Archive | 22 Mayıs 2019

NIETZSCHE- Amor Fati – Kaderini Sev

anette inselberg kaderini sev

(Kaderini sev, belki seninki en iyisidir.)
Güzel bir hafta olsun
Sevgiler
Burcu Dereli Ünder
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
“Ol” der Tanrı.
Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister.
“Ol” der Tanrı.
Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.
Rüzgar olmak ister bu kez.
Ona da “Ol” der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga olur.
Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan eser
burdan eser,
kaya bana mısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı….
Sırtında bir acı ile uyanır….
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır…”
— Nietzsche, Amor Fati (Kaderini sev)

Kaynak: BURCU DERELİ KÖŞE YAZILARI

CanlAr ilginize çok teşekkür ederim .

anette inselberg her şey değişir

CanlAr ilginize çok teşekkür ederim . Kitabımı beğendiğiniz ve işinize yaradığı için çok mutluyum. Bugün 13. Baskının haberi geldiği için çok mutluyum hepimize güzellikler getirsin inşAllah🍒💚💃🏻

Kitabımı tüm d&r larda , remzi kitapevinde, kitapyurdu.com ve d&r online sitelerinden temin edebilirsiniz.

Şifa olsun,

Anette İnselberg

Sevgilimizle ve Eşimizle Aramızı Düzeltme Ritüeli

Uzun zamandır bu konuyla ilgili ççookkkk sorular gelmeye başladı bende şifa olmasını (kalbinizden geçenin olmasını ) dileyerek sizlere bu ritüeli hazırladım.
Bazen sevgilinizle ya da eşinizle işler tıkanır. Bazen bu durum kayınvalde yüzünden olur, bazen konu komşu ve arkadaş yüzünden, bazen de üçüncü şahışlar yüzünden, bazen de ilişkinin kendisinden dolayı… Hepsi üzücüdür. Hepsi de hayatın gerçeğidir. Evde ağlayıp üzülmektense çözüm odaklı olmak yapabileceğimiz tek şeydir.
Elinizden bir şey geliyorsa yapın. Eğer gelmiyorsa ve hala işler kötüye gidiyorsa duruma teslim olmaktan başka maalesef yapacak bir şey yoktur.
Parolamız 1: ‘’Allahım sana sığınıyorum sen iyisini, en güzelini bilirsin.’’
Parolamız 2: ‘’Allahım sana güveniyorum ve sana sığınıyorum lütfen bana bir yol göster. Yolumu aç. Şükürler olsun. Şükürler olsun. Şükürler olsun’’
Bu ritüeli üç çarşamba boyunca yapmalısınız.
Ritüel Malzemeleri:
Bir tutam karanfil
Bir tutam tuz
3 bardak su
3 kaşık şeker
Ritüelin Yapılışı
Birinci Aşama: Öncelikle ilişkinizdeki negatifi (nazarı) dönüştürmek için mutfak ocağında karanfil ve tuz yakmamız gerekiyor. Fotoğraftaki gibi ocağın üstüne tuz ve karanfil koyun ve ocağı açın.
Ve şu sözleri tekrarlayın: İlişkimde kimin gözü, nazarı, kötü bakışı, nefesi, kıskançlığı varsa düşünceleri bu karanfil ve tuz gibi çatır çatır çatlasın , patır patır patlasın inş Allah.
İkinci Aşama: Evde mevcut şeker ve suyu önünüze alın.
3 kaşık şekeri bir kaseye ve 3 bardak suyu başka bir kaseye dökün.

Bu kaselerin başında ayakta durun gözlerinizi kapayın iki elinizi kalp bölgenizin üzerinde birleştirin ve aşağıdaki sözleri üç kez tekrarlayın…
‘’Allahım eşimle/sevgilimle olan bu durum beni çok üzüyor. Bu adamı/kadını çok seviyorum. Lütfen bu kişi benim için şerse hayırlıya döndürüp barışmamıza vesile ol. Hayırlıysa hep ağız tadımızla bir arada olmayı nasip et. Senden başka sığınacak kapım yok. Bu ritüel vesile olsun. Bu kişiyle ağız tadımız yerine gelsin. Bana sahip çıksın. Ben de bundan sonra daha tatlı ve güler yüzlü olucam. Lütfen bize bir şans daha ver. Şükürler olsun. Şükürler olsun. Şükürler olsun’’
Üzerine okuduğunuz suyu ve şekeri eşinize/sevgilinize yaptığınız yiyecek ve içeceklerde kullanın. Beraber yiyin için. Evdeki herkes yiyip içebilir.
Şifa olsun,
Anette İnselberg/ Her Şey Değişir Kitabımdan

Not 1: Ritüeli üçlemek en iyisidir…
Not 2: Eşinize ya da sevgilinize yedirme içirme ihtimaliniz yoksa onun adına niyet edip siz yiyip için
Not 3: Aranızın açık olduğu arkadaşınız için de yapabilirsiniz
Not 4: Arta kalan karanfil ve tuzları toprağa gömersiniz.
Not 5: Suyu ve şekeri birlikte de ayrı ayrı da kullanabilirsiniz…
Not 6: Her şeyi yaptınız ve her şeyi denediniz gene olmadı mı? Ben o zaman şöyle düşünmeyi seviyorum. Kapıları çaldım çaldım açılmadı. Demek ki kapının arkasında fırtına var. Allah beni bundan koruyor. Şükürler olsun…
Parolamız : ‘’Allah beni koruyor. Şükürler olsun’’

Bu Dünyaya Sevmeyi Öğrenmeye Geldim…

anette inselberg sevmeyi öğrenmek

 

