İnanılmaz Etkili… Hayatına Bolluk Bereket Gelsin İsteyenler 13 Haziran’daki Yeni Ayda Mor Kurdeleli Cam Kavanoz Ritüelini Mutlaka Yapmalı…

213975_Thb57xwl_1[1]

 

Merhabalar Cancan’ lar,

Bir süredir bolluk bereket için ne yapabilirim, para geliyor ama elimde tutamıyorum, işim yok nasıl iş bulabilirim gibi çok sayıda mesaj alıyorum…

Ben de tüm bu sorunlara ilaç olabilecek harika bir yeni ay ritüeli hazırlamaya karar verdim..

İşte malzemeler:

Bir cam kavanoz

Mor bir kurdele

Bir avuç pirinç, lavanta ve çörek otu

Bir kaşık şeker

Ve sitrin taşı

Ritüelin Hazırlanışı

Şimdi kavanozu elimize alıyoruz içine sitrin taşını, çörek otunu, lavantayı, pirinci ve şekeri koyuyoruz en son kavanozu kapatıp mor kurdeleyi bağlarken şu cümleyi üç kez söylüyoruz

”Hayatıma her türlü hayırlı kaynaktan bolluk bereketin hızlıca,  kolaylıkla gelmesi ve iş kapılarımın açılması için neler mümkün…”

Ve kavanozu mutfakta görünür bir yere koyuyoruz ve kavanozu gördükçe cümlemizi tekrar ediyoruz…

İşte bu kadar basit…

Tarifi benden yapması sizden…

Hepinizi kocaman kocaman öpüyor bolluk ve bereketin her daim hayatınızda olmasına niyet ediyorum…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

 

Hayatlarımız seçimlerimiz tarafından şekillendiriliyor. Önce seçimlerimizi yaparız, sonra da seçimlerimiz bizi şekillendirir

iyi-bir-hayat-e1454358347119[1]

 

19. Yüzyılın sonunda İngiliz ayakkabı sanayicileri Afrika’nın çeşitli yerlerine pazar araştırmaları yapmaları için uzmanlar gönderdiler. Sanayi devrimi ile birlikte üretim ve arz artmıştı ve fabrikalarda üretilen on binlerce ihtiyaç fazlası ayakkabı çiftini pazarlayabilmek için yeni pazarlar bulmaya çalışılıyordu. Afrika’yı gezip dönen uzmanların hepsi son derece karamsar raporlar yazdılar; ” Afrika’da insanlar yalın ayak geziyorlar ve ayakkabının ne olduğu bile bilinmiyor.” İstisnasız bütün raporların sonunda; “Değil Afrika’ya ayakkabı satmaya çalışmak, pazar araştırması yapmak için masraf yapıp uzman göndermeye bile değmez “ sonucuna varılmıştı.
Aynı dönemde Çekoslovakya’nın küçücük bir şehrinde (Zlin ) kurulmuş olan Bata isminde aile şirketi niteliğinde bir ayakkabı fabrikasının olağanüstü girişimci sahibi Thomas Bata’da gözünü Afrika’ya dikmişti ve kendi yetiştirdiği çok güvendiği bir satıcısını Kongo’ya gönderdi ve pazar araştırması yaptırdı. Gelen rapor İngilizlere verilen raporlar gibi başlıyordu; “Afrika’da insanlar yalın ayak geziyorlar ve ayakkabının ne olduğunu bilmiyorlar.” Bu bilinen başlangıç raporun sonunda çok farklı bir değerlendirme ile bitiyordu; “Bu durumda Afrika ayakkabı satabilmek için dev bir pazar. Rakip yok, ürün saplantısı yok, harika iş yapılabilir hemen yatırım yapılmalı”
Thomas Bata hemen Afrika’ya çıkarma yaptı. Yüzyıl bittiğinde Bata ayakkabıları, Afrika’da Bata’ya ait nerede ise her yerleşim biriminde olan dükkanlarda satılmakta idi ve dahası Nijerya, Kenya, Fas, Güney Afrika, Mısır, Sierra Leone, Libya, Sudan, Cezayir, Senegal, Kongo, Tanzanya, Rodezya’da Bata fabrikalarında üretilmekte idi.
Afrika’daki yalın ayaklar Bata’yı bugün bütün dünyada 6000 i kendi mağazası olmak üzere 25.000 bayisi, 6800 çalışanı ve 56 dev fabrikası olan, günde 120.000 kişiye ayakkabı satıp yılda 45 milyon ayakkabı üreten uluslararası bir imparatorluk yaptılar. Üstelik bulunduğu yerlerde sosyal projeleri ile çok faydalı insancıl yatırımlar yapan bir müesseseyi yarattılar.
Daha doğrusu bence bu dev atılımın ilk adımını iki kişi attı. Birincisi patronunun ne istediğini anlayan, herkesin baktığı yerde farklıyı görebilen bir uzmandı ve ikincisi de bütün zorluklara rağmen işinde büyümeyi seçen bunun için de herkesin yaptığını yapmaması gerektiğini sezen bir girişimci idi.
————————
Hepimiz bakarız ama sadece bir kısmımız “görürüz” Oysa başarının anahtarı “görebilmek”. Görebilen insanlara bütün toplumların ihtiyacı var. Eğitim sistemleri “görebilen insan” yetiştirmeli. Peki “görmeyi” kime nasıl öğreteceğiz?
Şöyle düşünelim; hızla akan bir nehrin kıyısındayız. Kimler karşıya geçebilecek? Kimler bu kıyıda kalacak? Cevap basit; “Kimler suyun içindeki elverişli akıntıyı ve bu akıntıdaki değişimi görebiliyor ise o geçecek”
Peki, akıntıyı görmek ne ile mümkündür?
Zeka ile mi?
Bence etkisi var ama sınırlı. Yaşamım boyunca suyun içine öte yanında çok parlak zeka işareti vermeyen insanlar gördüm.
Detaylara düşkün bir bakış alışkanlığı ile mi?
Öyle olduğunu söyleyenler vardır ama bence kesinlikle değil. Detaycıların pek azı suları aşar. Çoğu düşünür durur.
Bilgi birikimi ile mi?
“Dunning sendromu” diye öğrenilmesi gereken bir gerçek var. Çok defa bilenler tutukturlar yani cahillerden daha az cesaretli ve girişimcidirler.
O zaman cesaretliler mi geçecek?
Evet suyu geçenlerin hepsi muhakkak ki cesaretlidir. Zaten cesaretsiz olanların hiç şansı yok. Suya “korkular platformundan “ bakanlar engelleri , tuzakları, komploları ve tehlikeleri görür ya da sezdiğini sanır ve harekete bile geçmezler. Ama şurası da gerçek ki boğulanların da hepsi cesaretli idiler. Demek ki salt cesaret yetmiyor.
Bu yazıları yazarken daha baştan kendi kendime sorduğum yukarıdaki soruların yanıtlarını ve varmak istediğim noktayı bildiğim sanılmasın. İşte tam bu satırları yazarken başka bir hikayenin kucağında düşünmek gerektiğini hissettim….
Bir şehrin kapısında, yaşlı, beyaz sakallı, bilge görünümlü bir kişi oturmaktadır. Şehre ilk kez gelen bir yabancı yaşlı adama yaklaşır ve sorar: “Baba yerleşecek yer arıyorum bu şehir nasıl bir yerdir?” Yaşlı adam cevap vermez. Soru tekrarlanınca, kafasını kaldırır ve bir soru sorar; “Nasıl bir yerden kaçıyorsun evlat?” Adam cevap verir; “İnsanların hırslı dolayısıyla huzursuz ve çatışmacı oldukları sürekli rekabet içerisinde yaşadıkları bir yerdi.” Yaşlı adam üzgün gözlerle; “Burası da böyle evlat, burası da böyle…” Ve sonra sordu; “Sen nasıl bir yer arıyorsun evlat?” Adam cevap verdi “Bereketli bir yer arıyorum, emeğinin karşılığını süt ve bal olarak alacağım evim gibi hissedeceğim bir yer arıyorum.” Yaşlı adam gülerek cevap vermiş; “Burası da öyle evlat, burası da da öyle!…”
Bizler aslında dilimizin değil kalbimizin seçimlerini görürüz. Görebilmek çok kez elimizde değil ama seçimlerimiz bizim seçimlerimiz.
Yaşasaydı Anne Frank gelecek hafta 89 yaşında bilge yaşlı bir kadın olacaktı. 16 yaşında bilge bir genç kız olarak öldürüldü. Bu yazıya da onun şu sözü ile son verelim;
“Our lives are fashioned by our choices. First we make our choices, then our choices make us.” (Hayatlarımız seçimlerimiz tarafından şekillendiriliyor. Önce seçimlerimizi yaparız, sonra da seçimlerimiz bizi şekillendirir)

Bayram’da Yaşam Çiçeği Kolyesi Hediye Etmek İsteyenler Buraya :) Sip. Tel. 0541 242 23 24

