duruma düşünce ona nasıl umutsuzca öğretmenlik yaptığını konu almaktadır. Kör ve sağır doğan Michelle ailesi tarafından anlaşılamamaktadır. Annesi ve babası Michelle’i akıl hastanesine göndermeden önce son kez bir öğretmen tutup şanslarını denemek isterler. Başta öğretmenle iyi anlaşamasalarda bu öğretmenin kızı başarılı bir şekilde eğittiğini görünce bu öğretmenle yola devam ederler ve Michelle bu öğretmen sayesinde üniversiteye gider ancak sonra Michelle’in öğretmeni Alzehimer hastası olur ve Michelle’e bakamayacak duruma gelir.bir gün michelle öğretmeninden onu öpmesini isteyip hayatının en büyük hatasını yapar.öğretmenini zorlar ve öğretmeni onu öper.o artık yoktur.michelle her pazar öğretmeninin gelmesi için kilisede duâ eder12 yıl sonra onu ilk kelimeyi öğrendiği çeşmede bulur.Artık öğretmen olma sırası Michelle’dedir kendi öğretmenine ona öğrettiklerini geri öğretmek için umutsuzca çabalar.

14. Amelie (2001) – IMDb 8,4

Amélie Poulain, bir doktor olan babası tarafından diğer çocuklardan, kalp hastalığı olduğu gerekçesiyle, uzak yetiştirilen bir çocuktur. Aslına bakılırsa babasının yanlış bir teşhisidir bu, çünkü Amélie’nin babasıyla kurduğu nadir fiziksel temas babasının sağlık kontrolleriyle gerçekleşmektedir ve bu kontroller sırasında Amélie heyecanlanmakta, kalp atışı hızlanmaktadır. Amélie’nin annesiyse, en az babası kadar nevrotik bir kadındır. Amélie küçük bir çocukken, annesi, Notre Dame Kilisesi’nin tepesinden atlayan bir kadının üzerine düşmesi sonucu vefat etmiştir. Böylece babası daha da sessiz ve silik biri olmuş, kendisini eşi için ilginç bir anıt mezar düzenlemeye adamıştır. Amélie de bu yalnızlığın ortasında kendini eğlendirebilmek için, oldukça ilginç ve derin bir hayalgücü geliştirmiştir.

Amélie diğer insanlarla ilgilenirken, kimse kendisiyle ilgilenmemektedir. Başkalarının mutluluğu yakalaması için uğraşırken, kendi yalnızlığını sorgulamaya başlar. Bu sorgulama, pasaport için fotoğraf çekilen fotoğraf kulübelerinden, kenara atılmış, yabancılara ait vesikalık fotoğrafları toplayan, tuhaf karakter Nino Quincampoix ile olan bağıntısını görünce daha açık ve rahatsız edici olmaya başlar. Her ne kadar Nino’yu kendi yöntemleriyle pek çok dolambaçlı şekilde cezbetmeye çalışsa da, özünde utangaçtır ve Nino’ya yaklaşamamaktadır. Ancak Raymond’ın öğütleri sonunda, başkalarının mutluluğu için uğraşırken kendi mutluluğunu da elde edebileceğini

15. 3 İdiots (2009) – IMDb 8,5(3 Aptal)

“Mark Twain’in “Okulumun eğitimimi engellemesine asla izin vermedim.” diye bir sözü var. Mark Twain şu an yaşıyor olsaydı 2009 yapımı Hint Filmi 3 Idiots’u çok beğenirdi. Filmin ana konusu M.T’nin bu sözüyle paralel. Tek tip insan yetiştiren, duyguları körelten ve düşünüp anlamayı değil yalnızca ezberi ve yarışı dikte eden eğitim sistemine eleştiri getiriyor film. Ülkenin en iyi mühendislik okulu ICE’de okuyan üç arkadaş, nam-ı diğer 3 aptal var. Biri evini geçindirmeye uğraşan; hasta babasının ilaçları ve ablasının evliliği için bir iş sahibi olması gereken Raju, diğeri babasının dikte ettiği mühendislik uğruna çok sevdiği ve tutkusu olan fotoğrafçılıktan vazgeçen Farhan ve bu ikisiyle birlikte düşünceleri yıkmaya çalışan, sistemi eleştiren ve filmin baş kahramanı olan Rancho. Bir de sistemin somutlaşmış hali olan, okulun müdürü ve onun iyi kalpli kızı.”

16. It’s A Wonderful Life (1946) – IMDb 8,6 (Şahane Hayat)

İflasın eşiğine gelen George Bailey (James Stewart) bir Noel gecesinde kendini nehre atarak intihar etmek üzeredir.Doğduğundan bu yana aynı küçük kasabada yaşayan Bailey kendisini buraya ve insanlarına adamış,hoşgörülü,güvenilir ve yardımsever bir insandır.Büyük bunalım ‘ı hasarsız atlatmış,babasından devraldığı konut ve finans şirketi aracılığı ile kasabalıların neredeyse tamamını konut sahibi yapmıştır.Bu arada para kazanmayı, mimar olma fırsatını,dünyayı gezmeyi, kısaca tüm hayallerini ertelemek zorunda kalmıştır.Kasabaya yaptığı bunca iyilik kötü yürekli banker Henry F. Potter (Lionel Barrymore)’ın çıkarları ile çakışır.Potter,Bailey’in sürekli peşindedir artık.Birgün aradığı fırsat çıkar ve Finans şirketine ait önemli bir miktarda para Bailey’in alkolik ve yaşlı amcası Billy Bailey (Thomas Mitchell) ‘in dalgınlığı sonucunda Potter’ın eline geçer.Banka müfettişlerinin yaptığı bir denetlemeden sonra şirketin açığı ortaya çıkar.Bu iflas ve tutuklanma anlamına gelmektedir.Çareyi intaharda bulan Bailey kendini nehre atmak üzere iken yeryüzüne gönderilen melek Clarence (Henry Travers) onu ölümden kurtarır.Melek,Bailey’in bir arzusunu yerine getirerek ona ‘kendisinin hiç doğmamış ve yaşamamış olduğu’ bir dünyayı gösterir.Bailey kendisine gösterilen bu dünyanın hiç de güzel olmadığını görür ve insanların çevrelerine sayısız katkıları,iyilikleri olduğunu,ama her zaman bunun farkına varamadıklarını anlar.

