Avucunuzu Açmayı Denediniz Mi?

99d029a9[1]

Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmaktır! Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmediğimizi düşünüyorum:

-Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model cep telefonlarına sahip olmak,

-Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10-20 kat büyük evlere sahip olmak,

-Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak, -Okumadığımız kitaplara sahip olmak,

-Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip olmak,

-Bize günde 3-5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,

-Sağlığımıza, düzenimize, beynimize korkunç zararlar verse bile envai çeşit
içkilerin bulunduğu gösterişli, dekoratif bir mini bara sahip olmak,

-Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık, bir dinlence evine sahip olmak,

-Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize zarar verse bile bir futbol takımı taraftarlığına sahip olmak,

-Faizi, getirisi zarara ugramasın diye kıyıp harcanamasa bile bol sıfirlı bir banka defterine sahip olmak,

-Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar; kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak…

Ya da sahip olduğumuzu sanmak…

-Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar!

O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz?

Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?

Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz. Ah bunu bir anlayabilsek…

Kaynak: Kozmik Rehberler

* Medine Gül

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bugünlerde bazı ilişkileriniz sonlanıyorsa şaşırmayın.

flying_rainbow_by_ia7mad[1]

Bugünlerde bazı ilişkileriniz sonlanıyorsa şaşırmayın. Nefes alın sadece. En güvendiğiniz insanlar sizi çok şaşırtabilir, hayal kırıklığına uğratabilir, yalan söyleyebilir ve tüm dünya başınıza yıkılmış gibi hissedebilirsiniz. Unutmayın, bu yaz Venüs retrosu ile kapandı ve şimdi de 9 Ekim’e dek Merkür gerilemesindeyiz.

Tam tekmilli temizlik var, rahat olun. Her şey hayra doğru akıyor. Her şey olabileceğin en iyisine doğru evriliyor. Size hizmet etmeyen, sizin hizmet etmediğiniz her ilişki yıkılmaya mahkum ve bu iyi. Derin nefes alın ve bu dönüşümün parçası olduğunuz için şükredin. Jung’un ifadesiyle… “Neye direnç gösterirseniz, varlığını sürdürür.” Kalplerimizin açılması ve samimiyetin artması dileğiyle…

Kaynak: Didem Çivici

Önemli Olan Kişinin Kendini Nasıl Geliştireceğini Göstermektir…

12038311_1115561761795125_5481990424996373144_n[2]

Bir gün ormandaki hayvanlar bir araya gelerek okul açmaya karar verirler. Bir tavşan, bir Kuş, bir Sincap, bir Balık ve bir Yılanbalığı yönetim kurulunu oluşturdu. Tavşan, müfredatta koşmanın bulunmasını istedi. Kuş, uçmanın dahil olmasını. Balık, yüzmenin dahil olmasını ve Sincap, ağaca tırmanmanın mutlaka zorunlu dersler arasında olması gerektiğini söyledi…

Bütün bunları bir araya getirip, bir müfredat programı yaptılar. Ve bütün hayvanların bu dersleri görmesini istediler. Tavşan, koşu dersinde A alıyor olmasına rağmen, ağaca tırmanmak onun için çok ciddi bir sorundu. Sürekli kafa üstü düşüyordu. Bir süre sonra beyni hasar gördü ve artık eskisi gibi koşamadı. Artık koşuda A almak yerine, C alıyordu. Ve tabii, ağaç tırmanmada ise her zaman zayıf alıyordu. Kuş, uçmada çok başarılıydı, ama sıra toprak kazmaya geldiğinde, o kadar başarılı değildi. Sürekli gagasını ve kanatlarını kırıyordu. Bir süre sonra, toprak kazma notu hala F olmasına rağmen, uçma notu C’ye düşmüştü. O da ağaca tırmanmakta çok zorlanıyordu. Sonuçta, sınıf birincisi olan hayvan her şeyi yarım yapabilen, geri zekalı yılanbalığı oldu…

Ancak eğitimciler çok mutluydu çünkü herkes bütün dersleri görüyordu. Ve buna “Geniş Tabanlı Eğitim Sistemi” dediler…

LEO BUSCAGLIA

kaynak: Charlotte Gabay Facebook Sayfası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana, sade bir kurdeleyle süslenmiş…

400_F_28324770_8R0MwE1e0mOQLp1as5gOtN1oiw91G4xE[1]

Bir kutu dolusu yaşam gönderiyorum sana, sade bir kurdeleyle süslenmiş…
Çöz kurdeleyi ve yavasça kaldır kutunun kapağını.
Kocaman bir fırça ve bin renk koydum kutuya, bir mutluluk resmi yapıp içine gir diye…
Düşler serpiştirdim gizlice, düş kurmayı unutma diye…
Bir tane de elma şekeri yerleştirdim, içindeki çocuğu sürekli tadasın diye…

Güneşin batışını,
Duru suyun sesini,
Bir gülümsemenin sıcaklığını da sığdırdım,
Ruhlarımız aç kalmasın diye…

Kutuya biraz da sevecenlik koydum, güçlü kalasın diye çünkü acımasız olan güçsüzdür…
Beyaz bir güvercin uçup kendi kondu kutuya, barışı ve özgürlüğü sunmak için…

Bir buket sevgi,
Bir yudum aşk,
Ve yarım bir elma da koymadan edemedim, paylaşmayı unutmayalım diye…

Sevdiklerimize, onları sevdiğimizi söylemek için yarını beklemeyelim, hemen şimdi yapalım diye…
İçtenliği, neşeyi, umudu, bağışlayıcılığı, özgüveni ve açıkyürekliliği unutmadım,
“Ben”in dışına çıkıp “Biz”e ulaşabilelim diye…

Son olarak da… bir kart iliştirdim kutuya. Bak bu kartta neler yazıyor?

“Bu kutunun kapağını her kaldırışında yaşamla ilgili yepyeni şeyler keşfedeceksin.
Yaşamak için yarını bekleme,
Al yaşamı kollarının arasına sımsıkı sarıl,
Ve yaşamdan almak yerine birşeyler ver…
Kısacası, tümüyle insan ol!

Unutma! Yasam; dokuması henüz tamamlanmamış, olağanüstü güzellikte bir duvar halısıdır ve sana ait olan boşluğu ancak SEN doldurabilirsin!

