Archive | 03 Haziran 2018

Öfkelenince Neden Bağırırız…

ofkelenince-neden-bagiririz-b[1]

 

Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.
Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş.
Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?” diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır.
Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur?
Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.
“Zerzevatçı bağırır, sarraf bağırmaz,
Eskici bağırır , antikacı bağırmaz,
Söyleyecek sözü, fikri değerli olan bağırmaz,
Bağıran düşünemez düşünmeyen kavga eder…”
Mevlâna

MELATONİN HORMONU-KANSER DÜŞMANI-TOKSİN TEMİZLEYİCİ

34302106_10213356960292899_6844104349807804416_n[1]

..
Melatonin hormonu insan vücudunda gece salgılanan bir hormondur.
Saat olarak 23:00 ile 05:00 arasında etkin olarak görev yapıyor.
Tabi sadece uyku halinde iseniz.
En önemli zorunluluk karanlık olması.
Işığa karşı çok duyarlı .
Elektromanyetik dalgalara karşıda tepkili.
Yatak odasında ışık olmaması lazım
Yatarken başucunuzda telefon,bilgisayar olmaması lazım.
Biolojik saatin hem belirleyicisi hem de yürütücüsü..
Biolojik kurguyu uyguluyor.Bioritm uygulayıcısı..
GÖREVİ
Vücuttaki tüm zehirli ve zararlı maddelerin dışarı atılımını sağlıyor.
Bu nedenle kansere neden olabilecek oksidanları temizliyor.
Yaşlanmayı yavaşlatıp geciktirici etkiside bulunuyor.
Melatonin hormonunun yapmış olduğu temizlik sonuçlarını sabah idrarınızda görebilirsiniz.Koyu renk toksinlerdir.
RİSK
Gece çalışanlar ,gece yaşamı olanlar,vardiya çalışanları ,
gece uyumayanlar ile ışıkta uyumaya alışkın olanlarda
bu saatlerde melatonin üretimi olmaz.
Gece bozulan biolojik ritm sonucu senkronize olarak bütün vücuda yayılan bir huzursuzluk hakim olur.
Dışarı atılamayan toksinler genellikle beyine doğru harekete geçerler. ve beyine yerleşirler
Depresyon başta olmak üzere nöro ve psiko rahatsızlıkların kaynağı melatonin hormonunun çalışmamasıdır.
Melankolik sendromunun tetikleyicisidir olmayışı ..
KÖRLER HİÇ KANSER OLMAZ..
Melatonin hormonunun çalışması için uyku saatimizi normal süre içinde düzenlemeliyiz.
Uykusuzluk nedenlerini ortadan kaldırmalıyız.
İyi bir uyku için serotonin hormonunun salgılarının arttırılması gereklidir.
Serotonin hormonunun salgısını arttıran triptofan aminoasidinin arttırılması zorunludur. Stres ve düşük kan şekeri serotonin düzeyini düşürür.
Triptofan aminoasidinin üretimi bağırsaklarda probiyotikler tarafından yapılır.
Bu sentezleme için probiyotik bakterilerin güçlü ve aktif olmaları ile mümkündür..
MELATONİN HORMONU İLE SEROTONİN HORMONU ARASINDA GÜÇLÜ BİR BAĞ VAR.
HER İKİSİNİNDE BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ İLE DOĞRUDAN İLİŞKİSİ VAR.

ŞİKAYET ETMENİN YERİNE TAKDİR ETMEYİ KOYMAK

34303536_2055021868100538_5212416282300776448_n[1]
Küçük dokunuşlarla hayatınızı bir süre sonra çok daha güzel hale getirebilirsiniz, bu küçük dokunuşların sayısı artarsa ve biraz sabırlı olabilirseniz geldiğiniz noktaya siz bile şaşırabilirsiniz. Peki, nedir bu küçük dokunuşlar, gelin bugün bir tanesinden bahsedelim, şikayet etmenin yerine takdir etmeyi, şükretmeyi yerleştirelim.
Şikayet etmek her zaman daha kolaydır. Trafiğin durumu, verimsiz toplantılar, plan dışı gelişmeler, son kullanım tarihi geçmiş ürünler, aşırı soğuklar, vb. Kısa vadede stresi yönetme aracı gibi görünse de orta ve uzun vadede zararları yararlarından çok daha fazladır.
Şikayet eden insan bir süre sonra takdir etmeyi unutur ve hatta hayatını bir kurban rolünde yaşamaya da başlayabilir.
Şikayet etmenin yerine takdir etmeyi yerleştirirseniz hayatınızda önemli bir fark yaratabilirsiniz.
Önce kendinizden başlayın. Kendinizde en çok takdir ettiğiniz 5 özelliğinizi yazın. Hep kendinizi yargılayacak değilsiniz ya, eksik olana odaklanmak yerine şöyle 3-4 hafta boyunca iyi yaptığınız şeylere odaklanın bakalım biraz da.
Daha sonra sevgilinizle/eşinizle, çocuklarınızla, anne ve babanızla veya kardeşlerinizle, en yakın dostunuzla ve patronunuzla devam edin.
Her gün bir kişiye odaklanın ve bir hafta içinde kendinizle birlikte 7 kişinin olumlu yönlerini ortaya çıkarın
Bir sonraki hafta ise evinizle, arabanızla, iş yeri ortamınızla, yaşadığınız kentle, sosyal hayatınızla, sizin için önemli olan diğer konularla devam edin.
Dikkatinizi iyi olana verdiğinizde ve takdir etme alışkanlığı kazandığınızda hayatınızdaki güzelliklerin çoğalacağına emin olabilirsiniz.
Ayrıca bir defter alıp günlük şükürlerinizi de yazabilirsiniz. Benim en severek yaptığım ve sık uyguladığım egzersizdir. “Bugün ve bu hafta güzel olan ne var” ismini verdiğim bir uygulama. Arkadaşlarımla buluştuğumda onlara da çok sık yönelttiğim bir sorudur bu aslında “Bu hafta hayatında ne gibi güzel şeyler oldu?”.
Önce o gün gerçekleşmiş olan ve güzel olarak hatırladığım her şeyi yazıyorum. Daha sonra bir hafta içinde gerçekleşmesini beklediğim, beni heyecanlandıran şeyleri sıralıyorum.
Ertesi gün aynı şekilde devam ediyorum. İkinci kısım, yani bir hafta içinde olmasını beklediğim güzel şeyler kısmı bir hafta boyunca gerçekleşene kadar aynı kalabilir. Ama üst kısımda, o gün gerçekleşen güzel şeyler bölümünde mutlaka farklı şeyler yer alıyor.
Alıntı

Hastalığınız ile Kimliğinizi Birbirine Karıştırmayın!

34199064_635839096795663_779373437071130624_n[1]

 
Bebekler büyürken yakınındaki büyüklerinin konuşma şekillerini, ses tonlamalarını, kelime seçimlerini, kelime anlamlarını ve dil kalıplarını kopyalarlar. Büyüdükçe bazılarını sorgulayıp, değiştirirler ancak pek çoğu zihin programlarında kalarak, uzun yıllar onları yönetir. Maalesef bazen bir ömür boyu. Bunlardan en önemlisi kişinin davranışını ve hastalıklarını kimlik boyutuna taşımasıdır. Davranış boyutunu başka bir yazımda ele alacağım, bu yazımda hastalık konusuna değinmek istiyorum.
Günümüzde en yaygın hastalıklardan birisi KANSER’dir, neredeyse her ailede bir kanser hastası var. Bu hastalığı taşıyan kişilerle karşılaştığımda onlara şunu soruyorum ” bu durumda siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz, neyiniz var? ” diye sorduğumda hep aldığım cevap ” KANSERİM” oluyor. Ve bunu günlük hayatlarında o kadar çok tekrarlıyorlar ki farkında olmadan bilinçaltına çok olumsuz mesajlar yolluyorlar. Ben kanserim, ben ülserim, ben saç kıranım, ya da ben şeker hastasıyım, ben kalp hastasıyım…

Hastalık, bu gibi söylemlerle hastalık boyutundan kimlik boyutuna taşınıyor. Durum kalıcı olarak bilinçaltında sanki iyi bir şeymiş gibi çapalanıyor. Bilinçaltı bu durumu kabul ettiğinde , hastalığı desteklemek için elinden geleni yapıyor. Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim, bilinçaltı saf bir çocuk gibidir, iyiyle- kötüyü, doğruyla yanlışı ayırt edemez, bilincin istediğini sorgulamadan doğru olarak kabul eder.
” Ben kanserim ” dediğinizde, ben domatesim gibi bir şey oluyor. Siz domates olabilir misiniz? Siz Ayşe’siniz, Ahmet’siniz, sizi siz yapan bir insan kimliğiniz var. Siz KANSER olamazsınız. Ama çok ısrar ederseniz bilinçaltınız kendinize yüklediğiniz anlamı bir şekilde yakınınızda tutacaktır. Peki ne denmeli böyle bir durumda? ” Ben de kanserli bir hücre vardı, temizlendi, alındı gitti, bitti” Düşünsenize bir ” ben ülserim” dediğinizde, sizin tüm hücre yapınız, şekliniz şemalinizin değişmesi gerek. Bir ülser, bir kanser neye benzer, ne şekildedir, nasıl bir yapıdadır, resmi nedir biliyor musunuz? Ama ” ben…” dediğinizde kendi görüntünüzü, kendi kimliğinizi her ne ise hastalık ” o ” yapmış oluyorsunuz. Kendinizi o hastalığın sözlük anlamına koymuş oluyorsunuz. Sürekli tekrarlanan bu tip düşünceler beyninizde SİZ = Hastalığınız oluyor.
Biraz olumlu düşünürseniz hastalığınızı tanımlayacak ve sizde geçici olarak bulunduğunu ima edecek dil kalıplarını bulursunuz ve bilinçaltınıza olumlu telkinler yollarsınız. Bağırsakları yavaş çalışan insanların hemen hemen hepsi KABIZIM der. Kabızlık artık onların ayrılmaz parçasıdır. Böyle söylediğinizde kimliğiniz, siz herşeyinizle kabız oluyorsunuz ama bu doğru değil. Yanlış telkin hastalığı bedeninize çapalıyor, va zamanla o hastalığa dönüşüyorsunuz.
Evet siz veya bir yakınınız farkında olmadan kendisine zarar veren böyle yanlış telkinlerde bulunuyorsa hemen kağıt kalemi eline alsın ve olumlu cümlelerini yazsın. Yazdığınız kağıdı görebileceğiniz bir kaç yere kopyalayın ve her gün yeni telkininiz tekrarlayarak bilinçaltınıza gerçekten işinize yarayacak mesajlar yollayın.
Sağlıkla ve sevgiyle ilerleyin, HEPİMİZ SAĞLIKLI VE MUTLU OLMAYI HAKEDİYORUZ 🙂
Arzu Bıyıklıoğlu
NLP Uzmanı ve Yaşam Koçu

ÇAKRALARIN POZİTİF ENERJİ İLE DOLMASI İÇİN UYGUN ESMALAR

Çakralarin-yerleri[1]
99 adet esma-ül hüsna ve bütün bunların toplamın içinde barındıran ALLAH ismi karşımıza çıkar. Bu çakrayı açmanın en garantili yolu nefsin girişini bu çakradan kesmek ve temizlemek için eski tasavvuf ehlinin yaptığı gibi alını ve kalbi düşünerek Allah zikrini çekmektir.

Burada o kadar büyük bir pozitif enerji döngüsü oluşur ki negatif enerji titresimlerinin burada barınabilmesi olanaksızdır. “La ilahe illallah” dediğinizde bir nefsinizin giriş kısmına yani ajna çakraya dokunursunuz o temizlenir sonra kalp çakraya dokunursunuz daha önce bu çakra kapısından girip oraya yerleşmiş olan düşük frekanslı nefsinizin yuvalandığı düşük frekanslı enerjileri temizlemeye başlarsınız

işinize yarayabileceğini düşünüyorum.
1- KÖK ÇAKRASI – ya rabbi
2- SAKRAL ÇAKRASI – ya kadimu
3- SOLAR ÇAKRASI – ya halıku
4- KALP ÇAKRASI – ya rahim ya kerim
5- BOĞAZ ÇAKRASI – ya musahharas semevati vel ardı ve -ma fihima
6- ÜÇÜNCÜ GÖZ ÇAKRASI – ya alimu
7- TAÇ ÇAKRASI – ya muhyi
Her bir sorunlu çakra için 15-20 dk. çalışın.Bu zikir çalışması çakraları açtığı gibi temizlenerek pozitife dönmesine de yardımcı olacaktır. Bir süre bu çalışmalar devam edin mucizelere tanık olun..

alıntı