17. The Matrix (1999) – IMDb 8,7

“Siz olsaydınız hangi hapı seçerdiniz; kırmızı mı, yoksa mavi mi, cahillik mutluluk mudur, yoksa -ne olursa olsun- gerçeği bilmeye değer mi?” Seyircinin devamlı kendine soracağı suallerdir bunlar. Matrix, bütün karşı çıkışlara rağmen amacı için mücadele eden ve sonunda soylu davasını kanıyla ödeyen düşünür Sokrates’in hikayesinin yeniden anlatımıdır. Sokrates ona Tanrı (Apollon) tarafından verilen bir görevdedir. Görevi doğduğu kentin insanlarını, Atinalıları uyarmaktır. Sokrates beynine takılıp, onu deliye çeviren bir soruyla uğraşmaktadır: “İyi bir hayat nedir?” Filmin kahramanı Neo (ki adı One, yani bir’in harf değiştirilmişidir) ise “Matrix nedir?” demektedir. Soru sorma her iki kahramanımıza da bela getirir. Sokrates kendini Tanrıtanımazlık ve gençleri baştan çıkarmakla suçlandığı bir mahkemede bulur. Neo ise ajanlar tarafından “Kanun kitaplarında yazılı bütün internet yasalarını” çiğnemekle suçlanır.

18. Inception (2010) – IMDb 8,8 (Başlangıç)

Dom Cobb (Leonardo DiCaprio) çok yetenekli bir hırsızdır. Uzmanlık alanı, zihnin en savunmasız olduğu rüya görme anında, bilinçaltının derinliklerindeki değerli sırları çekip çıkarmak ve onları çalmaktır. Cobb’un bu ender mahareti, onu kurumsal casusluğun tehlikeli yeni dünyasında aranan bir oyuncu yapmıştır. Ancak, aynı zamanda bu durum onu uluslararası bir kaçak yapmış ve sevdiği her şeye mal olmuştur.

Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur. Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkânsız “başlangıç”ı tamamlayabilirse. Mükemmel soygun yerine, Cobb ve takımındaki profesyoneller bu sefer tam tersini yapmak zorundadır; görevleri bir fikri çalmak değil onu yerleştirmektir. Eğer başarırlarsa, mükemmel suç bu olacaktır.

Ama ne dikkatle yapılan planlamalar, ne de uzmanlıkları onları, her hareketlerini önceden tahmin ettiği anlaşılan tehlikeli düşmanlarına karşı hazırlıklı kılabilir. Bu, gelişini sadece Cobb’un görebildiği bir düşmandır.

Olay yeri ise zihniniz.

19. The Shawshank Redemption (1994) – IMDb 9,3 (Esaretin Bedeli)

Andy (Tim Robbins) kendisini aldatan eşini ve eşinin sevgilisini öldürmek suçu ile müebbet hapse mahkum olmuştur. Bankacı olan Andy, bu cinayetleri işlemediğine emindir. Ancak bu hakimin fikrini değiştirmemiştir. Shawshank hapishanesinde genç yaşta suç işleyen ve pişmanlık yaşayan Red (Morgan Freeman) ile tanışır.

Tüm haksızlıklara ve zor şartlara rağmen kendini bunların dışında tutabilen biridir Andy… İlk iki senesi kabus gibi sıkıntılarla geçer ama Andy, tüm bunlarla mücadele eder, kavga eder, dayak yer ama yıkılmaz.Ta ki bir gün hapishanenin en zorlu gardiyanlarından birinin vergi borçlarına yardım etmeyi teklif eder. Gardiyan onu binadan aşağı atacakken, gardiyanı ikna eder ve karşılığında arkadaşları için kişi başına “üç bira” ister.
Kendisi bira içmemesine rağmen bu olay onun yüzünü gülümsetir.
Andy kendini özgür ve normal hissetmiştir.

Andy kendini iyi hissetmek için sevdiği arkadaşlarına bir şeyler vermeye çalışır.

Andy’nin görüşüne göre ise, umut iyi bir şeydir, belki de en iyi şey ve iyi olan hiçbir şey yok olmaz…

Andy umudunu hiç kaybetmez. Umut ve hayallerimiz bizi ayakta tutar ve hayatımıza anlar katar. Hayallerimiz için elle tutulur çalışmaları yapar ve sabırlı olursa hayallerinin gerçekleşeceğine inanır ve bunu tam yirmi sene sonra bunu inanılmaz bir şekilde başarır!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren…

yamali-kova-catlak-sizdiran[1]

Çin’de bir adam, her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna asılı testilerle dereden su taşırmış evine… Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış... Diğeri ise hiç kusursuz ve çatlaksızmış ve her seferinde bu kusursuz testi adamın doldurduğu suyun tümünü taşır, ulaştırırmış eve. Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarı dolu olarak varırmış. İki sene, her gün bu şekilde geçmiş. Adam her iki testiyi suyla doldurmuş ama evine vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış…

Tabi ki kusursuz, çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyormuş… Fakat zavallı çatlağı olan kusurlu testi, çok utanıyormuş. Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği için de çok üzülüyormuş. İki yılın sonunda bir gün, görevini yapamadığını düşünen çatlak testi, ırmak kenarında adama söyle demiş: ’’Kendimden utanıyorum! Şu yanımdaki çatlak nedeniyle, sular eve gidene kadar akıp gidiyor…’’

Adam gülümseyerek dönmüş ve ‘’Göremedin mi?’’demiş…
‘’Yolun senin tarafında olan kısmı çiçeklerle dolu. Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok. Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlağını biliyordum…’’

‘’Senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün o yolda ben su taşırken, sen onları suladın… 2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp, masamı süslüyorum. Sen kusursuz olsaydın, o çatlağın olmasaydı, evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim!” diye cevap vermiş…

Hikayeden alacağımız ders…
Her birimizin kendine has kusurları vardır. Hepimiz birer çatlak testiyiz. Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklardır hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren…
Etrafınızdaki her kişiyi, oldukları gibi kabullenin. Dışlarındaki kusurları değil, içlerindeki güzellikleri görün…

Yazarı Bilinmiyor

kaynak: chorlotte gabay facebook sayfası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayat çetele tutmak değildir…

 1ae1e4bc7fe258b83d71645d3c87142a[1]

Hayat;
Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın, çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek de değildir.
Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın, kimlerin seni sevdiği de değildir.
Hayat, ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğin de değildir.
Aslında hayat; notlar,para,giysiler, girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da değildir.

Hayat;
Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven ,mutluluk,şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.

Hayat;
Kıskançlığı yenmek,önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
Ne dediğin ve ne demek istediğindir.
İnsanların sahip olduklarını değil,kendilerini olduğu gibi görmektir.
Her şeyden önemlisi hayatı,başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.

İşte hayat bu seçimden ibarettir.

CHARLES EGUONE

Sizi ve çevrenizi sürekli rahatsız eden insanlardan kurtulmak için bağ kesme çalışması…

10-5-font-b-Scissor-b-font-Gold-Handle-Stainless-Steel-Tailor-Sewing-font-b-Scissors[1]

Bilinçaltının Yüklerini Bırakma (Bağ Kesme Çalışması)

Geçmişinden, çevrendeki insanlardan, annenden, babandan, sevdiklerinden, çatışma yaşadığın kişılerden yaşadığın alandaki herkesten ve her olay ve durumdan aldığın bilinçaltı kalıpların varlığında ve dış dünyanda çatışmaya sebep oluyor. Varlığının sonsuzluğu bu sınırlı kalıplarınla çatışıyor doğal olarak. Bu çatışma dış dünyanda da çatışma ile problemlerle karşılaşmana neden oluyor. Bu uygulamada bu yüklerin her birini tek tek bırakacak özgürleşeceğiz.

Rahat olacağın bir yerde rahat bir pozisyonda otur. Gözlerini yavaşça kapat. Ağır ağır ve derin nefesler al. Üç derin nefes alışverişinden sonra hayatında en fazla çatışma yaşadığın kişiyi gözünün önüne getir. Bu kişi bir arkadaşın olabilir, tanıdığın olabilir, bir akraban olabilir. Şu an hayatında olabilir, ya da geçmişte hayatında olmuş bir kişi olabilir. Hatta şu anda hayatta olmayan biri de olabilir. En fazla çatışma yaşadığın kişiden başla. Her seferinde bir kişi ile çalışacaksın.

Gözlerin kapalı, derin ve ağır nefesler alıyorsun. İlk önce çalışma yapacağın kişinin karşında olduğunu gör. Şu anda o kişi karşında. İmgesel olarak göremesen de yalnızca karşında olduğunu hisset. Şu anda o karşında duruyor. Ne hissediyorsun. Daha önce yaşadıgınız o çatışmadan dolayı ona kızgın olabilirsin, ya da sen bir şey yaptın, bunun suçluluğunu taşıyor da olabilirsin. O kişiden korkuyor olabilirsin hatta nefret ediyor olabilirsin. Ama bil ki bunu sen hissediyorsun. O sadece içindeki kızgınlığın, korkunun açığa çıkması, dışarıdaki yansıması. O sensin. Kendi içindeki, bilincindeki çatışan yönlerini görüyorsun. O sana onu gösterdi. Seni sana gösteren bir aynan, yüzün o. Senin iç dünyanın ayna görüntüsü. İçindeki bu çatışmayı durdurmazsan, hayatında farklı farklı görünüşlerle ayni sorunu yaşayacaksın. İsimler değişecek belki, sahneler degişecek. Ama aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayacaksın eğer içinde o çatışan yönünü bırakmazsan.

Şimdi, ona hissettiğin şeyler ne olursa olsun onun gözlerinin içine bak. Ama yalnızca sevgiyle. Çünkü o sensin, senin yüzün. Sevgiyle gözlerinin içine baktıktan sonra ona söyleyeceğin iki cümle çok önemli. Bu seni onun varlığıyla ve evrenle birleştiren iki cümle. Evrenden, her şeyden kendini ayırdığın, büyük resmi göremediğin için yaşadın bunları. İki cümle.

TEŞEKKÜR EDİYORUM.

SENİ SEVİYORUM.

Bu iki cümle, seninle onu,  çatışma ile çözümü biraraya getirecek. Teşekkür ediyorsun, çünkü o sana senin bir yüzünü gösterdi. Senin olmak istemediğin bir yüz olabilir bu. Ama en mükemmel yüzünü ortaya çıkarman için, önce sen olmayan yüzlerini kendine gösteriyorsun. Kendin olmayan yüzlerini görerek, en mükemmel oluş halini ortaya çıkaracaksın. Kendini hatırlıyor, her an yükseliyor, varlığın muhteşemliğini açığa çıkarıyorsun. Bunun için hayatında mutlaka çatışma yaratman gerekmiyor.Bir şeyleri öğrenmek için hayatında mutlaka zorluk yaşaman, düşmen, kafanı duvara çarpman gerekmiyor. Kafanı duvara çarpmadan da öğrenebilirsin. Acı çekmek burada öğrenmek ya da hatırlamak için kullandığın bir yöntemdi. Ama bu şekilde öğrenmek yerine her şeyi kolaylıkla, acı yaratmadan, sevgiyle, mutlulukla, bollukla hatırlayabilirsin. Acıyı kullanarak öğrenmek senin seçimin. Seçimin ne ise de onu yaşarsın.

Evrene bakarsan her şeyin kolaylıkla olduğunu görürsün. Evrende milyonlarca galaksi trilyonlarca trilyon yıldız var. Devasa boyutları ile doğal halleri ile dönüyorlar. Bir güç sarfetmelerine gerek yok. Bir tohum toprağa düştüğünde doğal hali ile çıkıyor. Bunu içinn ek bir güce, cabaya ihtiyacı yok her şey doğal haliyle ve kolaylıkla oluyor. Işığın müziğiyle birleştiğinde hayatında her şeyin kolaylıkla olduğunu goreceksin.

Gözlerin kapalı, o kişi karşında. Gözlerinin içine sevgiyle baktın. O muhteşem iki sözcüğü söyledin. Seni seviyorum, teşekkür ederim. Sonra ona SARIL. Bunu fizikselleştirebilir kendine sarılıyormuş gibi bir sarılma hareketi yapabilirsin. Bu sıcaklığı hissetmeni sağlayacaktır. Kendine sarılıyormuş gibi sarıl ona. Hisset sıcaklığını. Varlığını içine al. O senin varlığının içinde kabul etmediğin bir yüzün. O yüzünle bir arada olmak durumunda değilsin. Ama o yüzünü de kabul et. O da senin bir yüzün. Bir şeyi bırakman için önce kabul etmen gerekir. Kabul etmediğin, reddettiğin her ne varsa onları çoğaltırsın. Kabul, ruhunun, bedeninin şifasıdır.

Sarıldıktan sonra şunları söyle ona:

“Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.”

Valığımızda karşılaştığımız insanların yüklerini taşyoruz. Bu sevdiğimiz insanlar için de geçerli. Sevdiğimiz biri bizimle biraraya geldiğinde yaşadığı bir sorunu anlattığında fark etmeden onun yükünü alıyoruz. Aynı zamanda onun hayata bakışını, kalıparını da bilinçaltımıza ekliyoruz. Çatıştığımız insanlar keza onların yüklerini de hala üzerimizde aşıyoruz. Geçmiş denilen zaman diliminde bir olay yaşanmış. Hala hayatımızda bu olayın yükünü taşıyoruz. Bu cümleyi söyleyin ona. Bu cümle ondan ayrılmanız anlamına gelmiyor. Varlığınızın bir parçasından ayrılamazsınız. Her biri bir çünkü. Yalnızca aldığınız, üzerinize yapıştırdıgınız yükünüzü bırakıyorsunuz. Çünkü artık yürümek, mutlulukla koşmak, ışığın muhteşem müziğini yazmak istiyoruz. Her şey birbiri ile bağlı ve bir olduğundan siz bu çalışmayı yaptıgınızda, karşınızda gördüğünüz kişi de yüklerini bırakabilir eğer arzu ederse tabi.