Kimseyi kırmamak ve üzmemek koşuluyla istediğin her şeyi dene…
Bir gün sonsuzluğun bulutlarına oturduğunda,
Ne aklın kalsın, ne kırık bir yürek…”

MANFRED WOLFMAN

Kaynak: Chorlatte Gabay Facebook Sayfası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Titreşimlerin Sırrını Çözen Kainatın Sırrını Çözer…

titresim-nedir[1]

Bundan yirmi yıl önce size evrenin aslında kocaman bir titreşim olduğu söylenseydi, küçük evren insanın da etrafındaki her şeyle birlikte her an titreşmekte olduğunu ve hayatın sırrının titreşimlerde saklı olduğu söylenseydi ne düşünürdünüz?

Nikola Tesla titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü…

Muhtemelen bu söylenilenlere çok fazla anlam veremez ve üzerinde de fazla durmazdınız. Çünkü o zamanlar titreşimlerin bu derece önemli olduğu insanlık tarafından bilinmiyordu. Gerçi hala da tam olarak bilindiği söylenemez… Hâlbuki bundan 100 yıl önce Nikola Tesla kendi icadı olan deprem makinesini anlatırken şu sözleri söylemişti: “Birkaç saniyede binanın titremeye başladığını hissettim. On dakika daha devam etseydim binayı ve sokağı yıkabilirdi. Aynı cihazla Brooklyn Köprüsünü 1 saatten kısa bir süre içinde East River’a indirebilirdim.” Tesla frekansların yani titreşimlerin sırrını kısmen de olsa çözmüştü. Tesla’ya göre evren kocaman bir titreşimdi ve hepimiz bu titreşimin küçük birer yansımasıydık. Ya da başka bir deyişle evren bir gitar, bizler de onun telleriyiz ve diğer tüm tellerle birlikte her an titreşiyoruz. Bilim adamları yüzyıllardır bu şarkıyı anlamlandırmaya çalışıyorlar ve sonunda notaları keşfettiler. Şimdi de gitarın tellerini koparmadan melodiyi çözmeye çalışıyorlar… Bu yazıda melodiye ait birkaç sol anahtarı vermeye çalışacağız.

Saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz…

Her şeyin özü enerjidir. Kütle, enerjinin yoğunlaşmış halidir. Düşünce enerjidir. Enerji sürekli titreşerek bir salınım oluşturur. Bizler de insanoğlu olarak sürekli titreşen enerjileriz. Titreşim seviyemiz düşük olduğu için yeryüzünde çökeltilmiş şekilde yani kütle-beden olarak hayatlarımızı devam ettiriyoruz. Bizim titreşimimize uygun şekilde titreşen enerjileri de kendi titreşim dünyamızda kütle olarak görebiliyoruz (diğer insanlar, hayvanlar, masa, sandalye vs.) İnsan bedeninin doğal titreşim düzeyi saniyede ortalama 300 titreşimdir. Dünya işleriyle fazlaca ilgili olan insanlar bu titreşimin altındadırlar. Frekans yani titreşim düzeyi arttıkça kişilerin doğaüstü güçleri de artmaktadır. Şifa verme gücüne sahip olan kişilerin titreşim düzeyleri saniyede ortalama 500 titreşimdir. 800 titreşim seviyesine gelindiğindeyse medyumik güçler ortaya çıkar. 1000 titreşimin üzerinde telepati kanalı gayet akıcı şekilde açıktır. Saniyede 10 bin titreşim seviyesindeki insan astral seyahat yapabilir konuma gelir. Bu tıpkı bir gitarın tellerinin titreşmesi gibidir. Gitarın telini oynattığınızda önce hızla titreşir, teli göremezsiniz. Sonra titreşim azalmaya başlar ve tel görünür hale gelir. Bizler de şu anda saniyede 300 titreşimle birbirimizi görebiliyoruz ama saniyede 10 bin kez hızla titreşen canlıları göremiyoruz. Onları boyut üstü varlıklar olarak adlandırıyoruz. İçimizden pek azımız yani medyum diye tabir ettiğimiz kişiler onlarla temasa geçebiliyor. Bazen kanal olarak da onlardan gelen bilgileri aldıklarını iddia edebiliyorlar. Bu kişilerin bir kısmı şizofren hastası, bir kısmı dolandırıcı olabilir ama titreşim seviyesini saniyede 10 binin çok üzerine çıkartıp zaman mekân mefhumunu aşan insanların da var olduğu biliniyor. Çok büyük kâhinler bu frekans seviyesinde oldukları için söyledikleri pek çok şey doğru çıkmaktadır. Duru görü yapan medyumlar kaybolan eşyaları bu şekilde bulabilmektedir. Şifacılar tek bir dokunuşla hastanın hasarlı olan organına en uygun frekansı vererek onu iyileştirebilmektedir. Şifacı ya da bioenerji uzmanı olarak tabir ettiğimiz kişilerin yaptıkları şey özünde kendileri vasıtalarıyla hastaya doğru frekansları vermektir.

Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları iyileştirmek mümkün!..

Her organın kendine özgü titreşimi vardır. Bedenin titreşiminin dışında organlar da kendi aralarında farklı hızlarda titreşirler. Örneğin kalbin titreşim hızıyla böbreğinki aynı değildir. Böbrek arıza yaptığında bu aynı zamanda onun titreşiminde bir sorun olduğu anlamına gelir. Bir insanı kalbine iyi gelmeyecek titreşimlere maruz bırakırsanız o kişi kalp krizi geçirip ölebilir. Bu şekilde uzaktan suikastların yapılması bile teoride mümkündür. Doğru titreşim hayat kurtardığı gibi yanlış titreşim de can alır. Dozer kullanıcıları, asfalt delici vibrasyon cihazlarını kullanan kişilerin kalp krizi geçirip ölmeleri ya da uzun vadede çeşitli hastalıklara yakalanmaları olasıdır. Çünkü bu cihazlar çok güçlü titreşimlere sahip oldukları için vücudun titreşimini bozmaktadır. Frekanslarla (titreşimlerle) hastalıkları da iyileştirmek mümkündür.

Her titreşimin ölçüsü bir frekans değeriyle hesaplanır. Farklı titreşimlerin farklı frekansları vardır. Bir titreşimin ne tür bir titreşim olduğunu frekans değerleriyle ölçeriz. Frekans teknolojisi günümüzde kısmen de olsa tıpta kullanılıyor ancak gün gelecek pek çok hastalığın tedavisi frekanslarla yapılabilecek. Her hastalığa uygun frekans bulunacak ve hasta kişi o frekans ortamına sokularak tedavi edilecek. O gün geldiğinde modern tıp ile alternatif tıp birleşmiş olacak. Aslında bu bilinen bir şey ama hala hastalıkların çaresini ilaçlarda arayıp duruyoruz ve bu durum ilaç sektörünün çok işine yarıyor. Plasebo etkisi bile aslında frekansların değişmesiyle alakalı. İnanmak denilen şey, hastanın hastalığa karşı tutumu değişince frekansının da değişmesi ve hastalığın artık o frekansta kendine yer bulamamasından başka bir şey değil. Birinin elini tuttuğunuzda bedeniniz otomatik olarak onun frekansına ayarlanıyor. O halde kimin elinden tuttuğunuza dikkat edin çünkü eğer onun manyetik alanı sizinkinden daha kuvvetliyse sizi kendi frekansına çekebilir ve o frekans gerçekte size yaramayan bir frekans olabilir.
İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte…

Frekans teknolojisi hızla gelişmeye devam ediyor. İleride öyle günler gelecek ki, kişiler eş seçimini yaparken sadece kan uyuşmazlığına değil frekans uyuşmazlığına da bakacaklar. Bu şekilde kimin kiminle anlaşamayacağı net bir şekilde bilinebilecek. İyi başlayıp kötü giden ilişkilerin de sebebi frekansların değişmesi aslında. On yıldır birlikte olduğunuz kişiyle artık anlaşamıyorsunuz çünkü ikiniz de on yıl önceki frekanslarınızda değilsiniz artık ve bugün apayrı iki frekansta yaşıyorsunuz hayatı. Kısmet dediğimiz şey de frekanslarla son derece ilintilidir. Dünyanın iki ayrı ucunda da olsa en doğru frekanslar her zaman birbirlerini buluyor. Tıpkı göçmen kuşların yollarını bulması gibi dünyanın manyetik haritasında hepimizin ayarlı olduğu bir frekans var ve kendimize en uygun frekansı bir göçmen kuş edasıyla buluyoruz. Bazen de bulamıyoruz. İşte o zaman hayatımızda problemler ortaya çıkıyor. Bizimkinden daha güçlü bir frekansın etkisine girdiğimizde kendi manyetik alanımızdan kopuyoruz ve kendimizi kötü giden bir evliliğin içinde ya da istemediğimiz bir işi yaparken bulabiliyoruz. İşte bütün bunların sebebi yanlış frekanslar…

İlişkilerde de asıl mesele doğru frekansı bulabilmekte…

Herkesin kendisine en uygun titreşimi bulma potansiyeli vardır. Kendimizi dinlemek diye ifade ettiğimiz kişinin bir karar vermeden önce içe dönme hadisesi de budur aslında. Kendimizi dinlediğimizde titreşimlerimizi de fark ediyoruz ve titreşimler iç ses olarak bizim için neyin iyi ve doğru olacağını bize söylüyor. Bir miktar derin düşünme ve yalnız kalmak kendimizi yani titreşimlerimizi anlamak için yeterlidir. Yeter ki kendimize bu fırsatı verelim…

Yazar: Cem Özüak

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

HAYATIN DAİMA DÜŞÜNCELERİNİN SONUCUDUR…

11222681_10207571396028211_6032111590154785102_n[1]
Düşünce yaratıcıdır.
Korku, benzer enerjiyi çeker.
Sevgi her şeydir.

-Hayatının rayına oturması için önce düşüncelerinde netleş.
Ne olmak, yapmak ve sahip olmak istediğini düşün.İyice netleştiğinde başka bir şey düşünme.Başka olasılıkları hayal etme.
Zihinsel yapıdan olumsuz düşünceleri temizle.Karamsar olmayı bırak.Şüphelere yer verme.Korkularını yen.Yaratıcı düşünceni zihninde tutmak için disiplin geliştir.
Düşüncelerin netleştikçe ve süreklilik kazandıkça, onları gerçeğin olarak ifade et.Yükses sesle söyle.Yaratıcı gücü yönlendir, emir ver.”Ben” sözü en güçlü yaratıcı söylemdir.”Ben” dedikten sonra eklediğiniz herşeyi evren size getirir.Bu deneyimleri size getirecek hareketi başlatır.

-Düşüncelerinizi kontrol etmenin birinci basamağı:
Ne düşündüğün üzerinde düşün.
Kendini olumsuz düşünürken yakaladığında, yeniden düşün.
Kendinin zor durumda olduğunu düşündüğünde, bunun hiçbir işe yaramadığını düşündüğünde, yeniden düşün.
Dünyanın olumsuzluklarla dolu kötü bir yer olduğunu düşünüyorsan, yeniden düşün.
Hayatının kördüğüm olduğunu, asla düzene girmeyeceğini düşünüyorsan, yeniden düşün.
Bunu yapmak için kendini eğitebilirsin.

-Tanrı’ya yüreğinin yoluyla ulaşabilirsin, zihinsel yolculukla değil.

-Gerçek usta, en çok öğrencileri olan değil,
en çok usta yaratandır.
Gerçek lider, en çok takipçisi olan değil,
en çok lider yaratandır.
Gerçek kral, en çok tebaası olan değil,
en çok kişiye kraliyet yolunu açandır.
Gerçek öğretmen, en çok bilgiye sahip olan değil,
başkalarını da en çok bilgilendirendir.
Gerçek tanrı, en çok kulları olan değil,
en çok kişiye tanrısal olmaları için hizmet edendir.
Bu Tanrı’nın amacı ve yüceliğidir.
Tanrı’nın kulları yoktur.
O ulaşılamaz değildir ama kaçınılmaz olandır.

Neale Donald Walsh..
Tanrı İle Sohbet..

BU DOLUNAY, EVRENİN EN GÜÇLÜ SEVGİ ENERJİLERİYLE YIKANIYORUZ!

12039403_962156060507157_8454341540304190900_n[2]
Yarın saat 05:52’de tam ay tutulması ile desteklenen çok güçlü bir dolunay enerjisine giriyoruz! 28 Eylül, aynı zamanda evrenin en güçlü sevgi enerjilerinin aktığı gün. Evren şöyle diyor bize: “Sevgi olmayan ne varsa dönüştürmek, tüm korkularından, endişelerinden kurtulmak, seni sen yapan ne varsa kucaklamak ve kanatlanıp uçmak için ne bekliyorsun? Özünü kucakla, olduğun sevgi ol, kendini ve tüm içindeki karanlığı, seni aşağıya çeken duygularını, içerlemelerini fark et, kabul et, sev ve salıver. Şimdi!”

Bu gece sabaha karşı tam dolunay saatinde, veya bu saate niyet ederek herhangi bir saatte alın elinize kalemi ve hepsini bir kağıda yazın. Kurtulmak istediğiniz her şeyi… İçinizdeki göz kamaştırıcı ışığı engelleyen tüm alışkanlıklarınızı, kalıplarınızı, ilişkilerinizde sizi aşağıya çeken konuları ve buna izin veren yönlerinizi, gölgelerinizi… Tüm korku ve endişeleri, şüpheleri, tereddütleri, ertelemeleri… Sonra da tüm bunları yakın, alevlerin dönüştürücü gücüyle hepsi, büyük farkındalıklara, eşsiz hediyelere dönüşsünler!

“Yüce Allah’ım izninle, sevgili Başmelek Mikail, Haniel, Ceremayel, değişime, ışık dolu bir güne ve çağa, bembeyaz bir sayfaya adım atmamı sağlayın. Benimle yürüyün lütfen ve tüm bana hizmet etmeyen kalıplardan, ortamlardan tereyağından kıl çeker gibi ÖZGÜRLEŞTİĞİM bir hayata adım atmamı sağlayın! Yaşamak üzere geldiğim o hayatı kucaklamamı sağlayın! Teşekkür ederim.”
Büyük ışık olsun; ve öyle de oldu.
Beki

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

8 Haziran 1972’de, Kuzey Vietnam’da saklandıkları tapınağa bir Amerikan uçağından dört napalm bombası atıldı…

kim-phuc-and-thomas-1995-0[1]

8 Haziran 1972’de, Kuzey Vietnam’da saklandıkları tapınağa bir Amerikan uçağından dört napalm bombası atıldı…

Sağ kalan çocuklar, elbiseleri, saçları, vücutları yanık içinde, çığlıklar atarak kaçışırken, foto muhabiri Nick Ut kendisine Pulitzer ödülünü getirecek olan kareyi çekti. Ortada, çığlık çığlığa koşan çıplak kız, Vietnam Savaşı’nın bütün dehşetinin isimsiz simgesi haline geldi.

Amerika’yı dünya kamuoyunun önünde mahkum eden bir simge…

1982’de bir Alman gazeteci “Resimdeki Kızın” peşine düştü. Kızın adının Kim Phuc olduğu ortaya çıktı. Bütün vücudu yandığı için Saigon’da 14 ay hastanede yatmış, yanık derisi ayıklanırken her seferinde acıdan bayılmıştı.

İleri bir yaşta, kocasıyla gittiği Moskova dönüşü siyasi mülteci olarak Kanada’ya sığınmıştı Kim. O günlerde 34 yaşındaydı. Evliydi, 3 yaşında bir oğlu vardı. Astım ve şeker hastasıydı, sık sık migren krizi geçiriyordu. Vücudunda, her vesileyle azan, silinmek bilmez yaralar taşıyordu, cildi nefes alma yeteneğini kaybetmişti, ama “Ama ne talihliymişim ki yüzümde en küçük bir leke bile yok!” diye avunuyordu.

1995 senesinde Washington’da Vietnam Savaşı’nı anmak için bir tören yapıldı. Kim Phuc da oradaydı…

Kürsüde konuşurken, “O bombaları atan pilotla karşılaşsam, ona “Geçmişi değiştiremeyiz…” derdim,”Ama bugün ve yarın, barışa hizmet etmek için elimizden geleni yapabiliriz!”

Salondan sessizce ayrılıyordu ki, eline bir kağıt sıkıştırdılar, göndereni işaret ettiler. Kim Phuc önce dönüp adama baktı. Adam orada öylece durmuş, eli ayağı titreyerek Kim Phuc’a bakıyordu. Sonra elindeki notu okudu Kim Phuc… “Kim, o adam benim!” yazıyordu.

8 Haziran 1972 günü, Vietnam’daki o mabede napalm atan uçağın pilotu John Plummer’di orada duran… Savaştan sonra yıllarca kendine gelememiş, ne yapacağını bilememiş, din adamı olmuş, “O küçük kızın” resmini gazeteden kesip her an cüzdanında taşımıştı.

Kim bir an adama baktı, sonra kollarını açarak ona doğru koştu…

Hangisinin yarası daha derindi dersiniz?

Yazarı Bilinmiyor

kaynak: charlot gabay facebook sayfası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Aldatıldınız Mı ? Olabilir… Bundan Sonra Hayata Daha Emin Adımlarla Basacağınızın 11 Kanıtı…

Evet aldatılmak kesinlikle kabul edilemez bir şey. Neden böyle bir şeyin başınıza geldiğini, diğer kişiden ne eksiğiniz olduğunu sorgular durursunuz. Ancak böylesine kötü bir deneyimin bile iyi bir yanı olabilir desek?

Aldatılan kadınlar yaşadıkları bu kötü olaydan sonra daha güçlü kadınlar olarak yeniden doğuyor!

1. Kendinizi dinlemeye başlarsınız.

Kendinizi dinlemeye başlarsınız.

Artık hayattaki birinci önceliğiniz kendinizsiniz. Daha öncesinde de böyle olmalıydı; ama kendinize ayıracak pek vakit bulamıyordunuz. Şimdi kendinizi analiz edip, daha yakından tanıma zamanı. Farkında olmadığınız bir sürü şey keşfedebilirsiniz!

2. İlişkinizdeki önceliğiniz aşk değil, güven duygusu olur.

İlişkinizdeki önceliğiniz aşk değil, güven duygusu olur.

Bir ilişkide en önemli şeyin aşk değil, güven duygusu olduğunu anlarsınız. Güvenmediğiniz hiç kimseyle beraber olmazsınız.

3. Kimseye kolay kolay kendinizi kaptırmazsınız.

Kimseye kolay kolay kendinizi kaptırmazsınız.

“Gözü kapalı” veya “kör kütük aşık olmak” tanımları artık sizin için bir şey ifade etmez. İlişkilerinizde daha temkinli davranırsınız.

4. İnsanların korkunç şeyler yapabileceğinin bilincinde, böyle durumlara karşı hazırlıklısınızdır.

İnsanların korkunç şeyler yapabileceğinin bilincinde, böyle durumlara karşı hazırlıklısınızdır.

Çok sevdiğiniz insan bile sizi aldatıyorsa, “Neden?” diye sormayı bıraktığınız an, böyle bir durumda bir daha karşılaşmamak için elinizden geleni yaparsınız.

5. Ayaklarınız yere eskisinden daha sağlam basar.

Ayaklarınız yere eskisinden daha sağlam basar.

İlişki ve kendiniz hakkında geliştirdiğiniz yeni bakış açınız sayesinde, kendinizden daha emin hareket etmeye başlarsınız.

6. Yoğurdu üfleyerek yemeniz, hiç yoğurt yemeyeceğiniz anlamına gelmez.

Yoğurdu üfleyerek yemeniz, hiç yoğurt yemeyeceğiniz anlamına gelmez.

Sadece bu davranışınız sayesinde, bu tarz insanlarla karşılaştığınızda, tekrar tekrar aynı hataya düşmenizi engellemiş olursunuz.

7. Her mutlu ilişkinin, mutlu sonla bitmeyeceği gerçeğini kabul edersiniz.

Her mutlu ilişkinin, mutlu sonla bitmeyeceği gerçeğini kabul edersiniz.

Böylece fazla hayal kurmaz, daha gerçekçi olursunuz.

8. Bir ilişkiden gerçekte ne istediğinizi daha net anlarsınız.

Bir ilişkiden gerçekte ne istediğinizi daha net anlarsınız.

9. Bir daha kolay kolay kandırılmazsınız.

Bir daha kolay kolay kandırılmazsınız.

Yaşayarak öğrenmek, çoğunlukla kötü bir tecrübe edinme şekli; ama karşınıza çıkan herkes böyle olacak diye bir kaide de yok.

10. Kafanızı dağıtmak için yaptığınız her aktiviteyle, aslında kendinize yeni bir özellik kazandırırsınız.

Kafanızı dağıtmak için yaptığınız her aktiviteyle, aslında kendinize yeni bir özellik kazandırırsınız.

Bir anda düştüğünüz boşlukta, sırf kafa dağıtmak için katıldığınız kurslar sayesinde daha önce aklınızda olmayan birçok şeyi deneyebilir ve yeni beceriler kazanabilirsiniz.

11. Son olarak, Nietzsche’nin o meşhur cümlesi bu durumda da geçerli: “Sizi öldürmeyen şey güçlendirir.”

Son olarak, Nietzsche'nin o meşhur cümlesi bu durumda da geçerli:

Bütün kadınlar güçlüdür! 💪

kaynak: onedio

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

O iki adam; tüküren adam ve tükürülen adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım…”

photo1[1]

Affetmek Üzerine

Günlerden bir gün…

Buddha bir ağacın altında öğrencileriyle oturmaktadır. Bir adam gelir ve yüzüne tükürür. Buddha yüzünü siler ve adama sorar, “Başka? Başka ne söylemek istiyorsun?” Adam şaşırır, çünkü bir insanın yüzüne tükürülünce “Başka?” diye sormasını beklememiştir. Böyle bir deneyimi yoktur. Daha önce insanları hep aşağılamıştır ve onlar da kızarak tepki vermiştir. Ya da korkudan gülümsemiş ve adama yaranmaya çalışmışlardır. Ama Buddha ikisini de yapmamış, ne öfkelenmiş, ne de korkmuştur. Sadece düz bir şekilde “Başka?” diye sormuştur. Tepki vermemiştir…

Ama Buddha’nın öğrencileri öfkelenir, tepki verir. En yakın öğrencisi Ananda der ki: “Bu çok fazla, buna tahammül edemeyiz. Sen öğretine devam et, biz de şu adama bunu yapamayacağını gösterelim. Cezalandırılması gerekiyor. Yoksa herkes aynı şeyi yapmaya başlar!”

Buddha konuşur… “Sesini çıkartma. O beni kızdırmadı, ama siz kızdırdınız. O bir yabancı, buralara yeni gelmiş. Benim hakkımda bir şeyler duymuş olmalı “Bu adam Tanrı tanımaz, tehlikeli, insanları yoldan çıkarıp yanıltıyor!” gibi şeyler. Benim hakkımda bir fikir edinmiş. O bana tükürmedi, kendi fikrine tükürdü! Beni tanımıyor ki, bana nasıl tükürmüş olabilir? Eğer düşünürseniz, o kendi zihnine tükürdü. Ben onun bir parçası değilim, ve görüyorum ki bu zavallı adamın söyleyecek başka bir şeyi olmalı. Çünkü bu, bir şey söylemenin bir yolu. Tükürmek bir şey söylemenin bir yolu… Bazen dilin yetmediğini hissettiğin anlar olur; derin sevgide, yoğun öfkede, nefrette, duada. Dilin yetmediği yoğun anlar olur. O zaman bir şey yapman gerekir. Derin sevgi duyduğunda, birine sarılırsın; ne yaparsın orada? Bir şey söylersin. Çok öfkelendiğinde birine vurursun, tükürürsün, bir şey söylüyorsundur. Bu adamı anlayabiliyorum. Söyleyecek başka bir şeyi daha olmalı. O yüzden “Başka?” diye sordum…”

Adam daha da çok şaşırır! Ve Buddha öğrencilerine der ki: “Siz beni daha çok kızdırdınız, çünkü siz beni tanıyorsunuz, benimle yıllarca yaşadınız, ama yine de tepki veriyorsunuz.”

Şaşıran, kafası karışan adam evine döner. Bütün gece uyuyamaz. Bir Buddha gördükten sonra artık eskisi gibi uyumak zordur, mümkün değildir. Bu deneyim tekrar tekrar aklına gelir. Ne olduğunu kendine açıklayamaz. Titreme, terleme nöbetleri geçirir. Böyle bir adama hiç rastlamamıştır; bütün zihni, bütün kalıpları, bütün geçmişi dağılır.

Ertesi sabah geri döner. Buddha’nın ayaklarına kapanır. Buddha sorar, “Başka? Bu da sözle söylenemeyeni söylemenin başka bir yolu. Ayaklarıma dokunduğun zaman, sözcüklere sığmayan, sıradan dille anlatılamayan bir şey söylüyorsun…”

Buddha devam eder… “Bak Ananda, bu adam yine burda, bir şey söylüyor. Çok derin duyguları olan bir adam bu….”

Adam Buddha’ya bakar, “Dün yaptığım şey için beni affet!”

Buddha cevap verir… “Affetmek mi? Ama ben, dün o hareketi yaptığın adam değilim ki. Ganj nehri sürekli akıyor, o hiçbir zaman aynı Ganj değil. Her adam bir nehirdir. Senin tükürdüğün adam artık burada değil; aynı onun gibi görünüyorum, ama aynı değilim, bu yirmi dört saatte öyle çok şey oldu ki! Nehirden çok su aktı. O yüzden seni affedemem, çünkü sana kızgın değilim…”

“Ve sen de yenilendin. Görüyorum ki sen dün gelen adam değilsin, çünkü o adam kızgındı. O kızgındı, ama sen önümde eğilip ayağıma dokunuyorsun, nasıl aynı adam olabilirsin? Sen o değilsin, o yüzden bunu unutalım. O iki adam; tüküren adam ve tükürülen adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım…”

OSHO
Yakınlık Kitabından

kaynak: charlotte gabay facebook sayfası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sırt Ağrılarından Basitçe Kurtulmak İçin 7 Mükemmel Egzersiz Önerisi

Çalışma temposu, koşturmaca ve buna benzer durumlarda insanların vücutları yorgun düşer ve belirli bir süre sonra ise ağrılar kendilerini iyiden iyiye hissettirmeye başlar.

Bu tip sağlık sorunlarına maruz kalmamak için pratik ve kolay bir şekilde yapabileceğiniz 7 egzersiz önerisini sizler için listeliyoruz.

1.

Sırt Ağrılarından Basitçe Kurtulmak İçin 7 Mükemmel Egzersiz Önerisi

Sırt üstü uzanın, sağ bacağınızı tepelemesine bükün ve sol bacağınızı havaya kaldırın.

Bacağın diz altında kalan bölgeye iki elinizle kavrayın ve gövdenize doğru getirin. Bu pozisyonda 30 saniye durun.

Aynı işlemi tam tersi şekilde de yapın.

2.

Sırt Ağrılarından Basitçe Kurtulmak İçin 7 Mükemmel Egzersiz Önerisi

Sırt üstü uzanın, bacaklarınızı çizimde gösterildiği gibi eğin. Sol bacağınızı uygun yüksekliğe kaldırın ve gövdenize doğru getirin.

Bu pozisyonda 20 saniye kalın. Bu egzersiz, her iki bacak ile gerçekleştirin.

3.

Sırt Ağrılarından Basitçe Kurtulmak İçin 7 Mükemmel Egzersiz Önerisi

Sırt üstü uzanın ve bacağınızı diğer bacağın üstüne kalçadan olacak şekilde atın, sağ kolunuzu tam açıyla yere doğru yatırın. Bu durumda 20 saniye boyunca kalın. Ve her iki bacak için uygulayın.

4.

Sırt Ağrılarından Basitçe Kurtulmak İçin 7 Mükemmel Egzersiz Önerisi

Sırt üstü uzanın, sol bacağınızı hafiften kırarak ve sağ bacağınızın üstüne yerleştirin. Daha sonra altta kalan bacağı kendinize doğru çekin.

Bu pozisyonda 30 saniye durun. Bacağınızı değiştirerek tekrarlayın.

5.

Sırt Ağrılarından Basitçe Kurtulmak İçin 7 Mükemmel Egzersiz Önerisi

Çizimde gösterildiği şekilde bir pozisyon alın. Ellerinizi havada kalan bacağınıza hafiften bastırın ve arka kalan bacağınız da görüldüğü şekilde boylamasına uzatın.

Bu şekilde 40 saniye kalarak bacak değiştirin.

6.

Sırt Ağrılarından Basitçe Kurtulmak İçin 7 Mükemmel Egzersiz Önerisi

Yanlamasına uzanın ve ilk olarak sağ tarafınıza dönün. Daha sonra sol kolunuzun butlu kısmını kafanızın altına koyarak sol elinle çizimde gösterildiği gibi kavrayın.

Dikkatli bir şekilde bacağınızı baldırınıza doğru çekin. 30-40 saniye boyunca bu pozisyonda kalın ve diğer bacak egzersizi tekrarlayın.

7.

Sırt Ağrılarından Basitçe Kurtulmak İçin 7 Mükemmel Egzersiz Önerisi

Bir tabla önünde çizimde gösterildiği şekilde kalçanızı uygun açıya getirerek durun ve hafif bir eğim açısıyla ona dokunmaya çalışın.

Sonra hafif bir hızla kendinizi öne ve arkaya itmeye çalışın. Bunu yaparken ani hareketler yapmamaya özen gösterin.

Bu hareketleri alışkanlık haline getirdikten sonra siz (TEMSİLİ)

Bu hareketleri alışkanlık haline getirdikten sonra siz (TEMSİLİ)

🙂 aynen böyle olacağınızı garanti edebiliriz.

kaynak: onedio

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Acımanın kökünde korku, kibir ve sözde bir alçak gönüllülük duygusu vardır;

images[2]

Sevecenlik, acımadan çok daha büyük ve soylu bir şeydir. Acımanın kökünde korku, kibir ve sözde bir alçak gönüllülük duygusu vardır; hatta bazen “Bu durumda olanın ben olmadığıma memnunum…” türü kendini beğenmiş bir his görülür.

Korkunuz bir başkasına dokunduğunda, acımaya dönüşür… Sevginiz bir başkasına dokunduğunda, sevecenliğe dönüşür… Yani sevecenlik üzerinde çalışmak demek, tüm canlıları aynı olduklarını ve benzer şekilde acı çektiklerini bilmek, acı çeken herkesi onurlandırmak ve kendinizi başkalarından farklı yada üstün olmadığınızı bilmektir…

Acı çeken birini gördüğünüzde, ilk tepkiniz acıma değil derin bir sevecenlik olsun. Bu insana saygı ve şükran duyun; çünkü çektiği acıyla sizdeki sevecenliği uyandırdı! Bu kişi size, aydınlanmaya giden yolda, en çok geliştirmeniz gereken özelliğinizi ortaya çıkarmada, size armağanların en büyüğünü verdi…

SOGYAL RINPOCHE

Tibet’in Yaşam ve Ölüm Kitabından

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Meridyenler ve ilgili organları

adsc4b1zkkkkkkk[1]

AKCİĞER MERİDYENİ: Havadaki Ch’i enerjisini alıp, vücuda dağıtmasından sorumludur.
Akciğer meridyenindeki dengesizlik; astım, öksürük, göğüste tıkanıklık gibi solunum yolları rahatsızlıkları olarak tezahür eder.

KALIN BAĞIRSAK MERİDYENİ: Bedene giren besin maddelerinin işlendikten sonra atılmasını arındırılmasını sağlar. Bu meridyendeki tıkanıklık mide ağrısı, kabızlık, ishal, gaz, parmak uçlarında soğukluk olarak tezahür edebilir. Kalın bağırsak meridyenindeki tıkanıklık kişiyi psikolojik olarak rahatsız eder ve sık soluk alıp verme motivasyon kaybı gibi durumlar yaşanabilir.

İNCE BAĞIRSAK MERİDYENİ: Dışarıdan bedene giren besin maddelerini alır ve bunları kullanılabilir duruma getirir. Kalp meridyeninin enerjiyi karnın alt bölgesine tutmasına yardım eder. Öfke, şok, keder gibi duygular da karnın alt kısmında toplanır. Bu durumda sırtın alt bölgesinde ağrı baş gösterir ve kadınların ayakları üşür. Bu meridyen yumurtalıkların çalışmasıyla ve ay halinin düzenli olmasıyla ilişkilidir.

MİDE MERİDYENİ: Mide hazımdan sorumludur. Bu meridyendeki tıkanıklık, yorgunluk zayıflık tiroid problemleri, göğüste kist, fıtık, kabızlık, apandisit, pankreas dalak safra kesesi sorunları yumurtalık sorunlarına yol açabilir. Bacak ağrıları varis boyun ve omuzun sertleşmesi, bacakların ağır gelmesi, diz altının üşümesi, çok esnemek ve çabuk yorulma olarak tezahür edebilir.

DALAK-PANKREAS MERİDYENİ: Dalak kanın oluşumu ve düzgün akışından sorumludur. Kullanılmış kırmızı kan hücrelerini yok edip zararlı bakterileri nötralize eden yapılar oluşturur. Bu organdaki dengesizlik, zayıf adaleler, renksiz ve kuru dudaklar, göğüste kist, kol altı lenflerinde şişmesi, mide ağrısı, rahimde kist, aybaşı sorunları, fıtık, bacak ve diz ağrıları gibi rahatsızlıklara neden olabilir. Dalak meridyeni vücuttaki sıvının dengesinde rol oynadığı için, ödem yani fazla sıvının vücutta birikmesi bu meridyenin tıkanıklığından kaynaklanabilir. Psikolojik olarak kişi çok düşünür ve endişeye kapılabilir ve açlık hissedebilir.

KALP MERİDYENİ: Kalp ve ince bağırsak meridyenleri eş meridyenlerdir. Kalp kanı ve damarları idare eder, kan dolaşımını düzenler. Kalp meridyenindeki dengesizlikler sinirsel gerilim olarak ortaya çıkar. Bu meridyendeki tıkanıklık; kolun iç tarafından ağrı, uyuşma, el küçük parmağında ağrı veya tutukluk, uykusuzluk unutkanlık mantıksız hareketler gibi sorunlara yol açabilir.

MESANE MERİDYENİ: Mesane meridyeni böbrekleri uyarmada ve düzenlemede sorumludur. Mesane meridyenindeki dengesizlikler baş gösterdiğinde büyük sinirsel gerginlik yaşanır ve kişi aşırı tepkiler verebilir. Sırtın altındaki kaslar genellikle sertleşir. Bu meridyendeki tıkanıklık baş ağrısı, omurilikte tutukluk, ense ve bel ağrıları, varis, bacaklarda kramp ve adalelerde kasılma gibi durumlar yaşanabilir.

BÖBREK MERİDYENİ: Böbrekler Ch’i enerjisinin depolandığı yerdir. Bu enerji vücuda hayati faaliyet ve canlılığı sunar. Böbreklerin iyi çalışmaması toksinlerin birikmesine kan dolaşımının iyi yapılmamasına sebep olur. Bu meridyendeki tıkanıklık yüksek tansiyon, akciğerlerde tıkanıklık, mesane sorunları, kasıklarda egzama ve mantar, cinsel sorunlar, kısırlık, varis, şiş ayak bilekleri durumlarına yol açabilir.

KARACİĞER MERİDYENİ: Bu organ Ch’i enerjisini ve kanı her yöne yollar. Bu meridyen sinir sistemini kontrol ettiğinden, enerji meridyenindeki dengesizlik; depresyon kızgınlık gibi psikolojik sorunlara yol açabilir. Hayata gösterilen ilgi ya da ilgisizlik bu meridyenle ilişkilidir. Karaciğer meridyenindeki dengesizlikler sonucunda güç kaybı, aşırı yorgunluk huysuzluk, aşırı duygusallık, baş gösterebilir. Gözler parlaklığını kaybeder. Prostat, testis sorunlarına yol açabilir.

SAFRA KESESİ MERİDYENİ: Bu meridyendeki tıkanıklık şakaklarda ağrı, boyunda ağrı ve tutukluk, omuz ve kasıklarda ağrılar, diz sorunları, kalçadaki artrit ağrısı gibi sorunlar oluşabilir.

HORMON MERİDYENİ: Çinlilere göre bütün organlar bu meridyen tarafından korunduğu gibi, vücut sıcaklığı dengesi bu meridyenin görevlerinden biridir. Bu meridyendeki tıkanıklık, gözün arka kısmında ağrı, kulaklarda sorunlar, omuz ağrısı, kollarda tutukluk ve ağrı gibi rahatsızlıklara yol açabilir.

KAN DOLAŞIMI/ PERİKARD MERİDYENİ: Bu meridyenin görevi, kalbi fazla yorulmaktan korumaktır. Stresin etkileri kalbe gitmeden önce bu zarda kendini belli eder. Bu meridyendeki zayıflık, kol altlarında acı ve şişkinlik, dirseklerde egzama, siğil ve beyaz lekelere neden olabilir.

Bir meridyendeki enerji dengesi bozulduğunda, başka meridyenlerden enerji çekilimi olduğu için, bu diğer meridyenlerin dengesine de etkiler. Kişisel düzeyde fiziksel sağlığımız için, reiki, yoga, meditasyon, dua, zikir çalışmaları yapabiliriz. Kozmik bilim açısından namaz da enerji bedenimiz için gerekli enerji takviyesi yapma amaçlıdır.

Batı Tıbbı, enerji meridyenleri kapsamındaki bilgileri ‘akupunktur’ ve ‘refleksoloji’ tedavilerinde kullanmaktadır.

Kaynaklar:

Ruhsal Gelişim ve Kader, Ender Saraç

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duyguların enerji bedene etkileri

aura-225x300[1]

Coşku kalp ile bağlantılı bir duygudur. Coşku duygusunun tam tersi duygular kalp ve akciğer fonksiyonlarını etkileyebilir. Kalp sorunlarının olası zihinsel nedenleri arasında, çoğunlukla sevgi alış verişinin engellenilmesi, kalbin endişe keder gibi duygularla yorulması gibi etkenler yer alır. Coşku duygusu negatif iken, zihinsel dağınıklık oluşur.

Dehşet duygusu ve beraberinde panik duygusu kalbi etkiler. Hızlı kalp atışı zihinsel telaş ve soğuk ter belirgin özellikleridir. Psikiyatride panik bozukluk ‘panik atak’ olarak tanımlanır.

Endişe duygusu dalak üzerinde etkisini gösterir. Bu problem üzerine aşırı düşünmek sıkıntı hissetmek dalak enerjisini bloke eder. Depresyon huzursuzluk iştah azalması, yorgun kol ve bacaklar, karın şişliği ve bayanlarda adet dönemi bozuklukları olarak ortaya çıkabilir.

Üzüntü ve Yas akciğerlerin enerjisini bozar ve solunum sıkıntıları ortaya çıkabilir. Örneğin bronşit, astım gibi sorunlar sevilen birinin kaybedilmesiyle ilişkilendirilebilir. Ve bireyin kendisini bastırılmış boğulmuş hissetmesi, bireysel bağımsızlığını hissedememesi durumlarında ortaya çıkabilir. Göğüsten gelen derin öksürükler mutsuzluğun göstergesi olabilir çünkü ciğerlerdeki enerji sıkışmıştır.

Korku böbreklerin temsil ettiği bir duygudur ve sırt ağrıları idrar yolları problemlerine yol açabilir ve yalnızlık duygusunu körükler.

Öfke karaciğerin enerjisini bozar. Baş ağrıları, baş dönmesi, sırt ağrıları şeklinde etkisini gösterebilir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnanılmaz Doğru Bir Test… 100 Kişiye Yaptım Hepsi Doğru Çıktı… Şeklini Seç Mesajını Oku…

55fc3851116d5aac5a8e1cf2[1]

Şekle Baktığınızda Ne Görüyorsunuz…

A-Elma

B- Kelebek

C- Bıçak

Elma Görenler: Sizler ayağı yere sağlam basan, arada dengeyi kaybetseniz bile kolaylıkla dengeye gelebilen insanlarsınız. Çevrenizdekiler size danışırlar, sizi dinlerler. Daime kendinizi geliştirmeye çalışırsınız, yanlış yapsanız da telafi etme yoluna gidersiniz. Sorunlardan kaçmak yerine onları nasıl çözerime odaklanırsınız.  Gerçekten çok güvenilir insanlarsınız .Kendinizi sürekli kontrol altında tutarsınız ama arada bir eğlenin kendinize akışa bırakın. Olur mu???

Kelebek Görenler: Sizi gidi çocuk ruhlular sizi. Bu dünya bazen size zor geliyor. İçinizdeki, iyilik, sevecenlik o kadar yüksek ki, nefreti, kızgınlığı, öfkeyi anlayamıyorsunuz. Hele ki bu duygular size yönlenirse ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz ve hak etmediğinizi düşünüyorsunuz. Gerçekten de hak etmiyorsunuz. Sizler o kadar naifsiniz ki. Hiç bir canlıyı incitemezsiniz, bilerek isteyerek hiç kimseyi üzemezsiniz, siz üzülürsünüz, kırılırsınız da , başkalarını kırmazsanız. Siz gidin çimlerde yuvarlanın, salıncaklarda sallanın. Aynen böyle kalın emi:)))

Bıçak Görenler: Sizler çok iyi insanlarsınız ama geçmişte çok kırılmışsınız. Zamanında size yapılan tüm haksızlıklar içinize işlemiş ve karnınızda bir bıçak yarası var gibi hissediyorsunuz. Zaman zaman bunları unutuyorsunuz ve ışıltınızla çevrenizi büyülüyorsunuz, dışarı çıkıp eğleniyorsunuz, hayatın tadını çıkarıyorsunuz, zaman zaman da eve kapanıp yaralarınızı sarmaya çalışıyorsunuz. Aman boş verin ne olduysa oldu bitti, siz bu dünyaya lazımsınız. Bu andan itibaren geçmişi affedin ve hayata dört elle sarılın emi…

Anette İnselberg

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »