Her Zaman Yapabileceğiniz Aşkı Bulma Ritüeli…

Anette İnselberg aşkı bulma ritüeli

Ah şu aşkla sınavımız…

Hem bizi bulutlara çıkarır hem de yerden yere savurur…

Ne onlu ne onsuz…

Doğru zamanda, en hayırlı kişiyle, korkusuzca, aşka yürüyebilmeyi dileyenler, kalbini aşka açmak isteyenler işte sizler için ritüelim burada… Önce Allah’ın izniyle bu ritüel vesile olsun ve  kalbinizdeki aşk sizi bulsun İnşallah…

Ritüeli Ne Zaman Yapabilirim

Bu ritüeli her istediğinizde yapabilirsiniz. Ama önemli olan ritüeli yapmadan önce evinizi temizlemeli, kişisel bakımınızı yapmalı ve elma sirkesiyle duş almış olmalısınız

Ritüel Malzemeleri

Bir kase içine temiz su koyuyorsunuz

Tomurcuklu gül çayı

Pembe karton

Pembe mum (tealight gibi küçük bir mum alın) ve mum için altlık

Pembe kuvars kolye (ya da sevdiğiniz bir kolye)

Ritüelin Yapılışı

Madde 1) Gündüzden ritüel alanını fotoğraftaki gibi hazırlayıp temizliğinizi yapıyorsunuz. Akşam dokuzdan sonra ritüel alanına geliyorsunuz ve pembe kuvars kolyeyi iki elinizin arasına alıp kalp hizasına koyuyorsunuz ve hangi madde size uygunsa onu tekrarlıyorsunuz…

  1. Eski sevgilisini geri isteyenler: Sevgili Allahım, aklımdaki kişiyi biliyorsun, bu kişiyle öğrenmem gereken dersleri öğrendim, hatalarımı anladım, ikinci bir şans istiyorum, bu kişi benim için şerse lütfen hayra döndürüp ver, hayırlıysa güzellikleri büyütmemiz için ver. Benim iradem değil , senin iraden olsun. Teşekür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.
  2. Beğendiği kişiyi isteyenler: Sevgili Allahım, aklımdaki kişiyi biliyorsun,bu kişi benim için şerse lütfen hayra döndürüp ver, hayırlıysa güzellikleri büyütmemiz için ver. Benim iradem değil , senin iraden olsun. Teşekür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.
  3. Kalbi boş olanlar: Sevgili Allahım, kalbimi, hayatımı güzellikler içinde dolduracak, birbirimizi mutlu edeceğimiz, gelişip büyüyebileceğimiz, hayırlı kişiyi karşıma çıkar ve hayatıma sok lütfen. Benim iradem değil , senin iraden olsun. Teşekür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.
  4. Mevcut sevgilisiyle evlenmek isteyenler:Sevgili Allahım, bu kişiyi çok seviyorum ve senin izninle evlenmek istiyorum. Bu kişi benim için şerse lütfen hayra döndürüp ver, hayırlıysa güzellikleri büyütmemiz için ver. Benim iradem değil , senin iraden olsun. Teşekür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.

Sözleri tekrarladıktan sonra kalbinize üç kere vuruyorsunuz ve kolyeyi kaseye geri koyuyorsunuz.

Madde 2)Pembe mumu yakıyorsunuz ve sönene kadar bekliyorsunuz.

Madde 3) Ertesi gün size uyan bir zamanda sözleri tekrarlayarak kolyeyi boynunuza takıyorsunuz. 7 gün boyunca boynunuzda kalacak.

Madde 4) Kasedeki suyla, kasenin içindeki ve kartondaki gül tomurcuklarıyla gül çayı yapıyorsunuz ve yedi gün boyunca o çaydan içiyorsunuz.

Madde 5) 7 Gün boyunca sadaka veriyorsunuz

Şifa olsun,

Anette İnselberg/ Her Şey Değişir

Not 1:  Allahın iradesi neyi ne zaman, nasıl istiyorsa öyle verir. Bu ritüelden sonra bir değişiklik olmuyorsa bakış açınızı ve isteğinizi değiştime zamanınız gelmiş olabileceğinizi hatırlayın.

Not 2: Pembe kartonu ve kuvarts kolyeyi daha sonra tekrar kullanabilirsiniz. Ve evet karton pembe olacak.

Not 3: Evet mum pembe olacak ve evet sönene kadar bekleyeceksiniz. Mumdan arta kalanı toprağa gömersiniz.

Kim olduğunuza kendiniz karar verin.

kim olduğunuza kendiniz karar verin anette inselberg

 

Bugün annemin 33 yıllık bulaşık makinasını değiştirmek zorunda kaldık. Ne zamandır can çekişiyordu garibim. Son defa servisi çağırdığımızda, “Bir daha bozulursa boşuna bizi çağırmayın, gidin yenisini alın “ demişlerdi. Öyle oldu mecburen.
Çok efendi iki genç gelip yenisini yerleştirdiler. Annemin heyecanla bir gelişi var görülecek manzaraydı. Zannetmeyin ki yeni makinayı merakından… Eskiyi uğurlamak için! Çocuklar makinayı monte edip su bağlantısını halledene dek, “Benim emektar çıktı mı, hala burda mı ? “diye sordu durdu. Onlar bana bakınca da, “Veda edecek de…” dedim gülerek.
Şaşıracaklar zannederken çocuk demez mi, “Hanımefendi biz alışkınız, ağlayanlar oluyor eski makinayı çıkartırken…” diye.
Bizim ailede her bir şeye bağlanma hali vardır. Hatta beyaz eşyalara isim bile takar anneciğim. Eve ilk gelen çamaşır makinasının adı “Güllü” idi mesela. Güllü pek hamarat, Güllü yıkar, Güllü halleder, Güllü aşağı, Güllü yukarı… Neredeyse bir sene evin en önemli elementiydi diyebilirim.
Ben evlendim, anneannemin bulaşık makinası pırıl pırıl duruyor, tıkır tıkır çalışıyordu. Bizimkinden bile yeni kaldı o, çünkü anneannem kullanmaya kıyamadı resmen. Tam yerleştirmek için kapağını açarsın, “Evladım içini daha yeni yıkadım, hiç koyma kirli tabakları…” deyiverir. Yahu anneanneciğim, tabağı yıkayacak makinanın içini ne diye yıkıyorsun diyemezsin, üzülür çünkü… Ya da “Aaa unuttum, elimde yıkayıverdim…” ; bir diğer bahanesi de bu. Anlayacağınız tabak yıkayacağına kendi yıkanıp paklanarak bir evde yer tutan şanslı aletlerden biriydi kendisi. Bizim eve geçti ben evlenince, toplam 31 sene harıl harıl çalıştıktan sonra geçen yaz da onunla vedalaştık.
Şimdi niye anlatıyorum bunları?
Eski bir bulaşık makinası evden çıkarken insan neden ağlar? Avrupa’da, Amerika’da mümkün mü böyle bir şey? Bu kadar mı bugünümüzden memnun değiliz de, geçmişi temsil eden bir obje evden çıktığı an , daha iyisi geldi diye sevineceğimize ağıtlara oturuyoruz? Hani bunu bir mobilya için, bir giysi için hissedebilir insan da, toplum olarak geldiğimiz nokta eski buzdolabına, bulaşık makinasına bile bağlanmak ve bu sayede geçmiş güzel günlerle bağları canlı tutmak mı?
Daha geçen gün yayınevinde konuşuyorduk, insan şimdiki zaman ile sorunlar yaşadığında teselliyi geçmiş zamanda bulurmuş diye. Mesela masallar, mesela maniler, eski şiirler, eski şarkılar, anılar, hepsi bir çeşit direnme şimdiki zamanın hoyratlığına… Bir çeşit manevi işgal var çünkü. En çok da erdemlerimize karşı.
Engin Gençtan’ın müthiş yorumunu söylemeden geçemeyeceğim. Der ki, “Her figürün bir fonu olması gerekir. Fonu olmayan figür olmaz. Kimliğimiz, içinde yaşadığımız toplumun yarattığı fon üzerinde gelişir.”
Peki, neydi bizim fonumuz?
Aileye verdiğimiz, akrabalık bağlarına verdiğimiz değerdi. Kalabalık sofralardı. Üstünde sayısız tabak dizili masalardı. Binbir lezzette yemekti, “Ellerin dert görmesin” diye teşekkürler ederek yediğimiz.
Sonra hep birlikte, kirli tabakları “Allahaşkına bana bırak…” diye diye birbirimizin elinden kapıştırarak topladığımız , kahveyi kim yapacak diye çekiştiğimiz; cümbür cemaat yiyip, içip, gülüp, eğlendiğimiz o günlerdi… Fincanları üç kez başımızın üstünde çevirip, sonra içeri doğru kapattığımız, ilk yudumu almadan bir büyük kabarcık gördüysek eğer, göz var diye küçük parmağımızla çaktırmadan patlattığımız…
Kahve falıyla yetinmeyip, radyoda çalan şarkılardan fal tuttuğumuz…
Ailede, ahbaplarda, kim çayı nasıl içer, hangisi açık, hangisi koyu, hangisi kıtlama, hangisi limonlu; ezbere bildiğimiz… Daha önüne çay bardağını koyar koymaz başına dikip bitiren filan amcanın “Acaba ağzı teneke mi kaplı?” diye merak ettiğimiz… Herkesin aynı anda konuşup bir biçimde birbirini duyup anladığı… ( En çok da bu kısmı inanılmaz, bir o kadar da sevimli gelir bana.)
Fonumuz buydu bizim.
Şimdi o bulaşık makinası gidiyor ya evden, sanki o anılar da gidiyor hissine kapılıyoruz. Ağlatan o işte. Fonumuz gitmişti zaten, şimdi onun son gölgesi de çıkıyor dışarı duygusu.
Çünkü yeni fonda o kalabalık aile yok. O kocaman sofralar yok. Herkesin elinde bir cep telefonu tablet, önüne bakan insanlar var. Koca bir televizyon var dediğim dedik bir patron gibi sürekli dikkatleri üstünde tutan. O ekranda ise akla ziyan yemek programları var. Tepesinde kamera varken üç saatin içinde bilmemkaç yemek yaptıktan sonra sofrada oturup kendisini terbiyesizce eleştiren insanlarla kavga eden ev sahibi var . Yeni fonumuz bu olsun istiyorlar. Sanmayın ki artık böyleyiz. Kanmayın ne olur.
Yine Engin Gençtan’a vereyim sözü. Yukardaki tespitinin üzerine demiş ki, “Ben kimim” sorusuna doyurucu bir cevap ancak “Biz Kimiz” sorusuyla verilebilir”
Kimiz biz?
Bu ülkede, hiç bir kesim, bir eve gidip nimet yediği sofrada, kendisine ikram edilenleri terbiyesizce eleştirmez. Önüne kuru ekmek konsa teşekkür edilir. Bir tas tarhana çorbası dumanı üstünde önümüze konduysa “Eline sağlık”denir. Bu ülkede bu pespayelik maya tutmaz. Bu değiliz. Bunu geçelim.
O yüzden o kurguyu bize sunan o ekranı kapatalım bir kere. Onu görüp sinirlenip hayret etmenin bir anlamı yok.
Yeni bulaşık makinamıza gelince, kimse bizim elimizden kolumuzdan tutmuyor eve misafir çağırmayalım diye. Eskisi gibi toplanmıyor muyuz, buyrun siz çağırın ilk defa. Ha ailede sessiz gemiye binip giden çok mu diyorsunuz… Nur içinde yatsınlar. Kalanları toplayın etrafınıza. O bulaşık makinası yeni anıları, kahkahaları taşıyan tabaklarla dolsun taşsın.
Anlayacağınız, memnun değilsek var olan fondan, arzu ettiğimiz fonu, kendi yaşadığımız dört duvar içinde yaratmamıza kimse mani değil.
Bir zahmet o elinizdeki telefonları yavaşça yere bırakın. Televizyonu kapatın. Bir güzel Türk Sanat Müziği açıverin şöyle hafiften, “Ayrılsak da beraberiz” çalsın mesela. Bir güzel sofra kurun el birliğiyle.
Biz kimiz sorusunun yanıtını kimseye bırakmayın sevgili dostlar.
Hangi fonu özlüyorsanız, onu yaratın.
Kim olduğunuza kendiniz karar verin.
Bige Güven Kızılay
08.05.2019
( Fotoğraf, bulaşık makinasının esamesinin okunmadığı yıllardan… Annem henüz bebek, kucakta. Beybadedem masanın başında. )