Ona sarıl ve bunu söyle “ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.”. Sonra bir adım kadar geriye çık. Göbekleriniz arasında bir kordon ya da ip olduğunu düşün. Bu kordon, varlığına aldığın bu yükü taşıyan kordon. Kordonu gör, bu kordonla bilinçaltı kalıplarını, varlığını aşağı çekecek kabukları aldın. Şimdi eline altın renkli bir makas al. Bu altın renkli makasla o kordonu kes. Kordonun kesildiğini ve ayrıldıgını mutlaka gör. Ya da hisset. Ayrılmaz, kesilmezse tekrar dene. Daha çok sevgini ver. Bazen ip büyüyebilir, dallanıp budaklanabilir. Bu sefer makası büyüt o ip kesilsin ve ayrılsın. İp ayrıldıktan sonra tekrar gözlerinin içine bak, teşekkür ediyorum de ve uzaklaştığını gör. Yavaş yavaş gözlerini aç.

Bu çalışmayı yaparken çözülmeler yaşayabilirsin. Sarıldığında bazen birden bir duygu boşalması yaşayabilir, ağlayabilirsin. Bırak hislerin olduğu gibi aksın sen süreci yönetmeye çalışma bırak kontrolü. Varlığının çatışmaları çözülsün.

Çalışmanın aşamalarını kısaca tekrarlıyorum.

Gözlerini kapa, birkaç derin nefes al,

Çalışma yapacağın kişiyi karşına al,

Gözlerinin içine sevgiyle bakarak, teşekkür ediyorum ve seni seviyorum de,

Sonra ona sevgiyle sarıl ve şöyle söyle “Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.” Bir adım geriye çık.

Aranızda bir kordon olduğunu gör ya da düşün. Yükü taşıyan bu kordonu altın bir makası eline alarak kes. İpin ayrıldıgını mutlaka gör. Ayrılmazsa makası büyüt. Eğer zorlama ya da direnç hissediyorsan o an o kişiyi bırakıp başka birine geçebilir, başka bir zaman yine aynı kişi için yapabilirsin.

Gözlerinin içine tekrar sevgiyle bakarak, teşekkur ediyorum de, senden uzaklaştığını gör ve gözlerini yavaş yavaş aç.

Bu çalışmayı her seferinde bir kişi için yap. Bir kişi için 2-3 dak. yeterlidir bunun için. Öncelikle en çok çatışma yaşadığın kişilere, daha sonra çevrendeki insanlara, geçmişte yaşamış ya da şu an yaşamayan hayatındaki kişilere, en son sevdiklerine de bu çalışmayı yap. Bir kişi için eğer kordon ayrıldı ise bir kez yapman yeterli. Tekrar tekrar yapman inancının zayıflığını, şüphe duymuş olduğunu gösterir. Bir kez yap ve olduğunu bil. Sevdiklerinle daha güçlü bağlar kurduğunu, daha mutlu ilişkiler deneyimlediğini göreceksin. Çalışma iki taraflı çalıştığından, çatışma yaşadığün bir kişi ile birden daha güzel bir diyalog içine girdiğini görebilirsin. O kişi seni hiç beklemediğin halde hemen ve kısa bir süre sonra arayabilir. Birden çatışmanın çözümlendiğini görebilirsin.

Daha açık, sevgi dolu dostluklar, ilişkiler kuracaksın. Çünkü ilişkilerin yüklerden özgürleşecek. Hayatına artık hizmet etmeyen kişilerin de hayatından birden kendiliğinden çıktığını göreceksin. Çünkü o senin bir yanındı, ve sana yalnızca bir şey anlatmak için yine senin tarafından kendi yüzlerinden birini görmen için geldi. Artık hayatındaki görevi bittiğinden, birden uzaklaştıgını görebilirsin. Hayatına yeni birileri girebilir. Hayatına yeni girenler de senin şu andaki sevgi dolu titreşimine uygun kişiler olacak. Hatırla, içerisi nasılsa dışarısı da öyledir. İç çatışma durduğuda dışarıdaki çatışma da duracak.

Çalışmayı kendinde çatıştığı yanların için de yapabilirsin. Mesela bir konuda endişeleniyorsun, ya da içinde bir yanın seni aşağı çekiyor, korkuya sevkediyor. Bu sefer, kendini karşına al ve bu çalışmayı yap. Karşındaki kendin olsun. Bak gözlerinin içine. Karşındakini tanımla, o sensin, benim …..dan endişe duyan yanım. Teşekkür ediyorum, seni seviyorum. Sarıl, “Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum” dedikten sonra kendi nin o yüzü ile arandaki bağı kes. Bunu aynı şekilde, bağımlı olduğun şeylere yapabilirsin. Herhangi bir hastalığını karşına alıp onunla bağini kesebilirsin. Bu yöntemle birden hastaığın çözülmeye iyileşmeye başladığını görebilir, mucizeler yaşayabilirsin. Hatta calışmayan bir cihazla arandaki baği kestiğinde onun çalışmaya başladığını bile görebilirsin.

Bizim cansız dediğimiz cihazlarımız da enerji ile calıştıklarından bazen bizdeki enerji dalgalanmaları manyetik alan yaratıp onların bozulmasına sebep olabilir. Bazen tuttuğunuz bir şeyin bozulduğunu, ya da elinizde kırıldığını görebilirsin. Uygula bunu, aklına gelen her şeyle yapabilirsin, bitkilerin, hayvanlarınla, bununla oyna ve yaratıcılığınla bu yöntemi kullan. Çok etkili ve hızlı çalışan bu yöntem, ayağındaki taşları, prangaları atmanı, kanatlanmanı sağlayacaktır.

Yüklerini bırak ve KANATLAN.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Evdeki Kötü Enerjiyi Kovmak İçin Kullanabileceğiniz Tütsü Çeşitleri…

tütsü[1]

Tütsüler, evimizi temizlerler ve eve daha uyumlu ve sakin bir hava katarak, negatif enerjiden kurtulmamıza yardımcı olurlar. Hızlı etki ederler.

Etrafımızdaki her şey enerjidir ve her enerjinin farklı seviyede titreşim etkisi mevcuttur. Genel olarak, iyi enerji ve kötü enerji vardır denir. Bunlar da kendilerini farklı yoğunluklarda duygular olarak bizlere hissettirirler. Derler ki, çevremizde fazla miktarda negatif enerji birikmeye başladığında, ortam gergin bir hal alır ve bu da bizi direkt olarak etkilemektedir.

Neyse ki, bu tarz kötü titreşimleri uzaklaştırmak ve evimizin enerjisini değiştirmek için bir sürü yöntem mevcut. Bunun için geleneksel bir yöntem, tütsü kullanımıdır. Tütsü, kendilerine has kokuları olan çeşitli bitki ve minerallerin kombinasyonudur ve yakıldığında evinize iyi enerji getirmeye yardımcıdır. Tütsünün çok çabuk etki ettiği bilinmektedir ve bu sayede evinizi iyileştirir, kötü enerjiyi uzaklaştırır denmektedir. Böylelikle, sakin ve uyumlu bir alanda yaşamaya devam edebilirsiniz.

Tütsüyü Nasıl Kullanabilirsiniz?

  • Tütsü farklı amaçlı uygulamalarda kullanılabilir. Belirli bir alandaki kötü enerjiyi uzaklaştırmak için veya bir insanın enerjisini değiştirmek için mesela.
  • Meditasyonda, insanların sakinlik, berraklık ve odaklanma gibi amaçlara ulaşmalarına yardımcı olur.
  • Tütsü, evde veya işyerinde, kötü enerjiden kurtulmak amacıyla kullanılır çünkü tütsü için, iyi enerji mıknatısıdır denmektedir.
  • İdeal kullanım olarak, tütsüyü, kötü titreşimleri hissetme potansiyelinizin olduğu belirli alanlarda bulundurabilirsiniz.
  • Belirli bir şeye konsantre olmak veya yeni fikirler yakalamak isteyen kişiler, bu amaç için özel yapılmış birtakım tütsü çeşitlerini kullanabilirler.

Evinizdeki Titreşimleri Değiştirmek İçin Tütsü Çeşitleri

nasıl-daha-uyumlu-bir-eve-sahip-olursunuz

Çok fazla sayıda tütsü çeşidi bulunsa da, burada sizler için kötü enerjiyi kovmak amaçlı en çok tercih edilen ve en doğal kokulardan oluşan kısa bir liste hazırladık.

  • Amber: Meditasyon yapmak ve belirli alanda bilgiler keşfetmek isteyen kişilerce kullanımı tavsiye edilmektedir. Kafası karışık olan ve düşüncelerinde bir karara varıp bu kararsızlıktan kurtulmayı arzulayan kişilerce kullanımı idealdir.
  • Sedir: Bu koku tipi, güç ve direnç kaynağı olması ile bilinir. Özellikle, yeni tadilat görmüş veya inşa edilmiş evler veya ofisler için tavsiye edilmektedir çünkü bu alanlara güçlülük verir, evdeki bütünlüğe olumlu katkıda bulunur.
  • Sandal Ağacı: Sandal ağacı kokusu, herhangi bir dini inanış ile ilgili veya ibadet esnasında yakılabilir. Evini veya çalışma alanını temizlemek, günahlardan arındırmak gibi amaçlarda kullanımı tavsiye edilmektedir.
  • Tütsü: Klasik tütsü, insanları sakinleştirmek ve huzurlu hissettirmek amaçlı kullanılır ve stres ile kaygıyı azaltıcı etkisinin olduğuna inanılmaktadır. En sık kullanılan tütsü tipidir, çünkü yolunuza çıkan kötü enerji ile savaşır ve kıskançlıktan, düşmanlardan ve zararlı olabilecek diğer şeylerden kurtulmayı sağlar. Geleneksel olarak, bu tütsü, dini ritüellerde ve meditasyonda kullanılmaktadır; ancak sağlığa da iyi geldiği bilinmektedir. Kullanım durumunda, çatışma ve stresten kurtulmaya yardımcı olur.
  • Lavanta: Bu tütsü, tamamen aşk, cazibe ve romantizm ile ilgilidir. Partnerinizle olan ilişkinizi farklılaştırmak istediğinizde veya bir ev daveti esnasında evin enerjisini değiştirmek isterseniz kullanabilirsiniz. Bu tip tütsüler, güzellik kavramını uyarırlar. Bir başkasını etkilemek isteyen birisi veya kendini daha güzel hissetmek/hissettirmek isteyen biri kullanabilir.
  • Tarçın: Piyasada bulmanın en kolay olduğu, en popüler tütsü çeşitlerinden biridir. Tutku, cinsel arzu ve şehvet ile bağlantılı kabul edilmektedir. Samimi karşılaşmalar ve enerjiyi yükseltmek için kullanımı oldukça idealdir. Enerjisini yükseltmek isteyen kişilerce tarçın tütsüsünün kullanılması tavsiye edilmektedir.
  • Vanilya: Evinize lezzetli bir koku vermesinin yanısıra, vanilya; zeka, düşünce ve zihinsel yeteneklerle ilişkilendirilmektedir. Ders çalışmak istediğinizde veya gelecek bir proje için parlak fikirler bulmaya uğraşırken vanilya tütsüsü kullanmak oldukça ideal bir alternatif olacaktır.
  • Yasemin: Yasemin kokusu cinsel cazibeden ayrı tutularak sadece aşkı çağrıştırmaktadır. Yasemin tütsüsü, dış görünüşten ziyade iç güzelliğe yoğunlaşmakta ve zihinsel ve duygusal bağlantıyı güçlendirmek açısından harika bir tercih olacaktır. Bu sebeple, yasemin tütsüsü insan ilişkileri açısından harika bir seçenek olmanın yanısıra iyi arkadaşlıkları güçlendirmek açısından da oldukça yardımcıdır.
  • kaynak: sağlığa bir adım
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

RENKLERİN ENERJİSİNİ KULLANARAK GİYİNEBİLİRSİZ.

bu-yilin-en-yeni-neon-renk-kiyafetler-konbini[1]

Kırmızı:
iliskilerinizde soğukluk olan biriyle yapacağınız görüşmelerde  kırmızı rengi tercih edebilirsiniz. Kırmızı Feng-Shui’ye göre
iyi şans’ın ve şöhretin rengidir. Eğer ön plana çıkmanız gereken  bir yerde bulunacaksanız kırmızı renk giyin. Kendinizi güçsüz ve  cansız hissediyorsanız kırmızı renk mutlaka kıyafetlerinizde bulunsun.  Eğer satış işinde çalışıyorsanız üzerinizde küçük de olsa kırmızı bir  aksesuar bulundurun.

Turuncu:
Yorgun ve neşesiz olduğunuz zamanlarda turuncu rengi tercih  edebilirsiniz. Kendine güven veren turuncu ayni zamanda bulunduğu  ortama neşe ve canlılık getirir. Cinsel soğukluk üzerinde de olumlu  etkisi vardır.