Bugün sekiz yaşındaki kızım uyumadan önce bana, “Anne, hayat bana bazen çok zor geliyor.” dedi.
“Mesela, şu an sana en zor gelen şey ne?” diye sordum.
Çarpım tablosunu ezberlemekmiş. 🙂
Kafamdan milyon düşünce aynı anda, itişe kakışa geçtiler.. İçimden dedim ki, “Şu an çok dikkatli seçmem gerekiyor sözlerimi.. bir durun.. beni panikletmeyin.”
Psikologlar tembihliyor, çocuğunuz korktuğunda veya endişelendiğinde ona ‘Korkacak bir şey yok ki…’ demeyin. Hem faydası olmaz, hem de onun duygularını hor görmüş, yok saymış olursunuz.
‘Sence dünyaya neden geliyoruz?’ diye sordum ona…
“Sevmeye” dedi.
Bütün kafamdaki kurgu alt üst oldu bir anda.. Çocukların düşünceleri, bizim içinde debelendiğimiz gündemle kirlenmediği için öyle saydam, öyle net, öyle tertemiz oluyor ki, kalakalıyorsunuz.
“Çok doğru, sevmeye geliyoruz”. dedim.
Ama bir şey daha var : “öğrenmeye” de geliyoruz.
Bak, ben bu yaşımda hala öğreniyorum. 100 yaşıma gelsem hala öğreneceğim şeyler olacak. Mesela, önceleri defalarca izlediğin bir filmi tekrar tekrar hep izlesen ne hissedersin?
“Sıkılırım “ dedi.
Hah işte dedim, hayat da sen sıkılma diye, sana hep yeni şeyler öğretir. Yeni filmler izletir. Her yeni öğrendiğin bilgi sana yeni güzel bir kapı açar.
Tabii, her bilgi güzel kapılar açmıyor, kimi bilgiler de açtığın kapının karanlık tarafını gösterebiliyor sana, e o zaman da kendini korumayı, dikkatli olmayı filan öğrenirsin.
Bunu aklımdan geçirdim, ama söylemedim, hepsini bir anda yükleyip fındığımı şok etmenin de bir anlamı yok sonuçta…
Şimdi uyudu, ben de oturup düşünmeye başladım.
“Dünyaya neden geliyoruz? “ müthiş bir soru aslında.
Yazının tam burasında bir durun, ve kendinize sorun.
Kaldınız değil mi?
O kadar detayda boğuluyoruz ki, ana fikri unuttuk biz.
Her birimizin kendine sorması gereken soru bu.
Kendinize bir liste yapın. Hayat amacım nedir diye..
Ev sahibi olmak, arabayı değiştirmek, kredi kartlarını ödemek, çocuklarınızın okulunun taksitleri, seyahate gitmek, çok beğendiğiniz o mobilyayı, o çantayı, o saati, o tableti, o bilgisayar oyununu almak…
Göreceksiniz ki çoğu satın almakla, para harcamakla ilgili..
Veya terfi etmek, iş kurmak , vs…
Ödül kazanmak var mı hedeflerinizde?
Yeni bir keşif yapmak var mı?
İnsanlığa faydası olacak bir ilaç bulmak var mı mesela?
Unutulmayacak bir beste yapmak?
İnsanların içine işleyecek bir şiir yazmak?
Birilerinin hayatına ışık olmak?
Bir ağaç dikmek?
Sevgili Behiç Ak, bir röportajında , “ Ülkemizde yetişkinler, felsefe ve düşünceye dayanarak bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmadılar. Bunun yerine yaşam tarzı ‘satın almaya’ çalışıyorlar. demiş, not almışım.
“Düşünerek ve emekle toplumsal olarak oluşturulabilecek bir şeyi, parayla kişisel olarak satın almaya çalışmak…” güzel ülkemin en büyük sorunlarından biri bu.
Her şey maddi güce endekslenince tek hedef başarı, başarının da tek odağı para haline geldi.
İstemiyoruz çoğumuz bu çarka girmeyi aslında, ama sanki korkunç kalabalık bir çevreyolunda, beşinci vitese takmış gidiyoruz topluca, ve vites küçültemiyoruz.
Sizi bilmem ama benim aklıma sık sık arabayı kenara çekip, kırlara doğru yürümek geliyor.
Bu toplumsal çılgınlığın tek ilacı, bana göre “doğa”. Yani zihnimdeki kaosu tek yatıştıracak şey benim için o.
Mesela kıpkırmızı gelinciklerle dolu bir tarlada gün batımı yürümek… Mesela, yemyeşil bir vadide, şırıl şırıl akan suyun sesini dinlemek… Kızacağım tek şey, sırtımı yasladığım ağacın tepesinde bet sesiyle öten karga kardeş olsun istiyorum.
O zaman işte, düşüncelerimin üstündeki bulutlar dağılıveriyor. Sakin, huzurlu ve verimli düşünebiliyorum. Kime niye kızdığımı, kimi niye sevdiğimi, kendimle kavgamı nasıl çözeceğimi, serin serin süzgeçten geçirebiliyorum.
Geri geri çekilip resme bir uzaktan bakın bence.
Niye geldiniz?
‘Sevmeye.’
‘Öğrenmeye.’
” Sevmeyi öğrenmeye.. ! ”
Sekiz yaşındayken 8 x 8 kaç diye sorduklarında hayat zordu.
Çaresi neydi peki? “Ezberle gitsin.”
Bugün bunca ölüm, bunca savaş, akıl almaz şiddet olayları hayatı zor kılıyorsa, sorun kendinize…
Çaresi ne ?
“Sevmeyi öğrenmek”
Ezberleyin gitsin : “Sevmeyi öğrenmek”.
Bige Güven Kızılay
Hayal Ağacım – Hayykitap
Sayfa 213 ( Arabayı Kenara Çekebilmek )