AD New

Merhabalar,
Geçenlerde Aslı ve Murat çiftini dükkanlarında ziyaret etim… Ve ilk on beş dakkamı oradan oraya sıçrayan çocuklar gibi ve mutlulukla -aaa bu da mı var, –aa bu da mı var diyerek kolyelerin arasında sevinçle gülümseyerek geçirdim…
Sonunda sohbete başladığımızda da onların bilgileri, dostlukları, yaratıcılıkları ve insancıllıkları her biri tarafımı sarmıştı…
Hele bir de bana kolye hediye ettiklerinde oradan yüzümde kocaman bir gülümsemeyle ayrıldığımı söylemeliyim…
Bu harika kolyeleri tasarlayan ve hayata geçiren Aslı aşağıda kısaca sizlere kendini ve ürünlerini tanıtacak… Beğendiğiniz, size şans getirecek olanı hemencecik alma şansınız var…
Hepinizi kocaman kocaman öpüyorum…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg
Aslı Girgin kendini anlatıyor:
Tasarımcıyım.
Ali ile Ayşe’nin annesiyim.
Leyla’nın ikiziyim.
Hala dünyaya çocuklar gibi bakabildiğimi söyleyen bir kocam var.
Nişantaşı’ndaki atölyemde insanların içine hitab eden naif, gülümseten takılar üretmeye çalışıyoruz.
http://www.agdsign.com
http://www.instagram.com/agdsign.tr
http://www.facebook.com/agdsign2009
wattsapp sipariş hattımız: 05412422324

YAŞAM ÇİÇEĞİ kOLYESİNİNİ ANLAMI

iç içe geçmiş çemberler ve onları çevreleyen büyük bir çemberden oluşan bir geometrik şekil, Yaşam Çiçeği olarak adlandırılıyor ve bu sembolün evrenin sırlarını barındırdığı düşünülüyor. Kutsal geometri deyince aklımıza gelen ilk form olan Yaşam Çiçeği, tüm yaşam formlarının içinde bulunuyor.

Bu iç içe geçmiş yedi küre ilk olarak yaşam tohumunu veriyor, sonra 19 küreye kadar devam ediyor ve onları bir bütün olarak içine alan 20’nci küre ile Yaşam Çiçeği meydana geliyor. Çiçek denmesi ise hayatın beş döngüsünü anlatıyor, hiç bitmeyen döngülerden bahsediyor. Bir hayat ağacını ele aldığınızda meyve toprağa düşer, ağaç olur, ağaçtan çiçek olur, çiçekten meyve olur, tekrar toprağa düşer, tekrar bu döngü başlar. Dolayısıyla bu form bir çiçekten öte hayatın bitmeyen döngülerini anlatıyor.

Üzerinde taşıyan kimsenin sezgisel gücü ve yaratıcılığı artar aynı zamanda negatif enerjiden korunur…

Ürünler pirinç üzerine altın kaplama.
Fiyatları 80₺ ‘dir.

Sevgi Damlacıkları Uygulaması…

images[4]

 

DAMLAYA DAMLAYA GÖL OLUR
Bir öğretmen arkadaşla sohbetimizi sizinle paylaşmak istedim. Adının kullanılmasını istemediği için ona Hayri Öğretmen diyelim. Kendisi benim verdiğim üç günlük bir eğitime katılmıştı; o zamandan beri ara sıra buluşur, konuşuruz.
İyi bir öğrenci olan Recep (isim gerçek değil) son iki aydır gittikçe düşük notlar almaya başlıyor ve yine bu dönemde arkadaşlarıyla ara sıra kavgalı oluyor. Gittikçe kötüye giden bu durum Hayri öğretmenin dikkatini çekiyor ve öğrenciyle konuşmak istiyor.
Recep kendisine sorulduğunda bir sorun olmadığını söylüyor ve göz teması kurmuyor. Hayri öğretmen pek üstelemiyor. Diğer öğretmen arkadaşlarıyla konuşuyor, onlar da bir şey bilmiyor. Daha sonra Recebin en yakın arkadaşı olan bir başka öğrenciyle konuşuyor ve Recebin annesinin babasından ayrılma süreci içinde olduğunu öğreniyor. Bu ayrılma süreci içinde anne Recebi yanına almak istemiyor, baba ise başka bir şehre gideceğini ve Recebin annesinin yanında kalmasının daha doğru olacağını düşünüyor.
Sonuç olarak Recebi ne annesi ne de babası istiyor. Recep kendisini istenmeyen evlat olarak görüyor. O kadar gücüne gidiyor, o kadar utanıyor ki, bu durumu en yakın arkadaşına dahi söyleyemiyor. Recebin bir arkadaşı, annesinin komşusu olan bir başkasından durumu öğreniyor.
Hayri öğretmen ne yapacağını bilemiyor, ama Recebin içinde bulunduğu zor durumun farkında olarak onu izlemeye başlıyor. Durumu okul müdürüyle, rehber öğretmenle konuşuyor. Rehber öğretmenin konuşma isteğini de Recep olumlu bakmıyor ve Rehber öğretmenle buluştuklarında sessiz kalıyor.
Hayri öğretmenin aklına bir fikir geliyor; bizim seminerde “sevgi damlacıkları” adını verdiğimiz bir uygulamayı biraz değiştirerek sınıfa taşımaya karar veriyor. Bu uygulamanın aslında şöyle bir yol izleniyor: Uygulamaya katılanlar birbirlerinin yüzlerini görecek biçimde bir çember oluşturuyorlar. Sırası gelen kişiye” hedef” deniyor. Diyelim A kişisi hedef oldu: Çemberdeki herkes A’nın gözünün içine bakarak, onda gördüğü olumlu bir özelliği söylüyor. “Çalışkan ve dürüst bir insansın,” gibi. İsterse birden fazla olumlu özellikler de söyleyebiliyor; “Çalışkan ve dürüst bir insansın; senin müzik yeteneğine bayılıyorum ve hep arkadaşım olarak kalmanı istiyorum,” gibi. Daha sonra sıradaki kişi konuşuyor, o da A’da gördüğü olumlu özellikleri söylüyor. Her bir kişi en fazla 10 saniye konuşuyor. Bu süreç devam ederken A konuşanın gözünün içine bakmanın ötesinde başka bir şey yapmıyor. Sadece dinliyor. Tüm grup bittikten sonra gruba teşekkür ediyor ve şimdi burada neler hissettiklerini paylaşıyor.
Sonra sıra B kişisine geçiyor ve gruptaki herkes “hedef” oluncaya kadar süreç devam ediyor. (Otuz kişilik bir grup kişi başına ortalama 10 saniyeden 150 dakika alır.)
Bu güçlü bir uygulama. Bu uygulamada olumsuz hiçbir ifadeye izin verilmez. İfadenin temiz olması gerekir, olumlu ifadeden sonra “ama, fakat, ne var ki, keşke biraz da” gibi ifadelere yer verilmez. Konuşan kişi inandığı, var olduğunu gördüğü olumlu özellikleri söyleyecektir.
Bu uygulamadan sonra gruptakilerin ilişkisi yenilenmekte ve güven duygusu artmaktadır. Bence yılda bir birlikte çalışan insanların bunu yapması gerekir.
Hayri öğretmen bu uygulamayı değiştirerek her hafta bir öğrenciye sevgi damlacıkları uygulamasını yapmaya karar veriyor. Yani tüm öğrenciler değil, her hafta ancak bir öğrenci “hedef” olacaktır.
Peki, “hedef” kim olacak? Bir araştırma yapıyor ve hem isminde hem de soyadında “p” harfi olan tek kişinin Recep olduğunu saptıyor.
Hafta başında Recebin sınıfında kararını açıklıyor; uygulamayı anlatıyor. Kimle başlayacağımıza karar verelim, diyor. İlk isminde “p” harfi olanlar el kaldırsın, deyince üç kişi el kaldırıyor. Soyadında “p” harfi olan var mı deyince, sadece Recep el kaldırıyor. Evet, arkadaşlar Recep ile başlayacağız, diyor öğretmen. “Recep sen ilk olacaksın, bu uygulama bitince, önümüzdeki hafta kimin “hedef” olacağına sen karar vereceksin. Senin seçtiğin kişi de kendinden sonra kimin “hedef” olacağına karar verecek, böylece zincirleme herkes “hedef” oluncaya kadar uygulama her hafta devam edecek,” diyor.
Sınıftaki herkes Recebe gördüğü olumlu bir yönünü söylüyor. Beş dakikanın sonunda Recep gözyaşlarını tutamıyor. O dersin sonunda Hayri öğretmenle konuşmak istediğini söylüyor ve baş başa kaldıklarında durumu olduğu gibi anlatıyor.
Hayri öğretmen o noktadan sonra Recep’ten izin alarak ona yardımcı olmaya başlıyor; müdür, müdür yardımcısı, rehber öğretmen devreye giriyor. Uygun ortamlar yaratılarak baba ve anneyle konuşuluyor; hayretle görülüyor ki, anne ve baba Recebi nasıl etkilediklerinin farkında değiller.
Recebin aynı okulda kalarak, arkadaşları ve öğretmenlerinde ayrılmadan eğitimine devam etmesi olanağı sağlanıyor.
***
Sevgi damlacıkları uygulamasını sınıfa taşıyan “Hayri” öğretmeni kutluyorum. Bence her aile, doğum günü olan kişiyi” hedef” yaparak sevgi damlacıklarını uygulayabilir. Her öğretmen o gün doğum günü olan öğrencisini “hedef” ilan ederek sevgi damlacıklarını uygulayabilir.
Lütfen, tanıdığınız tüm öğretmenlerle paylaşın.
Böyle yaratıcı bir uygulamayı benimle paylaşarak “Hayri” öğretmen benim ufkumu açtı. “Öğretmen gibi öğretmen.” Teşekkür ediyorum.
Doğan Cüceloğlu (26.02.2012)