Sarı:
Sarı hız’ın ve enerji’nin rengidir. Eğer işlerinizi hızlı bitirmeniz  gerekiyorsa mutlaka kıyafetlerinizde sarıya yer verin. Sarı güven  verici bir renktir, eğer kendinize karşı güvensizlik hissediyorsanız  sarı renkten faydalanın. Ayrıca karar vermeyi kolaylaştırıcı etkisi  olduğu bilinmektedir. iletişim yeteneğini güçlendirdiğinden önemli  bir toplantıda yada konuşmacı olacağınız bir yerde sarı rengi  kullanabilirsiniz.

Yeşil:
Duygusal sorunlarınız olduğu zaman yeşil renkli kıyafetleri tercih  edebilirsiniz. Yeşil ayni zamanda bereketin rengi olduğundan maddi  konularla ilgilendiğiniz dönemlerde yeşil renkte kıyafetlere  yaşamınızda daha çok renk vermelisiniz. Kıskançlıktan ve negatif  enerjilerden kurtulmak için yeşil iyi bir seçimdir.

Mavi:
iç huzuru bulmak ve sakinleşmek istediğiniz zamanlarda  kıyafetlerinizde mavi rengi tercih etmelisiniz. Psikolojik
sıkıntıları olan kişiler ve iletişim sorunları yaşayanlar  kıyafetlerinde mavi renkten faydalanmalılar. Strese ve içsel
sıkıntılara çok iyi gelen mavi renk çevredeki insanların üzerinde  de sakinleştirici etki yapacaktır. Psikolojik sıkıntıları olan kişiler  ve iletişim sorunları yaşayanlar kıyafetlerinde mavi renkten  faydalanmalılar.

Lacivert:
Zor bir karar vermek durumunda kaldığınızda lacivert rengi tercih  edin. Lacivert sezgilerinizi canlandıracak ve doğru karar vermenize  yardım edecektir. Ayrıca geceleri rüyalarınızı hatırlamanız için  lacivert bir pijama tercih edebilirsiniz. Çevrenizce fark edilmemek  ve rahatsız edilmemek istiyorsaniz lacivert renk kıyafetler giyin.

Mor:
Mor renk giysiler ailevi sorunların aşılmasında olumlu etkiler  yapacaktır. Kızgınlık, kin, öfke gibi duygular yaşadığınızda mor
renk kiyafetlere yaşamınızda daha çok yer verin. Eğer yaptığınız  bir hatadan dolayı kendinizi affedemiyorsanız mor renk giyin.  Mor ortama huzur getiren bir renktir ancak fazlası aşırı hareketsizliğe yol açabilir. Meditasyon yaparken giymek için çok
uygun bir renktir.

Genellikle renkleri dengeleyici rengi ile kullanmaya özen gösterin aksi taktirde negatif etkileride olabilir.

* Leyla Çağ (BSYa Col.)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ETRAFINIZDA SİZİ SİNİRLENDİREN HER İNSANA TEŞEKKÜR EDİN

Yin-Yang_Symbol[1]
Onlar sizin en iyi öğretmenlerinizdir.
 
Sinirlendiğiniz her insan size geçmeniz gereken bir dersi hatırlatıyordur.
 
Emir vermesini yönetmesini seven biriyseniz, etrafınızda sürekli şunu yap bunu yap diyenler olur..Emir vermek zorunda olmadığınızı öğrenmeniz gerekiyordur.
 
Çok konuşmasını seven bir insan değilseniz, etrafınızda sürekli konuşan insanlar olur… Kendinizi en iyi anlatma yolu konuşmanızdır ve konuşmanız gerektiğini öğrenmeniz gerekiyordur.
 
Dağınık bir insansanız etrafınızda sürekli dağınık insanlar olur. Düzenli olmasını, disiplini öğrenmeniz gerekiyordu.
 
Sürekli bir yerlere geç kalan bir insansanız etrafınızda dakik insanlar olur ve bir şekilde geç kalmanız için ortamlar oluşur. Zaman kavramının sadece hayatınızda kolaylık sağlayan bir araç olduğunu öğrenmeniz gerekiyordur.
 
Sürekli değişik insanlarla aynı tarz ilişkiler yaşıyorsanız; gerçek sevgiyi ki bu şartların bağlılığın olmadığı, koşulsuz sevgidir, öğrenmeniz gerekiyordur ve bu KENDİNİZİ SEVMEK le başlar.
 
Etrafınızda sizi rahatsız eden annenizi, babanızı, kardeşlerinizi, komşunuzu, patronunuzu, işçilerinizi, sevgilinizi, SEVİN.
 
Çünkü her biri size geçmeniz gereken bir dersi hatırlatıyor.
 
O dersin ne olduğunu bulun ve sizlere bu fırsatı sizi rahatsız ederek veren kişilere teşekkür edin.
 
İnatla aynı taraftan bakmaya devam edenler, Bir şeyi anlamak için belki de tersini görebilmek daha kestirme bir yol.
 
 
* Alıntı
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İSTEKLERE ULAŞMAK ve MUTLU OLMAK İÇİN 45 SIR

images[2]

 

1) Hepimiz tek bir sınırsız güç ile çalışırız.

2) Sır, ne istediğini bilmek, doğru şekilde istemek ve umutla beklemektir.

3) Zihninizden ne geçiriyorsanız, onu çekersiniz.

4) Bizler mıknatıs gibiyiz, benzer benzeri çeker. Düşündüğünüz şey olursunuz ve düşündüğünüzü çekersiniz.

5) Her düşüncenin bir frekansı vardır. Düşünceler manyetik enerji gönderirler.

6) İnsanlar arzu etmedikleri şeyleri düşünürler ve arzu etmediklerinin çoğunu çekerler.

7) Düşünce = Yaratım. Eğer bu düşünceler güçlü duygulara bağlı ise, o duygu, yaratımı hızlandırır.

8) Baskın olan düşüncelerinizi çekersiniz.

9) Her zaman hastalıktan söz edenler hasta olurlar, her zaman bolluktan söz edenler bolluk içinde olurlar.

10) Güzel düşünce, insanın kendisini ve içine doğduğu hayatı güzelleştirir. Güzel düşünün, güzelleşin.

11) İçine zihnin girmediği bir evrene sahip olamazsınız.

12) Düşüncelerinizi dikkatle seçin; siz yaşamınızın şaheseri, başyapıtısınız.

13) Bütün sanat başyapıtları, mimari eserler önce düşüncede tasarlandı, sonra hayata aktarıldı.

14) İyi dileklerde bulunun, kötü bir şeyle karşılaşsanız bile… Her şerde bir hayır vardır çünkü.

15) Düşünceleriniz, zamanla inançlarınız halini alır.

16) Duygularımızın arkasındaki tüm “nedenleri” karmakarışık etmeye gereksinim yok. İki kategori var, iyi hisler ve kötü hisler.

17) İyi hisler getiren düşünceler doğru yolda olduğunuz anlamına gelir. Kötü hisler getiren düşünceler doğru yolda olmadığınız anlamına gelir.

18) Düşündüğünüz şey her ne olursa olsun, gerçekleşme sürecinde olanın mükemmel bir yansımasıdır.

19) Hissettiğiniz şeyi tam olarak elde edersiniz.

20) Mutlu hisler daha çok mutlu durumları çeker.

21) Arzu ettiğiniz şeyi hissetmekle (orda olmasa bile) işe başlayabilirsiniz. Evren şarkınızın doğasına karşılık verecektir.

22) Düşünce ve hislerinizde neye odaklanırsanız , deneyiminize onu çekersiniz.

23) Düşündüğünüz ve hissettiğiniz şey ve tezahür eden şey daima birbirine uyar. İstisna yoktur.

24) Neşeli olan bir şeyi düşünerek veya bir şarkı söyleyerek ya da mutlu bir deneyimi hatırlayarak anında duygunuzu değiştirebilirsiniz.

25) Tüm arzularınız için şu cümleyi kullanarak başlayın: “Şimdi çok mutluyum ve minnettarım.”

26) Evren sürati sever. Ertelemeyin, ikinci bir tahminde bulunmayın, şüpheye düşmeyin.

27) Fırsat çıktığında eyleme geçin.

28) Hiçbir şeyiniz olmadan başlayabilirsiniz, hiçbir yolunuz olmayabilir, size bir yol sunulacaktır.

29) Evrene göre kural yoktur. Ona şimdi sahip olduğunuz hisleri sunarsınız, evren de buna yanıt verir.

30) Düşündüğümüz ve teşekkür ettiğimiz şeyi meydana getiririz.

31) Gözünüzde canlandırın. Onu görün, hissedin! Burası eylemin başladığı yerdir.

32) Onaylayıcı bir düşünce, negatif bir düşünceden 100 kat daha güçlüdür.

33) Görsel bir pano yapın: Çekmeyi arzu ettiğiniz şeylerin resimlerinden oluşsun. Her gün ona bakın ve zaten bu arzularınızın gerçekleştiğin hissine sahip olun.

34) Neyi arzu ettiğinize karar verin, ona sahip olabileceğinize inanın, onu hak ettiğinize inanın, onun sizin için mümkün olduğuna inanın.

35) Gözlerinizi kapatın ve arzu ettiğiniz şeye sahip olduğunuzu gözünüzde canlandırın ve o hissi yaşayın.

36) İlham edilmiş bir düşünceniz olduğunda, ona güvenmeli ve eyleme geçirmelisiniz.

37) Kendinize, başkalarının size davranmasını istediğiniz gibi davranın, kendinizi sevin, sevilirsiniz.

38) Kendinize karşı sağlıklı bir saygınız olsun.

39) Düzenli olarak etkileşimde olduğunuz ve birlikte çalıştığınız kişiler için bir not defteri edinin ve o insanların her birinin pozitif yanlarını yazın.

40) Realitenizi yaratan, sadece sizsiniz.

41) Başka hiç kimse sizin için düşünemez veya hissedemez. Sadece siz…

42) Kendi sağlığınız için evrene teşekkür edin. Gülün. Stressiz mutluluk, sizi sağlıklı tutar.

43) Bedeninizin parçaları her gün, her hafta değişir. Birkaç yıl içinde yepyeni bir bedene sahip oluruz.

44) Kendinizi yeni bir bedende yaşarken görün. Umutlu, sağlıklı, mutlu, daha mutlu biyokimya…

45) Dingin olmayı öğrenin; dikkatinizi, deneyimlemeyi arzu ettiğiniz şeye odaklayın.

* Volkan Arslan’ın “Evrenin Düşüncelerimizi Okuma ve Yansıtma Gücü” adlı yazısından…

kaynak: sonsuz şifa

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

528 Hz frekansı tüm evreni şifalandıracak kapasitede mucizevi titeşimlere sahiptir. DNA onarıcı gücü vardır.

12033235_10153822798583072_4397924268372836699_n[1]

Titreşimlerin İyileştirici Gücü…

Meksika Körfezinde ses dalgalarıyla yapılan bir çalışma ile körfezin pis suyu büyük ölçüde ve hatta 1 günde temizlenerek tekrar yunusların geldiği ve balıkların çoğaldığı görülmüştür.
Sevgi frekansı olarak adlandırılan 528 Hz titreşimleri, varolan herşeyin kalbine dokunabiliyor. Tüm varlıkların kendine has titreşimleri var, hatta içimizdeki organların da ayrı ayrı titreşimleri olduğu hesaplanmış durumda. Qigong’un ileri seviye ses tonlaması çalışmalarında bu organlara “chanting” dediğimiz ses dalgalarıyla titreşim gönderiyoruz ve bu organlardaki hücrelerin titreşerek iyileşmesini sağlıyoruz. Ses tonlamasına destek olarak dinlediğiniz müziklerin de uygun frekansta olması şifaya destek olabiliyor.
Nedir bu titreşimler?
337 Hz: Kan dolaşımını düzene sokar
537 Hz: Endokrin sistemini düzene sokar (büyüme, gelişme, cinsellik, metabolisma ilşe alakalı hormonal denge)
625 Hz: Böbrek fonksiyonları
635 Hz. Hipofiz bezi (pituary)
654 Hz: Pankreas
662 Hz: Epifiz bezi (pineal)
696 Hz: Kalp
751 Hz: Karaciğer
763 Hz: Tiroid
764 Hz: Sinir sistemi
835 Hz: Bağışıklık sistemi
1335 Hz: Adrenalin, stresle mücadele
1565 Hz: Ruhsal şifa
—————
528 Hz frekansı tüm evreni şifalandıracak kapasitede mucizevi titeşimlere sahiptir. DNA onarıcı gücü vardır. 396 Hz korkulardan arınmamıza, 741 Hz farkındalığın artmasına ve uyanışa geçmemize, 582 Hz ruhumuzla bağlantıya geçmeye yarar.
—————–
DNA’yı Onaran İyileştirici Frekans– 528 hz

Harvard mezunu ödüllü doktor Dr. Horowitz’e göre sevginin özel renk ve sesleri mevcut. Eğer bu doğru frekansta yayın yapılırsa, kalplerin açık olmasına, barışın sağlanmasına ve şifanın hızlandırılmasına yardımcı olabilir. Sevgi frekansının 528 Hz olduğu ve bunun da 6 yaratıcı frekans arasında yer aldığı ispatlanmış durumda. Bu 528-frekansı notada Mi notasına denk gelir ve Latincede “Mi-ra-gesterum” sözünden çıkar, anlamı ise “mucize”dir. Mi-528 tepe çakrayı temsil eder. Genetik mühendisleri DNA onarımını bu frekansı kullanarak yaparlar.

