Hepimiz İçin Hayırlısı Neyse O Olsun :)))

13260047_1017720741652454_3760229609276472679_n[1]

Sonsuzluğa Giden ‘An’lar…

13266103_956374277808888_6903113601496989074_n[1]

Bazen öyle anlar yaşıyorum ki, o kareyi dondurmak ve sonsuza kadar saklamak istiyorum…

Mesela metro da yürüyorum, yorgunum. Eve varmak için hızlı yürüyorum. Derken metro da müzik çalanların sesi geliyor kulağıma. Bildik bir şey çalıyorlar. Kendimi onlarla beraber söyler buluyorum. Cüzdanımı açıyorum, bozuk para atıcam çocuklara. Belki bir çay içecekler o parayla. İşte parayı atarken, çalgıcıyla göz göze geldiğimiz o an. Ben hafif utangaç, o hafif müteşekkir. İşte o an donup kalsın istiyorum…

Yolda yürüyorum, bir kız çocuğu. Üstü başı düzgün. Siyah saçlı. Saçları toplanmış. Yanıma gelip, abla bana büfeden dönerli sandüviç alır mısın diyor? Tamam diyorum… Büfeye gidiyoruz, bir de yanına kola istiyor. Ona da tamam diyorum… İstedikleri eline gelince, o çocuk masumluğuyla teşekkür ederim abla dediği zaman gözlerindeki parıltıyı dondurmak istiyorum…

Rumeli hisarında açık çayımı yudumlayıp, karşı kıyının doyulmaz manzarasına baktığım o anı da donduralım…

Yeni birisiyle tanışmışım, daha ne olacağı belli değilken, bana attığı o ilk mesajı okuduğum zamanki heyecanımı dondurmak istiyorum…

Annemin saçını okşayıp, sen bu ailenin ana kraliçesisin deyip, onu mutlu ettiğim o anı da koyalım…

Kavga edipte, çok uzun süredir görmediğim eski erkek arkadaşımı yolda görüp, amann ne çocukmuşuz deyip, birbirimize sarılıp, her şeyi geride bıraktığımız o dostluk anını da katalım…

Boğazım ağrıyarak kalktığım, bütün gün kendimi, ıhlamurlara, bitki çaylarına verdiğim günün sonunda artık iyileştiğimi anladığım o anı da alalım…

Sadece kardan adam değil kardan kadında yapalım yazısını görüp gülümsediğim o anı da alalım…

Sanki liste uzayıp gidecekmiş gibi geldi. En iyisi buralar da kesmek. Hayat bana göre bir resim. Hepimiz kendi resmimizi yapıyoruz. Her fırça darbesi bir ‘an’a denk geliyor. Eğer bütün anları güzel doldurursak, harika bir resmimiz olur demektir. Bütün hayatı güzel yaşarız demektir.

Sizin sonsuzluğa giden anlarınız neler? …

Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Suskunluğum Asaletimdendir…

BCM8UU7CQAAZ6Oo[1]

 

Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..

Farkında olduğum için..

Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri..

O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere.

Sevdim; sevildim, paylaştım; dostum dedim..

En derinimde hissettim;

Anneme kızdım da kıyamadım;

Babam dedim..

Geçer dediklerimi geçirdim..

Biter dediklerimi bitirdim..

Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..

Gün oldu; silkindim, yeter dedim..

Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..

Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz..

Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde..

Haddinizi aşmayın ey faniler..

Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken,

Güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden..

Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep?

Uğraştırmayın da dağılın hadi..

Dağılın ve gidin, ama bilin..

Kör cehalet çirkefleştirir insanları!

Suskunluğum asaletimdendir…

Her lafa verecek bir cevabım var…

Lakin bir lafa bakarım lafmı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye…

* Mevlana

Dünyanın en saf ve güçlü antibiyotiği: Gümüş!

65231[1]

 

Eğer mikroplarla savaşan etkili ve geniş spektrumlu, enfeksiyonun süresini kısaltan bir madde bulsaydınız bunun tüm zamanların en önemli buluşu olduğunu düşünmez miydiniz?

Böyle bir madde gerçekten mevcut. Bu en saf elementlerden biri de gümüşten elde ediliyor. Gümüş binlerce yıl antimikrobiyal olarak kullanılmış.

Gümüş tuzları kuşaklar boyu mucize iyileştirici olarak kabul edilmiş ta ki ilaç şirketleri onları unutturana kadar. Bunların yerini laboratuarda üretilmiş yapay antibiyotikler aldı. Önceleri onlar da mucize olarak kabul edildiler. Ancak o zamanlar daha antibiyotiğe dirençli organizmalar yoktu. Günümüzde bu sorun büyük bir tehdit oluşturuyor. O nedenle de gümüşe dönüş başladı ve gümüşün antibakteriyel ve antimikrobiyal özellikleri olduğuna kuşku yok.

Bu gerçek mucizevi madde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum gibi çok önemli elektrolitler ve 70 diğer mikro mineral içeriyor. Elektrolitler hücrelerin içi ve dışındaki sıvı dengesini ve vücuttaki asit-baz dengesini korurlar bu da hücre sağlığı için çok gereklidir.

Çoğu antibiyotik ancak yarım düzine mikrobu öldürürken toksik olmayan gümüşün yüzlercesini öldürebildiği belirtiliyor. En önemlisi de reçete edilen antibiyotiklere olduğu gibi mikroplar doğal antibiyotik etki yapan gümüşe direnç geliştiremiyor. Gümüş çok çeşitli bakterileri 3 yolla öldürüyor:

1- Gümüş bakterilerin hücre duvarlarını zayıflatarak parçalanmalarına neden oluyor.

2- Gümüş bakterilerin metabolizmasına müdahale ederek onları aç bırakıyor.

3- Gümüş bakterilerin hücre bölünmesini bozarak çoğalmalarına engel oluyor.

Herhangi bir bakterinin gümüşe direnç geliştirmesi söz konusu değil ve reçeteli antibiyotiklerden farklı olarak yetişkinler için de çocuklar için de güvenle kullanılabilir.

Ana akım tıp herkesin, ilaçlar ve ameliyatlar demek olan “modern” tıptan önce her şey çok kötüydü görüşüne inanmasını istiyor. Oysa penisilin bulunmadan önce gümüş pek çok enfeksiyon için etkili olarak kullanılıyordu. Ancak bu maddenin kullanımı hafızalardan silinmek istendi çünkü doğal bir madde olduğu içi patentlenemeyecek, tekelleştirilemeyecek ve reçeteyle satılamayacaktı.

İlaç şirketleri FDA nezdinde de lobi yaparak gümüşün tıbbi amaçlarla kullanılmasının yasaklanmasını istediler. Ancak FDA bile partiküler gümüş ve gümüş tuzlarını yasaklayacak zemin bulamadı. İlaç şirketleri de başka bir yola baş vurdu ve FDA’nın gümüşün yararları konusunda bilgilere ulaşılmasının sınırlandırmasını istediler. Sonunda tezgah üstü satışına engel olmayı başardılar. Bu şaka gibi çünkü gümüş grip, ateş, herpes, hepatit, bronşit, zatüre ve mantar enfeksiyonlarında yaygın olarak kullanılmaktaydı. Gümüş, gözler, kulaklar, boğaz, diş, burun, yanıklar, sokmalar, kesikler, atlet ayağı gibi dış enfeksiyonlarda da kullanılmaktaydı.

Neyse ki FDA araştırmacıların işlerini yapmalarını engelleyemiyor ve gümüş yeniden güçlü bir antibakteriyel ajan olarak kabul ediliyor. Ameliyatlarda kullanılan çivi ve vidaların olası enfeksiyonları önlemek için gümüş kaplamalı yapılmaları konusunda teknoloji araştırmaları yapılıyor.

Avustralya Adelaide Üniversitesi’ndeki doktorlar rinit ve sinüziti antibiyotiklerle tedavi etmekte zorlanıyorlarmış. Yeni bir çalışma ile suya gümüş parçacıklarının eklenmesiyle hazırlanan bir burun sprayinin başarıyla kullanıldığını gösterdiler. Kronik rinosinüzit oluşturan Stafilokokus aureus bakterilerinin daha önce tedavi edilemeyen semptomlarının başarıyla tedavi edildiği gösterildi.

Gümüşün romatoid artritte kullanımıyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Polonyalı araştırmacılar gümüşü stafilokok, e.koli ve diğer öldürücü bakteriler üzerinde denemişler ve sonuç başarılı olmuş.

Kaynak: Sağlıkla KAL

Fatoş Pabuccu Tuncay

Ruh temizliği,arılığı,saflığı için 5000 yıldır Hindistan da Fesleğen kullanılıyor.

13310554_10156921329920557_8694889664654414331_n[1]

 

Ruh temizliği,arılığı,saflığı için 5000 yıldır Hindistan da Fesleğen kullanılıyor.
Ruh;Enerjiden oluşmuş Bilinç ,düşünme sistemidir.Bilimde Nöronlardır.
Bedenimizin tek enerji kaynağı oksijendir.
Fesleğen tıkanmış sinir sistemini açar.
Bol oksijenle beden enerji yani yeni sağlıklı hücre üretir.

kaynak: sağlıkla kal

Fatoş Pabuccu Tuncay

Işıl İpekçinin De Takılarının Olduğu 4 Hazirandaki Açılışa Hepinizi Bekliyoruz…

13315537_879504042177984_6142873896384030658_n[1]

Işıl İpekçi bizlere birbirinden güzel takılar tasarladı ayrıca melekler de cabası…

4 Haziran Ctesi
Valikonağı Caddesi, Şakayık sokak, Tuna Palas Apt. N: 53 Nişantaşı
Istanbul saat16.00 daki sergiye hepinizi bekliyoruz.

IŞIL iPEKÇİ:0536 508 19 73

Sözlü bir saldırı da en az fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır.”

maxresdefault[1]

 

 

Babası oğluna bir torba çivi verir ve ona sabrını her kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler. Birinci gün çocuk 37 çivi çakar. Haftalar ilerledikçe çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar. Daha sonra, kendini kontrol etmesinin gidip kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır. Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir.
Bu defa baba, oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda çivi sökmesini söyler. Günler geçer ve en son çivi söküldüğünde çocuk yine babasına haber verir. Babası çocuğu elinden tutar ve kapağın yanına oturur ve şöyle der:
“Bak oğlum çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak.
Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaklar. Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur. Ne kadar özür dilersen dile o yara daima orada duracaktır. Sözlü bir saldırı da en az fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır.”
Sokrates