Normalde notalarda kullandığımız Si, genel kullanımda 523.3 Hz iken, DNA onarımı esnasında bunu 528 Hz’e çıkararak kullanırlar. Bu antik zamanlardan kalma Solfej Skalasıdır.

Modern bilimde vücuttaki elektromanyetik alanlar (Aura) bir takım biyolojik süreçler esnasında gözlenir, hücrelerin bölünüp yenilenmesi gibi… Antik çağlarda, Gregoryanlarda, Himalaya, Moğol yada Tibet yerlilerinde şifa amaçlı kullanılan müzik aletlerinin de aynı frekansı çıkardığı tespit edilmiştir. Yine ağızdan çıkarılan ses tonlamalarının da aynı frekansa denk gelmesi şaşırtıcı olmamalı. Bu, vücuttaki resonansı artırıp titreşimlerin belli bir seviyenin üzerine çıkmamasına yardımcı olur. Bu sayede sadece şifa bulamkla kalmaz, doğa üstü sayılabilecek bir takım gizli kalmış yetilere de kavuşmuş oluruz.

kaynak: Mevlana sevgi yolu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 10 Comments »

Eski Çin Tıbbına Göre Vücutta Çıkan Sivilceler Hastalıkların Habercisi… Mutlaka Okuyun…

sivilceler[1]

Araştırmalarımız sonucu oldukça çarpıcı bilgiler elde ettik. Eski Çin tıbbı ve modern tıptan bir takım araştırmalardan faydalanarak vücudun farklı bölgelerinde oluşan sivilce ve aknelerin farklı problemlere tekabül ettiğini gördük.

1. Bölge – Boyun:

Aşırı şeker tüketimi, stres ve böbrek üstü besleri (hormonların) aşırı salgılanması sonucu boyun bölgenizde sivilce oluşumu gözlenir. Gömleğinizin yakası sıkıyorsa yada saçlarınızbu bölgeye temas ediyorsa yine boyunda sivilce oluşumuna neden olabilir.

2. ve 3. Bölge – Omuzlar:

Aşırı stres altında olduğunuzda, hassas ve kırılgan bir yapınız varsa omuzlarda sivilce ve akneler gözlenebilir. Ayrıca çantanızın askısının omzunuza temas etmediğinden emin olun.

4. Bölge :

Göğsünüzde oluşan sivilce ve akneler dengesiz ve yetersiz beslenmeden yada aşırı baharatlı yiyecekler, çok soğuk içecekler gibi sindirime etki edebilecek beslenme alışkanlıkları göğüs bölgenizde sivilce ve aknelere neden olur. Ayrıca hava almayan polyester ve naylon giysilerden kaçının.

5. ve 6. Bölge :

Kalın bir deriyle muhafaza edilen kolların iç bölgelerinde oluşan akneler dolaşım yetersizliğinden ve bölgedeki ölü hücrelerin çokluğundan kaynaklanabilir. Salisitik asit içeren nemlendirilerle aknelerin önüne geçebilirsiniz. Problem devam ederse vitamin yetersizliğiniz olabilir.

7. Bölge : 

Karında bulunan az miktarda yağ bezesi, yüksek kan şekeri yada sıkı kıyafetlerden dolayı bu bölgede sivilcelere maruz kalıyor olabilirsiniz.

8. Bölge :

Tıraş yada ağda sırasında meydana gelebilecek kıl dönmelerinden kaynaklı sivilcelenmeler olabildiği gibi yüksek nemli olan yetersiz hijyen ve bazı ciddi siğillerden akne oluşumu gözlenebilir. Rutubet ve nem oranı yüksek olduğundan zor ve ağrılı sivilcelerdir.

9. ve 10. Bölge – Üst Bacaklar :

Uyluk ve üst bacaklarda akne genellikle kullanılan vücut losyonları, duş jelleri, yumuşatıcı ve şampuanlara bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Ağda, tıraş sonucu oluşabilecek kıl dönmeleri de bu bölgede aknelere sebep olabiliyor. Salisilik asit (BHA) ve glikolik asit (AHA) içeren nemlendiriciler tedavi edicidir.

11. ve 12. Bölge :

Sırt bölgesi alerji, aşırı terleme, kullanılan şampuan ve jeller, dar giysiler gibi etkenlerin sonucu en yaygın akne oluşan bölgedir. Ayrıca yetersiz uyku ve yüksek kalorili besinler sonucu sırtta sivilce oluşumları gözlenmiştir.

13. ve 14. Bölge :

Kalça bölgesindeki sivilcelere coğunlukla dar hava almyan kirli çamaşırlar, yetersiz ve dengeli beslenme, soğuk içecekler sebep olmaktadır. Nemlendiri, temiz ve pamuklu iç çamaşırları ve düzgün beslenme bu probleminizi çözmeye yardım edecektir.

Bu bilgiler pratik ve muhtemel çözümleri içermektedir ancak ciddi tedbirler için dermatolog ve doktorunuzu ihmal etmeyiniz. Kaynak :ajanajanda.com

kaynak: şifa evreni

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

GÜNDE 5 BASİT ŞEY YAPIN HAYATINIZ DEĞİŞSİN.

95486977535[1]

İngiltere’de 400’den fazla bilim insanı araştırmaları sonunda ‘günde beş basit şey’ yapıldığında insanların daha sağlıklı bir ruh haline sahip olduklarını buldu. İsterseniz bu listeden başlayabilirsiniz:

Günde beş basit şey…

1. Her gün insanlarla iletişim halinde olun  Güçlü aile ve arkadaşlık bağları duygusal destek ve mental uyarılma sağlar.

2. Her gün mutlaka bir fiziksel aktivite yapın  Fiziksel aktivite fit olmanızı sağlayarak genel sağlığınıza ve mutluluğunuza katkıda bulunur.

3. Kendinizi ifade etmenin yollarını bulun  Örneğin bahçeyle uğraşmak etrafınızdaki dünyayla iletişime girmeye yardımcı olur. Ya da şiir okumak duygularınızın farkına varmanıza yardımcı olur.

4. Her gün yeni bir şey öğrenmeye çalışın

Örneğin yeni bir dil veya yemek pişirmeyi öğrenmek için zaman ayırın. Hayat boyunca devam eden öğrenme hem zekanızı keskin tutmaya yarar hem de eğlencelidir.

5. Başkalarına yardım edin
Yardım kuruluşlarına arkadaşlarınıza ailenize veya yabancılara yardım edin. Vermenin kendi başına bir ödül olduğunu göreceksiniz.

KAYNAK: SONSUZ ŞİFA

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »